Büyük değişim kapıda

Anadolu Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan ile pandemi döneminde grubunu nasıl yönettiğini, bu süreç ve sonrasının iş dünyasının geleceğini etkileyeceğini konuştuk...

1.06.2020 15:37:000
Paylaş Tweet Paylaş
Büyük değişim kapıda

Anadolu Grubu Yönetim Kurulu Başkanı TUNCAY ÖZİLHAN, pandemi döneminde belirsiz ama kesinlikle çok büyük değişimlere yol açma potansiyeli olan bir süreçten geçtiğimizi düşünüyor. “Şirketler yatırım ve üretim stratejilerini, iş yapış şekillerini baştan aşağıya gözden geçirecek, çalışma koşulları değişecek” diyen Özilhan, paniğe kapılmak yerine güçlü ve kırılgan yönlerin belirlenerek önlem alınması gerektiğini söylüyor.

Nilüfer Gözütok Ünal / ngozutok@capital.com.tr

Capital Dergisi Mayıs sayısından... 

Toplam 19 ülkede 9 farklı sektörde 66 üretim tesisi ve 80 bin çalışanıyla Anadolu Grubu, Türkiye’nin en büyük gruplarından biri. İçecek, perakende, otomotiv, gayrimenkul ve tarım sektörlerinde faaliyet gösteren grubun yönetim kurulu başkanı Tuncay Özilhan, henüz nereye varacağını tüm detaylarıyla kestiremedikleri içinde bulunduğumuz pandemi dönemini belirsiz ama kesinlikle çok büyük değişimlere yol açma potansiyeli olan bir süreç olarak nitelendiriyor. 

“Tüm iş süreçlerimizi ve stratejik planlarımızı en baştan yapmamızı ve alternatif pek çok senaryo yazmamızı gerektiren bir durum var” diyen Özilhan, sadece kriz yönetimi anlamında değil, işlerin sürdürülebilirliğine ve iş modellerinin süreçlere adapte edilmesine yönelik kapsamlı ve öngörülü çalışmalar yürütmek durumunda olduklarının da altını çiziyor.

Özilhan, kendi önceliklerini ve yapılması gerekenleri de şöyle özetliyor: “Bu dönemde gücümüz yettiğince, istihdamımızı korumak arzusundayız. Yüksek belirsizlik ortamında hareket imkanı verecek esnek sistemler tasarlayarak, var olan operasyonel esnekliği artıracağız. Gelecek potansiyelini öldürmeden, şirket harcamaları yenilikçi çözümlerle acilen azaltılmalı. Yalnızca tolere edebileceğimiz riskler almak ve riski düzenli olarak dağıtmak zorundayız.” 

Anadolu Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan ile pandemi döneminde grubunu nasıl yönettiğini, bu süreç ve sonrasının iş dünyasının geleceğini etkileyeceğini konuştuk: 

Olağanüstü bir dönem yaşıyoruz. Siz tüm iş hayatınızı düşündüğünüzde, yaşanan her türlü sorunlu döneme kıyasla bu dönemi nasıl nitelendirirsiniz?

 İş hayatım boyunca hem ülkemizde hem dünya çapında ekonomik, siyasi ve sosyal anlamda iniş çıkışın yaşandığı pek çok döneme ve kriz sürecine şahitlik ettim. Fakat şu an içinde bulunduğumuz pandemi süreci, 100 yıldır dünyada benzeri yaşanmadığı için yaşayan nesillerin benzerini görmediği bir kavram olarak karşımıza çıktı. Sadece ülkemiz için değil, tüm insanlık için çok zor ve ciddiye alınması gereken bir süreçten geçiyoruz. İnsanlar, bir yandan sevdiklerinin ve kendilerinin sağlığını düşünürken ve gelecekleri için endişe ederken diğer yandan işlerinin sürdürülebilirliği için uğraşıyor. İşlerini devam ettiremeyenler ise toplumsal dayanışma yollarına başvurarak ayakta kalmaya çalışıyor. Yaşamlarımız pek çok anlamda sekteye uğradı. Ekonomik sorumluluklarını yerine getirmeye çalışan bir kesim, alınan önlemler doğrultusunda işine gidip gelmeye çalışırken, evlerine kapanan bir kesim de yaşantısını ve işlerini sürdürmenin yollarını arıyor. Henüz nereye varacağını tüm detaylarıyla kestiremediğimiz bugünleri hala belirsiz ama kesinlikle çok büyük değişimlere yol açma potansiyeli olan bir dönem olarak nitelendiriyorum. 

Salgının etkileri Türkiye’ye gelmeden önce almaya başladığınız önlemler oldu mu?

Anadolu Grubu olarak COVID-19 salgın sürecini ve gelişmeleri en başından beri yakından takip ettik. Çin’den dünyaya yayılmanın başladığı ve ülkemize de gelme riskinin olabileceğinin konuşulduğu günlerde kriz koordinasyon ekiplerimizi konuyla ilgili harekete geçirdik. Üst yönetimlerimizle bir araya gelerek olası kriz durumu için değerlendirmelerimizi yaptık. Ülkemizde vaka görülmesi halinde çalışma düzenimiz ve alınacak önlemlere yönelik aksiyon planlarımızı, acil durum süreçleri için farklı senaryolarımızı ve kriz prosedürlerimizi oluşturduk. Çalışanlarımızın yurt dışı seyahatlerini durdurduk ve yurt dışından dönen çalışanlarımızı evlerinde izolasyona gönderdik. Olası salgın durumları için şirket ve operasyon altyapılarımızla çalışmaları başlattık. Tüm şirketlerimizi ve çalışanlarımızı konuyla ilgili güncel bilgilendirmeler yaparak, en baştan beri kapsamlı bir kriz yönetimi uygulaması yapıyoruz. 

 Anadolu Grubu olarak salgına hangi durumda yakalandınız? 

 Anadolu Grubu olarak ülke ekonomimizde özellikle geçen yıl yaşanan belirsizlik ortamına rağmen 2019 yılını büyüme ve operasyonel kârlılık anlamında güçlü bir noktada bitirdik. Fakat mevcut konjonktürde serbest nakit yaratma ve verimlilik artırmaya yönelik planlar varken böyle bir sürecin aniden başlaması herkes gibi bizler için de işlerin iyiye gitmesi yönündeki beklentileri sekteye uğrattı. Önümüzde birdenbire beliren ve tüm iş süreçlerimizi ve stratejik planlarımızı en baştan yapmamızı ve alternatif pek çok senaryo yazmamızı gerektiren bir durum var. Sadece kriz yönetimi anlamında değil işlerimizin sürdürülebilirliği ve iş modellerimizin süreçlere adapte edilmesine yönelik birçok konuyla ilgili kapsamlı ve öngörülü çalışmalar yürütmek durumundayız. Ama şu an için önceliğimizde çalışanlarımızın bu süreci zarar görmeden atlatabilmesi için gerekli tüm önlemleri almak var.

Peki mart ayında ilk vakanın görülmesiyle birlikte planlarınız ve iş yapış biçiminiz nasıl değişti? 

 Ülkemizde ilk vakanın görülmesinden bu yana, çalışma süreçlerimize yönelik hem ilgili bakanlıklarımızın hem Dünya Sağlık Örgütü’nün yönlendirmeleri doğrultusunda tüm gerekli görülen önlemleri uyguluyoruz. Tüm ofislerimizde, çalışma alanlarımızda ve üretimimizde sürecin en başında hijyen önlemlerimizi aldık ve son teknoloji dezenfektasyon uygulamaları yaptık. Çalışma düzenimizi sürecin gelişimine göre ayarladık ve çalışanlarımızın büyük bir bölümünü sosyal izolasyona dahil edebilmek için iş süreçlerimizin büyük bir çoğunluğunda evden çalışma sürecine geçtik. Bazı üretimlerimize ara verdik. Diğer taraftan içecek üreten, tarımsal faaliyeti bulunan ve Migros markasıyla gıda perakendeciliği yapan bir grup olarak böyle bir süreçte, hizmet ettiğimiz topluma karşı özel bir sorumluluğumuz var. Dolayısıyla bazı iş süreçlerimizi görev lokasyonunda devam ettiriyoruz. Bu şekilde çalışmaya devam eden çalışanlarımız için de tüm önlemleri en üst düzeyde alıyoruz. Bir yandan da işlerimizin sürdürülebilirliği için üst yönetim olarak önemli değerlendirmeler yaparak en verimli kararları almaya çalışıyoruz. 

Bu dönemde şirketler için ekosistemlerini desteklemek de kritik bir konu. Siz bu anlamda neler yapıyorsunuz?

 Salgından etkilenen kesimlere destek olmak ve farkındalık yaratmak amacıyla 30 milyon TL’yi aşan bir kaynak ayırdık. Grup şirketlerimiz ve markalarımız da konuyla ilgili hem paydaşlarına yönelik hem toplumsal fayda yaratacak çalışmalarla ellerini taşın altına koyuyor. Anadolu Efes, COVID-19 salgınından etkilenen yeme içme eğlence sektörü çalışanlarının yanında olmak için 1 milyon TL kaynak ayırarak Ahbap Derneği ile “Dayanışma Birlikte Güzel” adlı bir çalışma başlattı. Coca- Cola İçecek yurt dışından ülkemize dönen karantina merkezlerinde misafir edilen vatandaşlarımız için Türk Kızılay’ının 13 ilimizde bulunan Afet Yönetim Merkezleri için bugüne dek 150 bini aşkın su ve meyve suyunu tedarik etti. Migros, bir yandan tüm mağazalarını açık tutarak, çalışanlarıyla birlikte canla başla halkın ihtiyaçlarına yanıt veriyor, bir yandan da hem çalışanlarının hem hizmet sunduğu tüketicilerinin sağlığını korumak için çok yoğun çalışmalar yürütüyor. McDonald’s, hem ihtiyaç sahiplerine hem hastane yakınlarındaki açık mağazalarından sağlık çalışanlarına yemek yardımında bulunuyor. Anadolu Etap, halkımızın gıda ihtiyacını karşılamak için tüm operasyonlarında en üst düzeyde tedbirleri alarak üretmeye ve hizmet vermeye devam ediyor. Birçok şirketimiz bir taraftan toplumda tedbirler konusunda farkındalık yaratacak, bir taraftan da paydaşlarına moral verecek pazarlama ve iletişim çalışmaları yapıyor. 

Tüm bu süreci yönetirken sizin lider olarak üzerinde hassasiyetle durduğunuz odaklandığınız konular neler? Özellikle neleri daha yakın markaja aldınız?

 Bu dönemde gücümüz yettiğince istihdamımızı korumak arzusundayız. Dayanışma bu dönemde çok önemli. Devletimiz, kurumlarımız ve toplumumuzla el ele vererek, üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirerek, yardımlaşarak, paylaşarak bu dönemi hep birlikte atlatacağımıza inanıyoruz. Bir yandan da pandeminin ilerleyen dönemlerinde ve sonrasında işlerimizin sürdürülebilirliği için geliştireceğimiz süreçlere odaklanmamız gerekiyor. Şimdiden gelişmeleri yakın takibe almak, trendleri ve tüketici davranışındaki değişiklikleri izlemek, tüm iş süreçlerini gözden geçirmek gerekiyor. Bizim grup olarak her zaman önem verdiğimiz tarım ve gıda konularının stratejik önemi bu süreçte daha da çok ortaya çıktı. Tüm dünyada sadece bu alanlarda değil her alanda üretimin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gördük. Yine tedarik zincirinin ayakta tutulmasının önemi bu dönemde karşımıza önemli bir madde olarak geldi. Dolayısıyla ülke olarak, farklı kaynaklarımızı en kısa sürede mobilize ederek üretime ve tedarike her türlü desteği bugünden sağlamamız, hem kısa hem uzun vadede geleceğimize yapılacak en anlamlı yatırım olacak. 

Salgından ve onun tüm dünyada yarattığı ekonomik durgunluktan bahsettiğimiz bu dönemde şirketler için en kritik konu sizce ne?

 Bu süreç, hepimiz için yeni bir öğrenme eğrisi olacak. Şirketlerin böyle dönemlerde paniğe kapılmak yerine güçlü ve kırılgan yönlerini belirleyerek önlem alması gerekiyor. Büyümeyi sürdürülebilir hale getiren şirketlere baktığımızda inovasyon ve değişimi destekleyen, müşterisini odağına alan ve iş süreçlerini yeniden tasarlayan bir kültüre sahip olduklarını görüyoruz. Dijital yıkım trendleri ve teknolojik gelişmelerin hızı, bugünkü kriz ortamında ilgili yetkinliklere sahip kurum ve devletlerin avantajı haline geldi. Dolayısıyla öncelikle proaktif olacağız. Tüm zor zamanlarda olduğu gibi önceliklerimizi doğru belirlemeliyiz. Sınırlı kaynaklarımızı aciliyet sırasına ve etki ölçeğine göre mobilize ederek kullanmalıyız. Kapsamlı acil durum senaryoları ve acil durum operasyon merkezlerinin tanımlı olmasının, gerekli protokollerin hazır olmasının önemini gördük. Kritik zayıf noktalarımızı güçlendirerek içinde bulunduğumuz olumsuz şartların öncelikle büyümesini engellememiz gerekiyor. Yüksek belirsizlik ortamında hareket imkanı verecek esnek sistemler tasarlayarak, var olan operasyonel esnekliği artıracağız. Gelecek potansiyelini öldürmeden, şirket harcamaları yenilikçi çözümlerle acilen azaltılmalı. Yalnızca tolere edebileceğimiz riskler almak ve riski düzenli olarak dağıtmak durumundayız. Her operasyon ve işletme, kendi sürdürülebilirliği çerçevesinde münhasıran detaylı değerlendirme ve analizler yaparak önlemler almak durumunda. Doğru önlemleri alabilmek için doğru istihbarat edinmemiz bu dönemde çok değerli, dolayısıyla sahadan iletişimi koparmayacağız. Tüm paydaşlar olarak, koşullara birlikte uyum sağlamak ve birlikte hareket etmek zorundayız. Ekonominin daha karmaşık hale gelmemesi, şirketlerin büyük ekonomik sorunlar yaşamaması için devletin desteği de çok önemli. Devlet tarafından bu konuyla ilgili ayrılacak kaynaklar, sağlanacak kredi ve vergi kolaylıklarıyla ilgili beklentiler süreç boyunca çok yüksek olacak. Bu pandemi, küreselleşen dünyada hepimizin ne kadar bağıntılı olduğunu kanıtladı. Dolayısıyla da attığımız her adımda iletişim, eşgüdüm ve iş birliğinin önemini tekrar tekrar vurgulamak gerekiyor.

Salgın bittikten sonra nasıl bir Türkiye’ye ve nasıl bir dünyaya giriş yapacağımızı düşünüyorsunuz? 

 Pandemi ve beraberinde büyümesi beklenen ekonomik krizin hem ülkemizde hem dünya düzeninde büyük değişimleri tetikleyeceğini öngörebiliriz. Şirketler yatırım ve üretim stratejilerini, iş yapış şekillerini baştan aşağıya gözden geçirecek, çalışma koşulları değişecek. Bireylerin başta turizm, yeme içme, hijyen ve sağlık olmak üzere pek çok alana yönelik tüketim alışkanlıkları yeniden gözden geçirilecek ve buna göre hizmetler geliştirilecek. Sağlık sistemlerinde köklü reformlar göreceğimizi umuyorum. Küreselleşme, uluslararası tedarik zinciri, uluslararası havacılık ve mobilizasyon düzenlemelerini de kökünden değişebilir. Dijital dönüşüm bu dönemde yepyeni bir boyut kazanacak. Sürdürülebilirlik çalışmalarında yol almış şirketlerin bunun faydasını fazlasıyla göreceği ve geride kalmış şirketlerin ise bu eksiği daha fazla hissedeceği bir döneme girdik. Bu süreç bize içinde bulunduğumuz sistemin her alanında pek çok artısını ve eksisini gösterdi. Buna göre farklı alanlarda düzenleme yapmamız, yeni koşullara adapte olmamız gerekir. Ama ben, çok kısa vadede yıkıcı bir düzen değişimine yönelik senaryoları çok inandırıcı bulmuyorum. Pandemi sürecinde ihtiyaçları doğru tespit ederek ilerler, gerçekçi davranır ve gerekli önlemleri alırsak, zamanı geldiğinde de gerekli değişimlere kendimizi adapte eder, sistemimizi yeniliklerle birlikte hep beraber güçlü bir şekilde sürdürürüz. Hem paydaşlarımızı hem toplumumuzu bu yönde motive etmeli, pozitif mesajlar vererek moralleri yüksek tutmalıyız.


EMPATİ KURARAK DURUMU YÖNETMEK ÖNEMLİ

“SORUMLULUK ALMAK GEREK”
İçinde bulunduğumuz durumda lider olabilmek gerçekten kolay değil. Dünyada yüzyıldır yaşanmamış büyüklükte bir pandemi yaşıyoruz ve bunu fazlasıyla küreselleşmiş, iş süreçleri önceki benzer süreçlere göre tamamen değişmiş bir dünyada yaşıyoruz. Günümüzün liderlerinin şu anda kimsenin soruların net cevaplarını bilmediği bir dünyada birçok belirsizliğe karşı sorumluluk alması gerekiyor.
“İNSAN ODAKLI OLMAK” Bu anlamda, öngörüsü yüksek, gerçekçi, temkinli ve duygusal açıdan güçlü bir karakterin çok önemli olduğunu düşünüyorum. İnsan odaklı olabilmek, insanın ve toplumun ihtiyaçlarını ve duygularını anlayabilmek, buna göre empati kurarak durumu yönetebilmek bu tip durumlarda çok önem kazanıyor. Diğer taraftan, krizin süresini ve devamını hesaba katarak, gerçekçi bir yaklaşımla hem işin hem çalışanların geleceği için en doğru kararları öngörülü bir şekilde alabilmek ise kriz sonrasında liderin farkını ortaya koyacak özellik olarak karşımıza çıkacak.



PAYDAŞLARIMIZA DESTEK OLMAYA ÇALIŞIYORUZ

“EK İŞE ALIM YAPTIK”
Şu an yaklaşık 80 bin kişilik bir iş gücüne istihdam sağlıyoruz. Pandemi sürecinde başta Migros olmak üzere kritik iş süreçlerimizde oluşan ihtiyaç dolayısıyla ek işe alımlar da yaptık. Tüm şirketlerimiz çalışanlarının motivasyonunu yüksek tutmak için hem şirket içinde hem şirket dışında iletişim frekanslarını üst seviyede tutuyor. Bizler grubun liderleri ve üst yönetimi olarak, iletişimde ön saflarda yer alıyor, bir yandan çalışanlarımızı her konuda güncel tutmaya ve doğru bilgilendirmeye çalışırken bir yandan da yanlarında olduğumuzu hissettirmeye çalışıyoruz.

“FARKINDALIK YARATIYORUZ” Sadece çalışanlarımıza değil, bayilerimiz ve tedarikçilerimiz başta olmak üzere pek çok paydaşımıza destek oluyor, kampanyalarımız ve iletişim çalışmalarımızla farkındalık yaratmaya çalışıyoruz. Evden çalışanları iş verimlerini yüksek tutacak dijital eğitim ve seminerlere yönlendiriyoruz. Kritik iş süreçleri nedeniyle görev başında olmak zorunda olan çalışanlarımızı ise her fırsatta onlar için alınan önlemler hakkında bilgilendiriyor, yaptıkları işten dolayı hem bizlerin hem toplumun onlara ne kadar müteşekkir olduğunu hatırlatıyoruz.



İŞ SÜREÇLERİNİ GÖZDEN GEÇİRMEMİZ GEREKECEK

ÖNEMLİ DURAKSAMA
Sürecin en başından beri iş dünyasının ne boyutta etkileneceğine dair hesaplar yapmaya çalışsak da şu anda ucunu net göremediğimiz ve pek çok alternatif senaryo oluşturmak zorunda kaldığımız bir noktadayız. Eğitim başta olmak üzere toplumsal ve ekonomik aktivitelerde önemli bir duraksama meydana geldi. Turizm, yeme içme, eğlence ve havacılık gibi pek çok sektör derinden etkilendi. Şirketlerin çoğu tam zamanlı evden çalışmaya geçti. Seyahatler tamamen durduruldu.
İŞ GÜCÜNÜN DÖNÜŞÜMÜ Bu durum gelecekteki iş yapış modellerinin belirleyicisi olacak. İş gücünün dönüşümü devam edecek. Pandemi süreciyle şirketlerin kendi kendine yetebilmesinin önemi ortaya çıktı. Teknolojik altyapı ve kurumsal sürdürülebilirliğin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gördük. Bundan sonraki dönemde verimlilik ve sürdürülebilirlik açısından her iş sürecimizi gözden geçirmemiz gerekecek. Çalışanları daha yetkin kılmak ve onları doğru yönetmek öncelik olacak. Şirketlerin ve bireylerin sosyal sorumluluk alma kabiliyetini geliştiren faaliyetlerin de önem kazanacağını öngörüyorum.


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz