Nobel Ekonomi Ödüllü Prof. Michael Spence: Global ekonominin merkezi Asya’ya kayıyor

Prof. Spence, “Eğer uluslararası kuruluşlar pandemi sonrası oluşacak zorluklara etkin yanıt verecek, yeni ve çok taraflı bir yapı inşa etmek istiyorsa, Asya gerçeğini dikkate almak zorunda” diyor.

11.10.2021 14:20:000
Paylaş Tweet Paylaş
Nobel Ekonomi Ödüllü Prof. Michael Spence: Global ekonominin merkezi Asya’ya kayıyor

Global ekonominin ne zaman ve nasıl toparlanacağı tartışma konusu. Delta varyantı tahmin yapmayı güçleştiriyor. Nobel ödüllü ekonomist PROF. MİCHAEL SPENCE, “Pandemi tüm dünyada kontrol altına alınmadan gerçek bir global toparlanma olamaz” diyor. Salgının, global ekonominin ağırlık merkezinin Asya’ya kayışını hızlandırdığını savunan Spence, ekliyor: “Eğer uluslararası kuruluşlar, pandemi sonrası oluşacak zorluklara etkin yanıt verecek, yeni ve çok taraflı bir yapı inşa etmek istiyorsa Asya gerçeğini dikkate almak zorunda.”

Aslı Sözbilir

asozbilir@capital.com.tr

Capital Eylül 2021 sayısından

Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Christine Lagarde, geçtiğimiz ay yaptığı açıklamada Avrupa’da ekonomik toparlanmanın devam ettiğini, ancak COVID-19’un Delta varyantı nedeniyle sürecin halen kırılgan göründüğünü açıklamıştı. “Delta varyantı ekonomik risk dengesini sürüncemede bırakıyor” diyen Lagarde, görüşlerinde yalnız değil. 2001 yılında Nobel Ekonomi Ödülü’ne layık görülen, dünyaca ünlü ekonomist Prof. Michael Spence de Delta varyantının global ekonomideki olumlu havayı tehdit ettiği görüşünde. Spence’e göre bu güçlü varyant karşısında aşılamayı tüm dünyaya yayamamak da ikinci büyük risk. “Pandemi tüm dünyada kontrol altına alınmadan gerçek bir global toparlanma olamaz” diyen Spence, risklerin bununla sınırla kalmadığı görüşünde. Global ekonominin Delta etkisi altında enflasyon, bölgesel mali istikrarsızlıklar, piyasalarda yeniden varlık fiyatlaması gibi tehditlerle karşı karşıya olduğunu anlatıyor. Büyüme ve gelişmekte olan ülkelerde yoksulluğu azaltmaya yönelik çalışmalarıyla tanınan Prof. Spence, Stanford Üniversitesi İşletme Fakültesi eski dekanı ve halen öğretim üyesi. 2006-2010 arasında ABD’deki “Bağımsız Büyüme ve Kalkınma Komisyonu”na başkanlık yapan Prof. Spence, Küresel Asya Enstitüsü (Asia Global Institute) Danışma Kurulu eş başkanlığına devam ediyor. Pandeminin global ekonominin ağırlık merkezinin Asya’ya kayışını hızlandırdığını savunan Spence, bu noktada Çin ve Hindistan’ın doğal olarak öne çıktığını düşünüyor. Çin’in teknolojik büyümesinin ABD ile paralel devam edeceğini, ancak önümüzdeki dönemde ABD-Çin rekabetinde Çin’in nüfus üstünlüğüyle galip gelebileceğini söylüyor. Orta ve üst düzey gelir grubunda olan gelişmekte olan ülkelerin toparlanması konusunda “epeyce iyimser” olan Spence, kırılgan olanların daha alt gelir grubundaki ülkeler olduğunu vurguluyor. Spence, Türkiye konusunda ise “ihtiyatlı iyimser”… “Türkiye, zengin insan kaynağı nedeniyle hızlı şekilde toparlanabilir. Güçlü bir toparlanma iyidir ama eğer makroekonomik açıdan finansal olarak sürdürülebilir değilse o kadar da iyi değildir” diyor. Prof. Michael Spence ile global ekonominin gidişatını değerlendirdik:

Bir yandan aşılama artıyor diğer yandan birçok ülke yeni varyantlarla mücadele ediyor. Bu ortamda global ekonominin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Başlarda tüm önemli sektörler kapandığı için pandeminin etkisi, tüm ekonomilerde çok olumsuz oldu. Toparlanmanın hızı da aşıların yaygınlığına bağlı olarak çeşitlilik gösterdi. Delta varyantı muhtemelen önemli bir sorun oluşturacak, ancak bu sorunun ne kadar ciddi olacağını bu noktada bilemiyoruz.

Dünyanın farklı bölgeleri salgının yol açtığı resesyondan nasıl etkilenecek? Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler göreceli olarak nasıl performans gösterecek?

Gelişmiş ülkeler, aşı sırasının en başına yerleşti ve bu da bu ülkelerin hızlı toparlanmaları anlamına geliyor. Agresif koruma önlemleri alan Çin, bir istisna. Bu önlemler Çin ekonomisinin diğer her ülkeden daha hızlı toparlanmasını sağladı. Artık elimizde aşıya erişim hızına bağlı olarak değişik hızlarda ilerleyen bir toparlanma var. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki bu farkı kapatmak önemli bir uluslararası öncelik olmalı. Ama kötü senaryo, gelişmiş ülkeler ek aşılamayı planlarken ve çok miktarda aşı alabilirken gelişmekte olan ülkelerin aşıya erişiminin uzaması.

Sizin toparlanma senaryonuz nasıl? Eğer toparlanmayı varılacak bir yer olarak hayal edersek bu yolculuğun sizce neresindeyiz?

Söylemesi zor… İlkbaharın sonlarında toparlanmanın 2022’nin sonu itibarıyla büyük ölçüde tamamlanacağını söylüyordum. Ancak Delta varyantı ciddi bir engel ve giderek yaygınlaşıyor. Ek olarak gelişmekte olan ülkeler (Özellikle de geliri daha düşük olanlar) aşıya erişim, iklim krizi, sınırlı mali kaynaklar ve bazı durumlarda iç yönetim problemleri gibi birçok sorunla karşı karşıya. Delta varyantı gelişmiş ülkeleri ek aşılama planları yapmaya itiyor. Bu da aşıların gelişmekte olan ülkelere ulaşmasını daha da geciktirecek. Kısaca önümüzdeki resim, şu anda 3 ay öncekinden bile daha zor ve daha karmaşık.

Toparlanmaya sizce hangi bölge veya ülke liderlik edecek?

Çin, büyüklüğü sayesinde önemli bir ağırlığa sahip olmaya devam edecek. Ek olarak Delta varyantını kontrol alabilmeleri koşuluyla büyüme hızları gelişmekte olan ülkelerden daha fazla. ABD ve Avrupa toparlanmaya büyük katkı sağlayacak. Büyük orta gelirli ülkeler de öyle ama Brezilya gibi bazı ülkeler virüsü kontrol altına almakta zorlanıyor. Bir olumsuz etken, ciddi kıtlıklar, pandeminin neden olduğu tedarik zinciri sıkıntıları ve bazı ekonomik aktörlerin pandeminin yol açtığı ekonomik şoka verdikleri tepki… Bunlar geçici şeyler ama halledilmelerinin ne kadar süreceğini bilmiyoruz. Bu da toparlanma sürecine bir müddet için ek bir kısıtlama ve zorluk getirecek.

ABD Başkanı Biden’ın uluslararası ekonomi politikalarını halefiyle karşılaştırdığınızda nasıl buluyorsunuz? Büyük farklılıklar nerelerde olacak?

Bir önemli fark, Biden’ın uluslararası kurumları ve operasyonları destekliyor olması… Trump öyle değildi. Biden Avrupa, Asya, Latin Amerika ve Afrika’daki müttefiklerle ilişkileri ve karşılıklı güveni tekrar inşa etmeye çalışacak. Ama bu kolay değil. Şu ana dek Biden ve Trump, Çin konusunda birbirlerine benzer tutumlara sahip ve bu tutum epeyce saldırgan bir pozisyon içeriyor. Bu muhtemelen en azından şimdilik temel olarak iç politika yüzünden böyle. Ama bu, uzun vadede akıllıca bir tutum değil, çünkü ortak hareket etmeyi gerektiren çok fazla önemli konu var: İklim, sağlık, nükleer ve diğer silahlarla ilgili anlaşmalar gibi…

OECD Başkanı, Biden’ın mali destek paketinin dünya ekonomisine ciddi anlamda destek olacağını söylüyor. Sizce Biden’ın başkanlığı dünyanın siyasi ve ekonomik görünümünü nasıl değiştirecek?

Biden’ın mali politikalarının sadece ABD ekonomisine değil tüm dünya ekonomisine destek olacağı fikrine ben de katılıyorum. Ancak bununla birlikte uzun vadeli trend, ekonomik büyümenin ve nüfus büyüklüğünün doğal bir sonucu olarak global ekonominin Asya’ya kaymasıydı ve hala da öyle... Çin ve Hindistan doğal olarak bunun büyük bir parçası. Diğer yandan küresel ticaret ve yatırım oyununun kuralları hakkındaki konsensüs de kırılmış durumda. Şu ana kadar bu kuralları ikame etmek için yeni normlar ve kurallar üzerinde çalışıldığına dair bir emare de yok. Yani gelecek bu açıdan epeyce kaotik ve çalkantılı olabilir.

Çin’in ekonomik ve mali bir güç olarak ABD’nin yerini aldığına dair uzun zamandır devam eden bir tartışma var. COVID-19 faktörü de göz önüne alındığında Çin’in dünya ekonomisindeki güç dengeleri içindeki yeri değişebilir mi?

Çin ekonomisi giderek daha büyük, daha güçlü ve teknolojik olarak daha gelişmiş hale geliyor. Bu trend muhtemelen devam edecek. Birkaç yıla daha ihtiyacı var, özellikle bazı teknolojik alanlarda… Ama Çin bu hedefine ulaşacak. Bana göre Çin ve ABD teknolojik olarak benzer gelişmişlikte olacak. Ancak nüfusu, ABD’nin 4 katı büyüklüğünde olduğu için Çin ekonomisinin ABD’den daha büyük olmasını beklemek mantıksız olmaz.

Salgına karşı alınan önlemlere baktığınız zaman hangi ülkeler sizi daha fazla endişelendiriyor? Türkiye gibi piyasalarına yeterli desteği veremeyen ülkelerin toparlanma konusunda ne gibi dezavantajları olacak?

En büyük endişem ve kesinlikle bu önemli bir endişe, daha sınırlı kaynaklar, geç kalmış aşılama, salgınla mücadelede yaşanan problemler ve bazı durumlarda iklim krizinin ciddi etkileri nedeniyle daha alt gelirli gelişmekte olan ülkelerin geride kalması. Türkiye, kaynakları bol ve insan kaynağı harika olan orta gelirli bir ülke. Makul derecede hızlı ve başarılı bir şekilde toparlanabilir.

Sizce pandemi küreselleşme karşıtı trendi hızlandıracak mı? Eğer öyleyse bunun global ekonomi ve özellikle de gelişmekte olan ülkeler üzerindeki etkileri ne olacak?

Bu iyi bir soru ve cevabını vermek de zor. Çoğumuz için umut, pandeminin birbirimize olan ihtiyacımızın ve uluslararası arenada katılımcı bir bakış açısına olan gereksinimin altını çizmiş olması. Ancak aşı milliyetçiliği, şu ana kadar yetersiz kalan uluslararası tepkiler ve diğer gerginlikler yüzünden insanların daha kuşkucu hale gelmesi ve çalışan bir uluslararası sistemin inşa edilebileceğine dair umutların yitirilme ihtimali var. Bu, kimse için ama özellikle de gelişmekte olan ekonomiler için iyi olmaz.

Küresel ekonomik görünüme baktığınızda pandeminin eşitsizliği nasıl etkilediğini düşünüyorsunuz? Sosyal sınıflar arasındaki fark pandemi sonrası nasıl şekillenecek?

Pandemi, eşitsizliği hem ülkeler içinde hem de uluslararası olarak hemen her yerde daha kötü hale getirdi. Bu problemin üstesinden gelebilmek zor bir iş. Büyük mali destekler açıklamaya gücü olan ülkelerin çoğu, bu destekleri gelir azalması şokunu aşmak üzere tasarladı. Ancak elbette sınırlı mali gücü olan ülkeler de var. IMF’den alınabilecek desteklerin büyüklüğünü tekrar tasarlamak işe yarayabilir ama o da yavaş ilerliyor gibi görünüyor.

Yatırımcılar pandemi sonrasına hazırlanmak için piyasalarda hangi alanlara odaklanmalı? Hangi sektörler ve bölgeler daha fazla umut verici görünüyor?

Yüksek büyüme, yatırım alma ve gelir getirme potansiyeli olanlar dijital dönüşüm, biyomedikal ve bunlara ek olarak teknoloji, sağlık, iklim sorunları ve enerji geçişi alanlarında faaliyet gösteren şirket ve teknolojiler. Buna bağlı bir diğer konu da girişimcilik faaliyetlerinin ve onları destekleyen ekosistemlerin giderek daha küresel hale geliyor olması. Bu son 10 yıl civarında gerçekleşti ve çok iyi bir şey. İkinci sorunuza gelirsek bence birçok değişik ülkede ciddi yatırım fırsatları görüyoruz ve görmeye devam edeceğiz. 1 milyar dolar değerine hızla ulaşan şirketleri dünyanın her ülkesinde bulabiliyoruz. Bu büyük bir fırsat…

Dünya ekonomisi için 2021 ve sonrasında en büyük risk ve zorluklar neler?

Birçok risk ve zorluk var. Biri kesinlikle Delta varyantı olabilir. Aşılamayı tüm dünyaya yayamamak da ikincisi olur. Pandemi tüm dünyada kontrol altına alınamadan gerçek bir global toparlanma olamaz. Bir miktar enflasyon riski var. Ve bölgesel mali istikrarsızlık riskleri de var. Ayrıca merkez bankalarının sağladığı likidite tarafından desteklenen piyasaların fiyatları dolgunluğa ulaşmış durumda. Ciddi bir yeniden varlık fiyatlaması yaşayabiliriz.

2021 ve sonrasında gelişmekte olan ülkelerin, özellikle de Türkiye’nin kaderini nasıl görüyorsunuz? Gelişmekte olan ülkelerin yaşayabileceği en ciddi problemler neler?

Aşılar ve sonra da ekonomiyi yeniden başlatmak… Mali destek ve sürdürülebilir büyüme dengesini doğru tutturabilmek bir diğer mücadele alanı olacak. Ancak sonuç olarak çoğu orta ve üst düzey gelir grubunda olan gelişmekte olan ülkeler konusunda epeyce iyimserim. Kaynakları (insan kaynağı dâhil), yetkinlikleri ve çoğu durumda harekete geçme iradeleri mevcut. Daha kırılgan olan ülkeler daha alt gelir grubundakiler.

2021’in geri kalanında ABD Merkez Bankası’nın faiz politikaları hakkındaki tahminleriniz neler? Buradaki gelişmeler Türkiye’yi ve diğer gelişmekte olan ülkeleri nasıl etkiler?

Cevap vermek zor… Sesleri giderek artmakta olan bir “Varlık alımlarını azaltma ve sonunda da faizleri artırma korosu” var. ABD Merkez Bankası’nın duruşuna ve mesajlarına bakılırsa bunların çok hızla olacağını düşünmüyorum. Ancak daha önce olduğu gibi varlık alımlarının azaltılması sonucu oluşacak huzursuzluk, Türkiye ve diğer gelişmekte olan ülkeler için sıkıntı yaratabilir.

SALGIN DENGELERİ NASIL DEĞİŞTİRDİ?

KÜRESEL BAĞIMLILIK COVID-19 krizi öncelikle sağlık boyutunda küresel bağımlılığın altını çizdi. Bu tecrübe, liderleri; uluslararası kuruluşları, sistemleri, tedarik zincirlerini ve uluslararası iş birliğini güçlendirmeye yüksek öncelik vermeleri yönünde motive edecektir.

DİJİTAL GEÇİŞ Daha da fazlası pandemi e-ticaret, finans, sağlık hizmetleri ve eğitim gibi pek çok sektörde dijital teknolojilerin büyümesini önemli ölçüde hızlandırdı. Sonuç olarak ekonomilerimiz öngördüğümüzden çok daha önce dijital temellere dayanmaya başladı. Bu da var olan adaptasyon güçlüklerinin yönetilmesini daha da zor hale getirdi.

ASYA’NIN YÜKSELİŞİ COVID-19 krizi başka bir önemli “geçişi” daha hızlandırdı: “Global ekonominin ağırlık merkezinin Doğu’ya doğru kayışı”. Asya, ortalamada pandemiye daha etkili bir yanıt verdi ve ekonomik anlamda gelişmiş ekonomilerden ve pek çok gelişmekte olan ekonomiden çok daha hızlı toparlandı.

YENİ REALİTE Bölge şu anda modern ekonomik gücün iki boyutunda da gelişme kaydediyor: İç piyasanın büyüklüğü ve teknolojik liderlik. Eğer uluslararası kuruluşlar pandemi sonrası oluşacak zorluklara etkin yanıt verecek, yeni ve çok taraflı bir yapı inşa etmek istiyorsa Asya gerçeğini dikkate almak zorundalar.

“YEŞİL” TRENDLER Bu karanlık dönemdeki en aydınlık ve kritik gelişmelerden biri “yeşil büyüme modelleri”nin geniş faydalarıyla ilgili farkındalığın artmasıydı. Buna, güneş enerjisi gibi yeşil enerji teknolojilerinin elektrik üretimi gibi bazı önemli sektörlerde fosil yakıtlara rakip olması ve hatta üstün gelmesi gerçekliğini de ekleyince pandeminin “yeşil dönüşüme” önemli bir ivme kazandırdığı söylenebilir.

“KAPSAMLI GELİR DAĞILIMI POLİTİKALARI ŞART”

“EŞİTSİZ” ETKİLER COVID-19 krizi, pandeminin ekonomik etkileri oldukça “eşitsiz” yansıdığı için gelir desteğiyle ilgili kamu politikalarını gerekli kıldı. Çünkü perakende ve konaklama gibi emek yoğun sektörlerde çalışan düşük gelirli insanlar kapanmalar nedeniyle işsiz kaldı. Yüksek gelir seviyesine sahip olanlar ise çoğunlukla evden çalışabildi.

“DEĞİŞİM BAŞLIYOR” Buradan çıkardığımız ders şu oldu: Ekonomileri ve toplumları bir arada tutabilmek için kapsamlı gelir dağılımı politikaları şart. Eğer politika yapıcılar bu dersi içselleştirir ve gelir dağılımı konusuna daha güçlü şekilde eğilirse bu, iklim hareketi gibi pek çok reform alanı için büyük bir adım olacaktır. Kötü gelir dağılımı politikalarının göz ardı edildiği ya da bu konuda çok az telafinin yapıldığı uzunca bir dönemden çıkıyoruz. Umuyorum ki bu durum değişmek üzere…

“TÜRKİYE İÇİN İYİMSERİM”

KÖTÜ SENARYO OLASI Uzun vadede Türkiye ekonomisinin büyümesi ve gelişmesi hakkında iyimserim. Kısa vadede ise enflasyon ve faizler konusunda sıkıntılar var gibi görünüyor. Bu baskıların ve sorunların kötü yönetildiği bir senaryoyu hayal etmek mümkün.

“HIZLI TOPARLANIRSINIZ” Elbette orman yangınları da duruma yardımcı olmuyor. Türkiye, zengin insan kaynağı nedeniyle hızlı ve başarılı bir şekilde toparlanabilir. Güçlü bir toparlanma iyidir ama eğer makroekonomik açıdan finansal olarak sürdürülebilir değilse o kadar da iyi değildir.


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz