"Sıra Şimdi Türkiye’de"

Şöyle bir bakınca, ne kadar da Türkiye’de yaşadıklarımıza benziyor. Önce ekonomik kriz, ardından finansal yeniden yapılanma, elenen bankalar ve yabancıların artan payı... Arjantin, Brezilya, Şili, ...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Sıra Şimdi Türkiye’de

Şöyle bir bakınca, ne kadar da Türkiye’de yaşadıklarımıza benziyor. Önce ekonomik kriz, ardından finansal yeniden yapılanma, elenen bankalar ve yabancıların artan payı... Arjantin, Brezilya, Şili, Filipinler, Tayland ve diğerleri... IMF’in araştırması, Türkiye’nin içinden geçtiği süreci, 1990 sonrasında bu ülkelerin de yaşadığını, sonuçlarıyla açıkça ortaya koyuyor. Bu tablo, Türkiye’deki sistemin bir miktar daha konsolide olacağını gösteriyor.

 

Dünyanın önde gelen yatırım ve ticari bankaları için “emerging markets” (gelişmekte olan ülkeler) sınıfında yer alan ülkeler büyük önem taşır. Bu ülkelerin nüfus, büyüme hızı ve sermaye piyasalarındaki potansiyel, yabancıları mıknatıs gibi çekiyor. Çünkü, gelişmiş ülkelerdeki enstrümanların getirisi belli ve yatırımcılara yüksek getiri sağlamanın yolu, bu ülkelere yatırım yapmaktan geçiyor.

 

Fakat, bu ülkelerin ortak özelliği, siyasi ve ekonomik dalgalanmalara çok açık olmaları. Bu gruptaki ülkelere bakıldığında, önemli bölümünün ekonomide ciddi sıkıntılar yaşadığı, finansal sistemlerinin sarsıldığı görülür. Neredeyse tamamında da krizleri, finansal sistemdeki yeniden yapılanma süreçleri izledi, çok radikal değişimler oldu.

 

Uzakdoğu, Latin Amerika ve Orta Avrupa’da birçok ülke, son 10 yıllık dönemde yaşanan krizlerin yarattığı olumsuz etkiyi ortadan kaldırmak için milyarlarca dolar harcamak zorunda kaldı. Bu bedel, bazı ülkelerde GSMH’nin yüzde 30’una karar ulaştı.

 

Türkiye de son yıllarda benzer bir süreçten geçiyor, ekonomik krize, finansal alandaki yeniden yapılanma süreci eşlik ediyor. O nedenle, bu ülkelerin deneyimleri, Türk ekonomisinin yarını için önemli mesajlar içeriyor. IMF uzmanlarından tarafından Financial Sector Consolidation in Emerging Markets” (Gelişmekte Olan Ülkelerde Finansal Sektörün Konsolidasyonu) adlı araştırma, tam bu konu üzerine odaklanıyor. Araştırma, Latin Amerika ve Asya’da yaşanan kriz sonrasında ortaya çıkan yeniden yapılanma sonrasını anlatırken, Türkiye’ye de ışık tutuyor. Bir anlamda, yıllar önce o ülkelerde yaşananların, şimdi Türkiye’de hayata geçtiğini görüyoruz.

 

Banka sayısı azaldı

 

Gözle görülen en temel değişim, banka sayısındaki azalma. Rakamlar da bunun gösteriyor. 1994 ile 2000 yılları arasındaki rakamları karşılaştırdığımızda, bu ülkelerdeki banka sayısında azalma kayda değer bir şekilde dikkat çekiyor.

 

Örneğin, Güney Kore’de 1994’de toplam 30 yerli banka faaliyet gösterirken, 2000 yılı sonu itibariyle bu rakam 13’e geriledi. Uzakdoğu krizi sırasında büyük sıkıntılara giren bölge ülkelerinden Malezya’da 25 olan yerli sermayeli banka sayısı 10’a düştü.

 

Filipinler’deki 41 olan banka sayısı ise 27’ye gerilerken, kapanan banka sayısında en düşük rakam Tayland’ın oldu. Bu ülkede 6 yıllık süreçte 2 banka sistem dışında kaldı.

 

Latin Amerika ülkelerinde de benzer durum yaşandı. Bölgenin en çok bankasına sahip ülkesi olan Arjantin’de sayı yarı yarıya düştü. 1994 yılında 245 bankanın faaliyet gösterdiği Brezilya’da, 2000’deki banka sayısı 193’e geriledi. Ancak, her iki ülkede de banka sayısı azalmaya devam etti. Örneğin, Arjantin’deki banka sayısı 2002 başında 109 idi.

 

Orta Avrupa ülkelerine bakıldığında da benzer tablo gözleniyor. Diğer ülkelerdeki kadar olmasa da, bu ülkelerde de banka sayısında azalma dikkat çekiyor. Bu grupta yer alan Türkiye’de de, benzer gelişmeler yaşandı. 1994’te 72 olan banka sayısı, 2000 yılı sonunda 79’a yükseldi. Ancak, son 2 yılda yaşanan hızlı değişim ve konsolidasyon sürecinde itibariyle bu rakam 57’ye düştü. Türkiye’de banka sayısının 1980’de 43 olduğunu ve 1990’da 64’e yükseldiğini anımsatalım. 1994 krizinde 72 olan banka sayısı, 1999’da 81’e ulaşarak rekor kırdı. Fakat, kapanma ve birleştirme operasyonlarıyla Ağustos sonu itibariyle bu sayı 57’ye gerilemiş durumda.

 

Büyükler daha da büyüdü

 

Araştırmada dikkat çeken bir diğer temel gelişme de, büyük bankaların mevduat pastasındaki paylarını artırmaları. Bu süreç, özellikle Latin Amerika, Malezya ve Türkiye gibi ülkelerde dikkat çekici bir şekilde gözlendi. Meksika, bu oranın en yüksek olduğu ülke olarak dikkat çekiyor. Bu ülkede, 10 büyük bankanın, mevduat pastasındaki payı yüzde 94.5’a kadar yükseliyor. Latin Amerika ülkelerinde sadece Venezüella’da en büyük 10 bankanın  mevduattaki payı, 2000 yıl sonunda 3 puan geriledi ve yüzde 75.7 olarak gerçekleşti.

 

Bankacılar arasında “yoğunlaşma” olarak kullanılan bu terim, Türkiye’de de geçerli oldu. Özellikle Kasım 2000 ve Şubat 2001’de yaşanan gelişmelerden sonra bazı bankaların TMSF bünyesine alınması, büyük bankalara yaradı. Hatta, büyük bankalar, hiçbir şey yapmadan, mevduatın kendilerine aktığına şahit oldular.

 

“Büyüklere ilgiye devam”

 

En büyük 10 bankaya ait yoğunlaşma rakamı, Eylül 2001 itibariyle yüzde 72 idi. Ancak, Ağustos 2002 itibariyle bu oranın yüzde 80’e yaklaştığı tahmin ediliyor. En büyük 10 bankanın mevduat pastasından aldığı payın Eylül 2000’de yüzde 67 olduğunu anımsatalım.

 

Koçbank’ın yönetim kurulu başkanı Burhan Karaçam’a göre, TMSF bünyesine alınan bankaların mevduat sahipleri, hesaplarının nereye aktarıldığını bulmak için banka banka dolaşmak zorunda kaldı. Bu tablo karşısında, devletin verdiği güvenceye rağmen, mevduatını başta büyükler olmak üzere, başka bankalara kaydırdı. Karaçam, “Bu yönelim bir süre daha devam edecek. Fakat bir süre sonra hizmet ön plana çıkacak” diyor.

 

Garanti Bankası Genel Müdürü Ergun Özen de, “5-6 bankanın piyasa payı yüzde 70-75’leri bulacak. 2002’de belki bu oranlara ulaşılmayacak ama 2003-2004’te olacak. Dünyanın her yerinde böyle oldu, bizde de öyle olacak” diyor.

 

Konsolidasyona devam mı?

 

Yaşanan bu gelişmelerin arkasının gelip gelmeyeceği tartışılıyor. Uzakdoğu ülkelerinde şu anda olumsuz bir gelişme yok gibi gözüküyor. Latin Amerika’de ise ne olacağı tahmin edilemiyor. Arjantin’de mali sistemdeki sıkıntılar devam ediyor. Brezilya, IMF ile 30 milyar dolarlık bir anlaşmaya imza attı, ancak tedirginlik bitmiş değil. Venezuella’daki siyasi yapı ise ülkeye olan güveni azaltıyor. Bölge ülkelerinden Meksika ve Şili’de şimdilik durum sakin gözüküyor. Orta Avrupa ülkelerinde ise AB’ye katılım heyecanı var. Ayrıca, finans sisteminin büyük bir bölümünü yabancılar kontrol ediyor.

 

Türkiye’ye gelince... Bazı uzmanlara göre, sistem artık temizlendi ve sağlıklı bir yapıya kavuştu. Ciddi bir mesafe alındığını, ancak konsolidasyon sürecinin tamamlanmadığını düşünenler de var. Bunlara göre, banka sayısı hala yüksek ve önümüzdeki dönemde sayı bir miktar daha düşecek.

 

“Biraz daha yolumuz var”

 

Ziraat Bankası’nda ar-ge müdürü olarak çalıştığı dönemde, 1999’da yazdığı bir raporla, bugün gelinen noktayı büyük bir açıklıkla tahmin eden bankacılardan biri olan Halkbank’ın yönetim kurulu üyesi Şenol Babuşçu, “Türkiye’de sürecin yüzde 70’i tamamlandı denilebilir. Ancak, sektörde bir miktar daha birleşme yaşanacak. Abank benzeri ihtisas bankacılığına dönüş yapan orta ve küçük ölçekli bankalar göreceğiz” diyor.

 

Ekonomist Murat Üçer’e göre ise mali piyasalardaki dalgalanmanın, bazı bankaların bilançolarını olumsuz etkileyeceğini tahmin ediyor. Üçer, “Oluşacak makro volatiliteye kimse dayanamaz” diyor.

 

Yapı Kredi Yatırım’ın araştırma müdürü Mehmet Gerz’e göre, yeni yapılanmayı tamamlayacak unsur, orta ölçekli bankaların birleşmesi olacak. Gerz, “4 büyük bankaya rakip olmak isteyen Dışbank, Finansbank ve TEB gibi bankaların neden birleşmediklerini kendime soruyorum” diyor. Banka sayısı olarak doğru, kabul edilebilir sayıya gelindiğini söyleyen Mehmez Gerz, bundan sonrasının ekonominin gidişine bağlı olduğuna dikkat çekiyor.

 

Yabancıların payı yükselecek

 

Gelişmekte olan ülkeler grubunda yaşanan ve henüz Türkiye’ye yansımayan bir gelişme de yabancı bankaların etkinliği. Latin Amerika, Uzakdoğu ve Orta Avrupa ülkelerinde, yabancı bankaların finans sektöründeki etkinliği yüzde 40 ile 90 arasında değişiyor. Örneğin, Arjantin’de, yabancıların sistemdeki payı yüzde 40’a, komşusu Şili’de ise yüzde 50’ye yükseldi. Latin Amerika’daki bu gelişmeleri bırakıp daha yakınlara, Doğu Avrupa’ya bakalım. Çek Cumhuriyeti’nde yabancı bankaların payı yüzde 90’a kadar yükseldi. Bu oran Polanya’da yüzde 80 ve Macaristan’da yüzde 70 düzeyinde…

 

Türkiye’de ise bu gelişmeler henüz yaşanmadı ve aslında benzer bir yapı da beklenmiyor. Türkiye’de yabancı bankaların sistemdeki payı, 2000 yıl sonu itibariyle yüzde 3 idi. Eylül 2001’de bu oran sadece yüzde 4’e yükseldi.

 

Ancak, HSBC’nin Demirbank’ı, ardından da 1.4 milyon kişinin kullandığı alışveriş kartı Advantage’ı satın alması, yabancı payını yükseltiyor. Ayrıca, UniCredito’nun sektörde yüzde 4 civarında payı olan Koçbank’a yüzde 50 ortak olması, yabancıların sektördeki payını yüzde 10 düzeyine taşıyacak. Fransız kökenli 2 banka Societe Generale ve Bank Indosuez Agricole’un Türkiye’de yatırım yapma isteklerinin realize olmasıyla bu oran, daha da yükselecek.

 

Nitekim BDDK Başkanı Engin Akçakoca, sektördeki yabancı banka payının önümüzdeki 5 yıllık süreçte yüzde 25’li düzeylere geleceğini söylüyor. Şenol Babuşçu’ya göre, yabancı payının bu orana yaklaşması, 5 yıla kalmayacak ve 2-3 yılda bu seviyelere gelinecek.

 

Ekonomist Murat Üçer’e göre, bu ağırlık önümüzdeki dönemde yüzde 50’yi aşacak.

 

Ancak, kimi uzmanlar Arjantin ve Brezilya’da yaşanan sıkıntılar, yabancı bankaların gelişmekte olan ülkelerdeki yatırım kararlarını etkiliyor. Mehmet Gerz, “Arjantin’de ciddi bir zararları oldu, bu yüzden yeni yatırım kararlarında temkinli olmalarını beklemek doğru olur” diyor.

 

“SÜRECİN YÜZDE 70’İ TAMAMLANDI”

 

Şenol Babuşçu/Halk Bankası Yönetim Kurulu Üyesi

 

“Türkiye olarak, gelişmekte olan ülkelerde ne yaşandıysa, biz de aynı süreçten geçiyoruz. Türkiye için bu sürecin yüzde 70’i tamamlandı denilebilir. 7-8 büyük bankanın yanında bir miktar konusunda uzmanlaşmış, küçük ve orta ölçekli banka olacak. Bunun bir örneği de Abank. Bu banka, bireysel bankacılıktan çekildi ve kurumsal bankacılık alanında uzmanlaşma yolunu tercih etti. Bunun gibi örnekler görmeye devam edeceğiz. Belki de TEB, eskisi gibi kurumsal bankacılık ağırlı bir yapıya tekrar dönüşecek.

 

Oyak, Koç, Finansbank ve Dışbank, büyükler arasına girmek istiyor. Bazıları belki bu stratejilerini yeniden gözden geçirecek, belki de büyükler arasında yer almak için birleşme, satın alma yoluna gidecekler. Nitekim, özelleştirme süreciyle ilgilenmeleri de bunu gösteriyor.”

 

“EKONOMİ BÜYÜMEZSE BANKALARIN İŞİ ZOR”

 

Mehmet Şimşek/Merrill Lynch

 

“Seçimlerden güçlü bir hükümet çıkmazsa, ekonomik yapı bankacılığın gelişmesine elverişli değilse, banka sayısı artmış veya azalmış olmasının hiç önemi yok. Pasta giderek perişan oluyorsa, banka sayısı azalır ama başka bankalar karlı çıkar diye bir şey söz konusu olmaz.

 

Eğer güçlü bir hükümet gelirse, ayakta kalan bankalar muazzam olumlu etkilenecek, kar edecekler. Ama aksi durum da doğru. Eğer ekonomi büyümezse bankaların işi zor. Bu koşullar devam ettikçe, yabancı bankalar Türkiye’ye gelmez, çünkü Arjantin’den kaçıyorlar. Türkiye’ye zor durumdan çıkartacak koşul, reformist bir hükümetin gelip gelmeyeceği. En önemlisi ve diğer gelişmeler bana göre hikaye.

 

Ekonomi büyümeye devam eder, AB ile ilgili olumlu gelişmeler yaşanırsa, bankacılık sektörü bundan kazançlı çıkar. Çünkü, muazzam bir potansiyel var. Ben kişisel olarak Türkiye için iyimserim ama zayıf bir hükümet gelir, faizler bu seviyesinde kalırsa, bankalar için olumlu bir ifade kullanamam.”

 


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz