"Haluk Dinçer'den kritik mesajlar!"

TÜSİAD’ın yeni başkanının seçileceği Genel Kurul’da TÜSİAD Başkanı Haluk Dinçer son konuşmasını yaptı

23 OCAK, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Haluk Dinçer'den kritik mesajlar!
TÜSİAD başkanlığına, bugün yapılan seçimli genel kurulunda veda eden Haluk Dinçer seçimli genel kurulda konuştu.

İŞ DÜNYASINDAN TÜSİAD MESAJLARI! TIKLAYIN!

İŞ DÜNYASINDAN TÜSİAD MESAJLARI! TIKLAYIN!

Başkan olarak son konuşmasını yapan Dinçer, "Cumhuriyet döneminin kıymetini anlamayan veya anlamak istemeyenlerin bu deneyim ve birikimin kapsam ve derinliğini, dünya ve İslam tarihi açısında önemini yeterince incelemediklerini hükmedebiliriz. 200 yıl önce Osmanlı İmparatorluğu içinde bulunduğu derin krizden bir modernleşme politikasıyla çıkma iradesini göstermişti. Bugün de eşit vatandaşlık, toplumsal cinsiyet eşitliği ve laiklik ilkelerine tüm gücümüzle sahip çıkmamız gerektiğine inanıyorum." diye konuştu.

PARİS KATLİAMI KONUSU... 

Genel Kurul'un açılışında TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Dinçer konuşma yaptı. Haluk Dinçer konuşmasında, Paris katliamının laiklik ve ifade özgürlüğü fikirlerine saldırı boyutu taşıdığının görüldüğünü belirterek, "Bu boyutuyla eylem Avrupa'nın henüz başaramamış olduğu ama bir ideal olarak belirlediği kültürel çeşitlilikte birlik hedefine karşı bir saldırı niteliğindedir. Bir yanda Avrupa'da Müslüman toplumun entegrasyonuna yönelik politikaların zaafları öte yanda bu ortamın yarattığı sosyal ayrışmanın ağır faturasını ödeyen gençlerin  aşırı akımların tuzağına düşmesinin kolaylaştıran unsurlar mevcut. Bu unsurlar farklı kültürlerin barış içerisinde yaşamasını giderek daha zor hala sokmakta" dedi.

GÜVENLİK TEK ÇÖZÜM DEĞİL

Terörizmin her şekliyle kararlı şekilde mücadele edilmesi gerektiğine dikkat çeken Dinçer, "Sadece güvenlik tedbirleri alarak bu köklü sorunun üstesinden gelmek mümkün olamayacaktır. Mücadelenin başarılı olabilmesi için terörizme yol açan nedenlerinde iyi teşhis edilmeleri ve giderilmeleri gerekiyor. Hiç şüphesiz ifade özgürlüğü vaz geçilmez bir değerdir ve hangi hallerde sınırlanabileceği Türkiye'nin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinde tanımlanmıştır. Bir hukuk devletinde hangi söylem ve eylemlerin yasalarla tanımlanan sınırların ötesine geçip bir suç unsuru teşkil ettiği hukuk çerçevesinde değerlendirilir" dedi.

Dinçer şöyle devam etti: "Aksi halde keyfi sınırlamalar, basın ve ifade özgürlüğünü ortadan kaldırır. İfade özgürlüğü ve tahammül çağrısını Türkiye olarak paylaştığımız Paris yürüyüşü ruhunu ülkemiz içeresinde ki tartışmalarda da yaşatmalıyız." 

Haluk Dinçer, seçim atmosferinin yaşandığı günlerde toplumsal mesajı destekleyen mesajların yine ortaya çıkmasını beklediklerini belirterek, "Bu noktada Türkiye'nin son gelişmeler ışığında kendi tarihinden edindiği deneyim ve birikimin önemini bir kez daha vurgulamak gereği duyuyorum. Cumhuriyet döneminin kıymetini anlamayan veya anlamak istemeyenlerin bu deneyim ve birikimin kapsam ve derinliğini, dünya ve İslam tarihi açısında önemini yeterince incelemediklerini hükmedebiliriz. 200 yıl önce Osmanlı İmparatorluğu içinde bulunduğu derin krizden bir modernleşme politikasıyla çıkma iradesini göstermişti. Bu bizim tarihsel deneyimimizi tanımlayıcı bir boyuttur. Osmanlı İmparatorluğu insanlık tarihinin en önemli siyasi ve kültürel etki kaynaklarından biridir. Fakat imparatorluğun sanayi devrimini yapamamış çağdaş devlet sistemine, demokratik yurttaşlık toplumlarına geçememiş dönemine özlem anlamsız bir tutum olur" diye konuştu.

'SİYASET ÖZEL YAŞAMLA İLGİLENMEZ'

"Cumhuriyet Osmanlı'nın son dönemlerinde yeşermeye başlayan çağdaşlaşma girişimlerinin ulus devlet, hukuk devleti ve demokrasiye geçiş boyutlarında devam ettirildiği dönemdir" diyen Dinçer şu ifadeleri kullandı: "Müspet ve menfi tüm gelişmeler bu geniş ve tarihsel açıdan hem doğru hem de zorunlu bir çerçeve içerisinde yaşandı. Bu bağlamda laikliğin, din ve siyaset hatlarının ayrı tutulmasının, din ve vicdan özgürlüğünün, kimsenin hayat tarzını başka toplum kesimlerine dayatmaması gerektiğinin önemini de demokratikleşmede mesafe kat ettikçe daha iyi anladık. Osmanlı İmparatorluğu insanlık tarihinin en önemli siyasi ve kültürel etki kaynaklarından biridir" dedi.

Siyasetin insanların özel yaşamı ve ruhani dünyalarıyla ilgilemediğine dikkat çeken Dinçer, "Bunları ve özgürlükleri güvence altına alır. Bugün de eşit vatandaşlık, toplumsal cinsiyet eşitliği ve laiklik ilkelerine tüm gücümüzle  sahip çıkmamız gerektiğine inanıyorum" dedi. 

"DEMOKRASİ YENİ BİR SINAMAYLA KARŞI KARŞIYA"
Haluk Dinçer, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ni hedeflemesi bu modernleşme evresinin somut bir evresi olarak benimsendiğini belirterek, "TÜSİAD bu hedefin en tutarlı ev en aktif destekçilerinden bir oldu. Ancak Avrupa Birliği'nin temsil ettiği entegrasyon deneyimini beğenmemiz ve desteklememiz, projenin sorunlarını görmemize engel değil. Geçen yıl yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde pek çok ülkede ki ırkçı, yabancı düşmanı, hatta kimisi AB karşıtı aşırı sağ partiler önemli bir ivme kazandılar. Kuşkusuz 21. yüzyılda demokrasi yeni bir sınamayla karşı karşıya. Daha katılımcı, daha sağ duyulu, daha cesur ve daha insan odaklı bir siyaset gerekiyor tüm çağdaş demokratik ülkeler için" dedi.

"DAHA İLERİ REFORM GİRŞİMLERİ GERİDE KALDI"
Dinçer, "Önümüzde ki dönem, Avrupa Birliği açısından kucaklayıcı değerleri ön plana çıkaran anlayışla daha içe kapalı anlayışın çatışması şeklinde geçecek" diyerek şunları kaydetti: Bu zaman zarfında birlik ülkelerinde yaşayan Müslüman topluluklara ve vatandaşlara yönelik  politikalar kadar, bu toplulukların ve bireylerin tercihlerinde hangi seçeneğin başarılı olacağını belirleyecek. Türkiye kendi tarihsel deneyimine sadık kalarak bu mücadelenin yapıcı bir tarafı olabilir" dedi.  

Tüm inançların koruyucusu olan laiklik ilkesine sahip çıkması gerektiğine dikkat çeken Dinçer, "Diğer yandan da kendi Avrupa projesini şekillendirerek Avrupa Birliği ile yeni bir dil ve diyalog hattı geliştirmelidir. Bunu yapabildiği ölçüde dünya siyasetinde kendi deneyiminin özgürlüğüne uygun bir konuma gelecektir. Kendi yarattığımız ve sonuçları itibariyle bugünkü ekonomik dayarekli bir reform süreci geçirdik. Bu reform rüzgarı küresel krizin başlamasıyla birlikte hızını kesti. Önemli sayıda yapısal reform tamamlanmış olmasına rağmen hem demokratikleşmede hem de iktisadi hayatta daha ileri reform girişimleri maalesef geride kaldınıklılığımızı artırmış olan 2001 krizi sonrası hem demokratikleşme hem de iktisat politikalarında sü. Bugün itibariyle Türkiye yine orta gelir tuzağının hemen kıyısında bekler durumda" diye konuştu. 

"DAHA YAPILACAK ÇOK İŞ VAR"
Orta gelire ulaşmanın da kolay olmadığını belirten Dinçer, "Ancak küresel şartların bu parkuru aşmamızda bize sağladığı olumlu bir atmosfer vardı ve bizler bunu iyi kullandık. Ancak krize yakalanmış olduğumuz evre mikro reformlar ve demokratikleşme reformları açısından talihsiz oldu.  Son 7 yılda krizle mücadele başlığı altında önemli politikalar benimsendi ve hayata geçirildi. Ancak bugün artarda açıklanan dönüşüm paketlerinden ve yargı reformu paketi sayısından da net anlaşılacağı üzere daha yapılacak çok iş var" dedi.

 '4 YILLIK FIRSAT PENCERESİNDEN YARARLANABİLİRİZ'

Haluk Dinçer, 62. hükümetin kapsamlı bir çalışmayla hem kalkınma, hem rekabet, hem makro istikrara reform alanlarını içeren bir yol haritasıyla yola çıktığını ifade ederek, "Bundan memnuniyet duyduk. Her bir dönüşüm alanının seçimi bu alanlar içerisine yerleştirilmiş eylem planları özel sektör olarak bizce yerindedir. Ne var ki 1000-2000 arasında düzenleme gerektiren bu dönüşüm programlarının hayata geçmesi ne zaman ve nasıl olacaktır? Bu belgelerde Bazı tarihler hedef olarak verilmiş. Ancak yeni bir çalışmayla önceliklerin iyice belirlenmesine ihtiyaç var. Kapsamlı bir reform için seçimden sonraki 4 yıllık fırsat penceresinden yararlanabiliriz. Bu nedenden dolayı önümüzdeki haftalarda siyasi partilerimizle, TÜSİAD'ı bir araya getirmeyi planlıyoruz. İş dünyası açısından reform önceliklerini sunmak ve karşılıklı değerlendirmek arzusundayız" diye konuştu.

"HİÇ MEMNUN DEĞİLİZ"
Büyümenin kalitesine dikkat çeken Dinçer, "Büyümenin kalitesi ve verimlilik önceliklerimiz olmalı. Sanayinin toplam ekonomi içindeki payından hiç memnun değiliz. istihdam yaratmayan veya kalitesiz istihdam yaratan büyümenin nedeni budur. Bu oran yüzde 15'lerde yeniden  yüzde 20'lere nasıl yükseltilebilir?" dedi. Dinçer ayrıca, ekonomik açıdan hesaplarına göre çözüm sürecinin başarısının bir puanlık ek büyüme getireceğini belirtti.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz