"Şimdi Sıra High Tech’de"

Türkiye, sanayide büyük bir dönüşüm geçirdi. Bir zamanlar tarıma dayalı ihracatını, sanayi ürünleriyle değiştirdi. Şimdi dünyanın dört bir yanına otomobil, beyaz ve elektronik eşya satıyor, tekstil...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Şimdi Sıra High Tech’de

Türkiye, sanayide büyük bir dönüşüm geçirdi. Bir zamanlar tarıma dayalı ihracatını, sanayi ürünleriyle değiştirdi. Şimdi dünyanın dört bir yanına otomobil, beyaz ve elektronik eşya satıyor, tekstilde dünya devi haline geliyor. Ancak, refah düzeyini artırmak, rekabet gücünü korumak için sanayide yüksek teknolojiye yönelmek şart. Bunun mesajı da kişi başına milli gelir rakamlarından geliyor. Buna göre Türkiye, belli gelir eşiklerine ulaştıkça, bazı ürünlerin üretimi değerini yitirecek. Çözüm ise yazılım, ileri teknoloji ürünü gibi alanlara yönelmekten geçiyor.

 

Eylül sayımızı alan okuyucularımız hatırlayacaklardır. Türkiye İhracatçılar Meclisi ile işbirliği ile yayınladığımız “İhracat Top 500” adlı çalışmada, “Türkiye’nin En Çok İhracat Yapan 500 Şirketi”ni bir araya getirmişti. Türkiye’de benzeri yayınlanmayan bu araştırmada, 500 şirket arasında tam 165 tekstil ve konfeksiyon şirketi yer alıyordu. Neredeyse üçte birini bu sektörün temsilcileri oluşturuyordu.

 

Bu tablonun benzeri, Türkiye’nin toplam ihracatında da kendini ortaya koyuyor. 2001 yılında Türkiye’nin gerçekleştirdiği 31 milyar 334 milyon dolarlık ihracatın 10 milyar 343 milyon doları, yani yüzde 33’ü tekstil ürünleri ve giyim eşyasından oluşuyor. Ancak, Türkiye’nin ihracatının bileşenlerinden çıkan tek mesaj bu değil. Bunu anlamak için de biraz daha geniş bir dönemi, örneğin son 20 yılı ele almak gerekiyor. Son 20 yılda tarım ve tekstil ağırlıklı bir ihracat yapısından, şimdi otomotiv, elektronik ve tekstilin yoğun olduğu bir dönemi yaşıyoruz. Türkiye, dünyanın dört bir yanına otomobil, beyaz ve elektronik eşya ihraç ediyor, tekstilde önemli pazar paylarına ulaşıyor.

 

Sektör uzmanları ve bu konuda çalışmaları olan analistler, Türkiye’nin hızla “sektörel dönüşüm”e ulaşması gerektiğine dikkat çekiyorlar. Bun göre, bir zamanlar Türkiye için gurur kaynağı olan tekstil ve giyim sektörünün liderliği artık bir başka sektöre devretmesinin zamanı geliyor. Bilgi ve iletişim teknolojileri, yazılım, enerji, kimya, otomotiv gibi ülke için yüksek katma değer yaratacak sektörlerin geliştirilip üretim ve ihracat liginde ön sıralara geçmesi gerekiyor.

 

İki seçenek mi var?

 

“Sektörel dönüşüm”, aslında Türkiye’nin sınıf atlaması için zorunlu bir hedef. Hem gelir düzeyini artırmak hem de sanayinin rekabet gücünü artırmak için bunu gerçekleştirmesi, tekstilden yüksek teknolojiye (High tech) kayması gerekiyor.  Hem de hiç zaman kaybetmeden. Burada karşımıza iki seçenek çıkıyor. Birincisi, rekabet gücü yüksek olmayan bazı ürünlerin rekabet süresinin uzatılması için devlet tarafından desteklenmesi.  İkincisi ise rekabetçi olmayan bazı ürünlerden vazgeçilmesi, onların yerine ucuz emeğe dayanmayan nitelikli katma değer yaratan ürünler konulması...

 

Hepimiz ilk seçeneğin derdimize çare olamayacağını, geçici bir çözüm olduğunu gördük. Destekleme politikaları ancak yüksek katma değerli sektörlere tam geçiş sağlanana dek geçici olarak zaman kazanmak için kullanılabilir.

 

Çünkü, Türkiye’nin gençleri daha yüksek bir refah düzeyi ve iyi bir yaşam hedefliyor. Çıtayı yukarılara koyuyor. Devlet Planlama Teşkilatı’nın (DPT) 2010 yılı için koyduğu hedef gerçekleşirse, 8 yıl sonra kişi başına düşen milli gelirimiz  4 bin 200 dolara yaklaşacak. Bu hedefe ulaşabilmek için Türkiye’nin sürekli olarak yılda  yüzde 8’lik büyüme hızını yakalaması gerekiyor.

 

<b>Neleri üretemeyeceğiz?

 

Küresel rekabet ortamında bir ülkenin hangi ürünlerde rekabet avantajı yakalayabileceği, hangilerinde yarışa ayak uyduramayacağı belirleniyor. Bu saptamada, refah düzeyi ve rekabet arasında bir ilişkinden yararlanmak mümkün.

 

Nortel Networks/Netaş Araştırma Geliştirme Direktörü Ali Akurgal ve Hazine Müsteşarlığı Danışmanı Yusuf Işık’ın hazırladığı bir çalışmaya göre, kişi başı milli gelirin 1.500 doları geçtiği toplumlarda üretilen bakliyat, 2 bin 200 doları geçen toplumlarda üretilen beyaz eşya, 2 bin 800 doları geçen toplumlarda üretilen tüketim elektroniği ürünlerinin maliyeti; piyasa değerini (ederini) geçiyor.

 

Akurgal, “2010 yılına kadar olan süreçte dünyadaki geri kalan ülkelerinde boş durmayacağını, en azından Türkiye seviyesinde olan ülkelerinde yüzde 3.5 büyüyeceğini varsayarsak, 2003 yılında buzdolabında, 2008 yılında televizyonda, 2016 yılında ise otomobil üretiminde rekabet üstünlüğümüzü kaybedeceğiz” şeklinde bir öngörü de bulunuyor.

 

Akurgal, “Kuşkusuz bakliyat için 1.500 dolar, beyaz eşya için 2 bin 200 dolar eşikleri tartışılabilir. Ancak, bu değerler üç aşağı beş yukarı günümüz için doğrudur” diyor. Bu eşikler, Türkiye’nin artık ileri teknoloji konularına yönelmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

 

Sıra ileri teknoloji de

 

Türkiye’de imalat sanayi ihracatı içinde başı çeken tekstil, giyim, metal, elektrikli makine ve cihazlar gibi sektörlerin ürünleri bile artık tehlikede. Öyleyse, arzu ettiğimiz refah düzeyine ulaşmak için küresel ölçekte rekabet gücü olan, nitelikli katma değer açısından zengin ve fikri mülkiyeti bize ait alanlara yönelmeliyiz.

 

Bu amaçla TÜBİTAK önderliğinde  kısa bir süre içinde “Vizyon 2023: Bilim ve Teknoloji Stratejileri” adlı bir çalışma başlatıldı. Bu çalışmanın amacını TÜBİTAK Asosye Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Turgut Tümer şöyle açıklıyor:

 

“Türkiye’deki teknoloji ve araştırmacı envanterini çıkarmak. Araştırma ve geliştirme potansiyelini ortaya koymak ve ardından geleceğe dönük bir bilim ve teknoloji politikası oluşturmak.”

 

İstanbul Sanayi Odası da kuruluşunun 50’inci yılında düzenleyeceği kongre de bu konuyu ele alacak. “Geleneksel yöntemlerle yapılan üretim Türkiye’yi daha ne kadar götürebilecek?” ve “Yeni ekonominin çizdiği yolda nasıl bir atılım yapılabilir?” sorularına yanıt arayacak.

 

<b>Hangi kritik alanlar cazip?

 

Türkiye’nin teknolojik açıdan öncelikli alanları ne olmalı? Bu soruya herkesin farklı bir yanıtı var. TÜBİTAK Asosye Başkan Yardımcısı Profesör Dr. Turgut Tümer, “Bioteknoloji konusuna dünyadaki gelişmiş ülkelerin bile kaynakları yetmiyor. Türkiye gibi bu alanda gecikmiş bir ülkenin bu saatten sonra bioteknoloji alanına eğilmesi çok anlamlı değil” yanıtını veriyor.

 

Ali Akurgal ise “Yazılım, gerçekten de nitelikli katma değer yaratmakta yapılacak düşük bedelli yatırımı en kısa sürede ödeyebilecek bir alandır” diyor.

 

Amerikan Kongresi’nde bekleyen ve Türkiye’de kurulması planlanan “Nitelikli Sanayi Bölgeleri”nde yazılım, çip tasarımı gibi ileri teknoloji ürünlerini üretilmesi amaçlanıyor. Akurgal, “ABD artık Hindistan’a yazılım konusunda daha fazla yatırımın kaymasını istemiyor. Çünkü, Pakistan ve Hindistan nükleer silahları olan ülkeler. Aralarında gerginlik var ve bu bölgede yazılım üretimi yapılması ABD açısından çok riskli olmaya başladı” diyor.

 

Yazılım ve bilgi teknolojileri dışında önerilen diğer kritik teknolojiler arasında kimyasal araştırmalar, imalat teknolojileri, ucuz enerji ve mobil enerji depolama sistemleri geliyor. Çelik ve bor üretimi de Türkiye için kritik alanlar arasında sayılıyor.

 

Yazılım da iddialı olabilir miyiz?

 

Bir toplumun yükselen refah düzeyine göre üretim konularını, ürün türlerini değiştirmesi kısa vadeli bir iş değil. Uzun vadeli bir planlama gerektiriyor. Bu tür planlar için, ortalama 10 yıl öncesinden altyapı hazırlıklarına başlanmalı, eğitim-öğrenim şeklinde değişiklik yaparak yeni üretim alanlarına insan kaynağı yetiştirilmeli.

 

Devlet Planlama Teşkilatı’nın verilerine göre, 2000 yılı itibariyle Türkiye’de 7 bin civarında bilgisayar mühendisi ve 32 bin kadar elektrik-elektronik mühendisi var. Toplamı 41 bin kadar olan bu insanların bir bölümü emeklilik aşamasında.

 

Hindistan Büyükelçiliği Ticari Ateşesi Tarsem Singh’in Capital’e verdiği bilgiye göre, ülkede bilgi teknolojileri alanında 410 bin kişi çalışıyor. Nortel Networks/Netaş Araştırma Geliştirme Direktörü Ali Akurgal, Hindistan’da sadece yazılımcıların sayısının 200 bin kadar olduğunu belirtiyor. Bilgi teknolojileri sektörünün Hindistan’daki büyüklüğü 5 yılda 6’ya  katlandı ve 12 milyar doları aştı.

 

Yazılım sektöründe verimli çalışmanın ölçütü adam başı yılda en az 200 bin dolar ciro yapmak. Ülke olarak bu işte başarılı olmanın sırrı ise nitelikli insan kaynağı. Matematik, fizik ve çeşitli mühendislik dallarında eğitim görmüş gençlere ‘sürekli eğitim’ felsefesi içinde bilgi teknolojilerinin çeşitli alanlarında uzmanlık kazandırılabilir. Böylece yazılım sektöründe Türkiye’nin ihtiyacı olan beyin gücü yetiştirilebilir.

 

Hindistan modeli  ve İsrail

 

“Bu aşamada Türkiye yazılım pazarında Hindistan’a, İsrail’e rakip olabilir mi?” Birçok uzman Türkiye’nin Hindistan değil, İsrail ve İrlanda’nın uyguladığı modeli örnek alması gerektiğini savunuyor. Çünkü, Hindistan’da kişi başı milli gelir sadece 475 dolar ve Türkiye’den çok farklı bir kulvarda koşuyor. Bu soruya Ali Akurgal şöyle yanıt veriyor:

 

“Hindistan’da üretilen yazılımların bir kısmı çok yüksek katma değer yaratan işler değil. Bu tip işleri bırakılım Hindistan yapsın. Bizim hedefimiz, İsrail ve İrlanda’nın iş modeli olmalı. Bir örnek vererek açıklayayım; Biz geçen yıl Hindistanlı Wipro firmasının yapmakta olduğu bir işi Netaş’a transfer ettik ve onların çıkaracağı faturanın yüzde 30 fazlasını talep ettik. Bunu nasıl başardık? Daha kaliteli yazılım ürettik ve zamanında teslim ettik.

 

Trillium ölçeği yazılım kalitesi için kullanılan ölçeklerden biri. Bu ölçeğe göre en düşük kalite 0, en yüksek kalite ise 5’tir. Sağlık gereçlerinde, örneğin ameliyathanelerde kullanılan yaşam destek birimlerinde, Trillium ölçeğine göre 3, havacılıkta 4 ve uzayda 4 üzerinde kalite aranır. Çünkü, söz konusu olan insan yaşamıdır. Uzayda ve havada bakım-tamir olanağı yoktur.”

 

Bir süre Netaş’da ArGe Direktörlüğü yapmış olan İrlanda asıllı Paul McMenamin, Türk yazılımcıları ile İrlandalıları aynı projede birlikte çalışırken gözlemlemiş bir yönetici olarak “Türkiye’deki yazılımcılar temel yetenekler ve proje yönetimi açısından başabaş başarı grafiği sergiliyor. Ancak, Türkiye’de sayıları az ve kendilerini geliştirme olanakları kısıtlı” saptamasını yapıyor.

 

Beyaz eşya rekabete dayanmalı

 

Yüksek katma değer yaratan alanlara yönelirken mevcut iş kollarına ne olacak? Bazı iş kollarından tamamen vazgeçilebilir mi? Bu soruya kesin bir yanıt vermek kolay değil. Planlı, programlı gelişen ülkelerin çoğu, maliyeti, ederini geçen ürünleri hemen terk etmiyorlar. Aksine, bunların yerine koyacakları yeni üretim alanlarına hazır olana kadar üretimi sürdürüyor, hatta destekliyorlar. AB gibi bir yapıda tarım ve hayvancılık alanının büyük çapta destek görmesinin arkasındaki düşüncede bu yaklaşımın payı da var...

 

Türkiye beyaz eşya, elektronik eşya ve televizyon üretiminde yarışı bırakmadan üretimi sürdürürse, bu konudaki rekabet gücünü artırması mümkün. Arçelik bugün Avrupa’da fabrikalar satın alıyor. Teknoloji belirleme de öncü şirket konumuna geliyor. Arçelik tarafından geliştirilen “Orbital” serisi ürünler bunun bir örneği. Sessiz çalışan, enerji tasarrufu yapan bu ürünler sektörde bir ilki gerçekleştirdi.

 

Arçelik Araştırma ve Teknoloji Geliştirme Merkezi Yöneticisi Yalçın Taneş, “Beyaz eşya konusunda araştırma ve geliştirme yapmaya mecburuz. Çünkü, arge yapmamanın bedeli daha yüksek. Rekabette geri plana düşeriz” diyor.

 

Elektronikte geleceğimiz var mı?

 

Bugün Türkiye’de televizyon üretiminde değer zincirinde önemli bir payı olan tüpler, çipler üretilmiyor. Ancak, önümüzdeki 10-20 yıl  içinde bu tarz ileri teknoloji gerektiren elektronik parçaların üretimi hatta tasarımına geçilmesi yönünde bir girişim neden olmasın? Bu hedefe ulaşmak için ilk adım olarak elektronik tasarım ve mekanik konularında araştırma geliştirme yatırımlarının artması gerekiyor.

 

Beko Elektronik Genel Müdür Yardımcısı Erem Demircan, refah düzeyi çok yüksek olan ülkelerde tüketim elektroniği sektöründe üretim yapmanın cazibesini yitirdiğini doğruluyor ve Grundig  ile yaptıkları anlaşmayı örnek gösteriyor. Demircan, “Grundig, Avrupa’da üretim yapmaktan vazgeçti. Sadece araştırma ve geliştirme faaliyetlerini kendi bünyesinde tutup, üretimini outsource etti, Türkiye’ye kaydırdı ve Beko’ya devretti” diyor.

 

Demircan, Türkiye’nin milli gelirinin 3 bin doları aşması durumunda da,  televizyon üretimi konusunda rekabet avantajını kaybetmeyeceğini söylüyor. Erem Demircan bu iddiasını şöyle açıklıyor: “Dünyada televizyon üretiminde üç bölge var. Amerika kıtasındaki üretim Meksika’ya kayıyor. Türkiye’de Avrupa bölgesindeki üretim üssü haline geliyor. Bir de Asya kıtasındaki ülkeleri için üretim yapan ülkeleri var. Türkiye’deki büyük televizyon üreticilerinin rekabet avantajını uzun dönem kaybetmeyeceklerini söyleyebilirim. Çünkü, Avrupa’daki dağıtım ağlarıyla bağlantılarımız, pazar hakimiyetimiz, bu konuda edindiğimiz know-how gibi unsurlar bizi güçlü kılıyor. Pazara yakın olmak da önemli.”

 

<b>TÜRK TEKSTİLİ KNOW – HOW SATABİLİR Mİ?

 

Tunç Alemdaroğlu/Konpafina Danışmanlık

 

Tunç Alemdaroğlu, tekstil sektöründe yöneticilik ve danışmanlık tecrübesi olan sektörü yakından tanıyan bir isim. Alemdaroğlu’dan bu konudaki yorumlarını aldık, Türk tekstil sektörünün dünya çapındaki rekabet gücünü ve gelecek stratejilerini konuştuk. Kişi başı milli geliri 2 bin dolardan yüksek olan ülkelerin tişört ve benzeri basit tekstil ürünlerini üretmekten vazgeçmesi gerektiğini söyleyen Alemdaroğlu’nun saptamaları şöyle:

 

TEKNOLOJİ YATIRIMINA GEÇİŞ Türkiye’nin en büyük 500 sanayi firmasına ve en çok ihracat yapan 500 firmasına baktığımızda, önemli bir bölümünü tekstil ve hazır giyim ihracatçılarının oluşturduğunu görüyoruz. Ülkemiz sanayisi içinde çağdaş, dünya trendine uygun yatırımların olmadığını bu listelere bakarak kolayca saptayabiliyoruz. Bugün Türkiye teknolojik yatırımlara giriş aşamasında bile değil. Enerji, elektronik, bankacılık sektöründe yeteri kadar gelişme gerçekleşmedi.

 

HEDEF İTALYA MI? Türkiye’de tekstil sektörü, Asya ülkeleri ve Çin’den daha farklı bir kulvara geçmek üzere harekete geçti. Hazır giyim sektörü hızlı teslimat ve trend yaratmadaki başarılı adımları ile rekabet gücünü artırdı. Bundan sonraki hedef know-how ve teknolojimiz ile İtalya’ya rakip olabilmek.

 

MARKA YARATMALIYIZ 2005 yılında GATT Uruguay anlaşması kapsamında tüm kategorilerde kotalar kalkacak ve rekabet ortamı çok daha kızışacak. O zaman tekstil sektöründe şirket evlilikleri, birleşmeler ve stratejik işbirlikleri başlayacak. Yönetim sistemlerine verilen önem artacak. Türk tekstili şimdiden kendini bu değişime hazırlamalı. Trend, marka yaratma ve danışmanlık konularında değer yaratıp, para kazanmaya yönelmeli.”

 

“DERİ VE TEKSTİL’DE DAHA FAZLA YATIRIMA İHTİYAÇ YOK”

 

Turgut Koşar/ İstanbul Organize Deri Sanayicileri Dernek Başkanı

 

Kişi başı milli geliri yüksek, refah ülkelerinin deri konusunda rekabetçi olma şansı var mı?

 

İtalya’nın deri ürünleri ihracatı yılda 12 milyar dolar civarında. Oysa, İtalya bir refah ülkesi. Buna rağmen hala deri konusunda lider, rekabetçi ve bu işten para kazanabiliyor. Onun arkasında daha farklı bir kategoride Çin ve Hindistan var. Bu iki ülkede fason üretim yapılıyor. Türkiye’de ise 2001 yılında resmi olarak 670 milyon dolarlık deri ürünleri ihracatı yapıldığı görülüyor. Ancak, deri ürünlerinde 1-1,5 milyar dolar arasında bir bavul ticareti söz konusu.

 

Türkiye deri konusunda kalite ve fiyat konularında rekabetçi olabiliyor mu?

 

Olabiliyor. Türkiye, Avrupa’da İtalya’dan sonra ikinci sıraya oturdu. Dünya genelinde de dokuzuncu sıradayız. Kürk süet denilen içi kürk, dışı süet olan ürünleri en iyi kalite ve fiyatla sunan ülke Türkiye. Özellikle soğuk ülkelerde, Doğu Bloku ülkelerinde bu ürünler çok tutuluyor.

 

Deri konusunda Türkiye’nin daha fazla yatırıma ihtiyacı var mı?

 

Bence Türkiye’de ne deri ne de tekstil konusunda daha fazla yatırıma ihtiyaç yok. Hatta deri konusunda yatırım fazlası var. Bugün 13 tane deri organize sanayi bölgesi kuruldu. Bunların çoğu tam olarak hizmete giremedi, atıl olarak bekliyor. İtalya’da bile sadece 3 tane var.

 

<b>Sektörün gelecek vizyonu ne olmalı?

 

İtalya bugün lider. Asla rekabette geri düşmüyor. Atık derileri bile değerlendiriyorlar. Anahtardan hediyelik eşyalara kadar çok çeşitli deri ürünler yapıyor. Türkiye’de bu işten daha fazla değer elde edebilir. Türk malı imajını yükseltmek için girişimlerimiz var. Bunlar sürmeli. Moskova’da son yaptığımız ‘Le Show’ fuarında inanılmaz ilgi gördü modellerimiz. Fransız ve İtalyan şirketlerine Türk şirketleri parmak ısırttı. Uzakdoğu’da çok kalitesiz ürünlerde üretiliyor. Kaliteli ürünlerde Türkiye Uzakdoğu ile çok rahat rekabet edebilir durumda.

 

Ayakkabı da marka üretmek daha kolay, sürümü çok. Deri ceket ve giyim eşyasında marka olmak kolay değil. Bu tüm dünyada böyle. Ancak, ülke imajı önemli. “Türk malı” imajını yükseltmek için Macaristan’da, Polonya’da ve Moskova’da Türk Deri Sanayicileri olarak ortak bir girişimle mağazalar açtık. New York gibi şehirleri bu zincire ekleyeceğiz.


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz