"Bir kare için 43 ülkede dolaştı"

Burhanoğlu, son 10 yılda gerçekleştirdiği çalışmaları “Ayrı Aynı” adlı bir kitapta topladı.

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Bir kare için 43 ülkede dolaştı
Fotoğraf doğduğundan itibaren hayatının içindeydi. Önce fotoğraf tutkunu babası için poz verdi. Ardından ondan öğrendikleriyle fotoğrafçılığa başladı. Banka müdürü olan babası Ali Rıza Bey’in sevdası ona da bulaştı. Üniversite eğitimi sonrasında gittiği İsviçre’nin olanakları ve muhteşem manzarası hobisinde ciddi bir yol almasını sağladı. Türkiye’ye döndüğünde ise fotoğraftan hiç vazgeçmedi. 30 yıl boyunca gördüğü her şeyde farklılığı yakalamak arzusuyla objektiften baktı. Ve yine fotoğrafçılık sayesinde dünyada farklı olduğu düşünülen pek çok şeyin aslında aynı olduğunu keşfetti.
Sözünü ettiğimiz kişi Taşıt Araçları Yan Sanayicileri Derneği (TAYSAD) Başkanı ve Farplas CEO’su Ömer Burhanoğlu. Fotoğrafçılığı sadece boş zamanlarını değerlendirdiği bir hobi olarak görmeyen Burhanoğlu, iş hayatı da dahil olmak üzere hayatı bir fotoğraf sanatçısının gözüyle algılıyor. Her şeye herkesten daha farklı bakmaya çalışırken, olaylara tıpkı geniş bir objektiften bakar gibi kapsamlı yaklaşıyor, objektifliği de elden bırakmamaya özen gösteriyor.
Bugüne kadar çok sayıda ülkeyi valizinde makinesiyle gezen Burhanoğlu, 43 ülkeden karenin yer aldığı çekimlerini kapsayan “Ayrı Aynı” adlı bir fotoğraf kitabı da yayınladı.
Fotoğraf çekerken acıkmadığını ve susamadığını belirten Burhanoğlu, adeta beynini boşalttığını söylüyor. İşe daha yüksek motivasyonla döndüğünü ifade ediyor. Fotoğrafın yaşamına diğer katkılarını da şöyle ifade ediyor: “Görsel hafızanın katkısı oluyor. Bizim gibi imalat sektöründe olan şirketlerde, gördüğünüz bir uygulamayı kafanızda canlandırabilmek onu kağıda dökebilmek çok önemli. Kapıdan içeri girdiğinizde gördüğünüz fotoğrafta sizin neyin rahatsız ettiğini fark ettiğiniz gibi fabrika içinde de rahatsız eden unsurları görebiliyorsunuz.”
TAYSAD Başkanı ve Farplas CEO’su Ömer Burhanoğlu, fotoğrafın hayatına nasıl girdiğini ve hayatında nasıl bir yer edindiğini Capital’e anlattı:
“DOĞDUĞUM EVDE  KARANLIK ODA VARDI”
Hobilerim arasında fotoğrafçılığın çok özel bir yeri var. Web sayfam ve kitabım var.
Ben doğduğumda evde karanlık oda vardı. Yani fotoğrafçılık bana babamdan kalma bir hobi. Babam ilk fotoğraf kulübü kurucularından. Önce poz vererek, sonra babamızı seyrederek, ondan bir şeyler öğrenerek çekmeye başladık. O zamanlar, rulo filmler vardı. Kullanılmış film kutularını toplar, içini kesip film yapardım. Çocukken ağırlıklı siyah-beyaz çekiyordum. Siyah-beyaz çekmenin kendine özel bir durumu var. Işığı çok iyi hesap etmeniz ve tonlamaları çok iyi ayarlamanız lazım. Ortaokul yıllarımda okul arkadaşlarımın fotoğraflarını çekmeye başladım. Lisede fotoğraf için sokağa çıktım. Babamın eski makinelerini kullanırdım. Üniversiteyi kazandığım için babam bana bir Canon AE-1 hediye etti. Bu makineyle birlikte profesyonelleştim. Daha bilinçli çekimler gerçekleştirdim. Yurtdışına fotoğraf çekmek için gitmeye bu yıllarda başlamıştım.
Daha sonra İsviçre’de staj yapmaya gittim. Staj yaparken fotoğraf laboratuarında çalışma fırsatı edindim. Özellikle bu hobiyi geliştirme adına çok şanslı olduğum zamanlardı. Sonsuz film ve kart imkanı vardı. Ülke manzara fotoğrafları çekme açısından çok elverişliydi. Orada kendimi geliştirme imkanı buldum.
“ÖNEMLİ OLAN  FARKLI BAKABİLMEK”
Bence fotoğraf çekme konusunda bir kişide var olması gereken en önemli özellik göz.
İyi fotoğrafçı, neyin fotoğraf olabileceğine karar verebilir. Ben hep şunu derim: Arkadaşlarla birlikte seyahate gideriz. Dönerken ben onlara çektiğim fotoğraflardan bir slayt gösterisi yaparım. Eğer insanlar ‘Burası neresi’ diye soruyorlarsa ben iyi bir iş çıkarmışım demektir. Çünkü onların göremediğini görmüşümdür.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz