""İyi ki aile şirketiyiz""

Ona göre bugün Türkiye’de çok ciddi imkanlar olmasına rağmen müteşebbis sayısı daha az.

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
"İyi ki aile şirketiyiz"
Erdoğan Demirören, bu yıl şirketleriyle iş hayatındaki 55. yılını kutluyor. Demirören, şirketlerinin internet sayfasında gelecek hedeflerini belirlerken “Ülkemize hizmet etme heyecanımız ve hep geleceğe yönelik davranma tutkumuz hala ilk günlerimizdeki kadar canlı ve güçlü” diyor. Gerçekten de Demirören’in yatırım planlarından bahsederken işine ne kadar bağlı olduğu seziliyor. Zaten kendisi de “Şirketler grubumuz 60 bin kişiye ekmek sağlıyor. Ben onların sorumluğunu hep omzumda taşımak zorundayım. Eve gittiğimde de 28 müessesemin durumunu sürekli beynimdeki süzgeçten geçirir, işimi yaşamaya devam ederim. Hayatı işte buluyorum” diyor.1950’lerde, “O dönem sermaye birikmeyen bir ülkede müteşebbis bulmak kolay değildi” dese de Türkiye’nin ilk likid gaz şirketinin adımlarını atan Erdoğan Demirören, bugün oluşan ciddi fırsatlara rağmen Türkiye’de girişimcilik ruhunun azaldığını düşünüyor. “Genç nesil girişimci olmak istemiyor. Türkiye’de bizim tarzda sanayi ve üretim alanlarında müteşebbisler artık yetişmiyor” diyor. İş dünyasının duayenlerinden Demirören Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Erdoğan Demirören ile geçmişten bugüne Türk girişimci profilini, yaşanılan zorlukları, Türkiye ekonomisini ve yatırım planlarını konuştuk:

Capital: 
Genç yaşta iş hayatına atıldınız. O dönemin iş dünyası ile bugünün arasında nasıl farklar görüyorsunuz?
- O dönemin gerçekleri çok farklıydı. Şöyle düşünün, 1950’de Türkiye Sınai Kalkınma Bankası yeni kurulmuştu, küçük bir odadan oluşuyordu. Kurucusu o küçücük odada kime kredi vereceğim diye kara kara düşünürdü. O dönemlerde müteşebbis bulmak zordu. Sermaye birikmeyen bir ülkede müteşebbis bulmak kolay değildir. Devletimizin de makro ekonomideki ana kararları belli değildi. O zaman sermaye azlığından devletçilik etkindi. Her vilayette kapitalizmi güçlendirmek için desteklenen işadamları vardı. Bugün baktığınızda geçmişte İstanbul’daki ekonominin kurucusu olan ailelerin pek etkisi de kalmadı. 1950-60’larda ekonomiye yön veren ailelerin, ikinci, üçüncü kuşaklarının bugün isimleri fazla geçmiyor.  

Capital: 
Bu değişim neden kaynaklandı peki?
O yıllarda Türkiye nüfusu çok azdı, sarf ekonomisi üzerine kurulmuş bir toplum değildik. Tüketime dayalı olmayan bir düzende ekonomiyi geliştirmek kolay değildir. O tarihlerde müteşebbis ruhu da bir torna, bir freze gibi herhangi bir makineyle üretime başlayan sanayicilerde olurdu. Onlar bugün bir yere geldi. Mesela 1950’lerde otomobil son teknoloji olduğu için otomotiv sanayi en önemli iş kollarındandı. Aynı şekilde tekstil çok önem taşıyordu.  1964 yılında İstanbul Belediyesi’nin yıllık bütçesi 695 milyon TL’ydi. Menderes dönemi ile 58 yılına kadar ekonomide bir atılım yaşandı. 1957’de dolar kuru 9,08’e çıkınca ve karaborsa artınca ekonomi bozuldu. O dönemlerde etten ilaca varıncaya kadar pek çok ihtiyaç maddesi kolay bulunmuyordu. Bu dönemleri unutmamak lazım… 60 ihtilalinin gelmesinin nedenleri aynı zamanda ekonomiktir.  1960 ihtilali, birçok Türk şirketini batma noktasına getirdi ve Türkiye Sınai Kalkınma Bankası da bu ortamda şirketleri kurtarmak için kuruldu. O dönemde finansman bulmak çok daha zordu.

Capital: 
İşadamı profili, bugünkünden nasıl farklıydı? İş kurmak, girişimci olmak o zamanlarda daha mı kolaydı?
Bugün müteşebbis olmak daha kolay… O zamanki toplumla bugünkü ortamın birleştiği tek nokta, yaratıcılık ve başarılı olma savaşı.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz