"İyileşme Habercisi"

Öğrenciden işadamına, ev kadınından ihracatçıya, herkesin kafasında aynı soru var: “Kriz ne zaman bitecek?” Gerçekten de herkes ekonominin durumunu çözmeye, iyileşmenin geleceği tarihi tahmin etmey...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
İyileşme Habercisi

Öğrenciden işadamına, ev kadınından ihracatçıya, herkesin kafasında aynı soru var: “Kriz ne zaman bitecek?” Gerçekten de herkes ekonominin durumunu çözmeye, iyileşmenin geleceği tarihi tahmin etmeye çaba gösteriyor... Ancak, tablo o kadar karmaşık ki, işin içinden çıkılmıyor... Capital, bu soruya açıklık getirmek için, yerli ve yabancı analistlerle özel bir çalışma yaptı... İşte 15 temel gösterge ve olumlu sinyal verme düzeyleri...
 
Ekonomide yaşanan krizin ne zaman biteceği tartışılıyor, ama kimse tarih veremiyor. Her taraftan bir ses çıkıyor, önerilerin ardı arkası kesilmiyor. İşadamı ve ekonomistler, çeşitli önerilerde bulunuyor, krizin analizini yapıyor. Hep geçmiş ve yapılan hatalar üzerinde duruluyor. Bir anlamda, konuşan çok, ancak “çıkış yolunu” gösteren neredeyse hiç yok. Oysa, işadamından öğrenciye, ev kadınından işçiye, herkes krizin ne zaman sona ereceğini, en azından düzelmenin başlaması için neye ihtiyaç olduğunu merak ediyor... İşte bu noktada en azından bir işarete bile razı olanlar var...  Yatırımını yönlendirmek ya da işiyle ilgili karar almak isteyenler, hangi göstergede, ne gibi değişim olursa, bundan mesaj alabilirimin peşinde... Son dönemde yanıtı aranan soru özetle şöyle:

“Hangi gösterge ne düzeye geldiğinde, ‘Evet, galiba tünelin ucunda ışık belirmeye başladı’ diyebileceğiz?” Gerçekten de Türkiye’de onbinlerce insan bu sorunun yanıtını arıyor.

Capital, bu soruya açıklık getirmek için geniş kapsamlı bir araştırma düzenledi. Yerli ve yabancı kuruluşların ekonomistlerini, araştırma direktörlerini ve uzmanlarıyla konuştu.

Sonuçta ekonomideki gidişin yönünü ortaya koyan 15 temel gösterge üzerinden analiz yapmaya karar verdi. Böylece, bu 15 temel göstergenin hangi değerlere ulaştığında, “iyileşme” işareti vereceğini de ortaya koymaya çalıştık. Büyümeden faiz oranına, ihracattan dolar kuruna, ortaya çıkan ekonomik büyüklüklerin mesajını bir anlamda elde etmiş olduk.

Önce “dolar” durulmalı

Türkiye’de herkesin kafasında ABD Doları’nın değeriyle ilgili sorular var... Dövizdeki dalgalanmanın ne zaman ve nerede duracağı, herkes tarafından merak ediliyor. Sert iniş ve çıkışlar, sadece moralleri bozmakla kalmıyor, ekonomiyi iş yapılamaz, fiyat verilemez bir noktaya götürüyor.

Uzmanlara göre, doların 1 milyon 400’in altına gelip, istikrar kazanması, olumlu bir gösterge kabul edilecek. Ancak, sadece dolar kurundaki gerileme yeterli olmayacak. Bunun yanı sıra, günlük dalgalanmaların da durulması, iş dünyasını rahatlatacak ve kendi cephelerine dönemlerine yardım edecek. Benkar’ın genel müdürü Levent Ersalman, “Reuters ekranında ne zaman çok sayıda bankanın dolar kotasyonlarında dar marjlar ve 6 aylık TL faiz kotasyonlarını görmeye başladığımda, işlerin normale dönmeye başladığını düşünürüm” diyor.

İç borçlanma da önemli

Döviz kadar bir diğer önemli gösterge de Hazine Müsteşarlığı’nın yaptığı iç borçlanma ihalelerindeki faiz oranı ve vade... Faiz oranları son 1 aydır yüzde 90-98 aralığında seyrediyor. İyileşmenin başladığının işareti ise oranın yüzde 90’nın altına düşmeye başlamasıyla alınacak. Yüzde 80’in altı daha güçlü bir işaret olarak kabul edilecek. Ayrıca, her ihalede, oranın, bir önceki ihalenin altında gerçekleşmesi bile, piyasadaki iyimserliği artıracak.

Buna ek olarak iç borç toplamındaki büyüme, iç borcun çevrilme riskiyle ilgili tartışmaları da yanında getiriyor. Ekonominin daraldığı, iç borç hacminin büyüdüğü bir ortamda, ödemeyle ilgili birtakım soru işaretleri oluşuyor. Credit Suisse First Boston Bank’ın Doğu Avrupa ve Türkiye’nin bulunduğu bölgenin baş ekonomisti Afa Boran’a göre, şu anda iç borç hacmi yüksek ve bunun düşmeye başlaması, krizden çıkış konusunda önemli bir gösterge olacak.

Yüzde 10’un altındaki reel faiz

İç borçlanmayla ilgili olarak izlenen bir diğer kriter de ödenen reel faizlerin düzeyi. Vizyon Danışmanlık’tan Erhan Ersöz, “Sonuçta, göstergeler birbiriyle bağlantılı. Cari açık, kamu açığı, enflasyon, reel kurlar çok önemli. Bu göstergelerle birlikte Hazine’nin ödediği reel faizlerin yüzde 10’un üzerinde değilse iyiye işarettir” diyor.

Reel faizlerin düşüş veya yükselişini de, iç borçlanma ihalelerinde ortaya çıkan faiz oranları belirliyor. Ekonomistlere göre, ihalelerdeki faiz oranının, hızlı olmasa da düzenli bir şekilde düşmesi, önemli bir gösterge. Bayındır Menkul Değerler’in araştırma müdürü Mehmet Gerz, “İhalelerde ortaya çıkan yıllık bileşik faiz oranının yüzde 80’in altına gerilemesi, önemli bir düzelme göstergesi olacaktır” diyor.

Yabancı bir bankanın ekonomisti ise “İhalelerde 1 puan bile olsa, düzenli faiz düşüşü, önemli bir güven yaratabilir” görüşünü dile getiriyor.

Mevduat hareketlerine dikkat!

Krizden çıkış göstergeleri arasında, mevduat hacmi önemli bir yer tutuyor. Çünkü, mevduatın vadesi ve TL olarak tutulması, ekonomi açısından hayati önem taşıyor.

Burada şu sorular önem kazanıyor: “Vadenin kısa olması nedeniyle mevduat dövize mi, TL’ye mi gidiyor? Çözülen mevduatın yeni adresi ne olacak? Buradan ayrılan para Hazine bonosuna yönelir mi, yoksa repoyu mu tercih eder?”

TL mevduatların artması ve toplam mevduat rakamlarının istikrarlı bir şekilde büyümesi, olumlu bir gösterge olarak algılanıyor. Çünkü, büyük tartışma yaratan iç borcun çevrilmesinde, mevduat hacminin artması önemli bir rol oynuyor. Mehmet Gerz, “Arjantin’de bir ayda 6 milyar dolar kaçarken, Türkiye’de temmuz ayında mevduat rakamlarında artış oldu. Mevduatlar azalmadığı sürece Hazine’nin iç borcu çevirme şansı devam eder” diyor.

Mevduat hacmindeki düzenli artış kadar, vadesi ve faiz oranları da önemli. Örneğin, döviz mevduatlarına verilen yıllık faiz oranının yüzde 10’un altına gerilemesi, iyiye işaret. Şu anda 1-3 ay arasında sıkışan ortalama vadenin de, 3-6 aylık bir süreye taşınması da, sisteme olan güvenin artmaya başladığının göstergesi olacak..

Sanayiden gelen sinyaller

Ekonomide üretimin rotasını izlemek için dikkat edilmesi gereken temel göstergeler başında imalat sanayi kapasite kullanım oranı ile sanayi üretim endeksi öne çıkıyor.

Ekonomist Faruk Türkoğlu, “Krizden çıkışı göstermesi açısından, sanayi üretim endeksi ve kapasite kullanım oranlarının, 3-4 ay boyunca istikrarlı bir yükseliş trendi yakalaması gerekiyor” diyor. Türkoğlu’na göre, gerek sanayi üretim endeksini gerek kapasite kullanım oranlarını analiz ederken, geçtiğimiz yıl ile kıyas yapmak yanlış değerlendirmelere neden oluyor. Türkoğlu, “Kıyas, bir önceki aya göre yapılmalı ve sanayiinin nasıl bir trend izlediği ortaya çıkar. Ancak, krizden çıktık, çıkıyoruz diyebilmek için 3-4 aylık dönemde sürekli artış görmek gerekiyor” diyor.

Nitekim, nisan ayında yüzde 68.5’e düşerek tarihi dip yapan, imalat sanayi kapasite kullanım oranı, mayıs ayından bu yana düzenli bir artış trendine girdi. Son açıklanan temmuz rakamı yüzde 72.5 ve haziran ayına göre 0.8 puan artış gösterdi. Ekonomistler, sınırlı iyileşmenin devam etmesinin, krizden çıkış konusunda sinyalleri güçlendireceği görüşünde. Faruk Türkoğlu, “Unutulmasın, ekonominin yüzde 10 büyüdüğü yıllarda bile, bu oran yüzde 90’ı geçmez” diyor. Sanayi üretim endeksi de benzer bir trende sahip.

Enflasyon tartışmaları

Enflasyondaki trend de bir diğer gösterge… Ekonomistlere göre, aylık artıştan ziyade, enflasyonun yeniden düşüş trendine girmesi daha anlamlı olacak. Örneğin tüketici fiyatlarının ağustos ayında yüzde 2.2’nin üzerinde artması, belki temmuza göre düşük olacak ama yıllık enflasyonu biraz daha yükseltebilecek. Veya eylül ayındaki aylık oranın yüzde 3.1’in üzerine çıkması, yine yıllık artış oranını yükseltecek. Bu yüzden aylık yüzde 2 ve altındaki artışlar, hem moral verecek hem de yıllık enflasyon oranının düşüşe geçmesine neden olacak.

Türk Ekonomi Bankası’nın (TEB) ekonomisti Selim Somçağ da, “Enflasyonda aylık artışlara bakılıyor. Bence bu çok yanlış. Enflasyonun düşüp düşmediği, yıllık artışla görülebilir, aylık olarak değil” diyor.

Somçağ, enflasyondaki düşüşün, krizden çıkış, işlerin iyi gittiği anlamına gelmeyeceğini belirtiyor ve ekliyor: “Bence enflasyon kriz göstergesi değil. Arjantin’de enflasyon düşük ama kriz var. Önemli olan ekonominin büyümesidir. Krizden çıkıyoruz diyebilmek için büyümenin yeniden pozitife dönmesi gerekiyor.”

İhracat umut veriyor

Reel ekonomiyi yakından ilgilendiren iki önemli gösterge de, ihracat rakamları ve turizm gelirlerindeki büyüme… İhracatla ilgili bir örnek, Rusya’dan… 1998’de çöken Rus ekonomisinin imdadına, yükselen petrol fiyatları yetişti. Fiyatlardaki artış nedeniyle Rusya’nın petrol ihracatında yaklaşık 30 milyar dolarlık artış olmuş, bu da ülke ekonomisine hayat vermişti…

Türkiye’nin bu konuda Rusya kadar şanslı olmadığı açık. Fakat, yılın ilk 5 ayında ihracattaki yüzde 15’lik artış, devalüasyona rağmen yetersiz görünse de, iyiye işaretler gelmeye devam ediyor. Çünkü, ihracat rakamları aylık olarak düzenli bir artış trendine girmişken, ithalat rakamları geriliyor ve dış ticaret açığı daralıyor.

Turizm sektöründen de olumlu haberler gelmeye devam ediyor. Turizm gelirleri, gelen turist sayısındaki artışa paralel seyretmiyor ama yıllık 10 milyar dolarlık gelir beklentisi korunuyor. Mehmet Gerz’e göre, bu rakama ulaşmak için yaz döneminde aylık turizm geliri 1-1.5 milyar dolar arasında olursa, dolar yükselmez ve ekonomide moral yaratır.

Tüketimde ne oluyor?

Sonuçta, ekonomiyi krizden kurtaracak olan 2 temel faktör de yatırım ve tüketim. Şu ortamda, iş dünyası için “yatırım” sözcüğü, gündemin alt sıralarında bulunuyor. Tüketim ise krizden kaynaklanan işsizlik, gelir kaybı gibi olgulardan ötürü kısılmış durumda. Burada en büyük gösterge, Migros, Carrefour, Metro, Tansaş, Gima, gibi büyük mağaza, alışveriş merkezlerindeki ziyaretçi sayısı ve harcama tutarları.

Tansaş’ın yönetim kurulu başkanı Aclan Acar, konuyla ilgili olarak şunları söylüyor: “Ciro, nominal olarak artıyor. Mağazalara giren kişi sayısında artış var. Ama kişi başına düşen harcama, alışveriş tutarında ise düşüş var.”

Ekonomide politika gölgesi

Krizden çıkış konusunda her ne kadar para piyasaları ve reel ekonomiden gelen haberler, veriler gösterge oluştursa da, politik arenadaki gelişmeler, ekonomiyi etkilemeye devam edecek. Finans Invest’in araştırmadan sorumlu genel müdür yardımcısı Emre Yiğit, göstergelerden, rasyolardan ziyade politik gelişmelerin ekonomiyi nasıl etkilediğini şu örnekle anlatıyor:

“ Krizler, sadece ekonomik bir olay değil, aynı zamanda psikolojik bir ruh halidir. ABD, büyük depresyondan, Roosevelt’in genelde iyi niyetli ama tutarsız ekonomik politikasıyla değil, psikolojik telkin ve pratik önlemlerle çıktı. Örneğin bankaların kapatılması ve bir düzen verilmesi, iki gün içerisinde finansal dengeleri değiştirmedi. Ama halkta, kalan bankalara karşı bir güven oluşturdu. Bunu rakamlarla ölçmek imkansızdır. Dolayısıyla, iktisatçılar Roosevelt’in ekonomik politikalarını beğenmemekle beraber, bu adamın neden 1932, 1936 ve 1940’te tekrar başkan seçildiğini pek izah edemezler.”

YABANCI BANKALARIN GÖZÜYLE  9 GÖSTERGENİN ANALİZİ

Türkiye’deki büyük bir yabancı bankanın ekonomisti, ekonomideki iyiye gidişin işaretleri konusunda analiz yaparken, şu noktalara dikkat edilmesi gerektiğinin altını çiziyor:

• KAPASİTE KULANIMI: Bunda özel sektör için yüzde 75’in üstüne çıkılması iyiye işaret olacak.

• ÜRETİM: 2002 Ocak ayıyla birlikte, sanayi üretimindeki değişimin pozitife dönmesi, olumlu kabul edilecek.

• BANKACILIK: Düzelme için bankacılık da önemli... Özel mevduat bankalarının tüketici kredileri ile kurumsal kredilerinde artışın başlaması, bir mesaj olacak.

• İTHALAT: Aylık ithalat giderlerinde artış yaşanması ve vadeli ithalatın başlaması.

• BORÇLANMA: İki gösterge çok önemli. Birincisi her Hazine ihalesinde tutarlı bir faiz düşüşü... Bu yüzde 1’lik oran bile olabilir. Ayrıca, yıllık bileşik faizin 1-2 ay içinde yüzde 70’ler düzeyine gerilemesi. Bir başka gösterge ise borçlanma vadesinin dengelenme sürecine girmesi. Örneğin 3 aylık yanında, 8-12 aylık satışın da yapılabilmesi önemli.

• DÖVİZ: Merkez Bankası net döviz pozisyonunun artışa geçmesi, piyasayı olumlu etkiler. Tabii TL/ABD Doları kurunda günlük volatilitenin de azalması gerekiyor.

• EUROBOND: 30 yıllık Türk Eurobond fiyatlarının 85 düzeyine yükselmesi, olumlu işarettir.

• BORSA: İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nda yabancıların alıma başlaması ve İMKB 30 hisseleri dışında da hareketlik yaşanması.

• SENDİKASYON: Büyüklerden sonra gelen, orta ölçekli bankaların sendikasyon çevriminin başlaması, güvenin geldiğini gösterecektir.

TÜKETİMDE EYLÜL BEKLENTİSİ

Sahip olduğu 1.4 milyon Advantage kartı üyesiyle tüketim eğiliminin nabzını tutan Benkar’ın genel müdürü Levent Ersalman, Capital’e, geçtiğimiz kasım ayından bu yana yaşanan gelişmelerin analizini yaptı:

ŞUBATTA HAYAT DURDU: Kasım ayında yaşanan ilk krizden sonra alışveriş rakamlarında hızlı bir düşüş oldu. Fakat, bayram, yılbaşı alışverişleri derken, aralık ayı iyi gitti denilebilir. Ocak ayında ise alışverişlerde bir rahatlık yoktu ve şubat ayında da bu eğilim devam etti. Zaten, devalüasyon olduktan sonra bir hafta boyunca, alışveriş bıçak gibi kesildi.

YAZA İYİ GİRİLDİ: Şirketlerin düzenledikleri kampanyaların etkisiyle, mart ayı fena geçmedi. Nisan ayında ise yeni sezona giriş yapıldı ve en kötü aydı. Mayıs ve haziran aylarında ise çok iyi toparlanıldı ve bu iki ayda iyi rakamlar yakalandı.

EYLÜL AYI ÇOK ÖNEMLİ: Temmuz ve ağustos aylarında ise durgunluk var. Fakat, bu aylarda mevsimsel olarak mayıs, haziran ve eylül aylarına göre alışverişin düşük olduğu aylar. Bu yıldaki durgunluğun mevsimsel mi, kriz ortamından dolayı olup olmadığını, eylül ayında görebileceğiz. Çünkü, eylül ayındaki alışveriş rakamının temmuz ve ağustos aylarındaki düzeyin üzerine çıkması, tüketimin başlaması ve çarkın rahat dönmeye başladığını gösterebilir. Biz şirket olarak eylül ayından ümitliyiz.”


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz