Nike'ı 50 dolarla nasıl yarattım?

Start up’lardan CEO’lara, KOBİ’lerden büyük şirket liderlerine derslerle dolu bu serüveni Phil Knight şöyle anlattı...

26.01.2017 16:44:170
Paylaş Tweet Paylaş
Nike'ı 50 dolarla nasıl yarattım?
UMUT VE UMUTSUZLUK
1968’de haftanın 6 gününü Price Waterhouse’da, geceleri ve hafta sonlarını da Blue Ribbon’da geçiriyordum. Hala tam zamanlı bir CEO’ya maaş verecek durumda değildim. Ben de bir orta yol buldum; Portland State Üniversitesi’nde muhasebe hocalığı. Böylece hem faturalarımı ödeyebilecek hem de şirketime daha çok zaman ayırabilecektim. İyi giden satışlar sayesinde çoğu eski koşucu olan birçok satış elemanı işe almıştım. 1968’i 150 bin dolar satışla kapatmıştık ve 1969’da da 300 bine doğru hızla gidiyorduk.
Artık tamamen Blue Ribbon’a odaklanmaya karar verdim. Kitami ve Bay Onitsuka 1968’de ABD’ye geldiler. Onlara Portland’daki ofisimizi gezdirirken etkilenmediklerini gözlerinden okuyabiliyordum. Yılbaşında Onitsuka’yla yeni bir anlaşma yapmam gerekiyordu. Ben 5 yıllık bir anlaşma istedim ama 3 yıl alabildim. Bu esnada Onitsuka’nın gönderdiği mallar geç gelmeye devam ediyordu. Talep vardı ama elimizde hiçbir zaman yeterli mal olmuyordu. Mal olduğu zaman da hep para sıkıntısı çekiyorduk.

YENİ MODELLER VE BAĞIMSIZLIK
Onitsuka’ya alternatif olarak Nike markasını yaratmıştık ama Nike için Meksika’daki tedarikçimizden gelen ayakkabılar berbattı. İnsanların ayağında dağılıyordu. Yeni bir fabrika bulmamız gerekiyordu. Nissho bize yardımcı olabileceğini söyledi. Onların bağlantıları sayesinde gittiğimiz fabrikalardan birinde toplantıda şirket yetkililerine istediğim modeli tarif ettim; Nike Cortez. Öğleden sonra ayakkabı üretilmiş olarak önümde duruyordu. Onlardan birkaç örnek istedim. Böylece tenis ayakkabılarımız Nike Wimbledon ve Nike Forest Hill, basketbol ayakkabılarımız Nike Blazer ve Bruin ve koşu ayakkabılarımız Nike Cortez, Nike Marathon, Nike Boston, Nike Finland ve Nike Obori doğdu. Tüm geleceğimiz 1972’de Chicago’da gerçekleşecek Ulusal Spor Malzemeleri Fuarı’ndaki başarımıza bağlıydı. Fuarın ilk günü çok zor geçti. Ürünlerimiz beklediğimizden daha düşük kalitedeydi. Ayrıca burada satış yapmamız gereken insanlar bizim gibi koşucular değil, satış elemanlarıydı. Ama hem ismimizi hem de logomuzu çok sevdiler ve çok sayıda sipariş aldık. Fuardan iki hafta sonra Kitami beni aradı ve “Nedir bu Nike işi” diye çıkıştı. Ona “Bizi aradan çıkarmaya çalıştığınız için böyle bir yan proje yarattık” diye cevap verdim. Kitami bizi aramızdaki anlaşmayı bozmakla ve bize dava açmakla tehdit etti. Biz de onu Onitsuka’ya dava açmakla tehdit ettik. Böylece aramızdaki anlaşma sona erdi. Ekibi bir araya toplayıp bunun bizim için bir şans olduğunu ve kendi kanatlarımızla uçma zamanımızın geldiğini söyledim.

İLK NIKE SPORCULARI
Bu toplantıdan az zaman sonra ilk atletimizle anlaştık: Steve Prefontaine, Pre. Pre, koşmuyor, adeta şov yapıyordu. Pre’den sonra da ilk etsüperstar atletimiz olan tenisçi Ilie Nastase’yle 10 bin dolara anlaştık. Yıl ortalarında ise Onitsuka’nın bize Japonya’da bir dava açtığını öğrendik. Biz de kendilerine ABD’de bir dava açtık. Parasız olduğumuz için avukat kuzenim Houser’ı bedava yardım etmesi konusunda ikna etmiştim. Dava konusunda endişelenmek dışında sadece satış rakamlarımızla ilgileniyordum. 1973’te sanki herkes delirmiş gibi bir koşu ayakkabısı almak istiyordu ama bu talebi karşılayacak arzı yaratmak imkânsız gibiydi. Tek çare büyük stok riskleri almaktı ki bunu yapacak mali gücümüz yoktu. Sonra aklıma bir fikir geldi. En büyük müşterilerimiz olan perakende mağazalarına gittim ve eğer bize 6 aylık büyük siparişler verirlerse onlara yüzde 7’lik büyük bir indirim vermeyi teklif ettim. Önceleri istemediler ama yeni çekici modellerimizi piyasaya sürünce pazarlık şansımız arttı. En sonunda birkaç müşteri bu şekilde çalışmayı kabul etti.

VE ZAFER GELİYOR
14 Nisan 1974’te davamızın ilk duruşması görüldü. Duruşmadan hemen önce Onitsuka’ya son bir teklif yaptık, eğer bize 800 bin dolar ödeyip Japonya’daki davayı geri çekerlerse biz de bu davayı geri çekecektik. Ama kabul etmediler, canları savaşmak istiyordu. Çok zor bir duruşma süreci oldu ama kazandık. Bir hafta sonra da Onitsuka’yla 400 bin dolarlık bir tazminat için anlaştık. Kazandığımız parayla bankalara olan borcumuzu azalttık. Zaferimizi kutlamak için sadece iki haftamız oldu, sonrasında yeni bir tehdit ufukta belirdi; Japon Yeni. Dolar/yen paritesi 1972’ye kadar sabitti ama Başkan Nixon, Yen’in olması gerekenden daha az değerli olduğunu, bunun da ABD’li üreticileri zora soktuğunu düşünüyordu. Bu nedenle pariteyi serbest bıraktı. Bir yandan da Japonya’da işçilik maliyetleri de artıyordu. Bu nedenle üretim için başka yerler aramaya başladık. Sonunda ara mamulü Porto Riko’dan alıp son ürünü ABD’de New England’da bir fabrikada üretmeye karar verdik. Öte yandan satışlar harika gidiyordu, 8 milyon dolara gelmiştik.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz




Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.