"Çalışkan Tromboncu"

Tekfen Holding Emlak Geliştirme Grubu’ndan sorumlu başkan yardımcısı Mehmet Erktin, güne caz ve klasik müzik dinleyerek başlıyor. Ve tüm gün sevdiği müzikler ona eşlik ediyor. İş dışında kalan zama...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Çalışkan Tromboncu

Tekfen Holding Emlak Geliştirme Grubu’ndan sorumlu başkan yardımcısı Mehmet Erktin, güne caz ve klasik müzik dinleyerek başlıyor. Ve tüm gün sevdiği müzikler ona eşlik ediyor. İş dışında kalan zamanlarında kendi caz grubunda trombon çalıyor. Her pazar günü dünyanın en iyi müzisyenlerinden biri diye nitelediği Aydın Esen’in de yer aldığı bir grupla birlikte caz yapıyor. Altı yaşında piyano çalmaya başlamış, 20’li yaşlardan sonra trombona merak salmış. Çalışkan bir konservatuar öğrencisi gibi sürekli müzik çalışmaktan büyük keyif alıyor. Kendini “çok yetenekli bulmuyor ve bu nedenle çok çalıştığını, disiplinli olduğunu söylüyor.

Müzik, Tekfen Holding Emlak Geliştirme Grubu’ndan sorumlu başkan yardımcısı Mehmet Erktin’in hayatın ayrılmaz bir parçası. Ofisinde tüm gün klasik müzik ya da caz dinleyerek çalışıyor. Mutlu olduğunda, üzüldüğünde ya da canı sıkıldığında enstrüman çalmayı tercih ediyor. Piyanodan trombona, klasik gitardan neye birçok enstrümanı çalabiliyor. Hatta arkadaşlarıyla birlikte kurduğu bir caz grubunda düzenli olarak müzik yapıyor. Çocuk yaşta ailesinin teşvikiyle müzikle ilgilenmeye başlayan Erktin için trombonun ise ayrı bir yeri var. Öğrenmek için uzun emek harcadığı bu enstrümanın kendisinde yarattığı duyguyu, “Trombondan ses çıkarmak bile belli bir zaman alıyor. Tüm o titreşimi hissediyorsunuz. Kendi kaslarınızla yaptığınız bir değişiklik, bir hata hemen ortaya çıkıyor. Trombonda başarma hissi daha çok, çünkü orada müziği siz yapıyorsunuz” sözleriyle dile getiriyor.

hedErktin, yıllardır müzikle ilgilenmesine karşın kendi müzisyenliğini değerlendirirken, çok yetenekli olmadığını söylüyor. Ancak bu durumdan hiç şikayetçi değil. Aksine müzikle ilişkisini daha da sağlamlaştıran bir avantaj olarak nitelendiriyor: “Çok yetenekli olsaydım, müziğin faydasını bu kadar görmezdim. Özellikle grupla çalarken çok konsantre olmam gerekiyor. Çok yetenekli olsam ekstra bir çaba sarf etmem gerekmeyecek. Fakat müziğe ‘Ne zaman gireceğim ne zaman çıkacağım, acaba hangi akortlara basılacak’ derken o sırada dünyada deprem olsa anlamayacak durumda oluyorum. Müzik tam bir terapi oluyor” diyor.

Tekfen Holding Emlak Geliştirme Grubu’ndan sorumlu başkan yardımcısı Mehmet Erktin müziğin hayatındaki yerini ve kendisine katkısını Capital’e anlattı.

Çalmadığı Enstrüman Yok!
Ben 6 yaşımdan 20 yaşıma kadar klasik piyano çaldım. Özel ders almıştım. Aslında hiçbir zaman tam olarak çalmayı bırakmadım. Evde piyanom var. Yaşım ilerleyince caza merak saldım ve cazın daha esnek bir müzik olduğunu gördüm. Açıkçası daha kolay bir uğraş olduğunu düşündüm. Önce caz piyano çalma kararı aldım, ardından tek sesli bir şeyler çalmaya karar verdim. O sırada dinlediğim caz parçalarından trombonun sesi çok hoşuma gitti. Trombon nasıl öğrenilir diye biraz araştırdım. İstanbul Üniversitesi Konservatuarı’nda eğitmen olan Murat Demiral’la konuştum. Bana “İlk defa biri kendiliğinden trombon öğrenmek istiyor” dedi. Kendisi bu konuda bana destek oldu.  Biraz öğrendikten sonra trombon satın alma zamanımın geldiğini söyledi.

Daha sonra da dünyanın yaşayan en iyi müzisyenlerinden Aydın Esen, armoni dersleri verir gibi teorileri anlatmaya başladı. O sırada piyano çalan Ceki Kontente isimli tekstilci bir arkadaş da bize katıldı. Ceki piyanoya, Aydın bateriye, ben trombona geçtim. Baktık bu iş fena değil. Emlak sektöründeki arkadaşım Firuz Soyuer de bas gitarcı olarak aramıza katıldı. Daha sonra Nike Genel Müdürü Zafer Parlar’ı çağırdık. Düzenli olarak bu grupla çalışıyoruz. Halka hiç açılmadık. Eş dost geliyor. Trombonun dışında Nilüfer Verdi’den de caz piyanosu öğrendim. Son zamanlarda ise klasik gitar ve ney öğrenmeye çalışıyorum.

Ailemin Zoruyla Piyano Öğrendim
Ailemin çok büyük etkisi var. Babam klasik müziğe çok meraklıydı. Her akşam evde senfoni ve opera dinlerdik. Kendisi de zamanında icracı olmaya çalışmış ama imkanları olmamış. Annem de bana zorla piyano dersi aldırdı. Piyanoya zaten zorla başlatılır. O eşiği atlamak için zorlamak lazım. “Sevmedi bu çocuk” dediğiniz anda biter. Annem bana 10 yılın üzerinde zorla piyano çaldırdı. Daha sonra zevkle çalmaya başladım. Ben de oğluma zorla piyano çaldırdım. Herhalde benim hevesimi gördüğü için onun piyano çalması daha kolay oldu. Sahne zevkini de çok erken yaşlarda tattı. Dolayısıyla bir insanın ekstra bir yeteneği yoksa aileden gelecek olan destek çok önemli. Gerçi yetenekli de olsa o yeteneği çıkarmak için ailenin desteği lazım.

Zaman zaman işimin müzik çalışmalarına engel olduğunu düşünüyorum. Maalesef belirli müzik kolları iş olabilecek kadar gelir sağlamıyor. Ama ileride müzik rahatlıkla ana uğraşım olabilir. Çok iyi bir virtüöz olamayacağımı artık biliyorum. Müzikten iyi anlayan biri olarak belki müziğin icra kısmında değil ama prodüksiyon kısmında iddialı olabileceğimi düşünüyorum.

Müzik Öğretmenleri Ne Diyor
Bugüne dek çok sayıda eğitmenden müzikle ilgili ders aldım. Onlar beni çok meraklı buluyorlar. Çok yetenekli olmadığımı biliyorum. Ama bugüne kadar hiçbiri yüzüme “Ne yeteneksiz adamsın sen” demedi. Yetenekli çok insan gördüm. Örneğin Aydın Esen. Onu tanıdığınızda insanın müzik için doğmasının ne demek olduğunu anlıyorsunuz. Bense çok meraklı ve ilgiliyim.
Maalesef iş hayatı müzikle arama çok giriyor. Son 1-2 ayı saymazsak, düzenli olarak tüm pazar öğleden sonrasını 4 kişilik gruba ayırıyorum. Bir yıl bunu düzenli yaptık. Gün içinde evde trombon çalışmak aile ve apartman hayatında çok tavsiye edilecek bir şey değil. Çok ses çıkartıyor. Aslında sesini kısan bir tıpayla da çalışılabilir ama o da yeterince zevk vermiyor. Dolayısıyla evde çok fazla trombon çalışamıyorum ama her gün 45 dakika bir saat elimde oynarım. Bodrum’da bir evimiz var. Onun alt katındaki büyükçe bir odayı müzik stüdyosu haline getiriyorum. Hayalim bu arkadaşlarla orada tüm haftasonu çalmak. Oğlum da hem piyano hem davul çalıyor. Hafta sonları gittiğimizde onunla beraber çalışıyoruz. Bu çok büyük bir keyif.

Yöneticiler Ekipleriyle Müzik Yapsın
Birlikte müzik yapmak bence şirketler için de iyi bir terapi olur. Birbirini tanıma açısından da çok önemli. İlla trombon, gitar çalmaları gerekmiyor. Bu sırf perküsyonla da olur. Bir iki tane de gitar çalan birileri varsa hep birlikte müzik yapıp, birbirlerine daha da yakınlaşabilirler. Örneğin şirketler futbol turnuvası yapsa, “Vay bana tekme attın. Vay pas vermedin” diye birbirine kızanlar olur. Çünkü orada yine bir mücadele var. Oysa müzikte üstün gelmeye değil, birlikte daha iyi bir şey yapmaya çalışıyorsunuz. Zafer davulu daha iyi çaldığı zaman müzik daha iyi ortaya çıkıyor. “Sen güzel çaldın da ben iyi çalamadım” gibi bir şey insanın aklına bile gelmiyor. Ben daha iyi bir ses çıkarabildiğim zaman insanların yüzü gülüyor. Dolayısıyla müziğin takım ruhu açısından spordan çok daha iyi bir yönü olduğunu düşünüyorum.

“Müzik Çalarken Deprem Olsa Anlamam”

* Müzikle ilgilenmek sizde nasıl duygular uyandırıyor?
Çok yetenekli olsaydım müziğin faydasını bu kadar görmezdim. Çünkü özellikle grupla çalarken çok konsantre olmam gerekiyor. Çok yetenekli olsam ekstra bir çaba sarf etmem gerekmeyecek. Fakat müziğe ne zaman gireceğim ne zaman çıkacağım, acaba hangi akortlara basılacak derken o sırada dünyada deprem olsa anlamayacak durumda oluyorum. Müzik tam bir terapi oluyor. Müzikle kesinlikle bir görev gibi ilgilenmiyorum. Çok mutlu olduğum zaman, kendimi iyi hissetmek için ya da stresli olduğum anlarda elime bir şeyler alıp oynarım.

* Çalışırken müzik dinliyor musunuz?
Ya klasik ya caz dinlerim. Özellikle sinirli ve gerginsem klasik müzik tercih ediyorum.  Her sabah 8’e 10 kala işe geliyorum. Digitürk’ten bir caz kanalı açıyorum. Ofiste olduğum süreçte o açık kalıyor. Bir toplantıya gidip döndükten sonra bakıyorum kapanmış, oradan benim müzik türümü arkadaşların çok sevmediğini anlıyorum

Hangi Enstrüman Nasıl Duygular Uyandırıyor?

Piyanodaki Hakimiyet Duygusu
Piyanonun sesi ve yetenekleri bence çok güzel. Enstrümanların anası piyano. Dolayısıyla insan piyano çalarken bir hakimiyet hissediyor. Birçok yönetici için yönettiği şirket bir piyano olabilir ama benim tarzıma trombon daha çok uyuyor. Çünkü ben işin içinde olan, işi bir taraftan yapan kişi olmak istiyorum.

Trombonda Başarı Hissi Var
Trombonu çalarken ise bir beceri duygusu var. Çünkü trombondan ses çıkarmak bile belli bir zaman alıyor. Tüm o titreşimi hissediyorsunuz. Kendi kaslarınızla yaptığınız bir değişiklik bir hata hemen ortaya çıkıyor. Trombonda başarma hissi daha çok oluyor. Orada müziği siz yapıyorsunuz, ötekinde enstrüman yapıyor. Benim yönetim tarzım; trombon.

Orkestrada Fazla Ön Plandayım
Biz caz orkestrasıyız. Bizde maalesef trombonun önemi çok fazla. Çok büyük orkestralarda trombon daha geride, arada ses veren bir enstrümandır. Cazda özellikle tek ses trombon olduğu için fazla ön planda yer alıyor. Olmayı hak etmediğim kadar ya da olmak istemeyeceğim kadar önde. Onun için kendimi biraz ezik hissediyorum. Biraz daha geri planda kalan bir enstrümanı tercih edebilirdim.

Caz ve İş Hayatı Birbirine Benziyor mu?

Caz Eşitlikçi Bir Müzik
Aslında caz müziği ile iş hayatı birbirine çok benziyor. Caz daha eşitlikçi bir müzik. Her ne kadar albümlerde bir kişinin ismi çıksa da müziği incelediğiniz zaman herkesin işini çok iyi yapması lazım. Herkes sırayla solosunu yapar. Diğer müzik türlerinde bir yıldız vardır. Öteki onların arkasındadır.

Toplulukta Herkes Yıldız
Caz müziğinin yıldızlar topluluğundan oluşan bir grup olması gerekir. İş hayatında da başarılı olmak için öyle olmasında fayda var. Benim yönetim tarzım da odur. Hiçbir zaman işe tepeden bakayım, bana herkes ne yaptığını söylesin gibi bir yönetim tarzım yok.

Hande Yavuz
hyavuz@capital.com.tr


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz