"Asya yüzyılı başlayabilir"

İngiltere’nin önemli kanaat önderlerinden Lord Jim O’Neill ile konuştuk. O’Neill, ekonomi dünyasının çok yakından tanıdığı bir isim...

2.06.2020 10:55:000
Paylaş Tweet Paylaş
"Asya yüzyılı başlayabilir"

Dünya ekonomisine korona vurgunu. Peki fırtına dinince ne olacak? Ünlü ekonomist JIM O’NEILL’e göre bu olay Asya’nın gelişimini hızlandırabilir ve bu yüzyılı “Asya Yüzyılı” haline getirebilir. Büyük ekonomilerden Çin’in, gelişmekte olanlardan ise Endonezya’nın krizle daha iyi baş edeceğini öngören O’Neill, Avrupa’nın geleceği konusunda ise son derece endişeli. Ona göre AB tek bir ekonomik alan gibi çalışmazsa başka ülkeler de AB üyeliklerini sorgulayabilir ve Avrupa kendisini İtalya merkezli bir Euro krizinin ortasında bulabilir.

Aslı Sözbilir

asozbilir@capital.com.tr

Mayıs 2020 tarihli sayıdan

Küresel salgınla beraber global bir ekonomik krizin tam ortasındayız. Ancak görünen o ki ülkeler ortak bir soruna beraberce çare bulmak yerine çıkışı tek başına arıyor. Daha henüz Brexit şokunu atlatamadan salgına yakalanan AB’de de hem sağlık hem Korona hasarının finansmanı konularında açığa çıkan “dayanışma eksikliği”, birliğin geleceğinde kuşku yaratıyor. Dünya genelinde ise salgının çıkış noktası olmasına rağmen Asya’daki toparlanma dikkat çekiyor. Tüm bu tabloyu, İngiltere’nin önemli kanaat önderlerinden Lord Jim O’Neill ile konuştuk. O’Neill, ekonomi dünyasının çok yakından tanıdığı bir isim. 2001’de ABD’li ünlü yatırım bankası Goldman Sachs’ta baş ekonomistlik yaptığı dönemde terminolojiye soktuğu BRIC kısaltmasıyla gündeme gelmişti. Kısaltma “dünya ekonomisinde gelecekte önemli etkiler yaratabilecek gelişmekte olan en büyük 4 ekonomiyi” yani; Brezilya, Rusya, Endonezya ve Çin’i işaret ediyordu. 

Ardından 2005’te N-11 (Next Eleven- Bir sonraki 11) kısaltmasıyla ekonomi dünyasının dikkatini çekti. Kısaltma, BRIC ülkelerinden sonraki en kalabalık ve en yüksek potansiyelli 11 ülkeyi, yani Bangladeş, Mısır, Endonezya, İran, Güney Kore, Meksika, Nijerya, Pakistan, Filipinler, Türkiye ve Vietnam’ı temsil ediyordu. 

2013’te ise N-11 içerisindeki hızlı büyüyen ekonomileri işaret eden MINT (Meksika, Endonezya, Nijerya ve Türkiye) kısaltmasını terminolojiye soktu. Lord O’Neill Goldman Sachs’taki görevinin ardından 2015’te İngiltere Hazine Bakanlığı’nda üst düzey görevlerde bulundu. 2016’da görevi bırakan O’Neill, halen Gatley Lordu unvanıyla Lordlar Kamarası üyesi. Aynı zamanda Chatham House adıyla bilinen Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nün direktörlüğünü de yapan Lord O’Neill, salgın sonrası “daha kapsayıcı bir kapitalizm” ile tanışacağımızı söylüyor.

Salgın tekrar etmezse Asya ekonomilerinin yükseleceğini, AB’nin krizde verdiği kötü sınavın Avrupa projesinin geleceğini tehlikeye attığını düşünüyor. Gelişmekte olan ülkelerde ise sürdürülebilir ekonomi göstergeleri iyi olanların bu krizi en az hasarla atlatacağını vurguluyor. Jim O’Neil’in sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle: 

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, salgının II. Dünya Savaşı’ndan beri karşılaşılan en büyük zorluk olduğunu söyledi. Geçmişteki krizlerle karşılaştırdığınızda dünya ekonomisinin durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Bu, kesinlikle benim yaşadığım en ciddi kriz ki finans sektörüne 1992’deki ilk Latin Amerika borç krizi sırasında adım attım. Yaşadığımız durum, 2008 krizinden daha ciddi, çünkü bu kez dış bir faktörle yani salgınla geldi. Buna cevabımız, kendi kararımızla ekonomilerimizi kapatmak oldu. Şunu da ekleyeyim ki her yeni kriz, en kötüsüymüş gibi gelir ve dünya tüm krizleri atlatmayı başardı. Umuyorum ki bunu da atlatacak! İkinci çeyrekte küresel GSMH’nin en az yüzde 10’unu kaybedeceğiz. Bu kriz, ekonomileri kendi kararımızla durdurduğumuz için oluştuğundan eğer durumu kontrol altına alabilirsek hızla tekrar büyümeye başlamamız da mümkün, ama birçok büyük belirsizlik var. 

En büyük risk ve zorluklar sizce neler?

Açıkça en büyüğü, en kısa zamanda bir COVID-19 aşısı bulmak, çünkü aksi takdirde maalesef hayatlarımıza, sağlığımıza ve ekonomilerimize çok büyük tehditler söz konusu. 

Geçen yıl ekonomistlerin riskler ve tehditler listesinin başında “Çin ekonomisinin hızlı küçülmesi ve ticaret savaşları” vardı. Salgının Çin ve dünya ekonomilerine etkisi ne olacak? Küresel ekonomide güç dengeleri değişir mi? 

Bu soruya cevap vermek için çok erken ama ilk işaretler sürdürülebilir ekonomi göstergeleri iyi olan ülkelerin, bu yeni sorunla da çoğu ülkeden daha iyi baş edebildikleri şeklinde… Goldman Sachs’ın baş ekonomistiyken dikkat ettiğim endekslerden birinin adı Büyüme Ortamı Notu (Growth Environment Score- GES) idi. O endeksteki 150 ülke arasında en üstte olan 10 ülkeden 8’i, bugün COVID-19’a an az ölü veren ülkeler. Çoğu Asya ülkesi bu krizle daha iyi başa çıkıyor. Özellikle bahsettiğim listede olan Singapur, Hong Kong, Güney Kore ve ilk başta yaptığı büyük hatalara rağmen Çin… Bu olay Asya’nın gelişimini hızlandırabilir ve bu yüzyılı “Asya Yüzyılı” haline getirebilir. Ama bunu söylemek için hala çok erken. Salgın tekrar edebilir ve bu virüs Çin kaynaklı olduğu için hem ülkenin ABD ve Avrupa ile olan ilişkileri etkilenebilir hem de içeride huzursuzluklar çıkabilir. Umalım öyle olmasın. 

Bazı ekonomistler dünya ekonomisinin girmekte olduğu resesyonun, umulandan çok daha yıpratıcı olacağını, ticari faaliyetlerin durması ve katı hükümet sınırlamaları nedeniyle 2021 ve sonrasına sarkacağını söylüyor. Yatırımcı tarafındaki olumlu senaryoda ise virüs kontrol altına alınırsa, ertelenen taleplerle bu yıl içinde sağlam bir toparlanma yaşanması öngörülüyor. Siz bu iki senaryodan hangisine yakınsınız? 

Bence emin olmak için çok erken. Bunu bana bir ay sonra sor! Bununla beraber eğer Asya ülkelerinin yaptığını yapabilirsek, yani devamlı test yapıp, pozitifleri izole edip, teknolojiyi iyi kullanırsak, o zaman V şeklinde büyük bir iyileşme için umut besleyebiliriz. Bu kaba sosyal mesafe uygulamasını ilkbahar bitmeden tamamen durdurabilmeliyiz. Bununla beraber bazı temelli değişiklikler de göreceğiz; bunlar şimdiden belli ve gerçekleşmeleri iyi olacak. Bu değişiklikleri kabaca “daha kapsayıcı kapitalizm” ya da “kâr ötesi amaçla iş yapma” şeklinde tarif ediyorum. 

Bu koşullarda 2020’de dünyanın ekonomik büyümesi hangi coğrafyadan kaynaklanacak?

Her şey krizi kontrol edebilmemize ve krize verdiğimiz cevaba bağlı. Şu anda Hindistan hariç Asya daha iyi bir durumda görünüyor. 

Sizce post-Brexit etkileri korona ile birleştiğinde AB ve dünya ekonomisi bundan ortauzun vadede nasıl etkilenecek? 

AB’de kalmamızı desteklemiş olsam da ekonomik geleceğimiz için bunun kesinlikle en önemli şey olmadığını söylüyordum. Bu kriz haklı olduğumu gösterdi. Şimdi birçok kişi AB’den ayrılmanın krizden çıkmamızı çok zorlaştıracağını söylüyor. Buna da katılmıyorum; kriz sonrası, tabii eğer krizden çıkabilirsek, Brexit’e rağmen bu durum hızlı bir ekonomik büyüme şeklinde hissedilecek. 

Korona’nın en çok vurduğu ülkelerden İtalya ve İspanya, krizi en ağır yaşadıkları dönemde Avrupalı komşularından destek bulamazken Çin ve Rusya’nın yardımlarına koşması sizce AB’nin geleceğini nasıl etkileyecek? Yeni Brexit’ler görmemiz olası mı? 

Bu kriz AB’nin uzun vadeli varlığının ciddi bir şekilde sorgulanmasına yol açtı. AB eğer tek bir ekonomik alan gibi çalışmaz ve sorunlara beraberce çözüm arayamazsa başka ülkelerin de AB üyeliklerini sorgulayabileceklerini söyleyebilirim. Uzun vadede daha güçlü bir AB göreceğiz ve bir şekilde korona bonoları da (Corona Bonds- İtalya, Fransa ve İspanya’nın başını çektiği 9 AB ülkesinin virüsün getirdiği ekonomik zorluklar karşısında talep ettiği ortak bir borç enstrümanı) olacak, ama bu olmazsa o zaman endişelenirim. 

Güneyli üyelerin ısrarına rağmen Almanya, Hollanda ve Avusturya “Korona tahvilleri ile borçların ortak şekilde üstlenilmesine” kesin bir dille karşı çıktı. Bu tartışma Avrupa projesini uzun vadede nasıl etkiler? 

Korona bonolarına kesinlikle ihtiyacımız var. Bu kriz AB’nin birlikteliğinde büyük bir delik açtı. AB’nin (ve perde arkasında Almanya ve Hollanda’nın) bu konulara bakış açısını değiştirmesi gerekiyor. Bu benim için çok açık. 

AB finans bakanları 240 milyarı Avrupa İstikrar Mekanizması (ESM) çerçevesinde ülkelere şartlı ucuz kredi verilmesini öngören 540 milyar Euro’luk kurtarma paketinde anlaştı. Ancak kriz sonrası “reform dayatmalarına” neden olacağı gerekçesiyle başta İtalya olmak üzere pakete sert tepkiler var. Sizce paket yeterli mi? 

En sonunda üzerinde uzlaşılan AB paketinin yeterli olduğu konusunda şüphelerim var. Büyük bir miktar gibi gözüküyor, fakat kriz mağduru ülkelerin istediği bu değil. Ve tabii ki Almanya ve Hollanda Korona bonolarıyla ilerlemek konusunda hayli isteksiz. Garip bir şekilde bu krizdeki tutum da AB liderlerinin piyasaları rahatlatacak bir paket açıklamadan önce bir sürü toplantı yaptığı o eski AB krizlerine benziyor. Yani umarım öyle değildir ama öyle olduğunu dair bir izlenimim var. Sonuç olarak ne kadar karmaşık bir yapısı olursa olsun İtalya’sız bir AB, hatta bir Euro Bölgesi hayal edemiyorum. 

AB’nin geri kalanıyla karşılaştırıldığında Almanya’nın salgınla mücadelede oldukça iyi bir sınav verdiği görülüyor. Sizce süregelen liderlik pozisyonu da düşünüldüğünde bu son durum Almanya’ya AB içerisinde kalıcı bir siyasi ve ekonomik üstünlük sağlar mı?

Almanya’nın diğerlerine göre durumu daha iyi idare ettiği aşikâr. Ancak ben bu durumun onlara gelecekte AB içinde bir ekonomik ya da siyasi avantaj sağlayacağını düşünmüyorum. Bu kriz öncesinde bile ihracata ve otomotive bağımlıklarının aşırılığı açıkça ortadaydı. Ve eğer korona bonosu tipi bir çözüm gerçekleşmezse tam anlamıyla İtalya’nın merkezinde olduğu bir Euro krizini yönetmek zorunda kalacaklar. 

Bir süredir devam eden küreselleşme karşıtı eğilim “Korona sonucu sınır kapatmalar” nedeniyle hızlanırsa güç dengesi uzun vadede nasıl değişir? 

Yine emin olabilmek için çok erken. Küreselleşmenin bittiği fikrine katılmak konusunda biraz çekingenim. Eninde sonunda ülkeler talep edilen mallarını satmak isteyecek, özellikle de tüketim ürünlerini... Eğer Çin toparlanır ve Çinli tüketicilerin taleplerinin artması devam ederse birçok Asya ülkesi biz ABD ve AB’dekilere “Siz neden bahsediyorsunuz” diyecek. Birçok Avrupa şirketinin ABD’ye hala ihracat yapmak isteyeceğini düşünüyorum ve eğer Almanya genişlemeci bir Avrupa stratejisi güderse bence bu Avrupa’nın birlikteliği için çok iyi olacak. 

Geçtiğimiz yıl yaptığınız değerlendirmede MINT ülkeleri arasında en iyi performansı Endonezya ve kısmen Türkiye’nin gösterdiğini, diğerlerinin ise “büyük hayal kırıklığı” olduğunu söylediniz. Bu tabloda hangi ülkeler krizi en az hasarla atlatacak? 

Gelişme Ortamı Endeksi gibi endekslerde iyi durumda olan ülkeler bu krizi en iyi şekilde atlatacak. BRIC ülkelerine gelince en güçlü olan Çin, en zayıf olan da Hindistan… Bu kadar basit olmasa da Çin’in virüsle Hindistan’dan daha iyi mücadele edeceğini düşünüyorum, Endonezya da diğer ülkelerden daha iyi gibi görünüyor. MINT ülkeleri arasında en altta olan Nijerya’nın sorun yaşayabileceğini düşünüyorum, umarım iklimleri ve yerleri sayesinde pandeminin çok yayılmasını engelleyebilirler. 

Geçtiğimiz haftalarda 85 civarında ülkenin kısa dönemli acil durum yardımı için IMF’ye başvurduğu biliniyor. IMF ve Dünya Bankası gelişmekte olan ülkeler için bu dönemde bir “cankurtaran” olabilir mi? Yoksa bu ülkeler başka çareler mi aramalı? 

Son G20 toplantısından; teşhis, tedavi ve özellikle aşı yapımının hızlandırılması konularında daha fazla elle tutulur sonuç çıkmaması beni hayal kırıklığına uğrattı. Sadece 10 milyar dolar gibi ülkelerin her birinin kendilerinin bu işe harcadığı rakamlardan çok daha az bir rakamla salgının Asya’daki gibi iyi kontrol edilmesine destek olunabilirdi. Ayrıca IMF ve Dünya Bankası’na da kesinlikle daha fazla kaynak ayrılmalı. Ancak Trump yönetimindeki ABD, bu uluslararası yapılarla ilişkiye geçmek istemiyor. Ancak kendi problemleri arttıkça ABD’nin pozisyonu değişebilir. Öyle umuyorum. l Herkes “Korona sonrası hiçbir şey eskisi gibi olamayacak” diyor. Bunun dünya ekonomisi açısından anlamı nedir? Salgın sonrası nasıl bir global ekonomi beklemeliyiz? n Emin olmak için çok erken. Bir sürpriz de olabilir ve sonuçta çok az şey değişmiş olabilir. Ama bana öyle geliyor ki şirketler kârlarını maksimize etmekten sonuçları optimize etmeye yöneldikçe çok daha kapsayıcı bir kapitalizm oluşacak ve sağlık sistemleri ve eğitim gibi yatırımlara odaklanıldığını göreceğiz.


TÜRKİYE KENDİ KRİZİNİ NASIL AŞAR?

FED “ORTADA” BIRAKACAK
FED, 2020 boyunca ABD’nin kalıcı bir ekonomik bunalıma girmemesi için elinden gelen her şeyi yapacak. ABD ekonomisi düzelmeye başlayınca da desteği azaltmaya başlayacaklar. Her zaman olduğu gibi de Türkiye piyasası bunun ortasında kalacak.
“GERÇEK YATIRIM” YAPIN Türkiye’ye dayanıklılığını artırmasını ve dış finansmana bağımlılığını azaltmasını öneririm. Bunun için de ülkedeki tasarrufun artması, gerçek yatırımlara odaklanılması, sağlık ve eğitimin iyileştirilmesine yönelik adımlar atılması ve verimliliğin artırılması gerek. Bununla birlikte ülkenin demografik avantajları devam edecek.



KÜRESEL TABLODA KORONA ETKİSİ


İkinci çeyrekte küresel GSMH’nin en az yüzde 10’unu kaybedeceğiz. Ancak durumu kontrol altına alabilirsek hızla büyümeye başlamamız da mümkün.

Korona sonrası bazı temelli değişiklikler de göreceğiz. Bu değişiklikleri kabaca “daha kapsayıcı kapitalizm” ya da “kâr ötesi amaçla iş yapma” şeklinde tarif ediyorum.

Korona bonosu tipi bir çözüm gerçekleşmezse Almanya, tam anlamıyla İtalya’nın merkezinde olduğu bir Euro krizini yönetmek zorunda kalacak.
Bu kriz AB’nin birlikteliğinde büyük bir delik açtı. AB eğer tek bir ekonomik alan gibi çalışmazsa başka ülkelerin de AB üyeliklerini sorgulayabileceklerini söyleyebilirim.

Gelişme Ortamı Endeksi gibi endekslerde iyi durumda olan ülkeler bu krizi en iyi şekilde atlatacak.Şu anda Hindistan hariç Asya daha iyi bir durumda görünüyor. Her şey krizi kontrol edebilmemize ve krize verdiğimiz cevaba bağlı. Eğer Asya ülkelerinin yaptığını yapabilirsek V şeklinde büyük bir iyileşme için umut besleyebiliriz.



YATIRIMCILAR NEREYE ODAKLANMALI?


“Konu piyasalar olunca hiçbir şey uzun vadeli değerlemelerden iyi olamaz ve bu kriz aşırı değerli bir şey de bırakmadı. Gelişmekte olan piyasaların önümüzdeki 10 yılda daha iyi performans göstereceğini düşünüyorum. Ama önümüzdeki haftalarda piyasalardaki volatilite dikkatle izlenmeli. Şu anda uzun vadeli bir perspektifle gelişmekte olan ülkelerdeki hisse senetlerine yatırım yapmak için iyi bir zaman olabilir.”



İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz