Liderlik yapamayacak bir lider

“Liderlik yokluğu olan bir dünyada, yangınlar çok daha sıcak ve eskisine kıyasla çok daha uzun süreceğe benziyor."

25.09.2014 20:12:160
Paylaş Tweet Paylaş
Liderlik yapamayacak bir lider
ABD dış politikasının geleceği hakkındaki uzun süredir beklenen son konuşmasında Başkan Barack Obama, şöyle demişti: “Bugün yüzleştiğimiz soru, Amerika’nın liderlik yapıp yapmayacağı değil ama bu liderliği sadece kendi huzurumuzu ve refahımızı korumak için değil aynı zamanda huzuru ve refahı yerkürenin dört bir yanına yaymak için de nasıl yapacağımızdır.”

Her ne kadar gerek ABD içinden gerekse dışından bazıları, Amerika’nın artık daha az müdahil olduğunu görmekten mutluluk duysa da diğerleri ABD Başkanı’nın bugün sadece bir global süper gücün yapabileceği liderliği sunmayı sürdüreceği sözünü verdiğini duymaktan memnun olmuş olabilir.

Jeopolitik ve ekonomik istikrarla ilgili kurallar dayatmak, anlaşmalara zorlamak ve güvenliği tesis etmek, ancak bir liderin yapabileceği işlerdir. Bu çok kritik bir soru, zira Amerika’nın kendi köşesine çekilmesi durumunda bugün o boşluğu doldurmaya hazır ne başka bir hükümet ne de sağlıklı bir hükümetler ittifakı var. Avrupa Parlamentosu seçimlerinin Avrupalı hükümetler hakkında kamuoyunda dozajı giderek artan bir hayal kırıklığı yarattığını göstermesinden önce bile Avrupa, Euro Bölgesi’ndeki değişimi yönetmeye odaklanmıştı.

Çin ve Japonya günümüzde tamamıyla riskli iç reform planlarıyla meşgul. Hindistan, Brezilya, Türkiye ve diğer yükselen güçler ise evlerindeki sorunlarla boğuşuyor. Bu ülkelerin hepsi, yardımcı olabilir ancak hiçbiri liderlik yapamaz.

Ancak ABD Başkanı, kendisini alkışlayan kalabalıklara ne söylerse söylesin Washington’un Ukrayna, Suriye, Güney Çin Denizi ve siber uzayda yeni iddialarla ortaya çıkma yeteneğini sınırlayan birkaç faktör var. Birincisi, Hillary Clinton ile birkaç Cumhuriyetçi’nin kendi başkan adaylarını duyurmasının ardından Washington üzerinde neredeyse hiçbir nüfuzu kalmayacak BarackObama’nın görevinden ayrılmasından sonra gelişmekte olan büyük ülkelerin çoğundaki politik liderlerin daha uzunca bir süre boyunca iktidarda kalacaklarını bilmeleri.

Böylesi durumla bir sonraki ilkbahardan önce karşılaşılacak. Bu yüzden de yabancı ülkelerin liderleri. Obama’nın idari planlarını destekleyerek ülke içindeki politik popülaritelerini riske atmaya daha az istekli olacak.

İkincisi, Washington’un Amerika’nın uluslararası itibarını sarsmaya devam etmesi. Bu ülkedeki politik kutuplaşma, Başkan’ın verdiği sözleri tutma yeteneğine duyulan güveni zayıflatıyor. ABD’nin insansız hava aracı kullanımı yüzünden bazı müttefikleriyle olan ilişkileri zarar gördü ve Obama’nın içinde dost hükümetlerin liderlerini de kapsayan ABD’nin casusluk faaliyetlerini toleransla karşılaması, onları kendisinden daha da soğuttu.

ABD, Almanya şansölyesi ile Brezilya başbakanını gizlice dinlerken siber uzayda daha yakın bir uluslararası işbirliğinden bahsetmek ise çok zor. Tek bir gücün olmadığı bir dünyada ABD bile bir süper gücün ihtiyaç duyacağı ve liderliğin yüklerini paylaşmaya hazır hemfikir ortakları olsa da diğerlerini yapmayacakları işleri yapmaya ikna edecek kadar nüfuzlu değil.

George W. Bush’un Irak’taki uluslararası boyutta pek hoşlanılmayan savaşı ve Obama yönetiminin çifte standartlı görüntüsü göz önüne alındığında, ABD’ye karşı geleneksel müttefikleri arasında duyulan kuşkunun Soğuk Savaş’ın sona erdiği günden bu yana zirve yaptığı söylenebilir.

En önemlisi, Amerikalıların çoğunun daha aktif bir politikaya yeşil ışık yakmaması. Bu yılın başlarında Pew Research tarafından yapılan kamuoyu yoklamasında ankete katılanların rekor oranda bir yüzdesinin (%52) ABD’nin “kendi işine bakması ve diğer ülkelerin ellerinden gelenin en iyisini yapmalarına izin vermesi” yönünde düşündüğü ortaya çıkmıştı ki bu oran 2002 yılında sadece yüzde 30’du.

Obama, yeni savaşlar başlatmak için değil eski savaşları bitirmek için seçilmişti ve seçmenler uzaklara Amerikan askerlerinin gönderilmesine ve para saçılmasına hiç de istekli değil.

Obama yönetimi, dış politikadaki öncelikleri hakkında karışık mesajlar göndererek bu kafa karışıklığını daha da artırıyor. O çok fazla övünülen “Asya’ya odaklanmak” yani politik, ekonomik ve askeri kaynakları Doğu Asya’ya kaydırma planı sürdürülüyor.

Ancak ABD yönetiminin Rusya ile İran’a odaklanması, İsrailliler ile Filistinliler arasında aslında kimsenin istiyormuş gibi görünmediği başarısızlığa mahkum bir anlaşmayı zorla dayatması, Beyaz Saray’ın dikkatinin kolaylıkla dağılabildiğini akıllara getiriyor.

Sonuçta ABD’nin müttefikleri, Washington’un ne zaman ve nerede yardımcı olabileceğini bilmiyor. Rakipleri ise ABD’nin çözülme sınırlarını test etmeye çok hevesli ve Amerikan seçmenleri de ne uğurda oy verdiklerini bilmiyor. Daha şimdiden liderlik yokluğu olan bir dünyada yangınlar çok daha sıcak ve eskisine kıyasla çok daha uzun süreceğe benziyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI TÜMÜNÜ GÖRÜNTÜLE

Yorum Yaz