100 binlerin hayatına dokunduk

Anadolu Grubu Onursal Başkanı Kamil Yazıcı ile Anadolu Eğitim ve Sosyal Yardım Vakfı’nı konuşmak için bir araya geldik...

6 OCAK, 20200
Paylaş Tweet Paylaş
100 binlerin hayatına dokunduk

Anadolu Grubu’nun kurucularındanKAMIL YAZICI, iş yaşamında 70 yılıgeride bırakan Cumhuriyet’in ilkkuşak sanayicilerinden. O dönemlerinşimdiye kıyasla daha kolay olduğunudüşünüyor. “Eskiden servet vesermaye azdı ama daha cesurhareket ediliyordu. Ona göre de yakazanıyordunuz ya kaybediyordunuz”diye konuşuyor. Bugün girişimciolmanın daha zor olduğuna da değinenYazıcı, kendi başarı formülleriniiyi ortaklıklar kurmak, istikbalidüşünmek ve şirketi sürekli geliştirmekolarak özetliyor. Şirketin gelişimindekurdukları vakfın önemini devurgulayan Yazıcı, “Vakıf bünyesindekitüm projelerimizle yüzbinlerce insanınhayatına dokunduk” diye konuşuyor.

Kamil Yazıcı, bundan 70 yıl önce rahmetli ortağı İzzet Özilhan’la Anadolu Grubu’nun temellerini attı. Biri Kayseri’nin, diğeri Niğde Aksaray’ın küçük bir köyünden çıkarak İstanbul’a gelen ve ticarete atılan iki genç girişimcinin yaşamı, aslında genç Cumhuriyet’in de en büyük başarı hikayelerinden biri. Sermaye ve servetin az, fırsatın ise çok olduğu bu dönemde iki ortak, tüm olanakları değerlendirdi. Özellikle dev uluslararası şirketlerle iş birliği yapmak onlara hem kurumsal hem cirosal anlamda önemli büyümeler getirdi. Ancak Yazıcı ve Özilhan, Anadolu Grubu’nu büyütürken sadece kişisel kazançla yetinmedi. O yıllarda henüz yeni bir olgu olan vakıflar üzerinden Anadolu’nun dört bir yanındaki ihtiyacı olan insanlara ulaşmayı da hedefledi. “Bu topraklardan kazandığımız parayla yine bu toprakların insanına fayda sağlamak istedik” diyen Kamil Yazıcı, bundan 40 yıl önce ortağıyla hayata geçirdiği Anadolu Eğitim ve Sosyal Yardım Vakfı’nın 70 yıllık iş hayatındaki en büyük gururu olduğunu söylüyor. “Vakfımız, bugüne kadar 29 binden fazla öğrenciye burs verdi. 600 binden fazla bedelsiz sağlık hizmeti sağladı” diye konuşuyor. Anadolu Grubu Onursal Başkanı Kamil Yazıcı ile Anadolu Eğitim ve Sosyal Yardım Vakfı’nı konuşmak için bir araya geldik. 

40 yıl önce Anadolu Eğitim ve Sosyal Yardım Vakfı’nı hangi hedeflerle kurdunuz?

 Vakfın hikayesi aslında 69 yıl önce ortağım rahmetli İzzet Özilhan’la tanışmamla başladı. Özilhan ve Yazıcı aileleri olarak yaptığımız ortaklık, önce Anadolu Grubu’nu ortaya çıkardı. Anadolu Grubu bünyesinde de 40 yıl önce Anadolu Eğitim ve Sosyal Yardım Vakfı’nı hayata geçirdik. En önemli amacımız insanımıza destek olmak, Anadolu’nun dört bir yanındaki ihtiyacı olan insanlara ulaşabilmekti. Bu topraklardan kazandığımız parayla yine bu toprakların insanına fayda sağlamak istedik. Özellikle eğitim ve sağlık alanlarında ihtiyacı olanlara yardımcı olma hedefimiz vardı. O dönemler neredeyse hiç özel hastane yoktu. Sağlık sistemi de bugünkü gibi değildi. İlk olarak Kartal’da bir hastane kurduk. Sonra İzmir Bornova’da bir hastane açtık. Ardından Gebze’de son derece modern ve tüm dünyaya örnek bir tesis olan Anadolu Sağlık Merkezi’ni hayata geçirdik. Aynı şekilde Anadolu’nun her yerinde okul ihtiyacı vardı. İlk sağlık yatırımlarından sonra eğitim alanında da okullar ve yurtlar yaparak gençlerin eğitimine destek olmaya çalıştık. Vakıf şu anda bir yandan eserlerine sahip çıkıyor, bir yandan da hem burs yoluyla hem projeleriyle eğitime destek olmak için önemli çalışmalar yürütüyor. 

Vakfın fonlanması anlamında nasıl bir sistem kurdunuz?

 Aslında vakfı ilk kurduğumuz yıllarda geliri çok fazla değildi. “Biz kurucular fani olduktan sonra bu iş nasıl yürüyecek, bu işi sağlama almak lazım” dedik ve bunu bir yönetmelikle korumaya aldık. Anadolu Grubu’nun tüm şirketleri belirli bir yüzde üzerinden vakfa gelir aktarımında bulunuyor. Bunu o zamandan sağlama almak için grubumuzun anayasasına dahil ettik. 

 40 yıl öncesinde iş dünyasının vakıflaşmaya bakışı nasıldı? 

 Bizim dönemimizin iş insanlarının çoğunda topluma hizmet etme, kazandığını memleketinin insanlarıyla paylaşma duygusu vardı. Ama vakıf kurmak o dönemler çok yaygın değildi. Bu konuda ilk harekete geçen bizden 10 yıl önce kendi vakfını kuran Vehbi Koç oldu. Ondan sonra çok yakın zamanlarda biz, Sabancı ve Eczacıbaşı vakıflar kurduk. Prensip olarak yaptıklarımızı anlatmaktan hep uzak durduk. Özellikle ben hem grupta iş olarak yaptıklarımızı anlatmaktan hem vakıf olarak yaptıklarımızı kamuoyuyla paylaşmaktan kaçındım. Fakat şimdi bunun hata olduğunun farkındayım. Bugün pek çok vakfa kıyasla çok daha fazla yatırım yapıp çok güzel işler, birçok değerli proje hayata geçirmemize rağmen, toplum bunları bilmiyor. Sosyal sorumluluk alanında yapılan işlerin anlatılması, herkesin bilmesi ve daha fazlasının yapılması için örnek oluşturması gerekiyor. 

Peki vakıfla kaç kişinin hayatına dokundunuz? Nasıl bir değer yarattınız?

 Vakfımız, kurulduğu günden bugüne dek 29 binden fazla öğrenciye burs verdi. 50 binden fazla kişiye 600 binden fazla bedelsiz sağlık hizmeti sağladı. Bursiyerlere, gönüllü profesyoneller tarafından mentorluk hizmeti veriliyor. Anadolu’nun dört bir yanında 80 binin üzerinde öğretmene sosyal girişimcilik eğitimleri verildi. John Hopkins Medicine ortaklığıyla kurduğumuz hastanemiz, Anadolu Sağlık Merkezi’nde vatandaşlarımıza dünya standartlarında hizmetler sunuyoruz. Tüm projelerimizi hesaba kattığımızda, yüzbinlerce insanın hayatına dokunduğumuzu söyleyebiliriz. 

 Vakıf bünyesinde yaptığınız özelikle hangi projeler size en büyük gururu verdi? 

 Özellikle yaptırdığımız eserler benim için büyük gurur kaynağı. Vakfımız, bugüne kadar Anadolu’nun farklı yerlerinde okul, yurt, eğitim kurumu, hastane ya da sağlık ocağı olmak üzere, 50’den fazla kalıcı eser yaptırdı ve ilgili bakanlıklara teslim etti. 

Bundan sonra vakfın ulaşmasını istediğiniz nokta neresi?

 Vakfın yönetim kurulu başkanlığını 8 yıl önce ikinci neslimizin başarılı temsilcisi olan Tuncay Özilhan’a devrettik. Yönetim kurulu başkan yardımcılığını da kızım Nilgün Yazıcı üstlendi. İki ailenin yönetimi ve desteğiyle vakıf faaliyetlerine her zaman devam edecek. Vakfın odağında yine eğitim ve sağlık olacak. 

 Siz Cumhuriyetin birinci kuşağısınız… Büyük zorluklar yaşadınız ama büyük başarılar da elde ettiniz. Bugün ilk yıllarınızı nasıl anımsıyorsunuz? 

 Benim babamdan öğrendiğim ve kendime her zaman rehber edindiğim üç tane nasihat var: Sabrın sonu selamettir, ne ekersen onu biçersin, kötülüğe yenilme kötülüğü iyilikle yen. Sabretmek benim için hep çok önemli oldu. İstikbali düşünerek yurt dışına açılmak, orada doğru ortakları bulmak, onlardan öğrendiklerimizi uygulamaya almak da başarıda diğer önemli unsurlar oldu. Büyürken kendimizi hep geliştirdik. 

Başarılı bir iş insanı olmanın yanında ortaklık kurma konusunda da başarılı oldunuz. Sizce uyumlu ortaklığın sırrı neydi?

 İki ortak yola çıktık. Ortaklıkları yaşatmak zordur, denge ve sabır gerekir. Mesela birimiz kızdığında diğerimiz susar, durumu dengelerdik. Biz birbirimizi farklı açılardan tamamlardık.Sonradan “ortak akıl” adını verdiğimiz bir prensibimiz vardı. Şimdi grubumuzun değerlerinden biri oldu. Kararlarımızı her zaman birlikte, ortak alırdık. Böyle uyumlu bir ortaklık yürütmek başarının en önemli unsuru oldu. Bu ortaklık felsefesi sonradan grubumuzun da felsefesi halini aldı. 

 İlk zamanlarınızı hatırladığınızda, o zaman iş yapmak zor muydu? 

 Bugün için iş yapma koşulları daha zor. Eskiden servet ve sermaye azdı ama daha cesur hareket ediliyordu, ona göre de ya kazanıyordunuz ya kaybediyordunuz. Biraz şansa bağlıydı, biraz da çok çalışıp fırsatları iyi değerlendirmenize... Bizim devirde Türkiye’ye ne getirseniz satılıyordu, bir anlamda ekonomi olarak kötü bir devir olmasına rağmen girişimci için büyük fırsatlar yaratan bir dönemdi. Bugün girişimci olmak daha zor. Koşullar belirsiz. Beklentiler çok farklı. Öte yandan benim gençlikten umudum var. Bu ülkede gelir durumu ne olursa olsun akıllı, cesur olan ve işini bilen yükselmeyi başarıyor. 

Peki ilk yıllarda büyümede en önemli adımlarınız ne oldu?

 Yurt dışına açılmak ve ortaklıklar kurmak elimizi kuvvetlendirdi. İlk önce Çelik Motor ile başladık ve Çeklerle iş yaptık. Skoda kamyonetleri ve Jawa motosikletlerinin satışını yapıyorduk. Çekoslovakya’da Skoda ortaklığımız bizi epey büyüttü. Ardından Çek ortaklarımızın önerisiyle bira sektörüne girdik. Onu Isuzu ve Coca Cola İçecek takip etti. İş yapış şeklimiz ve prensiplerimiz pek çok ortaklık anlaşmasında tercih edilmemize neden oldu. Yurt içinde ve yurt dışında gerçekleştirdiğimiz başarılı ortaklıklar büyümede bize önemli yollar kat ettirdi. Yatırımlarımızın sürdürülebilir olmasına her zaman önem verdik. 

 Önümüzdeki yıl Anadolu Grubu’nun 70’inci yılı. Son 10 yıla baktığınızda grubun performansını nasıl buluyorsunuz? 

 Anadolu Grubu hızla büyümeye devam ediyor. Migros’un satın alınmasıyla birlikte Anadolu Efes ve Coca-Cola İçecek ile birlikte artık büyüklük olarak üç ana işimiz var. Grubun farklı yatırımları da oldu. Yeni sektörlere girildi. Bugün toplam 9 sektörde faaliyet gösteriyoruz. Yeni teknolojiler, yeni işler, yeni projeler yapılıyor. Tuncay Özilhan, yatırım konusuna çok önem veriyor. Bundan sonra da geleceğe yönelik yatırımlarla büyümenin devam edeceğini düşünüyorum. 19 ülkedeyiz. 80’e yakın şirketimizde yaklaşık 80 bin çalışan istihdam ediyoruz. 66 üretim tesisimiz var. Devlete intikalini sağladığımız vergiler toplamı, merkezi yönetim bütçe gelirleri gerçekleşmelerinin yüzde 1,2’sini oluşturuyor. 60 yıldır sanayici olarak varız. İhracatta da çok önemli gelişmeler kat ettik. Geldiğimiz noktada, pek çok farklı kritere göre değerlendirildiğinde Türkiye’nin büyük gruplarından biriyiz. Gelecekte de başarılarımızın devam edeceğine gönülden inanıyorum. 

 Tüm iş hayatınız boyunca size en büyük gururu veren iş ne oldu? 

 İş birliği yaptığımız yabancı iştirakler en büyük gururumuz oldu. Birada, Coca-Cola’da, Isuzu’da, Honda ve Skoda’da, Faber-Castell’de çok başarılı ortaklıklarımız oldu. Bugün de birçok farklı global markayla ortaklığımız var. 

Bugün Anadolu Grubu’nda ikinci ve üçüncü kuşak görevde… Yeni nesle işi teslim ederken de bunu sorunsuz şekilde yapan gruplardan biri olduğunuzu görüyoruz. Burada neyi iyi yaptım diyorsunuz?

 Babamdan öğrendiğim ve ilke edindiğimi söylediğim o üç maddeyi çocuklarımızın da ruhlarına kafalarına yerleştirmek için çok uğraştık. Tuncay’a görevi teslim edeli 10 yıl oldu. Ona güvendik, o da bu güveni hak ettiğini ve bu işi hakkıyla yapabileceğini her zaman gösterdi. Bundan sonra da grubun yeni kuşaklarla birlikte sağlam ve güvenli bir şekilde ilerleyebilmesi için 2017 sonunda Anadolu Grubu olarak kurumsal yapımızı ve yönetim ilkelerimizi güçlendiren önemli bir adım attık. Kurucu aile holdinglerimiz, Yazıcı ve Özilhan ailelerinin eşit oranda temsil ve yönetim hakkı temelinde ve Anadolu Grubu çatısı altında birleşerek yeniden yapılandı. Grup genelinde profesyonel yönetim anlayışını daha ileri seviyeye taşıdık. Yeni sistemle yönetim anlamında çok daha rahatız. Tuncay da liderliği çok başarılı bir şekilde sürdürüyor. İleride zamanı gelip o da görevini devrettiğinde tüm bu düzenlemeler sayesinde içimiz rahat olacak.


“İYİ DÜŞÜNMEK ÖNEMLİ”

“HER GÜN YÜZÜYORUM” 
Ben her gün bir saat yüzüyorum, eskiden düzenli yürüyüş de yapardım. Daha çok kafayı sağlam tutmak gerekiyor. İyi düşünmek, kafanızda hep iyi şeyleri tutmak önemli… Uzun yaşamanın sırrı olumlu ve iyi şeyler düşünmeyi prensip edinmekten geçiyor.
“HİÇ CEP TELEFONUM OLMADI” Eskiden çok kitap okurdum, son 10 yıldır artık okutturuyorum ve dinliyorum. Bilgisayar ve telefon kullanmıyorum. Hatta hiç cep telefonum olmadı. Beni arayan nasıl olsa bulur. Sağlıklı beslenmeye özen gösteriyorum. Balık ve sebze tüketiyorum. Her ayın, günün bir kıymeti var, bunu bilerek yaşıyorum.



BİRBİRİMİZİ ÇOK İYİ TAMAMLARDIK

“BİR ODADA ÇALIŞIRDIK”
Rahmetli İzzet Özilhan ile işin başında bir odada iki masada çalışırdık. Birbirimizi çok iyi tamamlardık. O Kayserili, ben Niğde Aksaraylıyım. İkimiz de köyden geldik. Birbirimizi çok sever sayardık. 60 yıl bir insanla ortaklık yapmak kolay değil.
“ORTAK AKILLA BAŞARDIK” Mutlaka her türlü kararımızı birlikte alırdık. Farklı taraflarımız vardı. Ben daha sosyal olan taraftım, o içerideki işlere odaklanırdı. İşte çok iyi anlaşırdık, özel hayatta görüşmezdik. Böyle bir prensibimiz vardı. “REKLAMDAN UZAK DURDUK” Yaptığımız iyi şeyleri anlatarak reklam yapmaktan uzak durduk. Ben hala herhangi bir şeyin reklamını yapmayı sevmem. Ama özellikle vakıf işleri için böyle yapmamam gerektiğini anladım. Sosyal sorumluluk ayrı bir iş, orada yapılanları paylaşmanın Türkiye için önemli olduğunu düşünüyorum.



“TECRÜBELERDEN YARARLANMAYI BİLDİK”

“GÖSTERİŞİ SEVMEM” 
Lüksü ve gösterişi sevmem. Bu bir tabiat meselesi. Bizim dönemimizden Vehbi Bey de böyleydi. Kendisini çok severdim. Bir iki ortaklık da yaptık. O da beni severdi, samimi bir ilişkimiz vardı, ona “ağabey” derdim. Allah rahmet eylesin memlekete de önemli hizmetler yaptı, iyi insandı, iyilik yapmayı severdi.
“ZİHNİYET ÇOK ÖNEMLİ” Bugün iyi işler yapmalarına rağmen sağlıklı şekilde büyüyemeyen grupların hatası zihniyet olarak işe doğru yaklaşamamaları oldu. Zihniyet çok önemli. Biz yabancı iştiraklerle vizyonumuzu genişlettik. Tecrübelerden yararlanmayı bildik. Vakıf kurarak sadece kendimize değil ülkemize faydalı olmaya çalıştık. Bugün tüm iş dünyasının vakıflar kurarak Türkiye Cumhuriyeti’ne faydalı olmanın çaresini araması lazım.




İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz




Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.