Türkiye'nin "En Mutlu" işyerleri

Happy Place to Work, son 5 yıldır çalışan mutluluğunu izliyor...

9.05.2022 11:11:000
Paylaş Tweet Paylaş
Türkiye'nin "En Mutlu" işyerleri

Bu yıl farklı sektörlerden 4.321 profesyonelle yapılan araştırma, Türkiye’nin en mutlu iş yerlerini ve iş yerinde mutluluğun pandemi sonrası kriterlerini ortaya koyuyor. Araştırmaya göre eskiden iş yeri tatmininin en önemli koşullarından olan yüksek ücret, artık tek başına yeterli değil. Pandemiyle evlerde yalnızlaşan ve “aşırı mesaiyle tükenen” çalışanlar, işverenlerinden daha şeffaf bir iletişim; huzurlu, katılımcı ve adil bir iş ortamı; takdir edilme ve gurur duyup ortak olabilecekleri bir şirket vizyonu bekliyor.

İş yerinde mutluluk” denince akla ilk olarak genellikle “ücret” geliyor. Ancak mutluluğun formülü bu kadar basit değil. Araştırma sonuçları, düşük ücretin ciddi bir mutsuzluk yarattığını doğruluyor. Diğer yandan yüksek ücret, tek başına çalışanları mutlu etmeye de yetmiyor. İnsanlar, ancak anlamlı bir amaca hizmet ettikleri, tüm potansiyellerini kullanabildikleri, öğrenme ve gelişimin sürekli olduğu, başarıları takdir edildiği, iş birliği ve dayanışma içerisinde çalıştıkları ortamlarda mutlu olabiliyor. Happy Place to Work’ün çalışan deneyimini ölçtüğü araştırma sonuçları, pandemi sonrasında artan mutsuzluğun, uzun çalışma saatleri ve aşırı iş yükünün yanı sıra iletişimsizlik sonucu yaşanan güven kaybından kaynaklandığını gösteriyor. Buna göre çalışanlar, gerek yöneticilerine gerekse çalışma arkadaşlarına daha az güven duyuyor ve kendilerini hiç olmadığı kadar yalnız hissediyorlar. Araştırmanın koordinatörü Prof. Dr. Türker Baş’a göre pandeminin ilk günlerinde “uzaktan çalışmanın” getirdiği rahatlıkla kısmen artan mutluluk düzeyi, sürecin iyi yönetilememesi nedeniyle organizasyonel bir sorun haline geldi. İnsanlar gün geçtikçe mutsuzlaşıyor. Pek çok şirket kontrolü kaybetmiş durumda. Çalışanlar iş yerlerine dönmek istemiyor. Ancak evlerinde de mutlu değiller. Hibrit uygulamalar, ilk akla gelen çözüm olmakla birlikte başarılı örneklerin sayısı parmakla gösterilecek kadar az. 

NASIL YAPILDI?

Nisan 2021-Şubat 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilen araştırma kapsamında 3.721 profesyonel yazılı ankete cevap verdi. 600 profesyonelle yüz yüze görüşmeler gerçekleştirildi. Bu yıl ilk kez düzenlenen “Türkiye’nin En Mutlu İş Yerleri” araştırmasına, çalışanları tarafından aday gösterilen 321 şirkete davet gönderildi. Bu şirketlerden 214’ü araştırmaya katıldı. Wellbeing Index - Çalışan Deneyimi anketinden 70 ve üzeri puan alan 81 şirket, listeye aday oldu. Aday şirketlerin “insan yönetimi” uygulamaları bağımsız bir bilim kurulu tarafından değerlendirildi. Liste puanı, anket sonuçları yüzde 50, insan yönetimi uygulamaları yüzde 50 oranında ağırlıklandırılarak hesaplandı ve sektörlerinde en yüksek puan alan 50 şirket Türkiye’nin En Mutlu İş Yerleri listesine girmeye hak kazandı. 14 sorudan oluşan Wellbeing Index ile çalışanların iş deneyimleri “başarı”, “gurur” ve “güven” boyutları altında ölçüldü. Ayrıca her çalışana, uzun süre çalışma niyeti ve iş yerinin başarısı için ekstra çaba harcamaya hazır olma durumu soruldu. Bu sayede işteki mutluluğun, bağlılık ve performansa olan etkisi belirlendi. Çalışanlarla yapılan yüz yüze görüşmelerdeyse işteki mutluluk ve mutsuzluk nedenleri hakkında detaylı bilgi toplandı. 

ARTAN MUTSUZLUK 

Bu yılki anket sonuçlarını, 2020 yılında yapılan anket sonuçlarıyla karşılaştırdığımızda sadece “kendi olabilme” ve “potansiyelini kullanabilme” boyutlarında kısmi bir iyileşme görüyoruz. Bunun dışındaki tüm boyutlardaysa ciddi bir düşüş söz konusu. “Tanıma takdir”, “yükselme, terfi” ve “kendini özel hissetme” boyutları temel mutsuzluk kaynağı olarak ön plana çıkarken en büyük düşüş, “destekleyici iklim” ve “iş birliği yapma” boyutlarında yaşanıyor. Prof. Baş’a göre şirketlerin büyük bir bölümü, uzaktan çalışmanın sadece “verimlilik” yönüne odaklandı. İletişim eksikliği, zayıflayan ilişkiler, güven kaybı ve buna bağlı olarak artan mutsuzluğu görmezden geldiler. Ancak iş gücü devrindeki artış ve özellikle kritik yeteneklerin kaybı çalışan mutluluğunu tekrar gündeme taşıdı. Bu yıl araştırmaya rekor denebilecek sayıda katılım olması, şirketlerin bakış açısındaki bu değişimin en somut göstergesi sayılabilir. 

SORUNLAR DERİNLEŞTİ

Yöneticilerin, çalışanlarına bireysel ilgi gösterme, onların sorunlarıyla ilgilenme, başarılarını takdir etme, terfi ve kariyer yollarını açma konularındaki eksiklikleri pandemi öncesinde de çalışan mutluluğunu azaltan faktörlerdendi. Ancak uzaktan çalışmayla birlikte insani dokunuşun kaybolması, artan iş yükü ve sadece iş odaklı iletişim, çalışanların kendilerini değersiz hissetmesine yol açarak yöneticilerle yaşadıkları sorunları derinleştirdi. Wellbeing Index sonuçlarına göre, çalışanların yüzde 70’i başarılarının takdir edilmediğini düşünürken sadece 4 çalışandan 1’i, gösterdiği çaba karşılığında hak ettiği pozisyonlara geleceğine inanıyor. İnsanların aslında işlerini değil yöneticilerini terk ettiklerini söyleyen Prof. Baş, bu durumun iş gücü devrini belirgin bir şekilde artırdığını ve sürdürülebilir olmadığını vurguluyor. Bu süreçte yöneticilerle hissedilen kopukluğun yanı sıra çalışanlarda iş bitkinliği de sıkça gözlendi. Toplantılar, mail trafiği ve buna bağlı olarak iş yükü inanılmaz derece arttı ve mesai saatlerinin dışına taştı. Bu da “elde edilen başarıları kutlamak için es vermeyi” imkansızlaştırdı. Tablo, ilk başta üretkenliği artırsa da insanların büyük resim içindeki yerlerinin kaybolmasına yol açtı. Prof. Baş, “Pek çok kişi eskisine göre daha fazla çalışmasına rağmen sağladığı katkıyı göremiyor, başarıyı hissedemiyor. Bu da tükenmişliğe yol açıyor” diyor. Araştırmaya katılan Y kuşağı bir çalışan gelinen durumu şu şekilde özetliyor: “İşe başlayalı 4 ay oldu. Ancak kendimi hala yabancı hissediyorum. Şirkette işlerin nasıl olup bittiği, nasıl karar alındığı hakkında hiçbir fikrim yok. Sadece bana verilen işleri yapıyorum. Ne için çalıştığımı, neye katkı sağladığımı göremiyorum.” 

BALAYI SONA ERDİ

Wellbeing Index sonuçları uzaktan çalışmanın çalışanlar arasındaki ilişkileri oldukça zayıflattığını gösteriyor. Buna göre çalışanlar ofis ortamıyla kıyaslandığında daha az iş birliği yapıyor ve birbirlerine sınırlı düzeyde destek oluyorlar. Prof. Baş’a göre bu durumun iki nedeni var. Birincisi azalan iletişim. Online platformlar, ofisteki kahve-sigara aralarında, öğle yemeklerinde yapılan sohbetlerin yerini tutmuyor. İnsanlar zaman zaman özel konulara girse de genellikle iş konuşmak için toplanıyorlar. Ekibe yeni katılan çalışanlarsa uyum sağlamakta, şirket içi arkadaşlıklar geliştirmekte zorlanıyorlar. İkinci nedense hibrit çalışmanın getirdiği adaletsizlik algısı… İş yerine sürekli ya da sık gelmek zorunda kalan çalışanlar, kendilerinin haksızlığa uğradığını düşünüyor. Bu da onların uzaktan çalışan arkadaşlarına daha mesafeli davranmasına yol açıyor. Pandemi öncesinde yapılan anketler, işe yeni başlayanların en mutlu çalışan grubu olduğunu gösteriyor. İK profesyonelleri yeni arkadaşlıkların kurulduğu, öğrenmenin hızlandığı ve umutların yüksek olduğu bu ilk yılları, balayı dönemi olarak tanımlıyor. Ancak Prof. Baş’a göre pandemiyle birlikte bu dönem sona erdi. Artık adaptasyon sorunları, şirket ve çalışma arkadaşlarıyla duygusal bağ kuramama, yeni katılan çalışanların kendilerini iyi hissetmelerini önlüyor. İşin bir de mesleki gelişim alanında ortaya çıkardığı zafiyetler var. Sınıf içi eğitimlerin büyük bir kısmı bu süreçte online ortama taşındı. Prof. Baş, “Bu durum şirketlere maliyet avantajı sağlasa da çalışanlar online eğitimleri çok verimsiz buluyor ve kişisel gelişimlerine katkı sağlamadığını düşünüyor. Hatta bir bölümü online eğitimleri zaman kaybı olarak görüyor” diyor. 



MUTLULUK NİÇİN ÖNEMLİ? 

Mutluluğun, bağlılık ve performans üzerindeki olumlu etkisi uzun süredir biliniyor. Ancak pandemi sonrasında toplumun her kesiminde gözlenen derin karamsarlık, çalışanlarına mutluluk vadedebilen şirketleri tam bir çekim merkezi haline getirdi. Ayrıca mutlu şirketler, son dönemde yaşanan yüksek iş gücü devri ve yeteneklere ulaşamama gibi sorunlardan en alt düzeyde etkileniyor. Deloitte’un yaptığı periyodik araştırmalara göre Türkiye’de kendi isteğiyle işten ayrılanların oranı yıllık yüzde 11 civarında. “Türkiye’nin En Mutlu İş Yerleri” listesindeki şirketlerdeyse bu oran, dönemin tüm olumsuzluklarına rağmen yüzde 8. İş gücü devrinin yüksek olduğu perakende şirketleri çıkarıldığında ise diğer sektörler için kendi isteğiyle işten ayrılanların oranı yüzde 3’e iniyor. Yetenekleri çekmek ve elde tutmanın oldukça güçleştiği teknoloji ve yazılım şirketlerindeyse oran yüzde 2 seviyesinde. “Türkiye’nin En Mutlu İş Yerleri” listesine giren ve liste dışı kalan şirket çalışanlarının, Wellbeing Index’in bağlılık ve performans sorularına verdikleri cevaplar da benzer bir tablo ortaya koyuyor. Buna göre liste şirketlerindeki çalışanların yüzde 86’sı daha uzun süre aynı işletmede çalışmayı düşünürken liste dışında kalan şirketlerde yaklaşık 2 çalışandan 1’i orta vadede iş değiştirmeyi düşünüyor. Şirketinin başarısı için elinden gelen her şeyi yapmaya hazır olanların oranıysa liste şirketlerinde yüzde 92 iken liste dışında kalan şirketlerde yüzde 74’e düşüyor. Prof. Baş, “Tüm bu verileri bir arada değerlendirildiğimizde, mutluluğun sadece yeteneklerin çekilmesi değil, aynı zamanda elde tutulması ve büyük bir istekle çalışmalarının sağlanmasında temel belirleyici olduğunu görüyoruz” diye konuşuyor.


NASIL FARKLILAŞIYORLAR?

“YÜKSEK ÜCRET YETMEZ” 
Mutlu şirketler, öncelikle çalışanlarını maddi açıdan tatmin ediyor. En azından piyasa ortalamasına yakın ücret ve yan haklar paketi sunuyorlar. Tabii bu işin olmazsa olamaz tarafı. Diğer bir ifadeyle düşük ücret mutsuz ediyor, ancak yüksek ücret yalnız başına çalışanları mutlu etmeye yetmiyor. Bu nedenle sadece, kültüre ve değerlerine yatırım yapan, daha iyisi için sürekli çaba harcayan şirketler fark yaratabiliyor.

ORTAK DEĞER YARATMA Listeye giren şirketler, ortak değer yaratma konusunda son derece bilinçli bir yaklaşımla hareket ediyor, toplumun ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde faaliyet gösteriyor. Bu faaliyetler ağırlıklı olarak doğal ortamın ve toplum sağlığının korunması, kaliteli ancak ucuz ürün ve hizmetlerle daha geniş kitlelere erişim konularında yoğunlaşıyor.

SÜRECE DAHİL ETME
Ancak asıl fark, çalışanları sürece dahil etme, yarattıkları değeri onlara hissettirme noktasında yaşanıyor. Örneğin bazı şirketlerde yöneticiler ekiplerini, yaptıkları faaliyetlerin sonuçları hakkında sürekli bilgilendiriyor, şirket amacının günlük işlerle olan bağlantısını görmelerini sağlıyor. Bunun sonucunda çalışanlar büyük resim içerisindeki yerlerini daha iyi kavrıyor, yaptıkları iş ve yarattıkları değerlerle gurur duyuyor.

AKTİF KATILIM Mutlu şirketlerde çalışanlar görüş ve önerilerini üst yönetime rahatlıkla iletebiliyor. Arada görünmeyen duvarlar yok. Ayrıca pek çok şirket, akışı kolaylaştırmak için online öneri sistemlerini hayata geçirmiş durumda. Bu sayede ortaya atılan fikirler, diğer çalışanların da görüşüne sunuluyor, yapılan işlemler ve elde edilen sonuçlar herkes tarafında izlenebiliyor.

ÇEŞİTLİLİK ŞART! Listedeki tüm şirketler çeşitliliği gündemlerinin ön sıralarına almış durumda. Ayrımcılık ve ötekileştirmeyle aktif mücadele ediyor, işe alım, yükselme ve terfilerde farklı bakış açılarının şirkete kazandırılması için özel çaba harcıyorlar. Örneğin araştırmaya katılan şirketlerde kadınlar, toplam iş gücünün yaklaşık yüzde 38’ini oluşturuyor, şirketlerin kıdemli yönetici pozisyonlarında yüzde 36, üst yönetimdeyse yüzde 32 oranında temsil ediliyor.



ÇALIŞANLAR NE HİSSEDİYOR?

MESAİ SAATLERİ
Araştırma sonuçları, insanların mesai sonrasında uzun saatler çalıştıkları şirketlerde de mutlu olabildiğini gösteriyor. Ancak bu şirketlerde çalışma saatlerine ilişkin normlar, son derece net ve tüm şirkette tutarlı bir şekilde uygulanıyor. Keyfi uygulamalar yok denecek kadar az. Ayrıca işe alım sırasında bu durum adaylara net bir şekilde aktarılıyor. Bunun dışında çalışanlar ihtiyaç duyduklarında rahatlıkla izin alabiliyor.

ESNEK ÇALIŞMA Esnek çalışma, hibrit iş modelleri sadece mutlu iş yerlerine özgü uygulamalar değil. Ancak listede yer alan şirketler, hibrit modeli tasarlarken sadece verimliğe değil çalışanların ihtiyaçlarına da odaklanıyor. Bu noktada birim yöneticileri ve çalışanlara geniş inisiyatif tanıyorlar. Ayrıca hibritin tüm iş birimlerini kapsamasını sağlayarak birimler arasında eşitsizliklerin oluşmasına, hiç kimsenin haksızlığa uğradığını hissetmesine izin vermiyorlar.

NEZAKET VE HUZUR 
Bu şirketler, iş hayatının sosyal yönüne, huzurlu bir iş ortamının oluşturulmasına özel önem gösteriyor. Bu şirketlerde nezaket ve karşılıklı saygının, çalışma ikliminin korunması için bir norm haline geldiğini görüyoruz. Nedeni ne olursa olsun hiçbir yönetici ya da çalışanın bir diğerine karşı sesini yükseltmesine izin verilmiyor.



İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz