Küresel kriz ve 2012 beklentileri

Yılın bu günlerini yaşarken gelecek hakkında öngörüde bulunmak bildiğimiz bir gelenektir.

1.01.2012 00:00:000
Paylaş Tweet Paylaş
Küresel kriz ve 2012 beklentileri

Tüm bu etkenler, gelişmiş ülkelerde harcamaları, yatırımları ve iktisadi faaliyeti yavaşlattı ve işsizliği artırdı. Hatta 2008 krizinin doruk noktasında ortaya çıkan güvensiz ortam yüzünden bankaların hem birbirlerine hem şirketlere borç vermemeleri (credit crunch), iktisadi faaliyeti durma noktasına getirdi ve bu durum ancak ABD Merkez Bankası FED'in piyasaya çok yüksek miktarda likidite pompalamasıyla aşıldı. Bugün bu durumu gecikmeyle AB ülkelerinde görmek mümkün. Ancak FED'in aksine düşük enflasyon hedefine çok daha sıkı sarılmış ve piyasadan borçlanmakta güçlük çeken İtalya gibi AB ülkelerinin devlet borçlarını yüklenmekte çok daha isteksiz olan Avrupa Merkez Bankası'nın tutumu, Avro bölgesinde yaşanan sıkıntıların kaynağı olarak da ortaya çıkıyor.

KRİZİN DİĞER ÜLKELERE ETKİSİ
Bu durumdan dünyanın diğer bölgelerindeki ülkeler nasıl etkilendi? Pazar ekonomisiyle yönetilen ve dünya ekonomisiyle iktisadi olarak bütünleşmiş hemen hemen bütün ülkeler 20082009 arasında bir şekilde bir durgunluk ya da kriz yaşadılar. Bu tür krizler en çok varlık balonlarının oluştuğu İrlanda ya da Baltık ülkelerinde yaşanırken, dünya ticaretinin daralmasıyla Türkiye gibi bankacılık sektörü sağlam olan ülkeler de kısa süreli de olsa resesyona girdiler. Ancak bu kriz ortamında büyümeye devam eden Polonya, Endonezya, Hindistan ya da Çin gibi ülkeler de vardı. Çin, dünya ekonomisindeki yavaşlamayla birlikte iç talebi artıracak 575 milyar dolarlık bir canlanma paketini devreye soktu. Birçok yorumcu, yükselen ya da gelişmekte olan ülkelerde bu kez şiddetli krizlerin yaşanmamış olmasını, 1990'lı ya da 2000'li yılların başında yaşadıkları krizlerden çıkardıkları dersler ve bu krizler sırasında aldıkları yapısal tedbirlere bağladılar.

2012 BEKLENTİLERİ
Ancak bütün bu gelişmelere ve bugüne dek görülmemiş kapsamda ekonomi politika tedbirlerine rağmen önümüzü açıklıkla görebildiğimizi söylemek hala güç. Gelişmiş ülkelerde yaşanan durgunluğun sürmesi, dünya ekonomisi açısından önemi artmış ama hala belirleyici duruma gelmemiş olan BRIC ve diğer gelişmekte olan ülkeler için sorunlar yaratıyor. Avrupa'yla ticaretinin bir kısmını Ortadoğu'daki ülkelerle ikame etmeye çalışan Türkiye, "Arap Baharı"nın "kışa" çevrilmesi, Suriye'den ve nükleer programı yüzünden İran'dan kaynaklanan belirsizliklerle karşı karşıya. Dünyada salt ekonomik konular da gündemde değil. Güney Afrika'nın Durban kentinde küresel iklim değişikliğine karşı alınacak tedbirler için yapılan görüşmelere ilk defa ABD, Çin ve Hindistan gibi ülkeler katılmayı kabul etti. Durban Anlaşması ile birlikte işlevsel hale getirilen Yeşil İklim Fonu, 2020 yılından itibaren iklim değişikliğinden en çok etkilenen ülkelere her yıl 100 milyar USD kaynak aktarabilecek. Her ne kadar küresel durgunluktan çıkışın ne zaman gerçekleşeceğini ve Avrupa'daki yeni yapılanmaların ne şekilde sonuçlanacağını tam olarak kestiremesek de geleceğin ekonomisinde yeşil teknolojilerin daha çok yer alacağını söyleyebiliriz. Bunu söylediğimiz gibi deprem tehlikesiyle karşı karşıya olup karbon enerji kaynakları sınırlı olan Türkiye gibi bir ülkenin kendi ekonomik büyümesini artırmasının yollarından birinin kentsel dönüşümden, bir diğerinin ise yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapmaktan geçeceğini de not edebiliriz. İnsanlar var olduklarından beri hep geleceği daha öngörülebilir hale getirmek için uğraş vermişlerdir. Ancak geleceği öngörülebilir hale getiren unsurlar arasında bizzat kendi çabaları ve düşlerinin olduğunu unutmamalıdırlar.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz