""Kaynak Var Kullanan Yok""

Halil Eroğlu / Sınai Yatırım Bankası Genel Müdürü Sınai Yatırım Bankası (SYB) Genel Müdürü Halil Eroğlu, tüm sektörde olduğu gibi krizden etkilendiklerini söylüyor. Ancak, uzun vadeli ve çok titi...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
"Kaynak Var Kullanan Yok"

Halil Eroğlu / Sınai Yatırım Bankası Genel Müdürü

Sınai Yatırım Bankası (SYB) Genel Müdürü Halil Eroğlu, tüm sektörde olduğu gibi krizden etkilendiklerini söylüyor. Ancak, uzun vadeli ve çok titiz kredi verdikleri için geri dönüşlerde büyük sorun yaşamadıklarına dikkat çekiyor. Ellerinde kaynak olduğu halde, yeni kredi verememekten yakınıyor. Bunun da kullanmak istemeyen olmamasından kaynaklandığını belirtiyor ve “kullandırdığımız krediler, Türk ekonomisi için, son derece ucuz ve uzun vadeli kredilerdir. Şu anda kaynağımız var, ancak mevcut kaynağımızı tam olarak kullandıramıyoruz” diyor.

Kasım ve şubat ayında yaşanan iki kriz ekonomideki dengeleri de değiştirdi. 2000 yılında uygulamaya konan para ve istikrar programıyla ekonomide ciddi şekilde büyüme sağlanmış, buna paralel olarak da şirketler adeta yatırım atağına kalkmıştı. Bu nedenle de kredi pazarı oldukça canlıydı.

Tabii bu canlılık bankacılık sektörüne de yansıdı. Büyüyen kredi pazarından pay kapmaya çalışan bankalar, cazip faiz oranlarıyla müşteri çekme yarışına girdi. Ancak yaşanan iki kriz 2000 yılındaki trendleri de tam tersine çevirdi. Birçok şirketin mali durumu bozulurken, kredi muslukları da bir anda kapandı. Bunlar da yatırımların askıya alınmasına neden oldu. 

Ancak krizin en yoğun olduğu günlerde bile kredi kullandırmaya devam eden bankalar vardı. Bunların başında da Sınai Yatırım Bankası (SYB) geliyor.

SYB, 1963 yılında, Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler (KOBİ) ve daha büyük ölçekteki şirketlerin finansman ihtiyacını karşılamak üzere kuruldu. Çalışmalarını da bu yönde sürdüren SYB, yurt dışından sağladığı kaynaklarla, özel sektör şirketlerinin yatırımlarını finanse ediyor.

Haziran ayının son günlerinde bankanın genel müdürlüğünü Ahmet Ayaydın’dan devralan Halil Eroğlu, SYB kredilerinin benzerlerinden daha ucuz, buna rağmen uzun vadeli olduğunu söylüyor. Kredi taleplerinin tüm sektörde olduğu gibi azaldığını belirten Eroğlu, "Elimizde kaynak var, ancak biz bu kaynağımızı tam olarak kullandıramıyoruz" diyor.

Halil Eroğlu, SYB'nin yeni vizyonunu, kredi pazarının son durumunu ve ellerindeki kaynakları Capital'e anlattı.

Türkiye kasım ayından bu yana zor bir süreçten geçiyor. ABD'de yaşanan olaylar bu zor süreci biraz daha perçinledi gibi gözüküyor...

Evet... Türkiye geçen kasım ve şubat krizlerinden çok ciddi yara aldı. Bu işin sonucu olarak da en çok finansman kesimi, yani bankacılık, sigortacılık, leasing, factoring ve menkul kıymet şirketleri ciddi şekilde yara aldı. Ve krizden çıkmak için de IMF ile anlaşma imzalandı, artık her şey yoluna giriyordu. Ancak, çok talihsiz bir şekilde 11 Eylül'de ABD'de yaşanan terör saldırısı, tüm dünyayı olduğu gibi, Türkiye'yi de olumsuz etkiledi. Çünkü, bu olay, zaten resesyona doğru gitmekte olan dünya ekonomilerini, biraz daha zorlayacak, yani resesyon beklentisi biraz daha kuvvetlenecek.

Peki kasım ve şubat krizlerinden sonra finans kesiminde başlayan yeniden yapılanma sürecinden SYB nasıl etkilendi?

SYB, geçtiğimiz krizlerden, tüm finansman kesiminde olduğu gibi, çok ciddi etkilendi. Bu nedenle, finansman krizinin etkilerini kısa sürede silerek bankayı bir an önce eski sağlıklı ve güçlü günlerine kavuşturmak için bir çaba içine girildi. Ancak, ülkede genel düzelme sağlanmadan, bankacılık sistemi içinde yer alan SYB'nin de tek başına belli bir düzlüğe çıkması ya da düzlükte olması pek mümkün değil.

Fakat ümit ediyorum, ABD'de yaşanan terör olayı, Türkiye'nin jeopolitik önemini tekrar gündeme getirecek ve bu olayların sonunda ülke olarak kendimize avantaj sağlayacağız. Tabii SYB de bundan pay alacak.

Bu kapsamda hem sektör hem de SYB açısından 2001 yılının bir değerlendirmesini yapar mısınız?

2001 yılı, Türk ekonomisi ve finans kesimi açısından bana göre kayıp bir yıldır. Umut ediyorum, dünyada beklenmedik başka tatsızlıklar ya da resesyonu körükleyecek başka olaylar olmaz. Bir an önce dünya ve Türkiye düzlüğe çıkar. Ama bu yapısal kabuk değiştirme Türk ekonomisinde çok ciddi sancılarla birlikte olacak gibi görünüyor. SYB olarak bizim sektörden farklı bir şey yapmamız da söz konusu değil.

Siz haziran ayı sonunda SYB Genel Müdürlüğü’nü Ahmet Ayaydın'dan devraldınız. Bu göreve geldikten sonda SYB'de neler değişti?

Ben göreve geldikten sonra, bankanın yatırım bankacılığındaki payını biraz daha genişletmeyi hedefledik. Biz Dünya Bankası, Avrupa Yatırım Bankası, İslam Kalkınma Bankası ve Japon Eximbank gibi, yarı kamu kuruluşu olan yerlerden Türkiye Cumhuriyeti'ne verilmiş olan kredilerin, diğer iki bankayla birlikte dağıtımını yapıyoruz.

Kalkınma bankacılığının yanında, “venture capital” dediğimiz risk sermayesi, birlikte birkaç kez kredi verdiğimiz ve belirli bir büyüklüğe getirdiğimiz KOBİ'lerin halka açılması yoluyla onların ekonomiye daha etkin katılımlarının sağlanması, şirket birleşmeleri ve şirketlerin yeniden yapılanmaları gibi, yatırım bankacılığının gerektirdiği fonksiyonları kuvvetlendirerek, geliştirmek amacıyla da yeni bir örgütlenme içine girdik. Bununla ilgili de adım adım ilerliyoruz.

Ama burada en önemli etken, bütün bu düşüncelerimiz ve çalışmalarımıza konjonktürün de bir miktar yardım etmesi. Eğer dünya ekonomileri çok şiddetle resesyona girerse, Türkiye'de bu iyileşme ve düzelme süreci bir miktar daha uzayacaktır.

Ana işiniz, KOBİ ve daha büyük ölçekteki firmalara orta ve uzun vadeli kredi vermek. Ancak, krizle birlikte tüm sektörde kredi taleplerinde ciddi bir azalma yaşandı. SYB'ye gelen kredi taleplerinde kriz nedeniyle herhangi bir azalma yaşandı mı?

Tüm sektörde olduğu gibi, bizim bankamıza gelen kredi taleplerinde azalma yaşandı. Ancak, biz zaten Türkiye sanayiine faydalı olacak KOBİ ve daha büyük çaptaki şirketlerin ihtiyaçlarını giderecek sanayi yatırımlarını finanse ediyorduk. Bu tip işlemleri finanse etmeye de devam ediyoruz. Talepte eskiye oranla azalma oldu. Ancak, miktar olarak geçen yıla göre artış yaşandı.

Türkiye'nin yurt dışından borçlanmasının çok güç olduğu koşullarda, bizim uzun vadeli finansman verebilecek yapıda olmamız, Türk sanayiinde yatırım yapanları ve dolayısıyla belirli şekilde ekonomiyi destekler konumda olduğumuzun bir göstergesidir.

Şunu da belirtmeliyim ki, kullandırdığımız krediler, Türk ekonomisi için son derece ucuz ve uzun vadeli kredilerdir. Şu anda kaynağımız var, ancak mevcut kaynağımızı tam olarak kullandıramıyoruz.

Geçen yıllara göre azalmasına rağmen hala kredi talebi geliyor. Ancak, bu talebin bir kısmı bizim şartlarımıza uygun değil. Yani 700 bin liralık dolar kuruyla yatırım yapan bir şirketin, dolar 1 milyon 500 bin lira olduğunda yatırım yapması zor. Çünkü, bu şirketin aldığı dolar cinsinden krediyi ödeyebilmesi için, ürettiği ürüne dolardaki artış kadar zam yapması gerekiyor. Ancak, içinde bulunduğumuz dönemde, iç talep zaten çok daraldı. Yani zaten mal satamayan sanayicinin zam yapması mümkün değil. Bu da her şeyi zora sokuyor. İç satış için bu zorluklar ancak dış satıma yönelerek aşılabilir, ancak bu da hemen gerçekleşemez.

Yılbaşından bu yana ne kadar kredi kullandırdınız? Geçen yılla karşılaştırmasını yapar mısınız?

Geçen yıl kullandırdığımız kredi tutarı 25 milyon dolar civarındayken, bu rakam bu yıl ağustos itibariyle 35 milyon dolara yükselmiştir.

Daha çok hangi sektörlerden kredi talebi geliyor?

Özellikle tekstil ve enerji sektöründen kredi talebi geliyor. Bir de makine, ekipman ve teçhizat dediğimiz, yiyecek, demir çelik, süt ve süt ürünleri gibi değişik sektörler pay alıyor. Ancak, ağırlıklı olarak kredi kullanan ana sektör enerji oldu. Çünkü, enerji için özel bir fon vardı. Bu nedenle, enerji sektörüne ciddi bir kaynak aktardık.

Yaşanan krizler sonrasında kredi taleplerini değerlendirirken şirketlerde aradığınız özel şartlar oldu mu?

Biz genel olarak uzun vadeli kredi verdiğimiz ve yatırım bankası olduğumuz için, firmalarla her gün ilişki içerisinde değiliz. Dolayısıyla biz projenin fizibl olmasının yanında, geri ödenebilirliğinin aksamaması için gerekli her türlü tedbiri alarak kredilerimizi kullandırırız. Bu politikamızda herhangi bir değişiklik yok.  Kredilerimizi vadeleri ile orantılı teminatlandırmaya da özel bir önem veririz.

Müşterilerinizden borç erteleme ya da vade uzatımına ilişkin talepler geldi mi? Bunları nasıl değerlendirdiniz?

Bu çok genel söylenecek bir şey değil. Her firmanın kendi ihtiyacına göre değerlendirilir. Bizim verdiğimiz krediler uzun vadeli, ihracat ve KOBİ ağırlıklıdır. O nedenle, bizim geri dönüşlerdeki sıkıntımız, diğer finansman sektörlerine göre sanıyorum daha az.

Reel sektördeki sıkıntı nedeniyle bankaların takipteki alacakları konusunda bir model üzerinde çalışılıyor. Sizce böyle bir model mümkün mü?

Bununla ilgili olarak, “Londra Modeli” denen ve ödemede zorluk çeken firmaların gayrimenkullerinde ve ödemelerini yeni baştan düzenleme ve yayma konusunda yapılması gereken birtakım düzenlemeler var. Bu da çalışan fabrikaların, bütün bankalar tarafından alacakları nedeniyle çalışamaz hale getirilmesini engelleyici bir gelişme olur diye düşünüyorum.

Dolayısıyla bu fikre destek veriyorum. Bir fabrika çalışırken, işletme sermayesi yetersizliği ya da yeterince satış yapamama nedenleriyle, bankaların vadesi geldiğinde alacaklarını alamama nedeniyle, o fabrikaların üstüne gidip, fabrikayı ve tesisi çalışamaz hale getirmek son derece yanlış. Bunu belirli bir plan ve program çerçevesinde bütün bankaları kapsayacak tarzda, gayrimenkul ve üretim tesislerini ayarlayarak devam ettirmek çok daha akıllı yöntem diye düşünüyorum.

Borç erteleme konusunda bir isteği olan firmanın bankaya gelmeden önce herhangi bir hazırlık yapması gerekiyor mu?

Böyle bir ihtiyaç içinde olan firmanın, genel olarak durumu banka yetkilileriyle tartışıp, ona göre bir çözüm modeli oluşturması gerekiyor. Yoksa doğrudan doğruya bir tek firma için, firmanın ihtiyaçlarını ve bankanın ihtiyaçlarını göz önüne almadan bulunacak çözüm çok sağlıklı olmayabilir.

Ama bu dönemden ülkenin salimen geçebilmesi için, önemli işlerden bir tanesi reel ekonomi dediğimiz, sanayi kesiminin mutlak suretle çalışır halde olmasıdır. Çalışıp üretim yapması ve bu üretimi hem yurt içinde hem de yurt dışında satabilmesidir. Türkiye'de talepte ciddi bir daralma var. Bu tesislerimizin üretim yaparak en azından ihracata çalışması gerekir. Zaten şu anda, kurlar da ihracatı teşvik edici. İhracattan gelecek kârlarla, üretimi daha da fazla artırarak devam edebilmesi, böylece o tesislerin ekonomiye kazandırılması önemli.

Yeni kaynak bulmada sıkıntı çekiyor musunuz?

Doğruyu söylemek gerekirse, doğrudan banka riskiyle yurt dışından borçlanmak çok kolay değil. Türkiye downgrade edildiğinde, Türkiye'deki bütün kurumlar da downgrade edildi. Bu nedenle yurtdışı piyasalar doğrudan doğruya Türkiye riskiyle birlikte firma riskini almak istemiyor. Bu nedenle bankacılık sektöründe yeni ve uzun vadeli kredi bulmak hiç mümkün değil. Hele hele bizim gibi 5-7 yıl vade ile kredi dağıtmakta olan bir kurumun, kendi riskiyle yurt dışından kredi bulması mümkün değil.

Bütün bu Türkiye'deki darboğaza şimdi bir de ABD'deki terör olayı eklendi. Buradan çıkan ana sonuç yurtdışındaki sıcak paranın, kreditörler de dahil olmak üzere kendini daha emniyetli yerlere doğru hareket ettirmesine neden olacak. Yani varolan zorluk, Türkiye için bir kere daha katlanarak geldi. ABD'deki terör olayının, bölgede sıcak temaslara ya da savaşlara neden olması muhtemel görünüyor. Tabii, kısa dönemde Türk ekonomisi de bundan olumsuz etkilenecek. Ancak, Türkiye'nin orta ve uzun vadede bu durumdan avantajla çıkacağını düşünüyorum.

Çünkü, Türkiye, Ortadoğu ve Orta Asya bölgelerine yakın ve NATO üyesi. Bu faktörler, Batı ile olan entegrasyonda bizi çabuklaştırıcı, onlarla kaynaştırıcı bir öğe olacak. Ama şu anda doğrudan doğruya kendi başımıza kredi bulmamız mümkün değil. Başlangıçta da söylediğim gibi, Avrupa Yatırım Bankası, Dünya Bankası Japon Eximbank, İslam Kalkınma Bankası gibi örgütlerden doğrudan Türkiye Cumhuriyeti'ne verilmiş krediler dilim dilim devam ediyor. Bunlar da hali hazırda sanayi kesimine veriliyor. Yani kaynak tarafından şu anda bir sıkıntı görünmüyor.

Elinizdeki kaynağı kullanamamanızın en büyük nedeni sanırım yatırımların durması?

Yatırımlar durdu, ama bu ülke büyük bir ülke. 70 milyon nüfuslu, yüzölçümü oldukça geniş, sanayinin bir kısmı oldukça sağlıklı ve güçlü konumda. Bu sanayi kuruluşları da normal faaliyetleri içerisinde yatırım yapmaya devam ediyorlar. Biz de bunları kredilendirmeye devam ediyoruz. Toplam yatırımlarda azalmaya paralel, bizim finanse ettiğimiz yatırımlarda da azalmalar olmuştur.             
                                                                                                    Yabancı bankaların Türk bankacılık sistemine gelmesi sektörü nasıl etkileyecek?

Türkiye'de mutlaka 5-10 tane yerli, 5-10 tane yabancı banka olacak. Yabancı bankalar çok şiddetle ekonomideki paylarını artıracak. Ancak, tüm bu pay artırmaya rağmen Türkiye'deki yerli bankalar Türk ekonomisinin ana dinamiklerinden biri olacak. Bu arada yabancı bankaların sisteme girmesinin teknoloji ve insan kaynağı olarak Türk bankalarına bir şey katmayacağı kanısındayım. Ancak, rekabet ve globalizasyon anlamında çok önemli ufuklar açacağını düşünüyorum. Umut ediyorum ABD'deki terör, yabancı bankaların Türkiye'ye gelişini geciktirmez.

"GERİ DÖNÜŞLERDE SIKINTI YAŞAMADIK"

Takipteki alacakların, bankacılık sisteminde oldukça ciddi boyutlara ulaştığı söyleniyor. SYB olarak kredi geri dönüşlerinde herhangi bir problem yaşadınız mı?

Şu ana kadar geri dönüşlerimizde ciddi bir sıkıntı oluşmadı. Ancak, kasım ve şubat krizlerinin ötesinde, ABD'deki bombalama olayından sonra dolardaki aşırı yükselmenin ve talep daralmasının, yani Türk ekonomisindeki genel resesyonun da etkisiyle birtakım firmaların geri ödemelerinde sıkıntıya düşüreceği, en azından ödemelerin zamana yayılmasını gerektireceği görülüyor.

Önemli olan burada firmaların zamana yayılan ödemelerini gerçekten yapabilmeleridir. Eğer bunları yapabiliyorlarsa problem olmaz. Ama şu ana kadar bizim kredilerimiz genellikle yeterli teminatlı, KOBİ ve ihracata yönelik iş yapan şirketlere verilmiş olması nedeniyle, geri dönüşlerimizde ciddi bir problem yaşamadık. Ama umut ediyorum, bu resesyon çok uzun sürmez. Eğer sürerse, biz de er ya da geç kredi geri dönüşlerinde problemle karşılaşırız.

SYB'DEN CAZİP KREDİ İMKANLARI

AVRUPA YATIRIM BANKASI (AYB) KAYNAKLI  KOBİ KREDİSİ: 125 Milyon Euro’luk kredi, SYB, TSKB ve Vakıfbank aracılığıyla kullandırılıyor. Sanayi, turizm, bilgi teknolojileri ve hizmetler sektörlerindeki KOBİ’lere, en az 250 bin Euro, en fazla ise 12 milyon 500 bin Euro olarak veriliyor. Kredinin vadesi ise, 2 yılı ödemesiz olmak üzere en az 7 yıl.  

JAPON ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ  BANKASI KAYNAKLI KREDİ: 27.5 milyar Japon Yen'lik (yaklaşık 250 milyon dolar) kredi, imalat sanayiİ, madencilik, işletme, turizm ve hizmetler sektörlerinde, net sabit varlıkları 75 milyon Euro’yu, çalışan sayısı 500’ü aşmayan özel sektör kuruluşlarına kullandırılıyor. Bir projeye, en fazla 2 milyar Japon Yeni ya da 15 milyon dolar olarak tahsis ediliyor.

AYB KAYNAKLI DEPREM KREDİSİ: 75 milyar Euro tutarındaki kredinin 2001 yılı sonuna kadar devreye girmesi bekleniyor. Yalova, Sakarya, Kocaeli, Bolu ve Düzce illerindeki yatırımların finansmanında kullanılacak.

AYB  KAYNAKLI SINAİ KİRLİLİĞİ ÖNLEME KREDİSİ: 70 milyon Euroluk kredi, alt kullanıcı olarak geçen özel sektör kuruluşları, organize sanayi bölgeleri ve buralardaki özel sektör kuruluşlarına 15 Aralık’a kadar 10’ar milyon Euro tahsis ediliyor. Sınai kirliliği önlenmesine yönelik projelerin finanse edileceği kredi, 3 yıl ödemesiz, en az 7 yıl vadeli olarak kullandırılıyor. Bir projeye en az 250 bin Euro, en fazla ise 12 milyon 500 bin Euro tahsis ediliyor.

DRESDNER BANK KAYNAKLI ALICI KREDİSİ: 50 milyon dolarlık kredinin kullanımı için ithal edilecek makine ekipmanının AB ülkelerinden ithal edilmesi ve ilgili ülkelerin sigorta kuruluşlarında (ECA) onay alması gerekiyor. Krediyi kullanmak için, ithal edilecek makine tutarının en az 500 bin mark ya da 350 bin dolar olması gerekiyor.

İSLAM KALKINMA BANKASI (İKB) KAYNAKLI YATIRIM KREDİSİ: 35 milyon İslam Dinarı tutarındaki kredi, KOBİ’lerin sanayi ya da tarımsal sanayi alanlarındaki projelerini finanse ediyor. İKB’nca finanse edilecek tutar 35 bin ile 3 milyon 500 bin İslam Dinarı arasında değişiyor.

İKB KAYNAKLI İTHALATIN FİNANSMANINA YÖNELİK FON: 5 milyon dolarlık kredi, İKB’nin müşteri adına malı satın alması ve vade sonunda üzerine mark-up koyarak müşteriye satması anlayışına dayanıyor.SYB, İKB’nin acentesi sıfatını taşıyor ve müşterinin borcunu ödememesi durumunda garantör olarak devreye giriyor. Kredi minimum 100 bin dolar ile maksimum 1 milyon dolar olarak kullandırılıyor. Kredinin vadesi 13 ile 30 ay arasında değişiyor.

UNION BANK OF SWITZERLAND KAYNAKLI ALICI KREDİSİ: 25 milyon İsviçre Frangı tutarındaki krediyi almak için, ithal edilecek mal ve hizmetlerin İsviçre menşeli olması ve ERG garantisi alması gerekiyor. Ayrıca, her kontrat için kredinin yüzde 20 fazlasıyla İş Bankası garantisi aranıyor. Her kontratın 100 bin İsviçre Frangı’ndan ya da 150 bin marktan az olmaması gerekiyor.

AMERİKAN EXİMBANK KREDİSİ: Toplam 10 milyon dolarlık krediyle, satın alınacak yatırım mallarının ABD menşeli olması şartı aranıyor. Satıcı ile alıcı arasında yapılacak sözleşmede mal bedelinin yüzde 15’inin malların sevkinden önce ödeneceğine dair bir not isteniyor. Ayrıca bir satıcıdan sağlanacak yatırım mallarının tutarının 500 bin dolardan az olmaması gerekiyor.

YATIRIMLAR NE ZAMAN CANLANACAK?

Peki yatırımlar ne zaman başlayacak? Dolayısıyla resesyon ne zaman bitecek?

Yarın, hatta bugün bitse çok iyi olacak. Çünkü, kasımdan bu yana ülke ciddi olarak sıkıntı çekiyor. Finans sektörü tam sağlıklı bir hale gelemediği için, reel sektöre yeterli destek verilemiyor. Bu nedenle de talep yetersizliğinden kaynaklanan reel ekonominin ciddi sıkıntıları var.

Daha önce de söylediğim gibi, 2001 yılını kaybettik. 2002 yılının ilk yarısında bu işin geçeceği inancındaydım. Ancak, bu ABD'deki terör eylemi dünya ülkelerinin de resesyonuna neden olursa, bu bizim ekonomimizin yatırımlara tekrar başlaması, dolayısıyla resesyondan çıkması, belki gelecek yılın ortalarını bulur düşüncesindeyim.

Burada ABD'nin terör saldırısına vereceği tepki önemli herhalde...

ABD'nin vereceği tepki, Avrupa'nın buna karşılık ne yapacağı, Avrupa ekonomilerindeki genel durum gibi aslında her şey önemli. Önümüzdeki dönemde ABD'nin faizleri birkaç kez daha düşürmesi bekleniyor. Ama bunun sonucunda ekonomi toparlanabilecek mi? Dow Jones da nasıl bir trend izlenecek? ABD normal hayatına ne zaman dönecek? Verdiği tepkinin şiddeti ve süresi ne olacak? Bunları bilemediğimiz için tahmin yapmak da çok kolay olmuyor. Ama gelecek yılın ortalarından itibaren Türkiye'nin de düzeleceğini düşünüyorum.


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz