İki dipli resesyon olası

“İkinci bir ‘Kükreyen 1920’ler’ döneminde gibiyiz” diyen Shiller ile salgın etkisi altında global ekonominin gidişatını konuştuk...

13.07.2021 15:37:000
Paylaş Tweet Paylaş
İki dipli resesyon olası

Aslı Sözbilir

Nobel ödüllü ünlü ekonomist ROBERT J. SHILLER’in yeni döneme ilişkin önemli uyarıları var. Bugün hem COVID-19 salgınının hem de salgın etrafında oluşan hikâyelerin bulaşıcılığıyla mücadele ettiğimizi söylüyor. COVID-19’un mutasyonları sonucu yayılan kaygıların harcamalarda azalmaya sebep olabileceğine dikkat çekerken, “Bu da yeni bir daralmayla iki dipli bir resesyona yol açabilir” diyor. Shiller, son dönemde hızla iyimserleşen piyasa anlatılarıyla gelen yatırım heyecanına da vurgu yapıyor ve “İkinci bir ‘Kükreyen 1920’ler’ döneminde gibiyiz. İlki 1929’da hisse senedi piyasaları kriziyle sona ermişti” diye konuşuyor.

Robert J. Shiller, “varlık fiyatları analizleriyle” 2013’te Nobel Ekonomi ödülünü almış bir isim… Halen Yale Üniversitesi’nde Sterling Ekonomi Profesörü olan Shiller, son dönemde dünyada büyük etki uyandıran “Anlatı Ekonomisi: Hikâyeler Nasıl Viral Oluyor ve Büyük Ekonomik Olaylara Yön Veriyor” (Narrative Economics: How Stories Go Viral & Drive Major Economic Events) adlı kitabın da yazarı. Shiller kitabında, piyasa oyuncularının rasyonel hareket ettiğini kabul eden modern finans teorisinin aksine tezler öne sürüyor. İnsanların çoğunlukla “doğruluğunu irdelemeksizin kulaktan kulağa yayılan hikayeler ve aktarılan özet bilgilerle” harekete geçtiğini savunuyor. Hatta konut sektörü veya hisse senedi gibi varlıklarda oluşan balonların nedeninin genellikle sağlam temele oturmayan “bulaşıcı anlatılardan” kaynaklandığını söylüyor. Son dönemin “gözde” yatırımlarından Bitcoin’in yükselişini de bulaşıcı hikâyelerin gücüne bağlıyor ve şöyle diyor: “Bitcoin hayranlarıyla karşılaştığımda hemen işin temelindeki teorileri soruyorum. Genel olarak aldığım cevap boş bakışlar oluyor. Bitcoin’in gizemli biri tarafından bulunması, bir manifestoyla ilan edilmesi, devrim vaat etmesi gibi nedenlerden dolayı insanlar bu anlatıma kapılıyor.” 2006’da ABD’de gayrimenkul fiyatlarının “yatırımcıların irrasyonel davranışlarıyla” aşırı derecede şiştiğini belirleyip 2008’deki gayrimenkul krizini öngören Shiller, pandemi sonrası için de uyarısını yapıyor. Pandemi sürecinin bu son döneminde “kötümserden hızla iyimsere” dönen anlatılarla yatırım heyecanının fazla alevlendiğini belirtiyor. Ve yatırımcıları “hisse senetleri, bonolar ve gayrimenkul”deki olası fiyat düşüşleriyle ilgili uyarıyor. “İkinci bir ‘Kükreyen 1920’ler’ döneminde gibiyiz” diyen Shiller ile salgın etkisi altında global ekonominin gidişatını konuştuk: 

 Son kitabınızda popüler hikâyelerin nasıl bireysel ve kolektif ekonomik davranışı şekillendirip ekonomik olaylara yön verdiğini anlatıyorsunuz. Bunu somut bir örnekle açıklayabilir misiniz? 

 2007-2009 arasında ABD ve diğer ülkelerde yaşanan emlak krizi, ev fiyatlarında eşi benzeri görülmemiş bir yükselişin ardından geldi. Pek çok şehirde ev fiyatları iki hatta üç katına çıktı ve sonra eski fiyatlarına geri döndü. Peki, fiyatlar neden böyle davrandı? Size rahatlıkla söyleyebilirim ki fiyatların uçmasının nedeni düşük faizler değildi. Zaten faizler o dönemde o kadar düşük de değildi. İnşaat maliyetlerinin ya da nüfusun R artışı da nedenler arasında değildi. Peki, ne oldu? Kitabımda bunun “ev alımları”, “ev sahibi olmak” ya da “Amerikan rüyası” hakkında başlayan bir anlatının sonucu olduğunu anlatıyorum. Bu anlatı kendi içinde, “fiyatların daha fazla yükseleceği” ve “tek evle yetinmeyen, iki hatta üç ev alarak büyük vurgun yapan pek çok insanın bulunduğu” fikrini barındırıyordu. Fakat insanlar bir emlak balonundan ve emlak piyasasına yatırım yapanların aptallığından bahsetmeye başlayınca birden evlere yatırım yapmak utanç verici hale geldi. Anlatı değişince, fiyatlar da çöktü. Kısaca takip eden büyük resesyon önemli oranda konutla ilgili popüler anlatının değişimi sonucu gerçekleşti. Büyük Buhran döneminde de anlatıların benzer etkisi görülüyor. Ekim 1929’da hisse piyasalarının çöküşünün ardından “Buhran öncesi 1920’lerde aşırı lüks bir yaşam sürüldüğü” savı kulaktan kulağa yayılınca insanlar dine, mütevazılığa döndü. Büyük Buhran sırasındaki bir diğer popüler anlatı da “makinelerin insanların işlerini sonsuza dek elinden alacağı” yönündeydi. “Teknolojik işsizlik anlatısı”nın yaydığı korku insanları yatırım harcamalarını kısmaya iterken, “tutumluluk anlatısı” da onları tüketim harcamalarını azaltmaya yöneltti. 

Peki, yaşanan ekonomik krizin sonucu olarak COVID-19 pandemisinin etrafında oluşan kolektif hikâyeler neler?

 Birçok eski anlatı pandemiyle beraber geri geldi. Mesela hisse senedi fiyatlarındaki düşüşler hakkındaki Büyük Buhran dönemi anlatısı, 2020 ilkbaharında tekrar konuşulur oldu. Pandemi konusundaki sıkıntıların sorumluluğunu yerel hükümetlere yıkan, hükümetlere güvenilmeyeceğine dair anlatılar çoğaldı. Ancak bu anlatılar zamanla zayıfladı. Yerlerini 2007-2009 arasındaki büyük durgunluğun sona erdiği dönemdekine benzeyen ve merkez bankaları arasındaki iş birliklerini anlatan pozitif hikâyeler aldı. Aşıların keşfi ve halkın ertelenmiş bir taleple normale geri dönme isteği üzerine anlatılar yaygınlaştı. 

 Şu andaki anlatılarla şekillenen yeni davranışlar ekonomi için ne anlama geliyor? 

 Pandemi; ekonominin dışında kalan, büyük ölçüde biyolojik bir fenomendi. Öte yandan etrafında oluşan hikâyeler yaşanan ekonomik sarsıntıyı kötüleştirdi. 

 Pandeminin başlarında ekonomik durumu Büyük Buhran’ın yanı sıra İspanyol gribi döneminde yaşananlarla kıyaslayanlar da vardı. COVID-19’un tetiklediği global krizi önceki krizlerle karşılaştırdığınızda nelerin farklı olduğunu görüyorsunuz? 

 1918-1919’da yaşanan ve İspanyol gribi adı verilen salgın, yaşandığı dönemde sadece hafif bir resesyona neden oldu. Fakat sonradan, pandemi biter bitmez çok sert bir resesyon yaşandı. Bugünkünden farkı; 1918’de, I. Dünya Savaşı ve hemen ardından savaşın kötü sonuçlarıyla meşgul olunması ve o dönemde bulaşı durdurmak için ekonomiyi kapatma konusunda göreceli zayıf girişimler yapılmasından kaynaklanmış olabilir. Kısaca İspanyol gribi, I. Dünya Savaşı’nın yarattığı büyük yıkımın hemen ardından geldiği için insanlar salgın sonucu yaşanan ölümlere karşı biraz duyarsızdı. Bu da o dönemde salgına bugün gördüğümüzden farklı bir etki yüklüyordu. Bir diğer önemli fark da sokağa çıkma yasaklarının o dönemde salgına karşı bir önlem olarak düşünülmemesiydi. Bu yüzden ülkeler kapanmadı. Yani bugün sadece korkunç bir salgın yaşadığımız için değil, bu salgınla agresif bir şekilde mücadele ettiğimiz için, bu kriz önceki diğer krizlerden farklılık gösteriyor. 

Bir yandan aşı süreci devam ederken diğer yandan birçok ülkede pandeminin ikinci, üçüncü dalgaları yaşanıyor. Durum buyken global ekonominin görünümünü nasıl değerlendiriyorsunuz? 

 Dünyada şu anda en çok konuşulan konular Hindistan’daki salgının kötü durumu ve pandemiden daha o kadar fazla etkilenmemiş diğer ülkelerdeki salgınlar. Herkesin aklındaki kaygı yeni dalganın bir mutasyona yol açıp durumu daha da kötü hale getirmesi ve dünyaya yayılması. Bu kaygılar harcamalarda azalmaya sebep olarak 2020’deki daralmanın hemen ardından bir resesyona ve dolayısıyla da iki dipli bir resesyona yol açabilir. 

 İyimser tahminler 2020’nin 2’nci yarısından itibaren V şeklinde bir toparlanma öngörüyordu. Sizin toparlanma senaryonuz ne? 

 Şu anda ne olması gerektiğine dair geçmişten bir ders çıkarmak zor. Bu, alışılmadık bir kriz ve çöküş de toparlanış da 20’nci yüzyıldaki resesyonlara göre daha hızlı oluyor. Dünya Bankası GSMH verisi 2009’daki dipten 1 yıl içinde çıktığımızı gösteriyor. Eğer pandemi hızlı sonlandırılabilirse krizden çıkabilir ve 2022 itibarıyla 2019’daki rakamları geçebiliriz. Ama pandemi hakkında tahminde bulunmak zor. 

 Toparlanma noktasından ne kadar uzaktayız? 

 Bu resesyon, üzerinde ekonomistlerin tahmin yürütemeyeceği büyük ölçekli biyolojik bir fenomenden kaynaklanıyor. Eğer aşılar başarılı olur ve pandemi hakkında olumlu haberler almaya başlarsak 1 yıla kalmadan toparlanma gerçekleşir. 

 Toparlanmaya hangi bölge ya da ülke liderlik yapacak? 

 Kapsamlı bir şekilde aşılama gerçekleştirdikleri ve açılmaya hazır oldukları için ilk olarak ABD ve Avrupa ekonomilerinde toparlanmaya şahit olacağız. 

 Salgından önce çoğu ekonomist global ekonomi için en büyük risklerin Çin’de sert bir ekonomik yavaşlama ve ticaret savaşları olduğunu söylüyordu. Ancak şu anda Çin, ABD ve AB’ye göre daha iyi durumda görünüyor. COVID-19, Çin’in global güç dengesindeki pozisyonunu değiştirecek mi? 

 Çin’in vatandaşlarını COVID-19’dan korumaktaki göreceli başarısı Çin hükümetine bugün dünyada yeni bir prestij sağladı. Bunun sonucunda da hükümet uluslararası arenada güven kazandı. Güven başarılı ticaretin mihenk taşıdır. 

 Finansal piyasaların pandeminin başından beri performansı nasıl? COVID-19 sonrası piyasalarda neler beklemeliyiz? 

 ABD hisse senedi piyasaları aylık reel getiri bazında Mart 2020’deki dibe göre neredeyse iki kat değerlenmiş durumda. Sezonsallıktan arındırılmış fiyat kazanç rasyosuna (CAPE) bakarsak aslında şu anda çok daha iyi performans göstermemesi gerek. Ama yine de eğer pandemi bir sürpriz yapmazsa ABD bonolarından daha iyi performans gösterecekler.

Yatırımcılar pandemi sonrası döneme hazırlanırken piyasalarda nerelere odaklanmalı? Hangi sektörler ve ülkeler daha potansiyelli görünüyor? 

 Benim de yıllardır kullanılmasını savunduğum CAPE rasyonuna göre ABD hisse senetleri dünyanın en pahalısı. Yeni datayla bakıldığında ABD hisse senetlerinin CAPE rasyosu 37’yken Türkiye’ninkiler sadece 8, yani ABD hisse senetleri Türk muadillerine göre de çok daha pahalı. Yine de portföy çeşitlendirmesi amacıyla pahalı ABD hisse senetlerine bir miktar yatırım yapılabilir. 

2018’de kripto paralar hakkında şüpheleriniz olduğunu yazmıştınız. Hala aynı fikirde misiniz? Kripto paralar sizce gerçek bir yatırım potansiyeline sahip mi?

 Bitcoin anlatısı fazlasıyla bulaşıcı oldu. Merkez bankalarının bastığı stabil para birimlerine kötü bir alternatif olmasına rağmen Bitcoin’in fiyatı uçtu. Kripto para ilginç bir fenomen ve gelecekte gerçekten iyi ekonomik kurumlar yaratabilir ama şu anda piyasada olan türleri daha gerçek ekonomik nişlerini bulmadı. Ancak Bitcoin’in fiyatının son zamanlardaki yükselişinin asıl nedeni Bitcoin’e talebi artıran çeşitli pandemi anlatılarının bir araya gelmesi. İlk Bitcoin anlatısı Satoshi Nakamoto adında birini Bitcoin’in mucidi olarak tarif ediyordu ama onu gördüğünü söyleyen herhangi biri yok. Gizemli bir karakter, nerede olduğu hakkında süregelen bir hikâye ve sahte Nakamoto’lar var. İnsanlar içinde bir miktar gizem barındıran hikâyeleri sever. Bitcoin anlatısı anarşist hislere olan bağlantısı ve devletlere duyulan tepki üzerinden inşa oluyor, çünkü başlarda devletlerin Bitcoin’e el koyamayacağına veya alım satımını durduramayacağına inanılıyordu. “Hacker ahlak anlayışı”nın yakın zamanda Bitcoin milyonerlerinden oluşan kozmopolit bir toplumun oluşmasına destek verecek kadar gelişebileceğine dair pozitif bir hikâyesi vardı. Bu bulaşıcı hikâyeler COVID-19 salgınının dalgalarına benzer şekilde art arda viral olabilecek özellikler içeriyordu. Kısaca, Bitcoin fiyatları zaman içinde COVID-19 salgınına benzer dalgalarla hareket ediyor. İkisi de bulaşarak yaygınlaşıyor. 

 OECD, ABD Başkanı Biden’ın açıkladığı 4 trilyon dolara varan mali yardım paketinin global toparlanmaya ciddi bir destek vereceğini söylüyor. Sizce Biden’ın başkanlığı global ekonomik görünümü ve güç dengelerini nasıl değiştirecek? 

 Başkan Biden 28 Nisan 2021’de Kongre’deki konuşmasında ABD için eğitim, altyapı, küresel ısınmayı önleme ve Ar-Ge konularında ciddi destek içeren ve dünya ekonomisini de canlandırabilecek iddialı bir plan açıkladı. Ama aynı zamanda şu cümleyi de söyledi: “Amerika İş Planı kapsamında yapılacak tüm yatırımlara tek bir prensiple karar verilecek: Amerikan malı satın almak.” Bu şart, dünyanın geri kalanında ticareti baskılayarak ekonominin aleyhine bir durum oluşturabilir. 

 Pandemi sonrasında Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin kaderini nasıl görüyorsunuz? 

 Pandemi sonrasında da gelişmekte olan ülkelerin hızlı büyümesine şahit olmamız muhtemel. Bu tecrübeden hepimiz ders çıkardık ve pandemi sonrası daha da iyi olacak. Gelecek yüzyılda tarihçiler şu anda yaşadığımız zamanları kapsayıcı ekonomik büyüme devri olarak görecek. Şu anda gördüğümüz video konferans gibi iletişim hizmetlerindeki yaygınlaşma tarihi bir olay ve tüm dünyadan insanların birbirleriyle arkadaşlık ilişkileri ya da profesyonel ilişkiler kurmasına mümkün kılıyor.


“İKİNCİ BİR ‘KÜKREYEN 20’LER’ DÖNEMİNDE GİBİYİZ”

RİSKLER VE ZORLUKLAR
2021 ve sonrasında üç varlık sınıfında da özellikle ABD’de, hemen olmasa da er geç bir fiyat düşüşü riski olduğunu düşünüyorum: Hisse senetleri, bonolar ve gayrimenkul. İkinci bir “Kükreyen (19)20’ler” (Roaring Twenties: 1920-1930 arasında Batı’da ekonomik ve sosyal hayatın çok canlandığı yıllar) döneminde gibiyiz. İlki 1929’da hisse senedi piyasaları kriziyle sona ermişti.

YATIRIMA DİKKAT! 1918-1919’daki büyük İspanyol gribi salgınını takip eden ilk Kükreyen 20’lerdeki gibi normal hayata dönüşün verdiği bir coşku var ve bu normale dönüşün çok ötesine geçebilir. Görünen şu ki her iki “Kükreyen 20’ler”de birçok tecrübesiz yatırımcı piyasalara para koydu ve yatırım yapmak, insanları heyecanlı bir spor oyunundaymış gibi hissettirmeye başladı. Elbette bu durum bitene kadar…



TÜRKİYE EKONOMİK KRİZİ NASIL AŞABİLİR?

ÖNCE AŞILAMA 
En acil iş ülkenin hepsinin aşılanması… Türkiye korona virüs aşısı konusunda birçok ülkeden daha iyi durumda ama hala gidecek yolu var. Türkiye’nin Suriye’deki yıkıcı savaşın etkilerini sona erdirmek için yapacağı her şey tüm bölgenin dengelenmesine yardımcı olur. Tüm dünyadan gelen veriler iç savaşların savaşa dâhil olmayan komşu ülkelerin ekonomik büyümesini bile negatif etkilediğini gösteriyor.

“İKİ SALGIN BİTİNCE”
Dünya zaten Türkiye’nin Suriyeli milyonlarca mülteci için yaptıklarını takdirle izliyor ama duyduğumuz kadarıyla pandemi bu mültecilere yardım etmeyi zorlaştırmış durumda. Bu iki salgın da (korona virüs salgını ve iç savaş salgını) biterse veya bittiği zaman Türkiye’nin ekonomik büyümesinin güçlenmesini bekliyorum.



“YAPAY ZEKÂ ANLATISI PİYASALARI ETKİLEYEBİLİR”

ENDİŞE VERİCİ 
Son dönemde “yapay zekânın herkesin işini elinden alacağı” anlatısından dolayı endişeliyim. Yapay zekânın insanların refahı ve gelecekteki işsizlik oranları üzerindeki etkisini tahmin etmek imkânsız… Ancak yapay zekâ hakkındaki anlatıların ekonomik yükselişlere ve çöküşlere neden olma ve bu konudaki siyasetleri yönlendirme potansiyeli var.

RİSK AVRUPA’DA
Bu anlatı an itibarıyla toksik hale gelmedi. Nedeni ABD’nin bilgisayar bilimlerinin merkezi olması ve bizim de konunun buradaki inovasyon yansımalarından memnun olmamız olabilir. Bahsettiğim anlatı daha yüksek işsizliğin olduğu Avrupa ülkelerinde, özellikle de Güney Avrupa’da kök salıyor olabilir. Bu anlatı yerleşirse emlak ya da hisse senedi gibi spekülatif piyasaları etkileyebilir. Bu, dikkatle izlememiz gereken bir durum.




İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz