"Dayanıklıda Son Trendler"

Turgut Soysal / Arçelik Üretim ve Teknoloji Grup Direktörü    Turgut Soysal, Arçelik’in üretim ve teknoloji grup direktörü... Şirketin araştırma-geliştirme ve gelecek senaryolarından sor...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Dayanıklıda Son Trendler
Turgut Soysal / Arçelik Üretim ve Teknoloji Grup Direktörü  
 
Turgut Soysal, Arçelik’in üretim ve teknoloji grup direktörü... Şirketin araştırma-geliştirme ve gelecek senaryolarından sorumlu... Dünyayı, teknolojideki son gelişmeleri yakından izliyor. Buzdolabından çamaşır makinesine, televizyondan ses sistemlerine, ev elektronik ürünlerinde en son trendler üzerine çalışıyor. Soysal, evin içinde müthiş bir dönüşüme neden olacak bu yeni trendleri Capital’e anlattı...  
 
Aslında çok eskiye gitmeye gerek yok. Keskin hatlara sahip kare buzdolapları, merdaneli çamaşır makineleri, kocaman siyah-beyaz televizyonlar, pişirmek istenilen ürünün üstünü yakan içini çiğ bırakan fırınlar hayatımızdan çıkalı çok uzun zaman olmadı. Teknoloji ve dizayn o kadar çabuk ilerledi ki değişim dayanıklı tüketim ürünlerine de aynı hızla engtegre oldu.  
 
Mutfak mobilyasıyla aynı renkte beyaz eşya ürünlerini, plazma televizyonları, çok farklı programlarda yıkama yapılabilen tam otomatik çamaşır makinelerini, sadece üst sepetteki kirlileri yıkayan bulaşık makinelerini, mikro dalga fırınları birçok evde artık rahatlıkla görebiliyoruz. Dayanıklı tüketimde gelinen nokta bu. Ama hepsi bu kadar değil...  
 
Bugün daha az enerji ile çalışan dayanıklı tüketim ürünleri üzerinde çalışılıyor. Deterjansız yıkama yapılması ya da kir temizlendiği anda yıkamanın durması tartışılıyor. İçine konulan yemeği kendi pişiren fırınlar olabilir mi sorusunun yanıtı araştırılıyor. Ya da içindeki yiyeceklerin stokunu tutan buzdolabı konuşuluyor.  
 
Capital, Arçelik Üretim ve Teknoloji Grup Direktörü Turgut Soysal ile dayanıklı ürünlerde teknik içerikte ve dizaynda gelinen noktayı ve gelecek senaryolarını konuştu:  
 
Dünyada beyaz eşya ürünlerinde nasıl trendler gözlüyorsunuz?  
 
Dünyada iki ayrı eğilim var. İlk eğilim, bugün de kullanmayı sürdürdüğümüz standart, fonksiyonu ile öne çıkan ürünleri kapsıyor. Tüketiciler bu ürünleri fonksiyonları için satın alıyorlar. Fonksiyonu için alınan ürünler mutfaktan daha bağımsız, kendi içlerinde belli bir çizgiye sahipler. Yani ürünün tek başına duruşu önem kazanıyor.  
 
İkinci eğilimde ürünler nasıl?  
 
Diğer eğilimde ürün, mutfağın bir parçası olarak görülüyor. Avrupa’da insanların paraları var, daha az çalışıyorlar. 30-35 saat çalıştıktan sonra evde daha fazla vakit geçirmeyi tercih ediyorlar. Araştırmalar, evde vakit geçirme sürelerinin arttığını gösteriyor. Ev içersinde ise mutfakta daha fazla vakit geçiriliyor. Bu nedenle mutfak mağazaları, mutfak işi gelişiyor.  
Mutfağın bir oturma odası haline dönüştüğünü, ziyaretçilerin orada ağırlandığını, sosyal bir mekan haline geldiğini görüyoruz. Giderek mutfak bir prestij sembolü olmaya başladı.  
 
İnsanlar güzel bir mutfakta oturmaktan haz alıyorlar. Özellikle buzdolabı, fırın ve bulaşık makinesinin mutfağın geneline uyum sağlaması istenmeye başlandı. Daha zenginleşmiş ve daha az çalışılan ülkelerde beyaz eşya üreticileri mutfağın bir parçası olarak mutfakçı ile birlikte tasarım yapmak yönüne doğru kayıyorlar. Tasarımı ve dizaynı ile mutfağa uyumlu, butikleşen bir trende doğru gidiliyor.  
 
Buzdolabında gelinen en son nokta no-frost. Bu üründe Türkiye ile dünya arasında dizayn olarak ne gibi farklılıklar var?  
 
Buzdolabı kültüre göre değişiyor. Mesela Uzakdoğu’da evler çok küçük olduğu için, beyaz eşyalar da küçülüyor. Oysa Amerika’da daha büyük ürünler tercih ediliyor. Avrupa’da  ürünler, Amerika’daki gibi büyümeye başladı. Türkiye’de ise alım gücüne göre büyük ürünler tercih edildiğini görüyoruz.  
 
Son yıllarda buzdolabında metalik renkler görmeye başladık. Bu değişimin nedeni nedir?  
 
Buzdolabında baskın renkler pek kullanılmadı. Bir ara içerdeki bazı aksesuarlar koyu renk oldu. Ama, daha ziyade şeffaf, kapağın arkasında ne olduğu görülen, temiz pis münakaşası yapılmayacak renkler tercih edildi. Gri kendi başına baskın olmadığı için daha uyumlu bir renk. Dolayısıyla gri ürünler mutfaklara da uyum sağladı. Farklı renkler riskli olabilir. Beyaz ve gri dışında metaller de kullanılıyor. Bunlar genellikle alüminyum, paslanmaz çelik oluyor.  
Japonya’da beyaz, gri ve açık krem gibi baskın olmayan renkler söz konusu. İngilizler fırında yeşil rengi tercih ediyorlar. Bazen televizyonlarını da bu renkte alabiliyorlar.  
 
No-frost buzdolabında daha yuvarlak hatların hakimiyetini görüyoruz. Ürünlerin hatlarında bir yumuşama eğilimi mi var?  
 
Evet, otomobillerde olduğu gibi yuvarlak hatların hakimiyeti artıyor. Fakat, şu an otomobillerde yuvarlak hatların arasında birden keskin yüzeyler görüyoruz. Bu eğilimin beyaz eşya sektörüne de yansıyacağını düşünüyorum. Tabii otomobillerde olduğu gibi, yuvarlak hatlar arasındaki keskin ve iddialı çizgiler bize daha yumuşak bir şekilde yansır.  
 
Bulaşık makinesi, fırın gibi diğer ürünlerin tasarımında ne gibi değişiklikler oluyor?  
 
Bulaşık makinesi, daha az oyun imkanı olan bir ürün. Üstünde bir pano, onun altında ise kapak var. Bu sizi sınırlıyor. Ankastrede ise bulaşık makinesinin alt tarafı mutfağın kendi mobilyası ile kapanıyor. Bazı mutfaklarda ise arka planda kalıyor, hatta mutfağın gerisine gizleniyor.  
 
Dolayısıyla, dizaynda bulaşık makinesinin panosuna yumuşak ve biraz keskinleşmiş çizgileri taşımakla ibaret kalıyoruz. Oysa fırında daha fazla hareket şansınız söz konusu. Fırının kapağında, düğmelerinde hareket imkanı daha fazla. Ankastre fırında paslanmaz çelik, alüminyum ve renkliye doğru bir eğilim var.  
 
Televizyonda dizaynda nasıl trendler gözlemlediniz?  
 
Ana değişiklik iki yöne kaydı. İlk olarak hafif bombeli ekran düz hale geldi. Plazmalar görülmeye başlandı. Tüplü olan ve tüpün önü düz olan flat dediğimiz televizyonlar da mevcut. İkinci trend de ise sinemaskop ürünler yer alıyor. 16/9 oranındaki bu televizyonlara da kayış oldu. Ancak, bu modeller beklenildiği kadar tutmadı. Çünkü, yayınlar 16/9 oranına uygun değil. Bütün kameraların stüdyodan itibaren 16/9’a dönmesi gerekiyordu. Bu dönüşüm ise çok pahalı bir yatırım gerektiriyor.  
 
Teknolojik içerik bakımından dünyada hangi eğilimler görülüyor?  
 
Trendi daha ziyade çevreciler ve enerji standartları belirliyor. Buzdolabı evlerde en çok enerji tüketen alettir. Dolayısıyla, baskı buzdolabı üzerinde. Ana trend buzdolabının iyi soğutmayı, daha az elektrikle yapabilmesi üzerine kurulu.  
 
Format olarak aynı büyüklükte olan buzdolaplarında 7-8 yıl öncesine göre enerji sarfiyatı yarı yarıya azaldı. Avrupa’da çeşitli standartlar oluştu. Ürünlerin üzerine enerji etiketi koyulmaya başlandı. A en iyi, E en kötüyü ifade ediyor. Avrupa’da bugün C etiketli bir ürünü dahi artık raflara koymuyorlar. A veya B olmak zorundasınız, yoksa ürününüz satılmıyor.  
 
Her yıl çıta yükseliyor. Yarışta geri kalanlar eleniyor. Gelişmiş ülkeler bir anlamda gelişmekte olan ülkelerden gelecek ürünlere karşı da kendilerini bu şekilde korumuş oluyorlar. Eski Sovyetler Birliği’ndeki fabrikalar bu nedenle el değiştirdi.  
 
Diğer beyaz eşya ürünlerinde de bu trend var mı?  
 
Çamaşır ve bulaşık makinesinde de benzer bir trend var. Her birinde yıkama, kurutma ve enerji standardı oluştu. Teknikte sürekli tarifli performansa yetişme trendi var. Çamaşırı 5 yıl önceye kadar daha iyi yıkıyor muyuz? Bu sorunun yanıtı tartışılabilir. Ancak, daha az enerji kullanıldığı gerçeği tartışılamaz. Yani trendi enerji ve performans etiketlemesi belirliyor.  
 
Gelecekte nasıl bir buzdolabı olacak? Mesela içindeki gıdanın bozulduğunu haber verecek mi?  
 
Çeşitli teoriler var. Bunlardan biri, buzdolabının içinde ne olduğunun stokunu bilmek üzerine kurulu. Yani, internet aracığıyla dışarıdan buzdolabının içindeki tereyağını bitip bitmediğini kontrol edilebilir miyiz sorusunun yanıtı aranıyor. İnternetin çok popüler olduğu dönemde bu teorinin uygulanabilir olduğunu düşünüyorduk. Ancak, şimdi öyle gözükmüyor. Buzdolabının üzerine ekran koyabiliyoruz. Yani “home otomation’a” giden ürünlerde buzdolabının başka faaliyetlere de ortak olması ile ilgili yenilikler söz konusu.  
 
Ayrıca, bütün ürünlerde hijyen ile ilgili trend var. Bakterilere daha az geçit veren ürünler popüler olmaya başladı. Havayı içeri çekip soğutup geri verirken bazı filtrelerden geçiriyoruz. Bakterilere geçit verilmiyor. Bu eğilimin artacağını düşünüyoruz. Bunun dışında bir de alternatif soğutma metotlarından bahsedebiliriz.  
 
Ancak, bunlar bizim evimizdeki kadar büyük buzdolaplarına henüz sirayet edebilmiş değil. Mesela karbondioksitli soğutma gibi. Yani tüketiciyi pek ilgilendirmeyen ancak, yine daha az enerji tüketmeye yönelik metotlar bunlar.  
 
Çamaşır makinesinde dijital modeller görüyoruz. Bu ürünlerde teknik içerikte nasıl değişimler söz konusu?  
 
Bütün ürünlerde kontrol artık elektronik oldu. Enerjiyi daha iyi kullanmak için elektronik kontrol gerekli. Dijitalin gelmesi standartların yakalanmasının bir gereğidir. Çamaşır makinesi bunlar içinde en etkili olanıdır. Makinenin, programı sensorlar ile hissedip, ısıyı ve nem durumunu ayarlaması, kurutması hepsi elektronik değerlendirecek. Çamaşır makineleri bu noktaya gidiyor.  
 
Makine koyduğumuz bir elbisenin kumaşını tanıyıp ona uygun ayarı kendi seçebilecek mi?  
 
Bu çok uçuk bir senaryo. Yani kirli elbiseyi içine atacağız. Makine ne olduğunu anlayacak, programı kendi seçecek ve en ideal şekilde de yıkayacak. Bu senaryonun çok iddialı olduğunu söylemek lazım. Çünkü, o kadar kolay değil. Ama gelecek senaryolarında bunlar var.  
 
Bulaşık makinesi için nasıl senaryolar çiziliyor?  
 
Bulaşık makinesinde ve çamaşır makinesinde, gelecek senaryoları içinde, “acaba yıkamayı deterjansız yapabilir miyiz” fikri görülüyor. “Kuru temizleme yapmayacaksak daha az suyla, daha az deterjanla, daha az enerjiyle yıkama işlemini yapalım” eğilimi üzerine çalışılıyor.  
Yarış bu noktada gerçekleşiyor. Bulaşık makinesinde, kirin temizlendiği an yıkamanın kesilmesi konusu var. Burada da gereksiz yıkamaları azaltarak enerji tasarrufu sağlama eğilimi söz konusu.  
 
Fırında neler olabilir?  
 
Fırın çok oyuncaklı bir ürün. Mikrodalga fırın, mikrodalga ile kombine fırınlar çıktı. Şimdi başka türlü pişirme metotları tartışılıyor. Fırının içindeki hava akımını düzeltip daha lezzetli pişirmelere ulaşmak isteniyor. Bizim şu an üzerinde çalıştığımız yeni bir ürün var. Düğmeye basacaksınız, tavuğu pişecek. Tavuğun nasıl pişirilmesi gerektiğini bilmiyor olabilirsiniz. Ama, “şu büyüklükte tavuğu fırına koyuyorum pişir” komutunu taşıyan bir program olursa bilmeyenler için avantajlı olur. Çamaşır makinesinde pamuklu, ipekli gibi programlar vardır. Fırında da elektronikten yararlanarak bu işleri öğretmek fikri hakim.  
 
Televizyonda nasıl senaryolar konuşuluyor?  
 
Televizyonda plazmanın giderek artacağını düşünüyorum. Display denilen sistemde televizyon ortadan kalkıyor. Bu sistemde bir alıcı oluyor. Bu alıcı ya kablodan ya uydudan ya da havadan görüntü alıp display vitesine veriyor. Display vitesi de bilgisayarınız, bilgisayar tüpü veya bir plazma olabilir. Bunların komünikasyonları da standart oluyor. Yani kabloyu hangisine takarsanız oradan görüntü alacaksınız. Trend display’e doğru diyebilirim.  
 
AKILLI EVLER NASIL OLACAK?  
 
Ürünlerdeki değişim evlerde nasıl bir entegrasyon sağlayacak?
 
 
Bundan 3-4 yıl öncesine baktığımızda akıllı evlerin ne ölçüde yayılacağından çok emin değildik. Bugün daha gerçekçiyiz. Ürünün akıllı olmasının avantajları olduğu gibi kullanımı komplikeleştirme gibi dezavantajı da olabiliyor. Bir bilgisayar ekranında bütün aletlerinizin durumunu kontrol edebiliyor olacağız. Yani buzdolabının derecesini gidip kontrol etmek yerine internetten ayar yapabileceğiz.  
 
Yani bir intranet mi oluşturulacak?  
 
Kesinlikle öyle. Evdeki ürünlerin hepsi aynı bağlantı lisanıyla bir alette birleşiyor. Bunu isterseniz evden, isterseniz işten kontrol edebiliyorsunuz. Tabii ki çamaşır yıkayamayız.  
Çamaşırı birinin makineye koyması lazım. Ancak, klimayı çalıştırabiliriz. Buzdolabının daha yavaş çalışmasını sağlayabiliriz. Evdeki araçlarda arıza olup olmadığını kontrol edebiliriz.  
 
Çok yakında bizde de bu sistemi göreceksiniz. Henüz satılıp eve uygulananı yok. Bazı ürünler tek tek kullanılıyor. Mesela klimayı telefonla açıp kapatabiliyoruz. Çok yakında evin içinde konuşan, evin dışına da bu imkanı veren ürünler olacak. Ancak, bazı standart sorunları var.  
Siz bu entegre ürünü aldınız. Ancak, yarın gidip başka bir üreticinin buzdolabını aldığınızda ne olacak? Bunun haberleşmesinin standartları henüz tarif edilmedi. Bilgisayarlarda zamanla standartlar oluştu. Akıllı evlerde de bu standardın oluşması mümkün.  
 
Mesela evin kapısından içeri girdiğimizde eşyalara sesimizle komut verebilecek miyiz, filmlerdeki gibi. Ne kadar ileri gidilebilir?  
 
Komünikasyonla ilgili büyük bir şirketin gelecek senaryolarına baktım. Söylediklerinizin hepsi oluyor. Bir kumanda aleti var, her şeyi yapabiliyorsunuz. Telefonu kumandadan açıyorsunuz, müziğin sesini yükseltiyorsunuz, TV açıyorsunuz, e-mail geldiğini görüyorsunuz. Böyle çok uçuk senaryolar var. Bir sürü şey olabilir. Bilemiyorum.  
 
“BUTİK DİZAYN İŞLERİNE GİRMEK İSTİYORUZ”  
 
Arçelik’in teknolojisi hangi noktaya geldi? Teknolojide nereye gelmek istiyorsunuz?
 
 
Arçelik, dünya ile yarışır durumda olmak zorunda. Enerji, yıkama performansı standartlarındaki yükselen çıtayı hep önceden bilip önde olmak gerekiyor ki yarıştan düşmeyelim, düşenlerin yerine geçelim. Bizim hızlı büyümemizin bir nedeni, yarıştan düşenlerin yerine çok efektif şekilde girmemizdir. O teknolojiyi yakaladığımız için bunu yapabiliyoruz.  
 
Arçelik’in insan gücü ve bilgi birikimi buraya geldi. Bu yarışın bir yönü. Bir de dizayn yönü var. Avrupa’da mutfağına çok para harcayan tüketiciler bulunuyor. Dolayısıyla biz de mutfak içinde daha butik dizayn işlerine girmek, ileriye gitmek istiyoruz. Home otomation’ını ise bitirmek üzereyiz. Alışkanlıklar akıllı evlere kaydıkça biz de ürünlerimizi sunacağız. En ön sırada, uluslararası seviyede olmak istiyoruz.  
 
Pazar olarak da İskandinavya’dan Kuzey Afrika’ya kadar olan bölümü hedefliyoruz. Amerika ve Uzakdoğu’da işler çok değişiyor. Çok fazla ürün çeşidi verimli olmuyor. Belirlediğimiz bu pazarda, ürün çeşidimizi gereksiz çoğaltmayarak varolmak istiyoruz.  
 
“ROBOT TEKNOLOJİSİ ÜRETİMDE KULLANILIYOR”  
 
Robot teknolojisinin dünyada geldiği nokta nedir?
 
 
Robot teknolojisi üretimde süreçlerinde yaygın kullanılıyor. Özellikle çok tekrarlanan işlerde insanların sıkılmasının önüne geçiyor. Kaldırılıp indirilecek ürün ağırsa mutlaka bu teknoloji gerekiyor. Üretimde robot kullanımı, yazılımının da gelişmesiyle çok yaygınlık kazandı. Robotlar kendiliğinden işi yapan mekanizmalardır. Radyoaktif veya kimyevi zehirli yerlere insanın girmemesi için robot kullanılıyor.  
 
Yani birtakım aletlerin uzaktan kumanda edilerek bazı işleri yapması söz konusu. Rutin işlerde çok yaygın. Tıpta ve kimya sektöründe kullanılıyor. Kendini kumanda edenler süpürge gibi ürünlere doğru kaymaya başlıyor. Bu konuda bizim de çalışmalarımız var. Tabii, şirketimizin yeni reklamından sonra insanlar Arçelik’in robot üretmesini bekliyorlar.    
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz