"Piyasanın zor soruları"

2013 yılı ortasından itibaren gözlenen dalgalanmanın büyük ölçüde global likiditeyle ilgili gelişmelere bağlı olduğu değerlendirmesini yapan Ak Portföy Genel Müdürü Alp Keler ile bundan sonra piyasaların yönünü ve yatırımcılara tavsiyelerini konuştuk.

20 NİSAN, 20140
Paylaş Tweet Paylaş
Piyasanın zor soruları
Son dönemde yurtdışı piyasalar ve iç siyasette yaşanan gelişmeler nedeniyle ekonomide sıkıntılı bir süreç başladı. Faiz çift hanelerde, dolar kuru ise peş peşe yeni rekorlar kırıyor, borsa ise satış baskılı seanslar yaşıyor. Önümüzde de seçimler var. İşte bu kritik süreci 10,5 milyar TL’lik bir büyüklük yöneten Ak Portföy Genel Müdürü Alp Keler ile konuştuk.

Borsada 60.000 altı seviyeleri öngören, TL’de yukarı yönlü baskının devamını bekleyen Keler, “Mevduat yerine devlet tahvilleri daha cazip, hisse bazında seçici olmalı, anapara korumalı fonlar da tercihte öne çıkar” diyor. BD’de likidite adımlarından çıkış stratejisi, 2013 sona ererken gelişmekte olan ülke piyasalarında fiyat-lanan ana unsur olmuştu.

Bu süreçte borçlanma maliyetlerinin yükseleceği algısı, özellikle yüksek dış finansman ihtiyacı olan ve ‘kırılgan 5’li, (Brezilya, Hindistan, G. Afrika, Endonezya ve Türkiye) olarak tanımlanan ülkelerin farklı kategoride değerlendirilmesine yol açtı.

Söz konusu ülkelerin son 1 yıllık para birimi performanslarını dikkate aldığımızda, yüzde 20 civarında değer kayıplarıyla global anlamda sert bir şekilde negatif olarak ayrıştıkları gözlendi.

Böyle bir konjonktürde, son bir ayda Türkiye’de yaşanan gelişmeler, risk algısında bozulma nedeniyle, yurtiçi enstrümanlar üzerinde ek baskı yarattı. TL’de bu durumdan kaynaklanan değer kaybı, yüzde 7 civarında oldu.

TL cinsi enstrümanlarda 2013 yılı ortasından itibaren gözlenen dalgalanmanın büyük ölçüde global likiditeyle ilgili gelişmelere bağlı olduğu değerlendirmesini yapan Ak Portföy Genel Müdürü Alp Keler ile bundan sonra piyasaların yönünü ve yatırımcılara tavsiyelerini konuştuk.

Borsa’da 60.000 altını öngören, kurda hareketliliğin sürmesini bekleyen Alp Keler, 2014’ün korumalı fonların yılı olduğunu söylüyor. Keler, 10 soruda piyasayı şöyle değerlendirdi...

1- Global ölçekte gelişen piyasalarda toparlanma olur mu?
Önümüzdeki sürece ilişkin olarak Türkiye’yi, yine benzer nitelikli diğer gelişmekte olan ülkelerle birlikte ele almaya devam edebiliriz. Global yatırımcıların daha çok gelişmiş ekonomileri tercih ettiği mevcut temada, gelişen ülkelerin pek çoğunda 2014’ün seçim yılı olması nedeniyle politik belirsizlikler atlatılana kadar bu ülkelere yönelik sermaye akımlarının oldukça sınırlı kalması bekleniyor.

2- Türkiye'nin kredi notu düşer mi?
Kredi derecelendirme kuruluşlarından yapılan açıklamalarda mevcut not seviyesinin şu anki riskleri yansıttığı fikri ön plandaydı. Kredi derecelendirme kuruluşları, kurdaki hareketlerin reel ekonomiyi hangi oranda etkileyeceğini görmek isteyecektir. Eğer etki kısa süreli olursa ve reel ekonomiye etkisi geçici olursa kredi derecelendirme kuruluşları herhangi bir aksiyona gitme ihtiyacı hissetmez.

3- Borsa ucuzladı mı, yoksa 60.000 altı görülür mü?
BİST 100 Endeksi şu an 9,6 cari Fiyat/Kazanç çarpan oranından işlem görüyor. Biz, 2014 yılında şirket kârlarının yüzde 6 gerileyeceğini düşünüyoruz. Bu durumda, 2014 için beklenen Fiyat/Kazanç çarpanı 10,2’ye yükseliyor.

Şu an gelişmekte olan ülkelerin 2014 yılı beklenen Fiyat/Kazanç seviyeleri 9,4x, BİST 100’ün ortalama işlem gördüğü çarpan seviyesi ise 9,7’dir. Halihazırda. Bizim beklentilerimize göre BİST 100 primli işlem görüyor.

Yaklaşmakta olan yerel seçimleri de göz önüne aldığımızda BİST 100 için alım seviyelerinin 9 Fiyat/Kazanç çarpan seviyesi olduğunu düşünüyoruz. Bu da 60.000’lerin altı seviyeleri işaret ediyor. Ancak, gerek global gelişmeler gerekse de içerideki gelişmeler hisse senedi piyasası üzerinde belirleyici olacak. Bu yüzden yatırımcılara güvendikleri bir yatırım danışmanı veya portföy yönetim şirketi ile çalışmalarını öneririm.

4- Kurdaki beklentiniz nedir? Kurun ateşi sönecek mi?
Döviz tarafında öncelikle arz-talep koşullarının dikkatle izlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Türkiye ekonomisi yapısı itibariyle düzenli dış finansman ihtiyacı bulunan bir büyüme modeline sahip. Dolayısıyla gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarının hayli azaldığı bir global ortamda TL’nin baskı altında kalması baz senaryo olacak.

Yurtiçi tarafta ise uzun bir aradan sonra tasarruf sahiplerinin döviz yatırımlarına yönelmesi dövizde tansiyonu yükselten önemli bir etken oldu. Örneğin yaklaşık yarısı bireysel yatırımcılardan olmak üzere, son bir yılda döviz tevdiat hesaplarında yüzde 20 artış yaşandı.

5- Dövizde belirleyici faktör ne olacak? MB ne yapmalı?
Bu şartlarda TL’nin önümüzdeki dönem seyri açısından TCMB’nin politika duruşu belirleyici rol oynayacak. 2013 ortasından itibaren dövizde zaman zaman yaşanan dalgalanmalara karşı öncelikle piyasaya döviz likiditesi sağlama yolunu seçen TCMB, bu süreçte yaklaşık 18 milyar dolar döviz satışı gerçekleştirdi.

TCMB’nin döviz satışlarının, büyük ölçüde ihracat reeskont kredileri kaynaklı ve nette önemli bir rezerv kaybına yol açmayan nitelikte olması nedeniyle TL’de gözlenen değer kaybını önlemekte zorlanıyor.

Bu ortamda Brezilya, Hindistan ve Endonezya örnekleri dikkate alındığında TCMB’nin etkili bir faiz artırımı gibi önlemlerle parasal sıkılaştırma-ya gitmesi, dövizde tansiyonun kısmen düşmesini sağlayabilecek tek etken gibi görünüyor. Bilindiği üzere yılbaşından bu yana performanslarda faiz artırımına yönelen söz konusu ülkelerin para birimlerinde dengelenme eğilimi dikkat çekiyor.

6- Döviz cinsi varlıklar portföylerde bulundurulmalı mı?
Değerleme dinamiklerine baktığımızda Reel Efektif Kur Endeksi farklı baz yıllara göre değerlendirildiğinde, TL’nin halen aşırı satım düzeyinde olmadığını düşünüyoruz. Yaşanan sert yükseliş sonrası kurumların döviz ödemelerinin vadelerine bağlı olarak dövizde kısmen momentum kaybı söz konusu olabilir.

Ancak mevcut koşullarda belirgin bir trend dönüşümü olasılığını sınırlı görüyoruz. Dolayısıyla biz kurum olarak bu ortamda, 2013’ün son çeyreğinden itibaren yatırımcılarımıza döviz cinsi enstrümanlara yatırım yapan yatırım fonlarını değerlendirmelerini önerdik. Portföylerde yatırımcının risk algısına bağlı olarak bir miktar döviz cinsi varlık bulundurulabileceğini düşünüyorum.

7- Gösterge faizde beklentiniz nedir? Faizi daha da yukarı itecek faktörler var mı?
Faiz düzeyleri üzerinde şüphesiz yurtiçi makro görünüm kadar global likidite koşulları da önemli bir faktör niteliğinde. ABD öncülüğünde gelişmiş ülkeler kaynaklı gözlenen ekonomik performans; piyasaların artık 2008 krizinin patlak verdiği dönemden bu yana ilk kez “bol likidite” teması yerine, “büyüme” eğilimini fiyatlamaya başladığını gösteriyor.

“Büyüme” temasının fiyatlanması ise doğal olarak global anlamda “faiz dostu” konjonktürün sona ermesi demek. Nitekim bu süreçte faiz düzeyleri açısından referans kabul edilen ABD 10 yıllık faizlerinde yüzde 1,60’lardan yüzde 3 sınırına doğru kademeli bir yükseliş izlendi.

Son dönem özelinde ise ABD’de işsizliğin de FED’in kritik eşiği olan yüzde 6,5’i hayli yaklaştığı dikkate alındığında, global faizlerde mevcut trendin sürmesi mümkün. Yurtiçi tarafta ise dövizde son bir yılda yaşanan yüzde 25’lik yükselişin muhtemel enflasyonist etkileri ve yılın başında yürürlüğe giren ÖTV artışları nedeniyle 2014 sonu enflasyon beklentilerinin keskin bir şekilde yukarı revize edildiği görülüyor.

8- Yani gösterge faizde düşüşler sınırlı mı olur?
Gösterge faizde, son dönemde yaşanan sert yükseliş sonrasında, son enflasyon verilerine göre diğer gelişmekte olan ülkelere kıyasla reel getirimizi yakından takip etmemiz gerekiyor. 2013 Mayıs ayında yaşadığımız negatif reel faiz dönemi sona erdi.

Şu anda piyasalar yeni bir denge noktası arıyor. Yüksek cari açığımız nedeniyle bizde reel faizlerin denge noktasının diğer gelişmekte olan piyasalara göre biraz daha yukarıda
olması muhtemel. Mevcut koşullarda gelişmekte olan ülke borçlanma araçlarından sermaye çıkışlarının sürdüğü bir ortamda, içsel gelişmelerin de etkisiyle olası düşüşlerin sınırlı kalması muhtemel görünüyor.

9- Mevduat mı, tahvil bono fonları mı tercih edilmeli?
Mevcut koşullarda tahvil getirileri mevduat getirilerinin üzerine çıktı. Bu çok sık karşılaşılan bir durum değil. Bu sebeple tahvil bono ağırlıklı fonlar, ciddi bir alternatif. Özellikle “iç verim” (yani basitçe içerisindeki kıymetlerin ortalama yıllık getirisi) açısından daha avantajlı durumda olan özel sektör tahvili ağırlıklı enstrümanların getiri açısından mevduata alternatif ürünler olduğu söylenebilir. Tabii burada fon yöneticisinin ekspertizi, deneyimi, risk kontrol yöntemleri gibi faktörler de yatırımcı açısından ciddi önem taşıyor.

2014 anapara korumalı fon yılı mıdır?
Anapara koruma amaçlı ürünler doğası gereği, özellikle belirsizliklerin arttığı dönemlerde öne çıkar. Dolayısıyla bu enstümanlara ilginin önümüzdeki dönemde artacağını tahmin ediyorum.

Türk yatırımcısını 2007 yılında bu enstrümanlarla tanıştıran ilk kurum olarak anapara korumalı ürünlerle özellikle ‘riskler konusunda temkinli’ tasarruf sahiplerine alternatif yatırım fırsatları sunuyoruz. Yatırmaların gösterdiği büyük ilgiye bağlı olarak, bu alanda yüzde 50’ye yakın payla pazar lideriyiz.

Akbank aracılığıyla anapara koruma amaçlı fonlarda yatırımcılara her ay 2 yeni seçenek sunuyoruz. Getiriler konusunda da tatminkar bir yıl geçirdik diyebilirim. 2013’te itfa olan 14 fonumuzun yaklaşık yüzde 50’si çift haneli getirilere ulaştı. Sektörde rakip grubumuzda mevduat üzeri getiri ve pozitif getiri oranı bazında birinci sıradayız.

Alp Keler’den 5 kritik mesaj
1- Gelişen ülkelere yönelik sermaye akımlarının hayli azaldığı global ortamda baz senaryo, TL’nin baskı altında kalması.
2- Son bir yılda döviz tevdiat hesaplarında yüzde 20 artış yaşandı. Döviz cinsi varlıklar, portföyler için öneriyoruz.
3- Fiyat/kazanç rasyolarına göre BİST’in yönünü aşağı görüyorum. 60.000 altı seviyeler mümkün. Borsada alım için 9 fiyat/kazanç seviyeleri uygun.
4- “Bol likidite” teması yerine, “büyüme” eğiliminin fiyatlanması global anlamda “faiz dostu” konjonktürün sona ermesi anlamına geliyor.
5- Yüksek cari açığımız nedeniyle bizde reel faizlerin denge noktasının diğer gelişmekte olan piyasalara göre biraz daha yukarıda olması muhtemel.

Ak Portföy'ün hedefleri

Ak Portföy, yatırım fonlarında 2,8 milyar TL, emeklilik fonlarında (Avivasa ve Grupama’nın fonları toplamı) 5,7 milyar TL ve ‘özel portföy yönetimi’ bölümünde 1,7 milyar TL olmak üzere toplamda 10,5 milyar TL varlık yönetiyor. Alp Keler, Ak Portföy’ün hedefleri ile ilgili şu bilgileri veriyor.

BÜYÜME ALANLARI
Yaklaşık yüzde 22 ile sektör lideri olduğumuz BES, en ciddi büyüme alanımız. Şu anda 26,3 milyar TL toplam büyüklüğe sahip olan BES fonlarının 10 yıl içerisinde 200 milyar TL’ye ulaşmasını bekliyoruz. Özel portföy yönetimi konusunda da lideriz. Sabit getirili enstrümanlarda reel getirilerin hızla gerilemesi, bu alanın önünü açıyor. Yatırım fonları ise sektörde istenen ve beklenen büyümenin henüz yaşanmadığı bir alan. Ancak artmakta olan finansal farkındalık ve alternatif getiri arayışına paralel olarak yatırım fonlarında da büyüme kaçınılmaz.

YENİ ÜRÜNLER
Her ay 2 yeni anapara korumalı fon halka arz ediyoruz. Bunlara yeni regülasyona paralel olarak yeni temalar ve varlık sınıflarını da ekliyoruz. Özel portföy yönetimi hizmetimizin etkinliğini artırmayı amaçlayan yeni ürünlerimiz ile regülasyonun “serbest fon” olarak tanımladığı ve nitelikli yatırımcılara yönelik kurulan fonlar da 2014 yılında ürün ailemize ekleyeceğimiz enstrümanlar olacak.

Hisse seçiminde dikkate alınacak 3 faktör
1-    2014 yılında büyümenin ana sürükleyicisinin ihracat olacağını düşünüyoruz. Bu bağlamda, gelirlerinin çoğunluğu ihracata dayalı sektörlerin yatırım için ön plana çıkmasını bekliyoruz.
2-    AYRICA kurdaki oynaklığı dikkate aldığımızda, döviz açık pozisyonu az, borçluluğu düşük şirketler yatırım için tercih edilebilir.
3-    DEVAM EDEN kamu altyapı yatırımları nedeniyle bu yatırımlara girdi sağlayan çimento ve demir çelik de 2014 ylında ön plana çıkabilecek diğer sektörler.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz