"Maliye Bakanı'nın İyileşme Ajandası"

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 2010’dan umutlu. İlk çeyrekte çift haneli büyüme rakamına ulaşılabileceğini düşünüyor. Türkiye ekonomisindeki en büyük 3 sorunu “kayıt dışılık”, “düşük tasarruf oranlar...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Maliye Bakanı'nın İyileşme Ajandası

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 2010’dan umutlu. İlk çeyrekte çift haneli büyüme rakamına ulaşılabileceğini düşünüyor. Türkiye ekonomisindeki en büyük 3 sorunu “kayıt dışılık”, “düşük tasarruf oranları” ve “geleneksel sektörlerdeki dönüşüm ihtiyacı” olarak sıralıyor. Kayıt dışı ile mücadelede yapacaklarını tüm detaylarıyla anlatan Şimşek, bu konuda devletin birçok kurumuyla işbirliği içinde önemli mesafeler almayı hedefliyor. Ar-Ge reformuyla teknoloji yoğun üretime verdikleri desteklerin, ilk meyvelerini vermeye başladığını belirtiyor ve dünyanın ünlü şirketlerinin Ar-Ge merkezlerini Türkiye’ye taşımaya başladığına dikkat çekiyor. IMF’siz olarak hayata geçirilecek Orta Vadeli Program kapsamında istihdamda artış sağlamak hedefiyle bir dizi yeni uygulamayı hayata geçirmeyi planladıklarından bahsediyor. Kamu kesiminin borçlanma gereksinimini azaltmayı ve özel sektörün kullanabileceği kaynakları artırmayı hedeflediklerini söyleyen Şimşek, Orta Vadeli Program’ın bu hedeflerine ulaşabilmesi için sosyal güvenlik, sağlık, yerel yönetimler ve enerji gibi pek çok alanda yeni düzenlemeleri hayata geçireceklerini vurguluyor.

hedGlobal Ekonomideki Tehditler

Krize karşı uygulamaya konulan olağanüstü maliye ve para politikalarının sürdürülebilirliği, küresel ekonomideki toparlanmaya ilişkin belirsizliklerin temel kaynağını oluşturuyor. Bu genişletici politikaların geri çekilmesindeki zamanlama ve koordinasyon becerisi, küresel ekonominin toparlanma sürecinde kritik rol oynayacak. Bu çerçevede son dönemde Çin’in bir miktar frene basması, Hindistan ve diğer bazı ülkelerin para politikasında sıkılaştırmaya gitmesi küresel büyümeye ilişkin yeni soru işaretleri yarattı. Brezilya’nın mali canlandırma programını ortadan kaldırması gibi hususlar da küresel büyümeye ilişkin kaygıları artırıyor.

Ayrıca başta Yunanistan olmak üzere İngiltere, İtalya, İspanya, Belçika, Portekiz, İrlanda ve bazı AB ülkesi ekonomilerinin bütçe açıklarında ve kamu borçlarında yaşadığı sorunlar, küresel ekonomide toparlanmanın yavaş olacağını gösteriyor.

İş Dünyası Neye Dikkat Etmeli?

Günümüzde ticarete konu mallar içinde bilginin ve teknolojinin payı giderek artıyor. Bu nedenle iş dünyası, bilgiye dayalı bir ekonomik dönüşüm sürecine girmeli. İhracatta yüksek teknolojiye dayalı ürünlerle daha yüksek katma değer yaratılmalı. İnsan gücü, bilgi üretiminde, teknolojik ve ekonomik gelişmede önemli rol oynuyor. Giderek artan bilgi yoğunluğu nedeniyle bu bilgileri anlayabilecek, kullanabilecek ve yeni bilgiler üretebilecek yüksek nitelikli insan gücü, ülkeler için en kritik unsurlardan biri haline geldi.

Etkin bir inovasyon kültürünün sağlanması, krizin etkilerini azaltmak ve kalıcı rekabet avantajı yakalamak açısından önemli. Rekabet edebilmek için mutlaka yeni ürünlere, maliyetlerin düşürülmesine, yeni üretim biçimlerine ihtiyaç var. Bu da ancak Ar-Ge ve inovasyon ile mümkün. Örneğin Finlandiya ve Güney Kore, Ar-Ge ve inovasyon yatırımları sayesinde 1990 krizinden çok daha güçlü olarak çıkmayı başardı.

Özel girişimciler, sadece istihdam yaratan, ülkeye döviz kazandıran, vergi ödeyen değil, uluslararası rekabette ülke ekonomisini ayakta tutan bir güçtür. Bu nedenle Ar-Ge ve inovasyon yatırımlarını artırarak yeni ürünlere, yeni pazarlara yönelmeleri ve ülkemizin rekabet gücünün artırılmasına katkıda bulunmaları gerekiyor. Türkiye, bölgesinin güçlü bir üyesi. Bunu bilerek bölgemizdeki ticari fırsatlardan faydalanmalıyız.

Büyüme Hedefi Aşar mı?

Türkiye kriz dönemini iyi biçimde atlattı ve 2010 yılına da çok iyi bir başlangıç yaptı. Bu, Türkiye için çok olumlu, çok cesaret verici. Bunun devamına ilişkin benim beklentim güçlü. Türkiye ekonomisi, 2009’un son çeyreğinde beklentilerin üzerinde, yüzde 6 büyüdü. Bu büyüme rakamı, krizin etkilerinden hızla kurtulduğumuzu gösteriyor. Yine 2009’daki yüzde 4,7’lik daralmamızı, AB ülkeleri ile karşılaştırdığımızda en az daralan ülkelerden birisi olduğumuzu görüyoruz.

2008 yılının son çeyreğinden itibaren eriyen stokların, 2009 yılının son çeyreğinde büyümeye katkısı tekrar pozitif oldu. Sanayicinin ve ihracatçının stoka üretim yapmaya başlaması, geleceğe yönelik beklentilerin iyileşmesiyle doğrudan ilgili. 2010’un ilk çeyreğine ilişkin sanayi üretimine, tüketim endeksine, reel kesim güven endeksine, ithalat ve vergi gelirlerine baktığımızda, toparlanmanın sağlam bir şekilde devam ettiğini görüyoruz. Bu göstergeler ışığında, 2010’un ilk çeyreğinde çift haneli bir büyüme olacağını tahmin ediyorum.  

Kriz sonrası ilk yıl olan 2010 yılı için öngördüğümüz büyüme oranı yüzde 3,5’tir. Bu, oldukça mütevazı bir oran. Bu rakamı, önümüzdeki dönemde açılayacağımız OVP’de daha da yükseltebiliriz. Başta IMF, Dünya Bankası ve OECD olmak üzere birçok uluslararası kuruluşun Türkiye’ye ilişkin tahminleri de bu oranın üzerinde. Sadece 2010’da değil, 2011 yılında da Türkiye’nin dünyanın en hızlı büyüyen ekonomileri arasında yer alacağı yine uluslararası kuruluşlar tarafından ifade ediliyor. Örneğin Euro Bölgesi için büyüme tahminleri yüzde 0,6 ile yüzde 1,6 arasında değişmektedir. 2010 yılına ilişkin Türkiye ile Euro Bölgesi’ne ilişkin tahminler, bu çerçevede gerçekleşirse Türkiye Avrupa’nın birkaç katı büyüyecektir. 

Türkiye'nin Yeni Fırsatları

Türkiye, tamamen dışarıdan kaynaklanan bir krizle karşı karşıya kalmasına rağmen krizden çıkış stratejisini ortaya koyan ilk ülkelerden birisi oldu ve güçlü makroekonomik dengelerini koruyabildi. Birçok ülkenin aksine Türkiye’de büyük ölçekli zincirleme iflaslar yaşanmadı. Türkiye’nin krize karşı sergilediği dayanıklı görünümde, güçlü bankacılık sektörü, sağlam kamu mali yapısı ve köklü yapısal reformlar etkili oldu.

Özellikle yükselen piyasalarda çok hızlı bir iyileşme süreci yaşandığı bu dönemde Türkiye’nin, krizin olumsuz etkilerinden kısmen kurtulduğunu ve yeni bir büyüme sürecine girdiğini uluslararası çevreler de açık bir şekilde kabul ediyor. Türkiye’nin 2010’da Avrupa’da en hızlı büyüyecek ülke olması bekleniyor. OECD’ye göre ise 2011’de dünyada en fazla büyüyecek ülke Türkiye olacak. IMF verilerine göre 2010-2014 dönemi büyümesine ilişkin beklenen eğilimin devam etmesi halinde Türkiye’nin, 2026’da dünyanın 13’üncü büyük ekonomisi olacağı öngörülüyor.

Türkiye, bölgenin en büyük ekonomisi ve en genç sanayi devidir. Avrupa Birliği ülkelerinde satılan her 3 beyaz eşyadan 1’i, Türkiye’den ithal ediliyor ve bu 30 yılda gerçekleşti. Eğer kamu olarak da evimizi düzene koyabilirsek ki mali kural, evi düzenleme konusunda çok önemli bir altyapı, bir çerçeve oluşturuyor. Eminim ki Türkiye 2040’lı, 2050’li yıllarda dünyanın en gelişmiş, kişi başına milli geliri 60 bin dolar civarında olan, dünyanın en büyük ilk 10, Avrupa’nın en büyük 3’üncü ekonomisi noktasına gelecek.

Enflasyonla Kararlı Mücadele

Krize karşı kendi tedbirlerimizi aldık. Likidite ve fon akışının sorunsuz bir biçimde işlemesini sağlamak, reel sektöre destek olmak, istihdamı teşvik etmek ve finansman kaynaklarını çeşitlendirmek amacıyla çok sayıda önlemi hayata geçirdik. Gelişmeleri yakından takip ederek mali disiplinden ve yapısal reformlardan taviz vermeden gerekli önlemleri aldık. Şu ana kadar aldığımız önlemlerde başarılı olduk. Gerekli görüldüğünde ilave önlemler de alınacak.

Enflasyon, sürdürdüğümüz kararlı mücadeleyle son 40 yılın en düşük düzeyine indi. 2009 yılı itibarıyla enflasyon yüzde 6,5’e kadar düştü. 2010’un ilk yarısında mevsimsel faktörlerin ve ilave olarak aldığımız önlemlerin enflasyon üzerinde etkili olacağını öngörmüştük. Bu etkiler geçici ve zamanla sistemden çıkacak. Nitekim şubat ayında yüzde 10,1’e yükselen enflasyon, mart ayında özellikle işlenmemiş gıda fiyatlarındaki düşüşün etkisiyle yüzde 9,6 düzeyine geriledi. Enflasyonun yılın son çeyreğinden itibaren geçici etkilerin ortadan kalkmasıyla tekrar düşüş sürecine girmesi bekleniyor.

Yeni Çıpa OVP mi?

Türkiye’nin IMF’siz bir politika izlemesi son derece önemli bir husus. Hükümetimiz mali disiplini sürdürmeyi başardığı ölçüde büyümeyi, en azından faiz ve kredi yönünden, IMF'nin kaynakları olmaksızın desteklemiş olur. Orta Vadeli Program (OVP) ve mali planla küresel krizden çıkışımızın temel politikalarını ve hedeflerini ortaya koymuş bulunmaktayız. Programda temel hedeflerimiz, büyümeyi kademeli olarak potansiyel seviyesine yükseltmek, istihdamda nispi bir artış sağlamak, enflasyondaki düşüş trendini devam ettirmek ve kriz nedeniyle bozulan kamu dengelerini yeniden tesis etmek. Programla hedeflenen büyüme modeli doğrultusunda kamu kesiminin borçlanma gereği azaltılarak özel sektörün kullanabileceği kaynakların artırılması hedefleniyor.

Bu programın yapısal reform ayağı da güçlü. Orta Vadeli Program, sosyal güvenlik, sağlık, yerel yönetimler ve enerji gibi pek çok alanda atılması gereken önemli adımları içeriyor.

Mali kural ile uzun vadeli bir mali çıpa oluşturduk. Bu çıpa ile 10-15 yıl sonraki ideal bütçe dengesi, ideal borç stoku için yıllık mali uyum politikası uygulayacağız. Mali kural, Türkiye’nin belki de ilk defa uzun vadeli bir mali hedefi kendine koyup o hedefe nasıl ulaşacağını ilan ettiği bir programdır. Bu uygulama, hem Türkiye’de uzun vadeli karar almayı kolaylaştıracak hem de uzun vadeli işlemlerin önünü açabilecek önemli bir unsur olarak ortaya çıkıyor. Bütçe hazırlıkları bu çerçevede gerçekleştiği takdirde, Türkiye’nin ekonomik istikrarına son derece büyük katkı sağlayacak.

Önümüzdeki süreçte mali disiplin ve yapısal reformlar taviz vermeyeceğimiz konular olacak. Maliye Bakanlığı olarak bu dönemde mali kuralın yasallaştırılması ve 2011 bütçesinin yeni mali kural çerçevesinde hazırlanması önceliğimiz olacak.

İşsizlik Nasıl Düşürülecek?

2009 Aralık döneminde işsizlik oranı, önceki yılın aynı dönemine göre 0,5 puanlık düşüş ile yüzde 13,5, tarım dışı işsizlik ise 0,2 puanlık düşüş ile yüzde 16,6 seviyesine geriledi.

İstihdam verilerine bir de mevsimsel etkilerden arındırarak bakmak gerekir. Buna göre işsizlik oranının 2009 Aralık ayında, zirve yaptığı 2009 Mayıs ayındaki düzeyinden yaklaşık 2,5 puan daha düşük seviyelerde olduğu görülüyor. Mevsimsellikten arındırılmış veriler, net bir şekilde işgücü piyasasının aralık ayında da iyileşmeye devam ettiğini gösteriyor.

Krizin işgücü piyasasına olumsuz etkilerini azaltmak amacıyla bir dizi önlem hayata geçirildi. Bu bağlamda hükümetimiz işsizliğe karşı üç aşamalı bir çözüm ortaya koydu. Nitelikli işgücü ihtiyacı için uzun vadede çözüm, eğitim ve eğitimin kalitesinin yükseltilmesidir. Hükümetimiz eğitime büyük kaynak aktarmaya devam ediyor. Orta vadede bölgesel kalkınma projelerinin işsizliği azaltmada önemli katkısının olacağına inanıyorum. Bu nedenle GAP, DAP ve KOP gibi bölgesel projelere krize rağmen kaynak aktarmaya devam ediyoruz. Son olarak kısa vadede meslek edindirme kursları gibi aktif işgücü piyasası politikalarını uygulamaya koyduk.

Önümüzdeki dönemde temel hedeflerimizden biri de istihdamda nispi bir artış sağlamak. Ayrıca esnek maliye politikasıyla üretim ve istihdam desteklenecek. Bununla birlikte esnek istihdam biçimleri yaygınlaştırılacak. Bu sayede istihdam imkanlarının geliştirilmesi, işsizliğin azaltılması ve işgücü piyasasının etkinleştirilmesi sağlanacak.

En Önemli 3 Sorun

Türkiye’nin en önemli üç sorunu kayıt dışılık, düşük tasarruf oranları ve geleneksel sektörlerdeki dönüşümdür. Bunlardan kayıt dışılık, birçok alanda işbirliği gerektirmesi ve bu konuda toplumun tüm kesimlerinde toplumsal bir bilinç oluşturması sebebiyle daha çok çaba gerektiriyor. Dünya geneline bakıldığında, kayıt dışılığın gerek gelişmekte olan ülkelerde gerekse gelişmiş ülkelerde çözümlenmesi gereken önemli bir sorun olduğunu görüyoruz.

İkinci sorun düşük tasarruflardır. Düşük tasarruf oranı, cari açığa neden oluyor ve ülke ekonomisini krizlere karşı kırılgan hale getiriyor. Maliye Bakanlığı olarak kamu tasarrufunu artırıcı politikalar üretiyoruz ve uyguluyoruz. Sosyal güvenlik alanındaki reformlarla orta ve uzun vadede tasarrufları artırmaya çalışıyoruz. Sosyal güvenlik açıklarını kapatmaya yönelik çok ciddi çalışmalarımız var. Ancak yurtiçi toplam tasarrufun ikinci bileşeni olan özel kesimin tasarrufunu artırmamız biraz daha zor bir konu. Çünkü her şeyden önce özel kesim tasarrufunu devletin tamamen kontrol etmesi güçtür.

Ayrıca Türkiye çok genç bir nüfusa sahip. Ortalama yaşımız 28 civarında. Bu rakam Avrupa Birliği’nde 40’ı aştı. Yani genç ve tüketen bir yapıya sahibiz. Ne zaman tükettiğimizden daha fazla üretir hale gelir, yani cari fazla verirsek yurtiçi tasarruflar istenilen düzeye gelecek. Bunun için daha ileri teknoloji ile daha rekabetçi ve daha yüksek katma değer yaratan bir üretim yapısına kavuşmamız gerekiyor.

Bu ise üçüncü olarak gördüğüm sorun, geleneksel sektörlerdeki dönüşüm sorunu ile ilgili. Geleneksel sektörler, etkinlik ve verimlilikten uzak, ihracat potansiyeli düşük sektörler. Bu sektörlerin üretim ve istihdamda payının düşük olması gerekiyor. Son 5–6 yılda bu sektörlerde ciddi bir dönüşüm yaşandı, bu sektörlerin üretim ve ihracattaki payı düştü. Ayrıca tarım sektöründen tarım dışı sektörlere ciddi bir istihdam kayması yaşandı. Bu istihdam kaymasıyla birlikte bir verimlilik artışı da yaşandı. Ancak güçlü bir üretim yapısına ve yüksek verimlilik düzeyine ulaşılmadıkça işsizlik sorununu aşmamız mümkün olmayacak. Bu açıdan geleneksel sektörlerin orta vadede daha düşük istihdam ile daha yüksek katma değer yaratabilir bir yapıya kavuşması Türkiye’ye büyük fayda sağlayacak.

Mehmet Şimşek’in 4 Kritik Hedefi

1. Verginin tabana yayılması, denetimde etkinliğin artırılması ve denetim standartlarının geliştirilmesi önemli hedeflerimiz arasında bulunuyor.

2. Vergi yükü çeşitli gelir grupları arasında adil olarak dağıtılmalı. Kayıt dışı ekonominin en bariz göstergesi mükellef sayımızın ülke nüfusuna oranının düşüklüğüdür. Hep aynı mükelleflerden alınan vergilerin artırılması beklenen gelir artışını sağlamaz. Bu nedenle vergi mutlaka tabana yayılmalı ve adalet sağlanmalı.

3. Gelir İdaremiz, mükellef odaklı çalışmayı ilke edinmiştir. Vergisini doğru olarak beyan etmek, ödemek isteyen mükellefe her türlü kolaylık sağlanıyor. Bizim bunca iyi niyetimize ve işi kolaylaştırmamıza rağmen vergi dairesinin kapısını dahi bilmeyen ya da kazancını sürekli eksik beyan eden mükelleflerimiz de var. Bunlara karşı her türlü yetkiyi yasal sınırlar içinde kullanmakta kararlıyız.

4. Verginin basitleştirilmesi, uyumun artırılması ile kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanılması diğer önceliklerimiz. Bu hedeflerimize ulaşmak için hızlı ve kaliteli hizmet sunan, saydam, hesap verebilir, öncü bir Maliye Bakanlığı’nın varlığı çok önemlidir.

Yeni Reformlar Kapsamında Neler Yapılacak?

2011 Bütçesi Nasıl Yapılacak?
Reformların en önemlilerinden biri mali kuraldır. Maliye Bakanlığı olarak bu dönemde, hem mali kuralın yasallaştırılması ve 2011 bütçesinin yeni mali kural çerçevesinde hazırlanması ve hem de diğer birtakım adımları atıyoruz. Bu adımların bir kısmı mikro düzeyde bir kısmı da genel birtakım reformları içerecek şekilde. VERGİ MEVZUATI BASİTLEŞECEK Vergi mevzuatının basitleştirilmesi de bu dönemde yapacağımız çalışmalar içerisinde. Bir diğer düzenleme, devlet yardımları konusu üzerine. Bakanlık olarak vergi tabanının genişletilmesine yönelik adımlar atıyoruz. E-fatura uygulamasına geçtik. Mukteza sistemi reforme edildi. Kayıt dışılık konusunda yasal düzenlemeyi ağırlaştıracağız.

Rekabet Gücü Artırılacak
Türkiye’de rekabet ortamını iyileştirmemiz ve uluslararası rekabet gücünü artırmamız gerekiyor. Bu işi birkaç eksende götürmeliyiz. İşgücü piyasasının esnek hale getirilmesi de önemli. Bununla ilgili yasal düzenlemeleri yapmaktayız. Aynı zamanda uluslararası arenada enerji, eğitim, altyapı boyutuyla da daha rekabetçi bir duruma ulaşmamız gerekiyor. Bu konulara sadece ekonomik yönden değil, bir bütün olarak bakmalıyız.

Yenilikçi ve Girişimci Yapı
Türkiye’nin yapacağı yatırımlarla daha yenilikçi, verimli ve performansa dayalı bir yapıya geçmesini hedefliyoruz.  Bunlar hayali öngörüler değil, ama hiçbir şey yapılmazsa da kolay erişilebilir hedefler değil. Mutlaka birçok ikinci ve üçüncü nesil reformları yapmakla olur. Ekonomik büyümeyi hızlandırmak, girişimciliğin ve yatırımların önündeki engellerin kaldırılması için bu reformlar hayati önem taşıyor. Reformları uygulamaya alıyoruz, ancak kalıcı sonuçların kazandırılması için mutlaka atılması gereken adımlar olduğunu da kabul ediyoruz.

Maliye Bakanı’nın Özel Yaşam Ajandası

* Maliye Bakanı Olarak Kaç Saat Çalışıyorsunuz?
Ortalama 13 saat. Ama 17-18 saat çalıştığım günler az değil.

* Bakanlık Yoğun Mesai Gerektiren Bir İş. Kendinize Ve Ailenize Ne Kadar Vakit Ayırabiliyorsunuz?
Maalesef pek fazla vakit ayıramıyorum. Memlekete hizmet fedakarlık gerektiriyor.

* İş Dışında Nasıl Vakit Geçirirsiniz?
Kitap okuyorum. Fırsat buldukça spor yaparım. Sinemaya giderim.

* Hobileriniz Var mı? Bunlara Vakit Ayırabiliyor musunuz?
Fotoğrafçılık. Ancak hiç vakit ayıramıyorum. Futbol, o da ayda 1-2 kez oynayabiliyorum.

* Gaziantepli Olarak Mutfak İle Aranız Nasıl? Yemek Yemeye Ya Da Yemek Pişirmeye Meraklı mısınız?
Eskiden yemek yapardım. Ama şimdi mutfağa girecek vakit bulamıyorum. Yemekte seçici değilim. Ama Gaziantep mutfağı tek kelimeyle leziz.

Türkiye’nin Güçlü Yönleri

Dış Şoklara Dayanıklı
Yapılan reformlar, Türkiye’nin dış şoklara karşı dayanıklılığını artırdı. Nitekim Eylül 2008’den bu yana 50’den fazla ülkenin kredi notu toplam 100 defadan fazla düşürüldü. Bu dönemde 14–15 ülke için yapılan 20 not artırımının 4’ü Türkiye’ye aiten, notu 2 kademe birden artırılan tek ülke Türkiye oldu.

Ar-Ge Merkezleri Türkiye’de
Cari açık sorununu kalıcı bir şekilde çözmek amacıyla yatırım ve istihdamı artırmak için yeni bir teşvik sistemi uygulamaya koyduk. Bu kapsamda Ar-Ge reformu ile verimliliği yüksek, inovasyona ve kaliteli ürüne dayalı, teknoloji yoğun üretimi destekledik. Dünyanın ünlü şirketleri Ar-Ge merkezlerini Türkiye’ye taşıyor. Türkiye patent başvurusunda yüzde 359 artışla dünyada Çin’den sonra 2’nci ülke oldu.

Yabancı Yatırımcı İçin Cazip
Türkiye, aynı zamanda genç ve dinamik nüfusu, kalifiye işgücü ile yerli ve yabancı birçok yatırımcının iş yapmak için tercih ettiği bir ülkedir. Türkiye’ye 2003 yılında 1,7 milyar dolarlık sermaye girişi gerçekleşmişken 2009 yılında bu rakam 7,6 milyar dolara ulaştı. Türkiye, Dünya Ekonomik Forumu’nun 2009–2010 Uluslararası Rekabet Gücü endeksinde 2 sıra yükseldi.

Rekabet Gücü Artış Trendinde
İş ortamının iyileştirilmesinde önemli mesafe alındı ve yatırımlarda artış kaydedildi. Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Koordinasyon Kurulu, 2009 başında kamu ve özel sektör işbirliğiyle yeniden düzenlenen eylem planlarını uygulamaya koydu. 2010 bütçesi ile alınacak tedbirler ve gerçekleştirilecek yapısal reformlar sayesinde, ekonomimizin rekabet gücü artacak, büyüme ve mali dengelerdeki iyileşmeler kalıcı hale gelecek. Böylelikle yerli ve yabancı yatırımcılara sağlam ve öngörülebilir bir ortam sağlanmış olacak.

İki Alanda Fırsatlar Var
Önümüzdeki dönemde özelleştirme ve enerji sektöründe yaşanan gelişmelere paralel olarak yabancı yatırımlarda bir artış bekleniyor. Türkiye’nin IMF ile stand by yapmamasına rağmen kredi notunun düşürülmemesi bu beklentide etkili oldu. 

En Çok Sorulan 2 Soru Ve Yanıtı

1-Vergi Affı
Son dönemde genellikle vergi affı, vergi reformu, vergi indirimi ve işsizlik konuları soruluyor. Hem vergi uyumunu hem de vergi adaletini bozucu nitelik taşıyan vergi affına karşı olduğumu daha önce de belirtmiştim. Bana göre vergi affı çok büyük adaletsizlik ve gündemimizde yok. Türkiye, OECD ülkeleri vergi yükü sıralamasında 30 ülke içinde 29’uncu sırada yer alıyor. Bu da Türkiye’de vergi yükünün ağır olduğu efsanesini çürütüyor. Şu anda gündemimizde hiçbir şekilde vergi indirimi yok. Bizim öncelikli hedefimiz, vergi yükünü adaletli dağıtarak, vergiyi tabana yayarak denetim standartlarının geliştirilmesi.

2- İşsizlik:
İşsizlik, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de gündemin en önemli maddelerinden biridir. Ama bu sadece bize özgü bir sorun değil. Krizle birlikte işsizlik, birçok ülkede artış gösterdi. ABD’de 2007’de yüzde 4,6 olan işsizlik oranı, gelen son verilere göre yüzde 9,7’ye yükselmiştir. Yine aynı dönemde işsizlik, İspanya’da yüzde 8,3’ten 18,8’e, Polonya’da yüzde 9,6’dan 12,7’ye, Yunanistan’da yüzde 8,3’ten 10,6’ya, Macaristan’da yüzde 9,8’den 10,8’e çıktı. Krizle birlikte Hükümetimiz işsizliği azaltmak, nitelikli insan gücünü artırmak, kayıt dışılığı azaltmak, istihdamı korumak ve artırmak için çeşitli düzenlemeler yaptı. Önümüzdeki süreçte de istihdam konusu bizim önceliğimiz olacak. Bu konuda gereken adımları atmakta kararlıyız.


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz