"“Dünya Ekonomisi Yavaşlama Eğiliminde “"

Robert Wescott, dünyanın en önemli ekonomi ve finansal risk analizi uzmanlarından biri. Türkiye ise onu ilk kez Bill Clinton’un ekonomi danışmanı olarak tanıdı. Wescott, o dönemde yüksek enflasyon ...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
“Dünya Ekonomisi  Yavaşlama Eğiliminde “

Robert Wescott, dünyanın en önemli ekonomi ve finansal risk analizi uzmanlarından biri. Türkiye ise onu ilk kez Bill Clinton’un ekonomi danışmanı olarak tanıdı. Wescott, o dönemde yüksek enflasyon oranı ve cari açık nedeniyle Türkiye’ye eleştirileriyle dikkat çekmişti. Şu anda ise Türkiye’ye daha fazla güveniyor. Wescott’un dünya ekonomisiyle ilgili de ilginç görüşleri var. Ona göre dünya ekonomisi son 3 yılda gösterdiği “harika” performansı “iyi” ye çevirmek üzere. Bu yılın sonunda yüzde 4 büyüme öngören Wescott, “Dünya ekonomisiyle ilgili sadece 2 risk görüyorum. Biri Irak savaşı diğeri ise Amerikan ekonomisinde tüketimin yavaşlaması” diye konuşuyor.

Dünya finansal piyasaları ilginç günler yaşıyor. Amerikan ekonomisinin emlak sektöründeki dalgalanmalardan fazla etkilenmesinden korkuluyor. S&P endeksinin 2000 yılından bu yana ilk kez 1500 seviyelerine çıkması bu korkuyu tetikliyor. Euro bölgesinde artan faiz oranlarının ise tüketim cephesinde bir yavaşlamayı tetiklemesi bekleniyor. Çin borsasında son haftalarda yaşanan düşüş ve global likiditenin önemli aktörlerinden Japonya’nın dünya piyasalarına etkileri ise dikkatle izleniyor.

Dünyanın en önemli ekonomi ve finansal risk analiz uzmanlarından Robert Wescott’a tüm bu göstergelerin ne anlama geldiğini sorduk. Başkanlığı döneminde Bill Clinton’un ekonomi danışmanlığını yapan ve dünya piyasalarını en fazla etkileyen ülkelerden birinin ekonomisine bir dönem yön veren Wescott, mevcut durumla ilgili ilginç yorumlarda bulundu. Ona göre tüm bu süreçler dünya ekonomisinde bir yavaşlamaya neden olacak. Wescott, özellikle Avrupa ve Amerika’daki faiz artışlarının tüketim sektörlerini etkileyebileceğine inanıyor. Bu nedenle Amerika Merkez Bankası Başkanı Ben Bernanke’nin aksine, bu yılın sonuna kadar Amerikan ekonomisinde yavaşlama olacağını düşünüyor. FED’in bu yılın sonuna kadar faizleri düşüreceğini belirtiyor. Ama bunun bir resesyona dönüşmeyeceğine de dikkat çekiyor.

Wescott’un Türkiye ilgili yorumları ise ilginç. Ona göre yabancı yatırımcı erken seçim atmosferinden hiç de etkilenmiş değil. Bunun devam edeceğini öngören Wescott sözlerini şöyle sürdürüyor: “Yatırımcı ekonominin stabil ilerlemesini ister. Onlar ülkenin anti enflasyon politikasına, ekonomi alanında yaptığı yeni reformların etkisine bakar. Şu anda yabancı yatırımcı bu alanlarda Türkiye’de bir sorun olmadığını düşünüyor.”

Wescott’la dünya ekonomisinin nasıl bir seyir izleyeceğini, Çin borsasında meydana gelen düşüşü, Irak savaşının ekonomik etkilerini ve Türkiye’yi konuştuk.

* Fed Faizleri Nasıl Seyir İzler?
Amerikan ekonomisi bu yılın geri kalanında yavaşlama eğilimi gösterecek. Bu yavaşlamanın sonucunda da eylül ya da ekim ayı gibi Amerika Merkez Bankası Başkanı Ben Bernanke’nin faizleri düşürmesini bekliyorum.

Şu anda Amerika’nın ekonomi çevreleri de zaten en fazla bu konuyu tartışıyor. Ekonomistlerin yarısı bu yılın sonuna kadar FED’in faizleri indirmeyeceğini, yarısı ise indireceğini düşünüyor. Ben ise Amerika’da bu yılın sonuna kadar faizlerin şimdikinden çok daha düşük olacağına eminim.

* Resesyon Tehlikesi Var mı?
Amerika yıla biraz zayıf başladı. Şu anda Bernanke’nin görüşü ise biraz hızlanma olacağı yönünde. Hatta temmuz ve ağustos aylarında ekonomide öngördüğü hareketliliğin başlayacağını ve yüzde 3 gibi bir büyüme oluşacağını öngörüyor.

Açıkçası ben Bernanke gibi düşünmüyorum. Bu biraz olumlu bir bakış açısı. Amerika’da şu anda hane gelirlerinin büyük bölümü mortgage’a gidiyor. Şu anda ev fiyatları düşmeye başladığı ve faizler arttığı için, insanlar paralarını evden dışarı çıkarmak istemiyor. Paranın evden çıkmaması da tüketimi etkiliyor. Herkes artık daha az büyük ekran televizyon ya da yeni araba alıyor. Yani emlak sektöründe son aylarda meydana gelen bu durum, ekonomiyi etkileyeceğe benziyor. Yine de tüm bu negatif etkiye rağmen Amerikan ekonomisinde resesyon olacağını düşünmüyorum. Ama son 3-4 yıla kıyasla daha az bir büyüme kaydedeceğiz.

* Yavaşlama, Kriz Yaratır mı?
Mart 2000 yılında S&P 500 Endeksi’nde kur-kâr oranı yüzde 30’du. Bu oldukça yüksek bir rakamdı. Genel olarak baktığımızda bu rakamın yüzde 15-16 seviyesinde olması gerekiyordu. 2000 yılında ise kur-kâr oranı 2 kat arttı. Aslında kur-kâr oranının bu kadar farklı olması pazarın aşırı değerlenmiş olduğunun da en önemli göstergesiydi. Yani bu aşırı değerlenmenin bir yerde düşüş eğilimine geçeceği belliydi. Sonuçta da endeks 2001 yılında 1500 seviyelerinden 750’ye düştü.

* Borsalar Değerli mi?
Bu yönde görüşler, endişeler var. Evet şu anda da endeks 1500 seviyelerinde. Ama kur-kâr oranı hala yüzde 16’larda seyrediyor. Bu nedenle Amerikan hisse senedi piyasalarının, 2001’deki gibi keskin bir düşüş yaşayacağını düşünmüyorum. Endeksin daha az risk taşıdığına inanıyorum, çünkü çok sağlam bir kur-kâr oranı hala mevcut.

* Japonya Faiz Artırır mı?
Japonya, kendi faiz oranlarını normal bir seviyeye taşımak için yanıp tutuşuyor. Pozitif faiz oranlarına ulaşmaya çalışıyor. Bu sayede ekonomiye de bir hareketlilik gelmesi planlanıyor. Ama bunun için deflasyonun sona ermesini ve daha iyi bir ekonomik büyüme rakamına ulaşmayı bekliyorlar. Bu kriterleri yerine getirdikleri anda faizlerini artıracaklardır. Sadece her şeyin normal oranlara ulaşmasını beklediklerini söylemek mümkün. Şu anki mevcut duruma bakarsak, Japonya pozitif bir ekonomik büyüme gerçekleştirecek gibi görünüyor. Yüzde 2,5 gibi bir büyüme oranı yakaladılar. Ama deflasyon problemini hala çözebilmiş değiller.

Ayrıca Japonya’da tüketim sektörü de beklendiği gibi gitmiyor. Endüstriyel sektörler biraz daha iyi durumda ama emlak sektörü Japon otoritelerinin istediği kadar güçlü durumda değil.

Sıcak Para Devam Eder mi?
Şu anki mevcut duruma baktığımızda, Türkiye’nin de içinde bulunduğu pek çok gelişmekte olan ülkeye, çok fazla direkt yabancı yatırımcı geldiğini görüyoruz. Ama doğrudan yabancı yatırım, sıcak para anlamına gelmez. Şirketler satın alma yoluyla bir ülkeye giriyor. Zaman içinde paylarını satma riskleri her zaman vardır. Ama ben yinede gelişmekte olan pazarlara giren şirketlerin o ülkelere inandıklarını düşünüyorum. Zaten yatırım yaparak da inançlarını göstermiş oluyorlar. Ve kolay kolay çıkmayı da düşünmüyorlar.

Bence artık sıcak para, 1990’lara göre tüm dünya ülkeleri için daha az problem yaratıyor. 1997-98 yıllarında Asya’da yaşanan krizin en temel nedeni sıcak paraydı. Ama artık o zamankine göre daha az problem yaratıyor. Şu anda sermaye akışının büyük bölümünü yabancı yatırımlar oluşturuyor. 10 yıl önce bu böyle değildi.

* AB’de Faiz Artışı Olur mu?
Sadece Amerika’da değil belirttiğiniz gibi Avrupa da yüksek faiz oranları mevcut. Bu yüksek faiz oranlarının dünya ekonomisinde yatırım amaçlı yapılan işleri biraz yavaşlatacağını düşünüyorum. Özellikle dayanıklı tüketim mallarının satın alımlarını da etkileyeceği inancındayım. Özellikle otomobil gibi ürünlerin finansı daha pahalı olmaya başladı. Bu nedenle satışlar düşebilir. Tabii ki bu yüksek faiz gayrimenkul sektörünü de yakından ilgilendiriyor. Gayrimenkul alımları da yavaşlayacak. Faiz oranları artmaya devam ederse bu tür malları almanın maliyeti oldukça artacak. Bu da alımları tabii ki azaltacak.

* Çin Borsası’nda Risk Var mı?
Shangai Endeksi geçtiğimiz 1,5 yıl içinde yüzde 200’lük bir artış gösterdi. Şu anda kur-kâr oranının ne kadar olduğunu bilmiyoruz. 50-60 gibi gidiyorsa bu oldukça yüksek bir oran. Bunun dışında bu bölgede Avrupa’da olduğu gibi muhasebe standartları da mevcut değil bildiğiniz gibi.

Bu şirketlerin pek çoğu gerçek kârın ne olduğunu tam olarak bilmiyor. Bunun yanında finansal tüm yüzdeler de oldukça yüksek seyrediyordu. Başta da belirttiğim gibi bu durum pazarın aşırı değerlendiğinin en önemli göstergesiydi. Bu nedenle düşüşe geçmiş olmalarının bir sürpriz olmadığını düşünüyorum.

Seçim Ekonomiyi Etkiler mi?
Burada yatırımcının nasıl düşündüğüne bakmak gerekiyor. Yatırımcı ekonominin stabil ilerlemesini ister. Tabii ki yatırımcı, her partinin kendine göre bir ekonomik programı olacağını bilir. Buna göre vergilerin ve farklı başka finansal kriterlerin değişeceğinin bilincindedir. Ama bunlar değişse dahi bir istikrar sağlanacağını düşünüyorlarsa yatırımlarına devam ederler. Onlar ülkenin anti enflasyon politikasına, ekonomi alanında yaptıkları yeni reformların etkisine bakarlar. Şu anda ise Türkiye’yle ilgili AB sürecindeki gelişmeler yatırımcı için önemli bir kriter. Bu konuda atılan adımları inandırıcı bulduklarını düşünüyorum. Diğer konularda da istikrarın bozulmayacağına inanıyorlar. Bu da sermaye akışının bu ülkeye devam etmesinin en önemli nedeni.

Türkiye’deki seçimler artık tüm dünyanın gündeminde. Washington Post’un manşetlerinde bile Türkiye’deki seçimleri okuyoruz. Bence yine de yatırımcılar, Türkiye’ye güvenlerini sürdürmeye devam ediyor ve edecek de.

Seçim Sonuçlar Önemli mi?
Bunu söylemek için oldukça erken. Şu ana kadar önde gelen göstergelerin hepsi iyi olduğu için her şey yolunda. Ama 2 ay sonra seçimler olduktan sonrasında göstergelerde oynama olursa, o zaman tabii ki sorun çıkabilir.

Cari Açık Tehlike mi?
Her ülkenin ekonomik durumunu gösteren beş, altı gösterge vardır. Ekonomik istikrar ve büyüme için düşük enflasyon, kontrol altında bütçe, ticaret dengesi, güçlü para birimi, finansal istikrar, düşük faiz oranı gibi kriterlerden bahsediyorum. Bunlara sadece Türkiye’nin değil tüm dünya ülkelerinin dikkat etmesi gereken ve dikkat ettiği konular. Türkiye ise şu anda bu konuların bazılarında iyi durumda. Cari açık gibi bazı alanlarda ise hala sorunları var. Ama gelecekte bir kriz gözükmüyor açıkçası. Ben Beyaz Saray’dayken Türkiye hakkında endişelerim vardı. Yüzde 80 enflasyon oranına sahiptiniz. Ama şu anda görünüm oldukça farklı. Evet yine cari açık, bütçe açığı gibi sorunlarınız var ama bunlar çok büyük problemler değil. İnsanlar artık Türkiye’yle ilgili bu kriterlerden daha çok politik durumu inceliyor.

Cari açığın sürmesi halinde YTL'nin değer kaybı yaşaması büyük ihtimal. Bana göre şu anda Türkiye'nin bardağı yarı yarıya dolu. Yani iyi olduğunuz tarafların yanında, sorunlu olduğunuz yanlarınız da var.

Kur-Kâr Dengesi Dünyada Krize Neden Olabilir

Büyüme Yüzde 4 Gibi Olacak
 Evet dünya ekonomisi en iyi günlerini yaşıyor. Ama bunun sonsuza kadar sürmesini beklememek gerek. Özellikle son 3 yılda güzel bir büyüme kaydettik. Bu yılı da dünya ekonomisi açısından iyi bir yıl olarak anacağımızı düşünüyorum. Yinede geçtiğimiz yıllardaki gibi harika gelişmeler olmayacak. Büyümenin yüzde 4 seviyelerinde olmasını bekliyorum.

Küresel Likidite Bolluğuna Dikkat
 Şu anda küresel bir likidite bolluğu var. Bu bolluğu kontrol altına almak için tüm dünyada merkez bankaları sıkılaştırma politikaları uyguluyor. Çin Merkez Bankası bile son 6 ay içinde para politikasını sıkılaştıracak 6 karar açıkladı. Merkez bankaları likidite bolluğundaki artışı yavaşlatmak istiyor.

Kur-Kâr Dengesi Yüzde 50’ye Ulaşmamalı
 Dünya piyasalarında dikkat edilmesi gereken nokta; şirket hisselerinin kur-kâr oranlarıdır. Daha önce büyük borsa çöküşlerinin nedenlerine batığımızda bu oranın yüzde 50 seviyelerine ulaşması olduğunu görüyoruz. Daha önce de belirttiğim gibi şu an için böyle bir risk olduğunu düşünmüyorum. Çünkü oranlar şu anda yüzde 16 seviyesinde.

Girişim Sermayesi Şirketleri Riski Artırıyor
Yine de dünya çapında girişim sermayesi şirketlerinin satın almaları devam ederse orta vadede risk artabilir. Bu şirketler birkaç milyar dolarlık hisse alımı yapıyor. Borsa endeksleri rekor seviyelerde olduğu için hisselerini satanlar yatırımlarını yine borsaya yapıyor. Orta vadede bu fiyat/kazanç dengesini bozabilir.

 “Şirket Kârlılıklarındaki Olumlu Seyir Devam Edecek”

Büyük Şirketler Global Olmak Zorunda
Size bir şey söyleyeyim. Amerika’da Fortune500 şirketlerinin profiline baktığınız zaman artık bu şirketlerin Amerikan şirketleri değil, global şirketler olduğunu görürsünüz. Bu büyük şirketlerin çoğunluğu cirolarının yüzde 50’sini Amerika dışındaki ülkelerden elde ediyorlar. Bu nedenle Dell Computer ya da GE’nin hissesini aldığınız zaman gerçekten de dünya ekonomisinin bir parcasını da satın almış oluyorsunuz. Bu da aslında iyi bir şey.

Büyük Şirketlerin Hissesi Kazandırıyor
Sonuçta Alman devi Siemens’i almakla, GE’nin bir hissesini almak aynı değeri taşıyor. Çünkü bu şirketlerin her ikisi de dünya ekonomisinin bir parçası. Aslında şu anki göstergeler borsadaki portföylerin çeşitlenmesinin aşağıya doğru bir seyir izlediğini gösteriyor. Ama ben yine de, şirketlerin günümüzde yaptıkları işleri çok fazla çeşitlendirdiini düşünüyorum.

Dünya Ekonomisi Şirketleri Olumlu Etkileyecek
Bu nedenle ben dünya ekonomisinin 2007 yılında iyi bir yıl geçireceğini düşünüyorum. Muhteşem bir yıl olmayacak ama iyi bir yıl olacak. Sonuçta son 3 yıldaki performans zaten oldukça iyi. Dünya ekonomisi ortalama yüzde 5 büyüme kaydetti. 2007’de bu oran belki yüzde 4’e düşecek. Eğer böyle bir büyüme kaydedilirse de bu şirketlerin ve hisse senedi piyasalarının iyi bir yıl geçirmesine neden olacaktır. Belki süper bir yıl olmayacak ama iyi olacak.

Dünya Ekonomisindeki Riskler Neler?
Bana göre dünya ekonomisinde şu anda 2 önemli risk mevcut. Bunlardan birincisi Amerika’daki tüketimin yavaşlaması, ki bu yavaşlama Asya, Çin ve Japon’ya ya bağlı olarak gelişebilir ve buraları da etkileyebilir.

İkinci büyük riski ise Irak savaşı olarak görüyorum. Irak’tan eğer askerler çekilirse ve çekilirken çok kötü bir çıkış gerçekleştirirlerse, bu durum dünya piyasalarını çok kötü etkileyebilir. Bana göre dünyanın önündeki en büyük riskler bu 2 konu.

* Petrol fiyatları ne kadar daha yükseğe çıkabilir peki?
Petrolün varilinin fiyatı 66 dolar civarında. Bence petrol coğrafik bir güç, bunun saf bir ekonomik gücü olduğunu düşünmüyorum. Dünyanın pek çok yerinde 1 varil petrolü pompalamanın fiyatı maksimum 30 dolar. Bu nedenle varil başına 30 dolar ile 66 dolar arasında oluşan bu fark aslında politik bir fark. Riskin, belirgin olmayan ekonominin maliyeti bu. Bu nedenle petrol fiyatlarında politik riskleri göz önünde bulundurmalıyız.

Bana göre bundan bir yıl sonrası için, petrolün varilinin 45 dolar ila 105 dolar arasında oynaması muhtemel görünüyor. Eğer Amerikan ekonomisi zayıflarsa, bu Asya’yı da etkilerse ve global bir yavaşlama yaşanırsa o zaman petrolün varil fiyatı 45 dolara oldukça hızlı düşebilir. Orta Doğu’da farklı gelişmeler olursa, İran’la ilgili işler değişirse o zaman kolaylıkla 105 dolara çıkabilir. Yani tahmini zor bir kriter bu.

 “Irak Savaşı Tam Anlamıyla Trilyon Dolarlık Bir Hata”

* Irak pazarında nasıl gelişmeler bekliyorsunuz? Burada ortaya çıkacak farklı senaryolar hem Amerikan hem de Türk ekonomisini nasıl etkiler?
Amerika’da Irak savaşıyla ilgili politik destek yavaş yavaş azalmaya başlıyor. Bush’un kendi partisi bile eylül ayında Amerikan askerlerinin bölgeden çekilmesini istiyor. Bu nedenle eylül kritik bir ay. Bu ayın içinde General Petraeus kongreye gelip askerlerin bu bölgede nasıl bir performans gösterdiğini anlatacak. Cumhuriyetçiler 2008 yılında büyük bir hezimete uğramaktan korkuyorlar. Eğer Irak’ta durum böyle kötü gitmeye devam ederse, bana göre Cumhuriyetçiler Bush’u yüzüstü bırakacaktır Bence Amerika Irak’tan askerlerini çekmeye başlayacak. Bunun nasıl olacağını ve ne hızda olacağını bilmiyorum ama çekilecekler.

* Bu durum ekonomiyi nasıl etkiler peki?
Açıkçası neler olacağı hala belirsiz. Irak’da şiddetin ne boyutlara kadar ulaşabileceğini bilmiyoruz. Özellikle Amerika askerlerini çekmeye başladığında farklı risklerle karşı karşıya kalacak. Burada bilinen tek bir gerçek var; Amerikalılar artık ölümden bıkmış durumda. Bunun maliyeti de oldukça fazla zaten. Hem ekonomik hem manevi maliyetinden bahsediyorum. Ekonomik maliyetine baktığımız zaman şu ana kadar bu savaşa 600 milyar dolar harcandığını görüyoruz. Akademik hesaplamalara göre ise Irak savaşının maliyetinin 2 trilyon doları bulması bekleniyor. Bu rakamın içinde gelecek maliyetleri de var. Yani yaralı askerlerin bakımı gibi maliyetler de bu meblağın içinde yer alıyor. Yani Irak savaşı bana göre trilyon dolarlık bir hata. Zaten ben başından itibaren bu savaşa karşıydım. Şu anda insanlar yeni yeni benim başta belirttiğim noktaya geliyorlar. Bush bence savaş için aldığı desteğin çoğunu kaybetti. Şu anda yapmaya çalıştıkları bir şekilde politik bir ört bas aracı bulmak.

Şeyma Öncel Bayıksel
soncel@capital.com.tr


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz