“Endeksteki Yüzde 15 Düşüş Yeni Yatırımcıları Getirir”

Park Raymond James, Türkiye’de yabancı yatırımcıların ağırlıklı işlem yaptığı kurumlardan biri… O nedenle genel müdürü Emir Sarpyener, trendleri yakından izliyor, yabancı bakışındaki değişimleri an...

1.03.2006 02:00:000
Paylaş Tweet Paylaş

Park Raymond James, Türkiye’de yabancı yatırımcıların ağırlıklı işlem yaptığı kurumlardan biri… O nedenle genel müdürü Emir Sarpyener, trendleri yakından izliyor, yabancı bakışındaki değişimleri anında görebiliyor. Ona göre, ABD faizleri ve global likidite değişikliği, iki önemli olumsuz tehdit. Ancak, bunlara bağlı olarak düşüş olsa da, fazla sürmeyeceğini düşünüyor. Sarpyener, “Bence, piyasada, kötü senaryoda bile yüzde 15’in üstünde bir geri çekilme yaşanmayacaktır. Çünkü, öyle bir kırılmada bazı oyuncular bunu alım fırsatı olarak değerlendirerek piyasaya para sokacaktır” diye konuşuyor.
 
Türk sermaye piyasası, özellikle son 2 yılda yabancı yatırımcıların büyük ilgisiyle karşılaştı. Bunda dünyada likidite fazlasının gelişmekte olan piyasalara bu kapsamda Türkiye’ye yönelmesi etkili oldu. Bunun yanında Türkiye gelişmekte olan ülkeler arasında özel bir ülke.

Tek parti hükümetinin getirdiği istikrar, AB tarafında atılan olumlu adımlar, özelleştirme de sorunlu da olsa yaşanan gelişmeler ve IMF ile ilişkiler, Türk piyasasını diğer gelişmekte olan ülkelere göre daha cazip hale getirdi. Endeks, 2003 Körfez Savaşı döneminde 0,5 sent seviyelerindeydi. Bu gün gelinen noktada endeks 3.7 sent seviyesindeki tarihi zirvesini test ediyor. Yani 6 katlık bir yükseliş yaşandı.

hedBu hızlı yükseliş ivmesinin aynı oranda devam etmeyeceğini söyleyen Park Raymond James Türkiye CEO’su Emir Sarpyener, yılın ilk yarısı için hedef değerlere, şirket kârlılıklarının artma potansiyeline, politik ve ekonomik beklentilere bakıldığında endeksin yüzde 10 potansiyeli olduğunu belirtiyor. Borsanın artık endeks bazlı dönemden çıkarak doğru hisse bazlı döneme girdiğini kaydeden Sarpyener’le piyasa beklentisi ve hisse önerileri ağırlıklı bir söyleşi yaptık:

-Daha ileri dönem için piyasayı neler bekliyor?
Yılın ilk yarısında borsanın yüzde 10 potansiyeli daha var. Ancak, daha uzun vadeli baktığımızda, ABD ve dolayısı ile dünya ekonomisine yönelik bir takım belirsizlikler olduğu görülüyor. Piyasalar çok yakın geçmişe kadar, FED’in faizi yüzde 5’in üzerinde artırmayacağı beklentisiyle pozisyon alıyordu. Ancak, gelen veriler hala çelişkili. Geçmişte 5 seviyesine kuvvetli bir inanç varken, bu orana yaklaştıkça ve gelen datalara baktıkça, 5’in üzeri ihtimal olarak konuşulmaya başlandı.

FED faizlerinin yüzde 5’in üzerinde nereye kadar gideceği önemli. Bu seviyenin üzerine çıkılması, gelişmekte olan piyasalardan para çıkışına neden olacaktır. Türkiye, betası yüksek ülkeler kategorisinde yer aldığı için, bundan en fazla etkilenen piyasalar arasına girebilir. Tersi durumda ise hızlı olmasa bile yukarı momentum devam eder.

-İlk ihtimal gündeme gelirse ne olur?
Bu durum olumsuz bir dalga yaşanmasına neden olur. Böylece, Türkiye için spesifik diğer olumsuzluklar da gündeme taşınır. Bunun başında ise cari açık geliyor. Cari açık, şu ana kadar portföy yatırımları başta olmak üzere doğrudan yabancı sermaye yatırımları ve yurtdışı borçlanmalarla finanse edildi. 65 milyar dolar büyüklüğündeki yabancı sermaye kısmen de olsa Türkiye’den çıkmaya karar verirse, Merkez Bankası’nın 57 milyar dolar seviyesindeki rezervlerine rağmen ciddi miktarda volatilite oluşturur.

-Geri çekilme yaşanırsa nereye kadar düşüş gözlenir?
Bence, piyasada, kötü senaryoda bile yüzde 15’in üstünde bir geri çekilme yaşanmayacaktır. Çünkü, öyle bir kırılmada bazı oyuncular bunu alım fırsatı olarak değerlendirerek piyasaya para sokacaktır.

-İran ve erken seçim ihtimali konularındaki görüşleriniz nedir?
İran, coğrafi açıdan yakın olduğu için Türk piyasasını daha fazla etkiler diye düşünülse bile, petrol ve doğalgaz üretimi nedeniyle dünya piyasalarının genelini aynı oranda etkiler.

Erken genel seçim ihtimalinin ise düşük olduğunu düşünüyorum. Hükümet, dünyada ve ülkede yaşanan olumlu ekonomik gelişmelerin meyvelerini yeni yeni toplamaya başladı. Ayrıca daha yapacak işleri var. Buna basit bir örnek vermek gerekirse mortgage hayata geçirilecek. Geçmiş dönemde faiz dışı fazla hedefinin tutturulabilmesi için kamu yatırımı yapılamıyordu. 2006’da daha yavaş yavaş bu yatırımlara başladılar. Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına şu aşamada aday olmayacağını düşünüyorum.

-Piyasadaki olumlu faktörler nelerdir?
Dünyada hala sürmekte olan likidite bolluğu bence en olumlu faktör. Yine siyasi ve ekonomik istikrar sürdürülürse, Türkiye’ye doğrudan sermaye girişi artarak devam eder. Bu açıdan bakıldığında bankacılık sektöründeki beklentiler hayli yüksek.

Özelleştirme tarafında ise enerji dağıtım ihaleleri, Milli Piyango, paralı yolların satışı ve kamu bankaları, yabancı sermayenin ilgi duyduğu başlıca konular. Buralardaki gelişmeler piyasalara olumlu yansımaya devam edecek. Türkiye’nin bundan sonra yapması gereken, yabancı sermayeyi portföy yatırımından sermaye yatırımına kaydırabilmek için gerekli adımların atılması.

-Hisse önerisi yapılırken ağırlıklı İMKB-30 üzerinde çalışma yapılıyordu. Bu eğilim İMKB-100’e yayılmaya başladı mı?
Evet. Endeksin geldiği nokta dikkate alınırsa, 2006’da tema doğru hisse seçimi olacak. İMKB-30 hisselerinde çoğunlukla doyuma ulaşıldığı ya da ulaşılmakta olduğu dikkate alındığında, yabancı yatırımcılar hisse tercihlerini İMKB-100 hisselerine doğru kaydırmaya başladı. Biz hisse önerirken, genel konjonktürün öne çıkardığı sektörlerden değerlemeleri çarpanları uygun, büyüme potansiyeli olan şirketleri tercih ediyoruz.

-Bu bağlamda neler öneriyorsunuz?
Orta ölçekli bankalara, sigorta sektörüne özellikle hayat sigortacılığında yatırımcı ilgisinin devam edeceğini söyleyebilirim. Özelleştirmelere teklif verecek holdingler de yatırım açısından tercih edilebilir. Gayrimenkul sektörüne olan ilgi, fiyatlar artmış olmasına rağmen sürecek.

Yine sektöre girdi sağlayan çimento sektörü şirketlerinin cazip olacağı söylenebilir. Artan gelir düzeyine ve dolayısı ile tüketime bağlı olarak reklamcılık sektörü potansiyel içeriyor. Yine tüketici ürünlerinde büyük isimler değil de Türk Demirdöküm gibi isimler öne çıkmaya başladı. Son olarak turizm sektörünün de daha da artan oranda ön plana çıkacağını düşünüyorum.

Ayrıca cari açık açısından bakıldığında devletin tekstilden ziyade turizme destek olması daha verimli olabilir gibi gözüküyor. Turizm ile beraber turizme yönelik gayrimenkul sektörü daha fazla ön plana çıkacaktır. Fakat turizm sektörünün son günlerdeki gelişmelerden dolayı kısa vadede olumsuz etkilenmesi mümkün.

-Yerli yatırımcının hisse senedi piyasasındaki konumunu nasıl görüyorsunuz?
2000 ve 2001 yılında yerli yatırımcı piyasadan o kadar büyük bir darbe yedi ki, ondan sonra hiçbir zaman gerçek anlamda piyasanın içine girmedi. Örnek vermek gerekirse, hisse senedi piyasasında yabancı yatırım oranı yüzde 70 seviyelerine yaklaştı. Yine yatırım fonlarına bakıldığında B tipi fonlar ciddi bir büyüme oranı yakalarken, A tipi fon büyüklüklerinde ciddi bir değişiklik olmadı. Bu seviyede piyasaya girecek küçük yatırımcıların gerçekten ucuz olan hisseyi bulup ona yatırım yapmaları gerekiyor.

-Reel faizlerle ilgili görüşünüz nedir?
Yıl sonunda hem tahvil faizlerinin hem de kısa vadeli faizlerin yüzde 11.5 seviyesine kadar geri çekileceğini düşünüyoruz. Şu anda 13.5 seviyelerinde. Bir potansiyel hala var. Ancak, geçmiş yıllara göre daha düşük. Oradaki getiri potansiyeli hem nominal hem de reel olarak azaldıkça, özellikle yerli yatırımcı açısından hisse senedi piyasası daha ön plana çıkacak.

MB, geçen ayın ikinci yarısında dolara müdahale etmesine rağmen, YTL güçlü pozisyonunu sürdürüyor. Bu alanda beklentiniz nedir?
** MB, 10 milyar dolar alsa bile dünyadaki dinamikler bu şekilde devam ettiği sürece müdahaleler kısa vadede etki yapar. Ondan sonra YTL yine kuvvetli seyrini devam ettirir.

Faizinde gidecek yol var, ancak uzun değil! % 11.5

Emir Sarpyener, “Yıl sonunda hem tahvil faizlerinin hem de kısa vadeli faizlerin yüzde 11.5 seviyesine kadar geri çekileceğini düşünüyoruz. Şu anda 13.5 seviyelerinde. Bir potansiyel hala var. Ancak, eskisi gibi değil” diyor.

YABANCI YATIRIMCI PROFİLİ NASIL DEĞİŞTİ?

-Yabancı profilinde değişiklikler olduğu belirtiliyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Ağırlıklı olarak yabancı yatırımcılara yönelik hizmet veren bir kurum olarak bu değişimin olduğunu söyleyebilirim. Geçmişte Türkiye’ye ağırlıklı olarak İngiltere ve ABD kökenli yatırım şirketlerinin yatırımı vardı.
İlk etapta yabancı yatırımcı profili Avrupa’nın geneline yayıldı. Almanya, Hollanda, İtalya ve İskandinav ülkelerinde yerleşik kurumsal yatırımcılar Türkiye’ye ilgi göstermeye başladı. Bunun ardından Uzakdoğu ve hatta Güney Amerika’dan yatırımcılar piyasaya para sokmaya başladı.
Yurt dışındaki Türk işçilerin Hollanda ve Almanya’daki fonlar vasıtasıyla Türk piyasasına yatırım yaptığını gördük. Yine son dönemde Körfez Sermayesi’nin de Türk piyasasına yavaş yavaş yöneldiğini gözlemlemeye başladık.

“BANKACILIKTA SON BİLETLER KARABORSAYA DÜŞEBİLİR”
 
BANKACILIK LOKOMOTİF OLACAK : 2006’da İMKB-100 açısından şirket kârlılıklarında yüzde 35-40’lar civarında bir büyüme öngörüyoruz. Bundan sonraki yıllarda da bu kadar yüksek oranda olmasa bile, şirket kârlarındaki büyümenin devam edeceğine yönelik işaretler var. Bu büyümenin ağırlıklı kısmı bankacılık sektöründen kaynaklanıyor. Bu hisseler de yüzde 46.18 etkiyle piyasanın lokomotifi.
Akbank, Denizbank ve Finansbank’ta yabancı ortaklık beklentileri var. Önümüzdeki 12 ay içinde en az bu bankalardan ikisinin yabancılarla ortaklık yapmış olacağını veya tamamı ile yabancılara satılacağını düşünüyorum.

BANKA DEĞERLEMELERİ YÜKSEK: Bankacılık sektörünün değerlemeleri bize yüksek geliyor. Garanti Bankası’nın, Dışbank’ın, TEB’in satıldığı dönemde de bankaların yüksek piyasa çarpanları ile satıldığı yorumları yapılmıştı. Ancak, şu anda bu çarpanların çok üzerindeyiz ve diğer gelişmekte olan Avrupa ülkelerine bakıldığında Türkiye’deki Piyasa Değeri/Defter Değeri (PD/DD) oranlarının daha da yükselebileceğini söylemek mümkün. Ama bunun sektörün geneli için değil de daha çok şirket bazında bir yorum olarak algılamakta fayda var.

BANKALAR KARABORSA OLABİLİR:
Şu anda satış beklentisi olan 3, Şekerbank ile birlikte 4 banka var. Bankacılık sektörüne yabancı yatırımcının ilgisi büyük. Ancak, satılabilir nitelikte, yani geniş şube ağı olan, iyi yönetilen, bireysel ve ticari bankacılıkta aktif banka sayısına bakıldığında cazibe açısından 3 banka öne çıkar. Bu 3 banka, yani Akbank, Finansbank ve Denizbank, yabancı ortaklığa açık ve son 3 bileti elinde tutuyor. Türk piyasasına girmek isteyen büyük finans kuruluşlarının sayısının daha çok olduğunu düşündüğümüzde, biletler karaborsaya düşebilir.


RAYMOND JAMES TÜRKİYE, LİDERLİĞE OYNUYOR
ÜÇÜNCÜ SIRADA: 2005 yılında borsa işlem hacminde İş Yatırım ve Finans Yatırım’ın ardından yüzde 5.9 pazar payıyla üçüncü sırada yer aldık. 2005’e başlarken ilk 5’e gireceğimizi düşünüyorduk ama üçüncülük beklememiştik. Yabancı işlemlerinin yoğunluğu bizi buraya taşıdı. Yine yerli yatırımcı ayağındaki operasyonlarımızda başarılı bir dönem geçirdik. Ankara ve İzmir’de şube açtık. Bu yıl pazar payımız son gerçekleşmeler itibariyle 7 civarında. İşlem hacminde ilk sıradayız.

YATIRIM BANKACILIĞI: Yabancı işlemlerinde liderliğimizi sürdürmek istiyoruz. Bu alanda pazar payımız yüzde 20 civarında. Hedefimiz, bu oranı artırmak olacak. Yerli yatırımcı portföyünü de geliştirmek istiyoruz. Asıl hedefimiz aracılık işlemlerinin yanında portföy yönetimi ve yatırım bankacılığı alanlarında büyümek. Portföy yönetimine 2005 yılında yatırım yapmaya başladık. 2006 bizim için büyüme yılı olacak.
Yatırım bankacılığı alanında daha girişimci olacağız. Halka arzlarda yabancı ayağında girişimlerimiz olacak. İkincil piyasada blok satış işlemlerinde aktiftik. Son olarak Acıbadem hisselerinin yüzde 12 hissesini yabancılara sattık.


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz