İşini bıraktı, butik otel yarattı

İsviçre’de otelcilik ve işletme eğitimi alan Pir, 13 yıl lojistik sektöründe çalıştıktan sonra şimdi yılın 6 ayını Datça’da geçiriyor.

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
İşini bıraktı, butik otel yarattı

Tütün deposu, sinema, okul, düğün salonu olarak kullanılıyor. 200 yıllık tarihi konağı satın almasaydık, bir süre sonra yıkılıp yok olacaktı. Dolayısıyla konak alınıp bir işletme haline geldi. Buna en çok Datça’nın yerlileri seviniyor. Konağın yapılış hikayesi de oldukça ilginç. Rivayete göre, konak yapılacağı zaman 9 tane kurban kesilmiş. Kurbanların ciğerleri Datça’nın 9 ayrı noktasına konulmuş ve en geç çürüyen ciğerin bulunduğu Reşadiye mahallesindeki hava sirkülasyonunun en fazla olduğu yere konak yapılmış. Datça’ya hükmeden ve yarımadadaki vergileri toplayan Mehmet Ali Ağa, sık sık çıkan iç karışıklar nedeni ile hayalini kurduğu İstanbul’a gidememiş. Sarayda yakın akrabaları bulunan Mehmet Ali Ağa, sarayın ressamlarını Datça’ya getirerek konağın salonunun tavanlarını İstanbul’u tasvir eden resimlerle donatmış. Konağın en değerli yeri ise padişah için Avrupa’da hazırlanan yatağın bulunduğu baş oda. Mimarlar ve tarihçiler ilgi gösteriyor Konağa daha çok yabancılar ilgi gösteriyor. Türk turist daha az. Özellikle yurtdışından tiyatrocu, müze müdürü, sanat tarihi araştırmacısı çok konuğumuz var. Geçen yıl dünyanın en ünlü gezi dergisi Conde Nast Traveller tarafından mutlaka görülmesi gereken 20 yer arasında 7’nci sırada yer aldık. Bu da bizi çok gururlandırdı. Konağın restorasyonu Avrupa’da ve Amerika’da bile çok ender rastlanabilecek titiz bir çalışmayla gerçekleştirildi. Restorasyon yapılırken ahşap iskeletinin her bir kıymık parçası bile değerlendirildi. Kırık bir kapıyı atıp yerine yenisini koymadık. Konağın bir bölümünde Malta’dan gelen taşlar vardı. Bunların hepsi temizlendi, tekrar yerine konuldu. Konağın, dış bölümü horasan tekniği kullanılarak yapıldı. Duvarda eski kullanılan boyaları bulmak için analizler yapıldı. Duvarlar, tekrar eskiden kullanılan boyalarla boyandı. Yerlerde hep sedir ağacı vardı. Bunlar el dövmesi çivilerle tekrar monte edildi. Restorasyonun tümü arkeolojik kazı gibi bir çalışma oldu. Konağa gelen kişilerin zaten büyük bir bölümü mimar, sanat tarihçisi veya yurtdışında eski evlerde yaşayan insanlar. Konağa gelip hem tatillerini geçiriyor hem de yapılan restorasyonu inceliyorlar. Her odada farklı tarih Konak odalarında 200 yıl öncesinin havası korundu. Yörede yaşayanların anlattığı sözlü tarihle de şekillenen otelin odalarında eski konak ağırlama kültürü yaşatıyoruz. Örneğin, ilk restorasyona başladığımızda baş odanın kapısında ‘Yedi Uyurlar efsanesinin isimleri yazıyordu. Biz de bundan esinlenerek odalara yedi uyurların isimlerini verdik. Özellikle banyolarda ve tuvaletlerde eski kurnalardan kalem işlerine kadar ilginç detayları koruduk. Konağın içinde televizyon, klima gibi hiçbir yeni teknoloji yok. Her şey eskiden olduğu gibi bırakıldı. Bahçede 200 yıllık taş fırın var. Burada pide ve yemekler yapıyoruz. Konağın çok seçkin 5 odası var. En önemlisi, dünyadaki en özel odalardan bir tanesi olan baş oda. Burası ağanın odası. Sedirlerin, kanaviçelerin olduğu en özel oda. En seçkin misafirlerimizi burada ağırlıyoruz. Konağın bahçesine de 13 tane taş oda yaptık. Toplamda 18 odamız var. Dolayısıyla konakta en fazla 36 kişi oluyoruz. Samimi bir ortam var. Konak, 1 Mayıs’tan ekim sonuna kadar açık. :'Keşke hiç kapatmasak” diyoruz. Datça cennet gibi bir yer. Ben şehir insanıydım ancak Datça’ya gittikten sonra hayatım değişti. İstanbul tüketim şehri oysa Datça kaybolmuş değerlerin, insanların hep aradığı huzuru ve mutluluğu buldukları bir yer. Bize büyük şehirlerden çok fazla işadamı, yönetici geliyor. Onlar için burada kalmak çok özel bir müzede kalmak gibi oluyor. Aynı zamanda doğayla da iç içe oluyorlar. Geldiklerinde rahatlayıp, stres atıyorlar. Konağın bahçesinde kitap okumak, taze badem kırıp yemek insana tatlı bir rahatlık veriyor. “Datça stresimi azalttı”

HAYATIMI DEĞİŞTİRDİ
İstanbul’dan sonra yılın 6 ayı Datça’da yaşamanın hayatıma çok olumlu katkıları oldu. Bir kere stresim azaldı. Datça’da kendimi buldum. Yoğun iş hayatı içinde çok büyük bir rekabet ortamında çalışıyoruz. Ben de 13 yil ara vermeden bu rekabet dolu ortamın içinde çalıştım. Hızlı tempoya ayak uydurmak için mecburen koşmak zorunda kaldım. Ancak Datça gibi bir yerde yaşarsanız saatte 200 kilometre hızla giden bir araç gibi aniden durmuş oluyorsunuz.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz




Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.