Çok çalışırım ama dengeye dikkat edeceğim

16 yıllık bankacıya teklif yağıyor...

1.03.2012 00:00:000
Paylaş Tweet Paylaş
Çok çalışırım ama dengeye dikkat edeceğim


Capital:
Yeni dönemde seçtiğiniz iş, bankacılık olabilir mi?
- Sonuçta her şeye rağmen profesyonel düşünen bir insan olduğuma inanıyorum. Bankacılık da olabilir, sanayi de olabilir, reel sektör de olabilir. Her alanda Türkiye'de yapabileceğim çok şey olduğuna inanıyorum. Bütün gelen teklifleri, olanakları bu yönde değerlendiriyorum.

Capital:
Peki Akbank gibi büyük bir kurumun genel müdürlüğünden biraz da sürpriz bir şekilde ayrıldıktan sonra sizi arayan, soranlar oldu mu?
- Tabii ki çok arayan soran oldu. Ancak, arayıp sorması gerektiği halde arayıp sormayanlar da oldu... Bunu da çok doğal buluyorum. İnsan hayatında bunları beklemek lazım. Ben bunu insanların bazı yaklaşımlarından, vücut dillerinden, yaptıklarından, söylemlerinden anlayabiliyorum. O nedenle şaşırtıcı olmadı. Bu arada sürpriz yapıp arayanları da unutmamam lazım. Çok önemli bir şirketin yönetim kurulu başkanından, "Ziya Bey sizi tanımaktan onur duydum" diyecek kadar gönülden, samimi davranışlar da gördüm.

Capital: Kendinize yeni bir başlangıç için süre koydunuz mu?
- Tamamıyla bana bağlı. Ama büyük bir ihtimalle 3-4 aylık dönemde başlarım. Zaten 1-2 ay dinlenmek ve elimdeki olanakları değerlendirmekle geçecek. Tabii bu arada bazı şeyleri oluşturmak da lazım... Hayatımda yeni bir dönem başlayacak. O açıdan karar versem de bunları uygulamaya geçirmek nereden bakılırsa mayıs ya da haziran ayını bulur.

Capital:
Bankada Erol Sabancı ve Suzan Hanım gibi aileden isimlerle çalıştınız. Bu iki iş insanıyla çalışmak nasıldı? Dengeyi kurmak zor muydu?
- Çalıştığım dönemde bu dengeyi iyi kurduğuma inanıyorum. Suzan Hanım ile son 2,5 yıl çok yakın çalıştım. Ama Erol Bey ile bankaya girdiğim 1996 yılından beri birçok konuda yakın çalıştım. Birbirimizi çok iyi anlayacak seviyedeydik.

Erol Sabancı'dan neler öğrendim?
DİSİPLİN İLK SIRADA

Erol Bey'den öğrendiklerim saymakla bitmez ama en önemlisi, iş disiplini ve işin özüne inmek konusunda Erol Bey'den çok şey öğrendim. Bunlar da zaten bir yöneticiyi başarıya götüren faktörlerdir. Ben, disiplinli olduğuma inanırdım. Ancak, Erol Bey'i tanıdıktan sonra yeteri kadar disiplinli olmadığıma karar verdim. Ondan bu konuda bayağı şey öğrendim.
USTA ÇIRAK İLİŞKİSİ
Artık kendisi zamanla bana güvenerek mi verdi, yoksa ben mi doğal olarak aldım bilmiyorum ama çok yakın çalışmanın getirdiği doğal bir öğrenme süreci sonucunda da usta çırak ilişkisi oldu. Kendisiyle her görüşmeden sonra bir ders alıp çıktığımı söyleyebilirim. Bitmeyen bir öğrenme süreci...
"İŞİN SAHİBİ GİBİ DAVRAN"
Hep şunu söylerdi ve çok doğru bir şeydi: "İşin sahibiymiş gibi davranın." Bu söz, benim için çok kritik bir konudur. Buradan şunu çıkarıyorum: Herkesin işine sahip çıkması, benimsemesi ve kendi işiymiş gibi profesyonelce yönetmesi gerekiyor. Böyle bir çalışma disiplini yakaladığınızda, üst yönetimin üstündeki yük daha da azalıyor. Çünkü, aşağıda bu işi en az kendileri kadar düşünmeye ve yapmaya çalışan birilerinin olduğu düşünülüyor. Bence bir müesseseyi de başarıya götüren nokta budur. Çalışanlar işi ne kadar benimseyip kendi işleri gibi götürürse o müessese o kadar başarılı olur. Ama kenarından tutup adam sendecilik yaparlarsa o müessese öyle ya da böyle belirli sıkıntılara girer.


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz