İş yaşamım biterse sanata dönerim

Bozkurt ile iş dışı yaşamını ve hayattan aldığı tüm keyifli anları konuştuk

14 EKİM, 20190
Paylaş Tweet Paylaş
İş yaşamım biterse sanata dönerim

Ali Haydar Bozkurt, Toyota Türkiye ve ALJ Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su. Otomotiv sektörünün en başarılı isimlerinden biri olma özelliğini yıllardır sürdürüyor. Okul yıllarında tiyatro oyunculuğu yapan ardından kendi tiyatrosunu kuran ve yönetmenlik yapan, gitar ve bağlama çalabilen, fotoğraf çeken bir sanat tutkunu. Öyle ki hayat arkadaşını seçmesinde bile bu tutkusunun etkisi olmuş. Bozkurt, herkesin İncir Reçeli filminden ve Doktorlar dizisinden tanıdığı ünlü oyuncu Melike Güner’le evli. 4 yaşında biri erkek, biri kız ikiz evlat sahibi olan Bozkurt, iş yaşam dengesine çok önem veriyor. Erken kalkıyor, geç yatıyor, günde 5,5 saat uyuyor, öğle yemeklerini yıllardır 5 dakikada yiyor ama çocuklarının okul dönüşünden yatacakları saate kadar olan süreyi kaçırmamak için koşa koşa eve dönüyor. Mutlu bir aile, mutlu bir yönetici, mutlu bir aktivist aynı zamanda. Bozkurt, emekliliğe bakışını ve eğer bir gün emekli olursa yapacaklarını şöyle anlatıyor: “Sağlığım, gücüm ve heyecanım devam ettiği sürece çalışmak istiyorum. Eğer bir gün heyecanımın kaybolduğunu, azaldığını görürsem bu işi yapamam. Bu gittiği sürece gider ama bu iş bittiğinde aklımda yapabileceğim çok iş var. Sinema eğitimi almayı ve film çekmeyi çok istiyorum. Aklımda yazmak istediğim birkaç kitap var. Gençlerle tiyatro yapmayı çok istiyorum. İş yaşamım bir gün biterse tekrar sanata dönerim.” Bozkurt ile iş dışı yaşamını ve hayattan aldığı tüm keyifli anları konuştuk:

Bir gününüz nasıl geçiyor?

İş hayatımda birkaç sorumluluğum birden var. Sadece Toyota Türkiye’nin yönetim kurulu başkanlığını ve CEO’luğunu yapmıyorum. Aynı zamanda grup şirketlerimizin birçoğunun yönetim kurulu başkanı ya da yönetim kurulu başkan yardımcısıyım. ALJ Holding’in de yönetim kurulu başkanıyım. Yoğun bir iş tempom var. Gün erken başlıyor. Yıllardır ortalama 5,5 saat uyuyorum. Bu, hafta sonları da böyle. Çok sık seyahatlerim var. Türkiye’deysem günüm genelde art arda devam eden toplantılarla geçiyor. Yıllardır özlemini duyduğum şey öğle yemekleri. Yıllardır öğle yemeklerimi en uzun 5 dakikada yiyorum. Randevular derken öğle yemeklerine bile 15 dakikadan 4 görüşme sığdırmış oluyorum. Genellikle geç uyurum, en erken 1’de uyuyorum. Sabah da erken kalkıyorum. Pazar günleri bile yıllardır hiç 10’a 11’e kadar uyumadım. Hafta sonu seyahatim yoksa ailemle vakit geçiriyorum. Onlarla sabahları ev keyfi yapmayı seviyorum. En sevdiğim, ikiz çocuklarımla yatak sohbeti yapmak. 4 yaşındalar, beni çok güldürüyorlar. Çocukların sabah enerjisi çok pozitif oluyor. Onlarla birlikte kahvaltı yapmayı seviyorum. İstanbul’daysak çocuklarla bir yerlere gidiyoruz ya da İstanbul dışında hafta sonları programı yapıyoruz. Hafta içi anaokuluna gidiyorlar. Akşamları eğer bir programım yoksa onlar uyumadan eve gitmek için gayret sarf ediyorum. Her zaman başaramıyorum ama başardığım zaman mutlu oluyorum. 

İş yaşam dengesi sizin için ne ifade ediyor? Bunun için çaba sarf ediyor musunuz?

Olmaz mı? Şu anda 3 ay sonraki programım belli. Böyle bir tempoda çalışırken vakit çok kıymetli. Hem iş hem aileniz için kıymetli. Bir de kendiniz varsınız. Burada biraz fedakarlık yapmanız gerekiyor, en az zaman kendinize kalıyor. Zaten iş dışı hobiler bu yüzden azalmaya başlıyor, çünkü bulabildiğiniz boş vakti önce çocuklara, aileye ayırmak gerekiyor. Bu dengeyi tutturmayı başarabilmek gerçek maharet. İş yaşam dengesi iş hayatınızdaki başarınızı da etkiliyor. Masanın tüm bacaklarının dengeli olması lazım. Elimden geldiğince iş yaşam dengesini kurabildiğimi düşünüyorum. Zamanın uzunluğu çok önemli değil. Çocuklara kaliteli zaman ayırmak gerekiyor. Çocuklarımla bir saat vaktim varsa bu bir saatte cep telefonumu uzakta tutabiliyorsam onlarla daha kaliteli zaman geçirebiliyorum. Onlarla sohbet edebiliyorum. Ama telefonuma gelen çağrılar, mesajlar çok bölüyorsa benim için 1 saat değil 4 saat de olsa çok fazla anlam ifade etmiyor. 

Eve gittiğinizde bunu başarabiliyor musunuz? 

İtiraf etmeliyim her zaman başaramıyorum. Birçok farklı ülkeyle çalışıyoruz, zaman farklılıkları var. Hafta sonu biz tatildeyken çalışan ülkeler var. Onlarla görüşmeler devam ediyor. Bu dengeyi tutturmak çok da kolay değil. En azından bu konuda farkındalığım yüksek. Çocuklara ayırdığım zamanda mümkün olduğunca anı paylaşmak için gayret gösteriyorum. Odağınız hep iş olduğunda ve hayatın gayesini hep iş olarak gördüğünüzde bir şeyleri kaçırmaya başlıyormuşum gibi geliyor. Niye çalışıyoruz? Amacımız ne? Bunların hepsi önemli şeyler ama bunları yapma nedenimiz iyi ve mutlu yaşamakla ilgili. Ben hep başarının tanımını öyle yaptım. Benim için başarılı olmak mutlu olmaktır. Şu hayatta mutlu olabiliyorsanız başarılısınız demektir. Asıl amacımın ne olduğunu unutmamaya gayret gösteriyorum. İşe gereğinden fazla anlam yükleyip asıl rotayı şaşırdığınız zaman birçok dengeyi bozmaya başlıyorsunuz. Yarın bir gün emekli olacağız, iş dünyası olmayacak… İş yaşam dengesini zamanında kuramayanlar çok büyük boşluklara düşüyor. Benim bir gün iş hayatım bittiğinde aklımda yapabileceğim o kadar çok proje var ki. 

Bu projeler neler? 

Keşke her gün bir saat fazla zamanım olsa kitap yazarım, fotoğraf çekmeye vakit ayırırım. Çok eskiden olduğu gibi biraz daha fazla müzikle uğraşmak isterdim. Daha çok sinema ve tiyatroya gitmek isterim. 

Sizin geçmişinizde oyunculuk ve müzisyenlik var. Bu uğraşlarınız ne zamana kadar sürdü? 

Oyunculuk ilkokuldan üniversite sonrasına kadar devam etti. Özel tiyatrolarda çalıştım, eğitmenlik yaptım. Adana’da kendi tiyatrom oldu, oyunlar yönettim. Bağlama çalışıyorum, fotoğraf çekmeyi çok severim, hala ekipmanlarım var. Bunların hepsiyle geçmişte çok uğraştım. Lisanslı basketbolcuydum, uzun yıllar basketbol oynadım. Öğrencilik yıllarımda da sadece öğrenci olmamışım. Okulun dışında da sanatla sporla uğraşmışım. O yıllarda da gece 1’de yatardım, sabahın köründe kalkardım. Bir sürü şeyi bir güne sığdırırdım. Çünkü genel olarak bundan çok büyük mutluluk duyuyorum. Hayatı dolu dolu yaşamayı seviyorum. Sadece okulla öğrenim hayatını tamamlamış kişiler bana hayata hazırlanma konusunda bazı şeyleri eksik yapmışlar gibi geliyor. Sadece işte çok başarılı olmak başka şeyleri ıskalamak anlamına geliyor. Kendimi sadece işle tatmin olacak bir kişi olarak tanımlayamam. Mutlaka sosyal bir şeylerle uğraşıyorum, sanatı takip etmeye çalışıyorum. Son 8 yıldır bir karnaval yapıyorum. Bu, benim çocukluğumdan beri hayalim olan bir şeydi.

Adana’daki Portakal Çiçeği Karnavalı’ndan bahsediyorsunuz sanırım…

Evet, yıllar içinde bu hayalim bir olgunlaşma dönemine gelmişti. Sonra arkadaşlarımızla oturduk, bir komite kurduk. Fikrimi arkadaşlarıma anlattım ve onların da çok hoşuna gitti. İlk 1-2 yıl çok yorucu oldu. Güzel tarafı, anlattığımız herkes fikri çok sevdi. Bu işin yola çıkışı benim kişisel hayalimdi ama Toyota olarak da bu işe 8 yıldır destek oluyoruz. Japonya’nın Kiraz Çiçeği Karnavalı’ndan da esinlendim. Yıllardır Japonya’ya gidip geliyorum. Orada kiraz çiçeği zamanına denk geldim. Baktım kiraz çiçekleri için milyonlarca insan dünyanın dört bir tarafından Japonya’ya gidiyor, oteller, uçaklar doluyor. Otel fiyatları 3-5 katına çıkıyor. İnsanlar geliyor sadece kiraz çiçeklerinin önünde fotoğraf çektiriyor. Kiraz çiçekleri kokmaz da. Oysa bizim portakal çiçekleri kokar. Adana’da 3 hafta şehrin bütün sokakları mis gibi kokuyor. Nereye gitseniz bu ortam sizi bırakmıyor, böyle büyülü bir ortam. Gastronomik olarak da avantajları var. Yemeiçme kültürü güzel, insanları, sıcak havası… Adana nisanda limonata gibi oluyor. Adana’yı tanıtmak için de çok iyi bir fikir olarak ortaya çıktı. Son karnavalda Adana sokaklarında 1,5 milyon insan vardı. Şaka gibi ama gerçek. Dünyanın her yerinden büyük bir turizm hareketine dönüştü. Bunlar bana büyük mutluluk veriyor. Biri şu hayatta 90 yılda ne yaptınız diye sorsa bir şeyler söyleyebilmek lazım. ‘Şu kadar araba sattım’ demek yeterli olmamalı, hayata hep öyle bakıyorum. İyiye inanmak, sahip çıkmak lazım. İyilik gerçekten bulaşıcı. 80 milyon insanız bir kişi kendinden başka bir insana, hayvana ya da çevreye bir tek iyilik yapsa 80 milyon iyilik yapar. 

Karnavalın sonuçları nasıl oldu? 

Karnaval global hale geldi. Dünyanın geniş bir coğrafyasından gelenler oldu. Koreli, Brezilyalı turistler gördüm. Avrupalıları saymıyorum. Adana Portakal Çiçeği Karnavalı tur şirketlerinin yerliyabancı destinasyonları arasına girmiş durumda. Ayrıca Türkiye’nin tek sokak karnavalı. Oysa Türkiye genelinde 1.000’e yakın festival olduğu söyleniyor. Karnavalda 100-120 etkinlik yapılıyor. Spor ve sanat etkinlikleri gerçekleştiriliyor. Konserlerin dışında Türkiye’nin farklı yerlerinden gelen sokak müzisyenleri müzik yapıyor. Tango da halk oyunları da görüyorsunuz. İki yıldır ulusal santranç şampiyonası yapılıyor. Herkes sahiplendi.

Herhangi bir sporla ilgilenebiliyor musunuz? 

Maalesef artık sporla ilgilenemiyorum. Birkaç yıl öncesine kadar personal trainer’la haftada birkaç gün spor yapıyordum. Ancak daha sonra seyahatlerim arttı, çocuklar oldu derken yine kendimden fedakarlık etmeye başladım. Özel hocaya ayıracağınız vakti artık kendinize ayırmaya başlıyorsunuz. Birkaç yıldır maalesef spor yapamıyorum. 

Çocuklarla, ailenizle birlikte yaptığınız en keyifli etkinlik hangisi? 

Aslında her an keyifli geliyor. Onlarla evde oturup sohbet etmeyi seviyorum. Çünkü şu an en komik yaşlarını yaşıyorlar. Hayata bakışları, olayları yorumlayışları, her şey keyifli geliyor. Onlarla birlikte bir yere seyahat etmeyi de seviyoruz. Araba yolculuğunu seviyoruz. Çocuklarla parka gitmeyi bile seviyorum. Çarpışan arabalara biniyorlar, onları izlemek bile hoşuma gidiyor. Hayatın heyecanlarını nasıl keyifli yaşadıklarını izlemek bile bence çok keyifli. 

Dünyada keyif aldığınız rotalar var mı?

Yıllardır hayatım seyahatlerle geçiyor. Daha henüz gidemediğim, gitmek istediğim rotalar da var. Ama gittiğim yerler arasında Güney Fransa, İtalya gibi Avrupa’nın bazı belli bölgelerini çok seviyorum. Beyrut’u çok severim. Türkiye Beyrut’u son zamanlarda keşfetmeye başladı. Orta Doğu’da çok farklı bir rotayı görmek istiyorsanız Beyrut çok farklı, çok keyiflidir. İç içe geçmiş bir mozaik Beyrut. Hıristiyanlar ve Müslümanlar birlikte yaşıyor. Burada sevdiğim en önemli şey halkın eğitimli olması. Minimum 3 dil konuşuyorlar. Kültürlerinde de doğunun ve batının çok güzel bir sentezini görmeniz mümkün. Hayatı yaşamaktan çok büyük zevk alıyorlar. Restorana gidiyorsunuz, restorana gitmenin keyfini size de yaşatıyorlar. 24 saat hayatın devam ettiği bir şehir. Yemekleri çok lezzetli. Uzak Doğu’yu ve Japonya’yı da çok seviyorum. Mutlaka Kyoto’ya gitmek lazım. Eski Japon kültürünü daha çok hissedebileceğiniz bir yer. Tokyo, Osaka, Kyoto, Nagoya’yı gezme şansı buldum. Japon kültürünü çok beğeniyorum ve bu kültürden çok etkileniyorum. Japonya’ya şu ana kadar 50-60 kere gitmişimdir ama her gittiğimde yeni bir şeyler buluyorum. Japonya’da herkes sanatsal ve adildir. Çok dürüst ve saygılı bir toplum. Londra’yı da çok severim. Boş vakitlerinizde yapabilecek pek çok şey bulursunuz. Bir müzikal izlemek istediğinizde en iyilerini bulabilirsiniz. Dünya yemeklerini, mutfaklarını tatmak isterseniz en iyilerini Londra’da bulabilirsiniz. Londra’da çok sevdiğim bir Çin restoranı var. Adı Royal China, Baker Street’te yer alıyor, herkese tavsiye ederim. Hint seviyorsanız Weeraswamy Londra’nın ilk Hint restoranıdır. Ben Nobu hastasıyım, Londra’daki Nobu’yu seviyorum. New York’takini sevmem. 

Beyrut’ta ve Japonya’da tavsiye edeceğiniz restoranlar var mı? 

Beyrut’ta Lokal yemekler için Karam’a gideceksiniz. Akşam müzikhole gitmek lazım. Çok güzel bir programı var. Japon yemeklerinin geleneksellerini de çok severim. Tepenyakiyi çok severim mesela. Tokyo’da mutlaka İzakaya’ya gidilmesi lazım. Gelenekseldir ve farklı deneyim yaşatır. Mösyö Tonton’u tavsiye edebilirim. 

Yurt içinde nerede tatil yapıyorsunuz? Türkiye’de her yeri çok severim. Çeşme ve Bodrum favori yerlerimden. Yazlığımız yok. Daha özgür olmayı, birkaç yere gitmeyi seviyoruz. Max Royal Kemer’i ve Hillside’a gitmeyi tercih ediyoruz. Bir dönem tekne hobim de oldu. Ege’nin bütün koylarını gezmişliğim vardır. İyi anlaşabildiğiniz grupla mavi yolculuğu severim. Bu yaz biraz Çeşme, biraz da Bodrum’da geçecek gibi gözüküyor. Çocuklarla Londra’ya gitme planımız var. Sonbaharda Max Royal Kemer’e gideriz.


Beşiktaşlı olma ruhunu seviyorum

BABA HAKKI ETKİLEDİ
Eski basketbolcuyum, futbolla çok fazla alakam olmadı. Fanatik taraftar değilim ama ben Beşiktaşlı olma ruhunu çok severim. Her baba çocuğunu kendi takımının taraftarı olarak yetiştirir. Benim babam bana hiç böyle bir şey yapmadı. Ben de üniversite yıllarıma kadar hiçbir takımı tutmadım. Sonra üniversite yıllarına kadar Beşiktaş’ın tarihçesini okudum, araştırdım. Süleyman Seba, Baba Hakkı gibi Beşiktaşlıların centilmenlik ruhunu okuyunca çok etkilendim. Oradan gelen bir Beşiktaşlılığım var.
KEYİFLİ VE ADİLSE KAZANALIM Ezberletilmiş Beşiktaşlı olmadım. Benim çocuklarım da Beşiktaşlı ama onları da ben yapmadım. Her zaman Fenerbahçe-Galatasaray çekişmesi vardır. Beşiktaş her zaman ortada duran, hatta Fenerli ve Galatasaraylıların da sempati duyduğu bir takımdır. Benim de Beşiktaşlı olmam duruşuyla ilgili. Sporda da centilmenliğe çok inanırım. Hayatta ‘Ne olursa olsun, kazanmalıyım’ anlayışım hiç olmadı. Keyifli olursa kazanalım, adil olacaksa, kazanmanın tadını çıkaralım.



Emekli olma fikri cazip gelmiyor

İŞİ KEYFE DÖNÜŞTÜRÜYORUM
Bir gün emekli olursam hayattan emekli olurmuşum gibi geliyor. İşten emekli olmak fikri hiç cazip gelmiyor. Sağlığım, gücüm ve heyecanım devam ettiği sürece çalışmak istiyorum. Yaptığım işi keyfe dönüştüremezsem yapamam. Ne kadar renkli bir iş hayatınız olursa olsun bir süre sonra rutine biner. Sizin o işi nasıl keyifli hale getirdiğiniz nasıl heyecanlar bulduğunuz önemli. Şu ana kadar heyecanımı kaybetmedim. Eğer bir gün heyecanımın kaybolduğunu, azaldığını görürsem bu işi yapamam. Bu gittiği sürece gider ama bu iş bittiğinde aklımda yapabileceğim çok iş var.
SANATA DÖNERİM Sinema eğitimi almayı ve film çekmeyi çok istiyorum. Aklımda yazmak istediğim birkaç kitap var. Gençlerle tiyatro yapmayı çok istiyorum. 500’den fazla öğrencim olmuştur. Gençlere birikimlerinizi aktarıyorsunuz. Onların hayata bakışına dokunuyorsunuz. Duruşu daha doğru bireyler olmaları konusunda katkınız oluyor. Keyifli bir sosyal sorumluluk. Emekli olursam böyle bir ortam sağlamaya çalışacağım. İş yaşamım bir gün biterse tekrar sanata dönmek istiyorum.
BENİ DOYURUYOR Sanat beni mutlu kılıyor, doyuruyor. Sanat, iletişimi geliştiriyor. İletişimi çok önemsiyorum. Dünyadaki pek çok sorunun temelinde iletişimsizlik yatıyor. İletişimi çözsek dünyadaki pek çok sorunu çözebiliriz. Sanatçının derdi bir şey anlatmak. Anlatmanız için önce anlamanız gerekiyor. İnsanları daha fazla sanatla buluşturmak lazım.




İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz




Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.