``Vehbi Bey´in Oğlu Olmak Zordu``

Rahmi Koç / Koç Topluluğu Başkanı Rahmetli Vehbi Koç, Türkiye´de ``efsane işadamı`` olarak tarihe geçti. ``Yüzyılın işadamı`` seçilmesi de bunun göstergesiydi. Geçtiğimiz şubat ayında aramızdan a...

1.03.2000 02:00:000
Paylaş Tweet Paylaş

Rahmi Koç / Koç Topluluğu Başkanı

Rahmetli Vehbi Koç, Türkiye´de ``efsane işadamı`` olarak tarihe geçti. ``Yüzyılın işadamı`` seçilmesi de bunun göstergesiydi. Geçtiğimiz şubat ayında aramızdan ayrılışının 4´üncü yılıydı. İşte bu anlamlı günlerde oğlu oğlu ve Koç Topluluğu´nun başkanı Rahmi Koç ile özel bir söyleşi gerçekleştirdik. Rahmi Koç, ilk iş hayatına başlayışını, babası ile ilişkilerini, daha önce yayınlanmamış anılarını anlattı... Koç Topluluğu´nun yeni stratejilerini, internet ve dijital ekonomiye bakışını açıkladı.
 
Capital geçtiğimiz aylarda, iş dünyasına danışarak Koç Holding´in kurucusu Vehbi Koç´u Türkiye´de yüzyılın işadamı seçmişti. Bu seçim kamuoyunda doğru bir tespit olarak değerlendirildi. Vehbi Koç´un gerek kişisel yaşantısı ve gerekse bir işadamı olarak çizdiği tabloyla, iş dünyasındaki öncü rolü dile getirildi.

Şubat ayı ise Vehbi Koç´un ölümünün 4. yıldönümüydü... 1996 yılında vefat eden Vehbi Koç, 1984 yılında, tüm işlerini oğlu Rahmi Koç´a devretmişti. Ancak, yine de o yaşadığı sürece işlerin içindeydi.

Capital, Vehbi Koç´un ölüm yıldönümü vesilesiyle, tek oğlu ve bugün grubun başkanı Rahmi Koç ile görüştü.

Rahmi Koç Capital´e işadamı ve bir baba olarak Vehbi Bey´i anlatırken, grubun yeni vizyonunun da ana hatlarını çizdi. Rahmi Koç, Capital´in sorularını şöyle yanıtladı: 

Vehbi Koç ile bir baba olarak aranızda nasıl bir ilişki vardı?

Gayet resmi bir ilişki vardı. Vehbi Bey... Tabii, ``baba`` derdik kendisine, ilişkilerine daima mesafe koymuştur. Daima mesafelidir, laubaliliğe tahammülü yoktu. Onun için, onun olduğu her yerde ciddiyet hakimdi bir defa.

Çok konuşanı sevmezdi, çok dinleyeni severdi. Kendisi de az konuşup, çok dinlemeyi tercih ederdi. Dinledikçe de o insan için kafasında bir bilanço çıkarırdı.

Vehbi Bey daima sual sorarak bir insanı tartardı. Sorduğu suallerin neticelerini umumiyetle kendisi bilirdi. Siz yanlış bir şey söylerseniz, onu düzeltirdi. Bilmediği sualleri de sorduktan sonra gider kontrol ederdi. Sizin verdiğiniz rakamlar, bilgiler doğrumudur değilmidir diye... Değilse mutlaka size geri döner, ikaz ederdi.

Vehbi Bey´in en büyük özelliklerinden biri, her şeyi not etmesiydi. Şöyle bir konuşmamızda dahi, siz gittikten sonra oturur onu kaleme alırdı, dosyaya koyardı, bir  daha konuştuğunuz zaman acaba o gün ne konuştuk diye çıkarır okur, ona göre davranırdı. Nasıl ki, İsmet Paşa konuşma yapmadan önce, daha evvelki 20 konuşmasını okurmuş, kendi kendini yükseltmemek için...

 Vehbi Bey sevgi göstermeyi hep bir zaaf olarak görmüştür. Baba-oğul ilişkimiz her zaman resmi olmuştur. Onu telafi etmek için de, erkek anneye o kadar yakın oluyor. Bana söylemek istemediklerini, valide vasıtasıyla dolaylı olarak söyletirdi. Biz de ona söylemek istediğimizi anne kanalıyla intikal ettirirdik. Tabii red olma ihtimali olmasın diye.

Sizi ne zamandan itibaren iş dünyasına, iş ortamına hazırlamaya başladı. Böyle bir süreç var mıydı?

ABD´den geldiğimde 26 yaşındaydım... ``Hemen askere gideceksin`` dedi. ``Yaa`` dedik, ``biraz dinlenelim. Şöyle bir 1 yıl falan nefes alalım``. ``Derhal askere gideceksin`` dedi.

Biliyorsunuz o zaman askerlik 18 aydı. Hatta bir sefer askerden kaçtık eve geldik, tekrar geri gönderdi. ``Askerden kaçılmaz, bu bir vatan hizmetidir`` dedi, tekrar döndük askere. O kadar katı ve ciddiydi Vehbi Bey bu işlerde.

Ondan sonra 1958 yılında Ankara´ya gittim. Ankara´daki Oto Koç şirketimizde çalışmaya başladım. Toprağı bol olsun Bernar Nahum Bey´in yanında bizi çırak olarak işe başlattı. 1.5´a 3.5 metre bir oda, küçücük bir şey, yani iki kişi zor sığar. Öyle bir odada iş hayatına başladım.

Neler öğretirdi, ne gibi tavsiyelerde bulunurdu?

Bir defa her şeyi çok iyi etüd ederek, okuyarak, hazmederek bir konuya hazırlanmamızı tavsiye ederdi. Sadece benim değil, bütün çalışanlar için bunu söylerdi. Hazırlıksız toplantıya gitmemizi tasvip etmezdi. ``Toplantıda görüşülenleri not alın, ondan sonra onun üzerinde çalışın, bir dahaki toplantıya hazır olun`` derdi. Toplantıda alınan kararların, bir sonraki toplatıya kadar yerine getirilip getirilmediğini sürekli kontrol ederdi.

Şahsi masraflarımızın hepsini kontrol ederdi. Şirketlerin masraflarını da çok yakından takip ederdi. Bir işe girmeden önce iyi etüd edilmesini isterdi. Çünkü mağlubiyete ya da yanlışlık yapılmasına tahammülü yoktu Vehbi Bey´in.

Yanlışlık yapılmasın diye de, çok dikkatli adım attığından, bazı işleri kaçırmışızdır. Vehbi Bey´in yaşı ilerledikçe, buna daha fazla ağırlık vermeye başladı. Çünkü, hayatında hep muvaffak olarak gelmiş bir kişi olarak, bu başarılı hayatını bir hata ile noktalamak istemezdi. Fevkalade dikkatli çalışırdı. Hatta son zamanlarda işin içinde olmadığı halde, bizi bazı konularda ikaz ederdi. 

Başka hangi konularda dikkatli olmanızı isterdi?

``Özel hayatınıza dikkat edin`` derdi. Bakkal hesabı gibi bir hesabı vardı;  8 saat uyuma, 8 saat dinlenme ve spor, 8 saat çalışma. Bunu bozmayın derdi. Hiçbir şeyde aşırıya gidilmesini istemezdi. Hatta kendisi o kadar mütevazi yaşardı ki, bunu özellikle kendi yanındakilerine örnek olsun diye yapardı.

Bu nedenle büyük fedakarlık yapmıştır. Yerli arabaya binerdi. Küçük bir dairede otururdu. Odadan çıktığı zaman mutlaka elektriği söndürürdü. Annemi her zaman öğünlerde fazla kap yemek yaptığı için, misafirin yanında bile tenkit etmeye çekinmezdi. Hem mideye zarar, hem keseye zarar derdi.

Alışılmışın dışında bir insandı. Dinine çok sadıktı. Aile bağlarına fevkalade dikkat ederdi. Ailenin hep birarada ve tek parça olarak bulunmasını isterdi. Yakın senelere kadar bizim bayramda şuraya, buraya gitmemizi de arzu etmezdi. Yılbaşında hiçbir zaman bir yere gitmezdik. Dünyanın neresinde olursak olalım, yılbaşında aile bir yerde toplanırdı. Bizim çocuklar Uludağ´da olurlardı. Bir günlüğüne yılbaşı akşamı için getirirdik, aile hep beraber olurdu, tekrar ertesi gün giderlerdi. O kadar bu konularda katıydı.

Vehbi Bey iş dünyasına neler bıraktı?

İş dünyasına en büyük katkısı öncülük rolü oynamasıdır... Küçüklüğünden beri Vehbi Bey anlatır; mektebe uyuz bir eşekle giderdim, kulakları düşüktü diye. Gayri müslümün komşusunun oğlu pırıl pırıl, kulakları dik bir eşekle gidermiş okula ve onların hayatına imrenirmiş.

Oradan bir şey başlamış Vehbi Bey´de, ben de bunlar gibi olucam dermiş. Biliyorsunuz, o devirlerde, müslümanlar daha çok asker ve bürokrat olurlardı. İş yapmak, tüccarlık ve para kazanmak, bir nevi başka bir dünyanın yapacağı iş olarak kabul edilirdi. Asil bir insanın yapacağı iş olarak görülmezdi.

Vehbi Bey, Türk iş dünyasında bu çizgiyi atlamıştır. Bunlar tüccardır, ben de tüccar olacağım, işadamı olacağım, en az onlar kadar olacağım, onları geçeceğim... Bu hırsla başlamıştır Vehbi Bey. Tabii Ankara´nın başkent olması, Ankara´nın ihtiyaçlarının doğmuş olması; Ankara´nın ihtiyaçlarının en önce inşaat malzemesi, ondan sonra tesisatlar ondan sonra yapılar, sonra nakil vasıtaları, sonra akaryakıt, lastik derken Vehbi Bey hep bunların tedarikine yönelmiş. Önce ihtiyaçlar İstanbul´dan gayri müslümlerden alınmış. Sonra, kendisi doğrudan doğruya acente olmaya başlamış ve doğrudan doğruya ithalata başlamış. Biliyorsunuz, o dönemde memlekette iğneden ipliğe her şey ithal edilirdi.

Onun başlattığı ya da iş dünyasına kazandırdığı değerler neler?

Vehbi Bey´in iş dünyasındaki değişmez kuralı, dürüst olunacak, şeffaf olunacak, özü sözü düz olunacak. Hiçbir zaman ayağını yorganından fazla uzatmayacaksın. Daima derdi ki, alacaklarımı almayabilirim, fakat borçlarımı her zaman ödemek zorundayım. Dolayısıyla mali imkanları içinde ona göre bir marj koyardı.

Halkın nabzını tutmayı bilir, memleketin ihtiyaçlarını tespit eder, onları sağlamaya çalışırdı. Vehbi Bey´in devrinde her şeyin ithalatından her şeyin imalatına kadar geçen bir süreç vardır. Tabii o zaman kapalı bir ekonomi içindeydik ve Vehbi Bey bunun avantajlarından istifade etmiştir. Yine Türkiye´ye fabrikasyonu getiren insan olarak onun avantajlarından istifade etmiştir.

Kapalı ekonomi devrinde bir fabrika kurarsınız, memleketin ihtiyacının yüzde 60-70´ini yerine getirirsiniz, ondan sonra başkaları zor kurar öyle bir fabrika. Fiyatlarınız da düzgünse halkın cebine uygunsa, zor olur başka birinin girmesi.

Vehbi Bey´in sezgi kabiliyeti, başarısında önemli bir rol oynuyor sanıyorum?

Vehbi Bey, Henry Ford´un hikayesini okumuştur. O nasıl ki, ``Her işçime bir araba`` demişse, Vehbi Bey´de her eve bir buzdolabı, her eve bir ampul, her eve bir radyatör demiştir... Bakmış Ankara´da bir tane otomobil var, bunun gelişeceğini görmüş. Lastiğin, yakıtın buna bağlı gelişeceğini sezmiş.

Vehbi Bey daima şunu söylerdi; ``Başkalarının tecrübelerinden istifade edeceksiniz. Hiç kimse her şeyi bilemez''. O nedenle, ``Çok okuyacaksınız, çok göreceksiniz, onlardan bir şeyler kapmaya çalışacaksınız`` derdi. Örneğin, Vehbi Bey en ufak bayiye yaptığı temaslardan edindiği intibalardan ya da Henry Ford ile konuşmasından aldığı bilgileri, hemen oturur yazardı. Bizlere aktarırdı. ``Siz de böyle olun, biz de böyle yapalım`` derdi.

Yani Vehbi Bey dış dünyadan da esinlenmiştir. Memleketin geri olması onu daima sızlatmıştır, yüreğini hoplatmıştır. Daima memleketini ilerletmek için çalışmıştır. Memleketim varsa, ben de varım demiş ve memleketle teşkilatını özdeşleşmiştir. Memleketim için iyiyse, benim içinde iyidir demiştir.

Bunun için Vehbi Bey para kaçırmamıştır, Vehbi Bey vergisini doğru ödemiştir. Vehbi Bey en sıkıntılı zamanlarımız olan dövizin dar olduğu ve her kesin karaborsa yaptığı zaman biz yapmamışızdır. Başkaları şöyle yapıyor deyince; biz başkası değiliz biz biziz demiştir.

Siz ondan neler öğrendiniz? Özellikle iş dünyası ve şirket yönetimi açısından?

Tabii jenerasyondan jenerasyona fark var. Bizim Vehbi Bey gibi olmamız mümkün değil. İkincisi, Vehbi Bey´in hobisi de çalışmaktı. Ne zaman bir boş vakit bulsa, kurduğu vakıfların, verdiği bursların peşinde koşardı. Benim başka türlü hobilerim vardı. Tabii ben işim olmadığı zamanlarda onlarla uğraşırdım. Vehbi Bey bayram tatiline gidilmesini bile istemezdi.

Vehbi Bey hobilerinizi eleştirir miydi?

Eleştirirdi tabii... Vehbi Bey´in oğlu olmak çok zordu. Vehbi Bey bana bir sandal dahi almamıştır. Kendi motorumuzu kendimiz aldık, kendi yatımızı kendimiz yaptık. Çünkü lüzumsuz görürdü. `` Bir şey kirala gez, işin bitince de bırak`` derdi.

Vehbi Bey dışarda ev alınmasını da istemezdi. ``En lüks otelde kalın, faturayı ödediğiniz zaman iş biter`` derdi. Yazlık, kışlık eve para bağlamayı gereksiz görürdü. Zaten para bağlamak şirketlere aitti. O her kazandığını şirketlere yatırırdı.

Bugün Koç Grubu´nda süren gelenekler neler, biten gelenekler ve değişen şeyler neler?

Bir defa Türkiye önce kapalı ekonomiden yarı açık ekonomiye geçti, şimdi ise tam açık ekonomiye doğru gidiyor. Böyle olunca rekabet şiddetleniyor. Rekabet şiddetlenince k^ar marjları düşüyor. Onun için bazı tedbirler almak gerekiyor. Bunlar masrafları kısmak, adetleri artırmak, teknolojiye yatırım yapmak, dış ortaklıklar kurmak, olmassa ekseriyeti vermek, daha olmazsa satıp çıkmak... Eğer rekabet kabiliyeti kalmamışsa onu da yapmak gerekiyor.

Fakat Vehbi Bey´den aldığımız dürüstlük, şeffaflık, Koç isminin haysiyetini zedelememek, vergiyi muntazam ödemek, politikaya girmemek, politikadan istifade ederek bir şey yapmamak, çalışan insanların terfilerinin içerden yapılması, müesseseleşmeye ne kadar yaklaşabilirsek o kadar yaklaşmak, kalbimizle değil kafamızla karar vermek. Ve tabii aile arasındaki ahengin bozulmamasını sağlamak.

Vehbi Bey bunu daima ön planda tutmuştur. Şirketlerin yaşaması için bunu şart görürdü. Onun için bir aile komitesi kurmuştu Vehbi Bey... Sağ olduğunda bu komitenin başında o vardı. Bu komite, ailenin vereceği kararları alır. Şimdi ablam, Semahat Arsel´dir onun başı. Orada münakaşa yapar, tartışırız. Fakat oradan çıkıp karar aldıktan sonra hepimiz buna uyarız.

Siz oğullarınıza neler öğretiyorsunuz?

Oğullarım da benden değişik. Onların da bambaşka bir işe yaklaşım tarzları var. Ben garajda yedek parça sayarak başladım. Hızlı değişim artık bu tür şeylere müsade etmiyor. Belli bir yönetim kabileyetiniz varsa, belli bir noktadan başlıyorsunuz. Dolayısıyla bu bazen tenkit edilir. Benim üç oğlum da, işe Koç Holding´den girdiler. Oysa şirketlerde çalışıp, belli bir süre sonra buraya atlasalardı, belki başka türlü olurdu. Ama, o devri geçtik artık.

Bu sizin verdiğiniz bir karar mıydı?

O gün öyle icap etti. Buna yanlız ben değil, Vehbi Bey´de karar verdi. Onun sağlığında oldu bunlar.

1984 yılında size şirketleri teslim ettiğinde size neler dedi?

Ailevi vasiyet bıraktı. ``Ahenk bir numara, kendi menfaatiniz için şirketlerin menfaatini suistimal etmeyin`` dedi. ``Müşterek karar verin, müesseseleştirin, profesyonel idareye geçin`` dedi. Koç Holding´in ekseriyetine sahip olan Temel şirketinin hisseleri bizim ama, satma hakkımız yok. Onlar bir blok olarak durmak mecburiyetinde.

Bugün içinde yaşadığımız ``yeni ekonomi'' Koç Grubu´nu nasıl şekillendiriyor?

Koç Grubu tabii bu gelişmeleri çok yakından takip ediyor. Örneğin bizde Ultra TV var, kablo işi yapıyor. Bizde KoçSistem var, bilgi teknolojisinde çalışıyor. Elektronik ticarete başladık, Kangurum ile... Dolayısıyla biz de telekoma giriyoruz. Gerek GSM´e gerek Türk Telekom´a teklif vereceğiz. Yani dışarda kalmış değiliz.

Peki Koç Grubu şimdi arayı kapatıyor diyebilir miyiz?

Bence arası çok açılmış değil. Belki biz olayı fazla dramatize etmiyoruz. Ortalığa çıkmıyoruz. Bakıldığı zaman Koç Grubu enerji işinde değil diyorlar. Fakat, Türkiye´nin yüzde 15 enerji üretimi bizde. Bakü-Ceyhan Boru Hattı´nda, Türkmenistan gaz projesinde, Irak gaz projesinde, İran´dan gelen gaz projesinde, ilişkilerimiz var. GSM´e de daha önce iki grup girdi, başka kimse girmedi.

Yeni ekonomi şirketlerin çalışmasını nasıl etkiliyor? Örneğin siz şirketlerinizi birleştirme yoluna gittiniz, buna neden gerek duyuldu?

Bizde eskiden beri satış şirketi, satış şirketidir. İmalat şirketi, imalat şirketidir. Distribütör distribütördür. Bayi bayidir. Bu halka vardır. İmalatçı, ana distribütör, satış şirketi, bayi ve müşteri... Bu zincir böyle gider.

Buradaki felsefe şudur: Herkes kredi limitini işin içine koyardı, bu kademe kademe herkesin kredisi işin içine girdiği zaman, müşteriye daha fazla kredi verilebilirdi, felsefe buydu. Herkes bir miktar para kazanırdı. Şimdi k^ar marjları buna müsade etmiyor. Dolayısıyla imalatçıyla distribütör, satıcı ve bayi hepsi bir paket oluyor. Zaten büyüdüğünüz zaman büyüklüğün getirdiği bir yararlanma imkanı var. Büyüdüğünüz zaman milletlerarası piyasada hissenizi satmak için ortaya çıktığınız zaman, k^ar kaydırması olmadığını görüyorlar.

Yanlız Arçelik´i satmaya kalkarsanız, Atılım şirketi dışarda kalınca, k^ar nerede olacak diye soruyor. ``İlerde siz k^arı buraya kaydırırsınız, ben bir şey olamam`` diyor. Ben bunun ikisinin birden k^arını almak istiyorum diyor hisse senedinizi alacak yatırımcılar. Böylece daha şeffaf oluyorsunuz, imalattan müşteriye kadar olan zincir bir tabloda görülebiliyor.

Şirket satın almalar olabilir mi bu entegrasyonu sağlamak için?

Bilhassa Doğu Almanya´da özelleştirmeler olurken, baktık işimize gelmedi, üstüne para verdikleri halde kabul etmedik. Dışarıdaki şirketlerin bir çoğu çok pahalı, bizim hazmedeceğimiz çapta olanlar da bize pek faydası olan tipten değil. Dolayısıyla dışarda şirket satın alacağımıza, kendi distribisyon sistemimizi ve kendi markamızı oluşturmaya çalışıyoruz Batı dünyasında.

Fakat bunun yanında da şirketlere bakıyoruz, bize sinerji getirecek, bizi büyütecek piyasa hissesi verecek, makul fiyata alınabilecek, teknolojisi olan, biz alınca elimizde dağılmayacak imkanları araştırıyoruz.

Siz yabancıları idare kuruluna aldınız, bu karar nasıl bir açılıma gitmek için alındı?

Bu kararı ben verdim. Satmak için de etrafa epey uğraştık. Bunlar dünyanın tanınmış insanları her biri bizden çok daha büyük dev şirketleri idare eden insanlar. Dolayısıyla bunların uzun vadede getireceği ve bize vereceği istikamet akıl, tecrübe bize çok faydalı olacaktır. İkincisi bunlar disiplinli çalışmaya alışmış insanlar. Bizim Türkiye´de idare heyetlerimizde hala o kadar disiplinimiz yok. Dolayısıyla, idare heyetine bir çeki düzen verdiler, disiplin getirdiler. Ne konuşulur, ne konuşulmaz, hangi raporlar yazılır, hangileri yazılmaz. Sonra iş kollarımızı teker teker gözden geçiriyorlar bize fikir veriyorlar. Burada dur, burada dikkat et, buradan çık gibi. Ondan sonra kredibilitemiz artıyor. Koç Holding İdare Heyeti´nde bu insanlar var dendiği zaman, ciddi bir müessese olduğunuz, özü sözü doğru bir şirket olduğunuz ortaya çıkıyor. Aksi takdirde adamlar bunu kabul etmezlerdi deniyor. Zor tabii... Toplantılar İngilizce yapılıyor. Şimdi artık global şirketler, hangi ülkeden gelirlerse gelsinler, idare heyetleri toplantıları İngilizce yapılıyor. Her şey dolara çevriliyor onlar anlasın diye. Fakat çok faydasını görüyoruz.

KOÇ GRUBU´NUN YENİ STRATEJİLERİ

Yeni ekonomi ve değişen rekabeti göz önünde bulundurursa. Koç Grubu´nda bundan bir adım sonra neler olacak?

Kapalı ekonomide biliyorsunuz imal ediyor ve satıyorduk. Açılınca ekonomi şimdi, Türkiye´nin avantajları neler ona bakıyoruz. Türkiye´nin avantajı bir defa çok nüfusunun olması, doymamış bir piyasanın olması, genç nesilin olması ve taleplerin her sene büyümesi. Yani ekonominin talep açısından büyümesi. Bu ne getirir? Distribüsyonu getirir mesela. Burada kuvvetli olacaksınız. Yabancılara karşı bu noktada güçlü olacaksınız.

Bu ne getirir; Türkiye turizm ülkesidir, yabancı benim güneşimi alıp kendi memleketine koyamaz. Arkeolojimi alıp koyamaz. Denizimi alıp koyamaz. Dolayısıyla turizm açısından bir servis sektörüne girmek icap eder. Bu  para bozdurmayı, para yapmayı; bankaları getirir. Daha fazla satmak için kredi müesseselerini getirir. Bunların hepsi birbirine bağlı şeyler. Türkiye de bu yollarda gidecektir.

Otomobil deyince dünyada belki ilerde 5 tane şirket kalacaktır. Siz bunlardan bir tanesinin bir parçası olabalirseniz olursunuz, olamazsanız kendi başınıza ayakta durmanız mümkün değildir. Dolayısıyla bunu bilerek hareket ediyoruz.

Kendi avantajımızın en çok olduğu noktalara ağırlığımızı basarak gidiyoruz. Örneğin zirai ürünler; Türkiye´nin yetiştirdiği kuşkonmazı kalkıpta Fransa´ya götüremezsiniz. Zirai ürün varsa burada Avrupa´da örneğin salçada bir numarayız, o bakımdan bu yollara doğru gideceğiz. Finans, distribüsyon, marketçilik gibi alanlara doğru götürüyoruz işi. Ondan sonra elektronik ticaret artınca, bazı şeyler istenecek. Adam malı görmeden alıyor. Adam malı derhal istiyor, yoksa fikrini değiştirir. Onun için kapıya teslim yine memleket içinde ciddi ve süratli bir dağıtım çok önemli. O işlere ağırlık veriyoruz. Bu olmazsa elektronik ticaret yürümez.

VEHBİ BEY HANGİ İŞLERE GİRİLMESİNE ENGEL OLDU?

Vehbi Bey ile uzlaşamadığınız noktalar olur muydu?

Biz daha hızlı gitmek isterdik mesela. ``1964 yılında ben armatörlüğe girelim`` dedim. Türkiye´nin her tarafı deniz, gemicilik ilerleyecektir. 2. Dünya Savaşı´ndan sonra ABD´liler gemileri çok uzun vadeli satarken, İsmet İnönü bunları borca girmek istemiyorum diye almadı. Sonra Türkiye armatörlükte geriledi.

Ben bu işe girmek istedim, idare heyetinde 6´ya 4 ile kaybettim. Ondan sonra, bankacılığa girmek istedik. Vehbi Bey, ``şimdi banka kurarsak diğer bankalardan kredi alamayız`` dedi. ``Bizim bankamız İş Bankası´dır`` dedi. Sonra gördük ki, banka kuranlar, diğer bankalardan daha fazla kredi alıyor. Vehbi Bey çok dikkatli adım attığından giremediğimiz böyle birkaç tane daha iş var.

Telekom işine girecektik en son. 500 milyon dolarlık fatura koydular. ``Vehbi Bey ben bunu ödeyemem. Bunu bize ödetirler`` dedi. Biz abone kaydetmeden bunlar özelleşirse, biz bunu ödeyemeyiz dedi. Ben ödeyemeyeceğim bir şeyin altına imza atmam dedi ve girmedi. Mesala basın-yayına girmek istedik, ona da karşı çıktı.

Bunlara girseydiniz daha mı iyi olurdu?

Onu bilemem. Bu şuna benzer: Bir müteahhide bir ev verirsiniz. Sonra biri der ki, ben yapsaydım daha iyi olurdu. Bunu görmek için iki bina birden yaptırmak gerekir. Dolayısıyla girmediğimiz için bilemiyorum. Fakat bankacılığa girseydik herhalde biz, daha çok ilerlerdik. Daha rahat hareket ederdik.

Sabancı bütün grubunu bankası kanalıyla kurdu. Akbank ile... Oysa biz her şeyi Koç Holding içinde yaptık, bankasız. Bizim holding bankayı kurdu, onlarınki tam tersi oldu. Banka Sabancı Grubu´nun hızlı büyümesine çok yardım etti. Mesala telekom işi; Turkcell´in değerinin 12-15 milyar dolar olduğu söyleniyor. Koç Holding´in değeri 6-8 milyar dolar. 75 senelik müessese. Bu ABD´de böyle, Bill Gates´in şirketi General Motors´u, General Electiric´i geçti. «MDBO»

''İNTERNET ŞİRKETLERİ BALON''

İnternet konusunda neler yapmayı planlıyorsunuz?

Koç-net ile bu işe girdik. Belli bir noktaya geldikten sonra bu işi ayıracağız. Ayrı bir şirket kuracağız. Fakat bu internet şirketlerinin hepsi balondur. Bizimkilerden bahsetmiyorum, dışardakilerden bahsediyorum. Bir gün bu köpük sönecektir, patlayacaktır.

Onlar bunu bildikleri için, şimdi hakiki şirketler almaya doğru gidiyorlar. AOL´ın Time Warner´ı almasının en büyük sebebi, en yüksek piyasa değeri olduğu zaman, sağlam bir şirket alıyor. Çünkü, kendisi bunu bu şekilde götüremeyecektir. Bunler elle tutulmayan, gözle görülmeyen değerlerdir, bir olayın bir hareketin bir modanın getirdiği işlerdir. Herkesin yapabileceği işlerdir, onun için bunlar ilk olma avantajıyla bunu elle tutulabilir, gözle görülebilir, ismi olan sağlam bir yere bağladılar. Bence çok akıllıca bir iş yaptılar.

İnternet şirketlerinin hiçbiri k^ar etmiyor. Amozon.com 400 milyon dolar zarar ediyor, hisseleri yükseliyor. Anlamadığımız bir parametreyle ölçümleri var bunların. Fakat, bunların böyle gitmesi mümkün değil.

''GELECEK PAZARLAMADA''

Yeni girilebilecek bir alan düşünüyor musunuz?

Yeni bir alan yok, her şeye bakıyoruz. Varsa siz söyleyin. Bu şekilde giderse, 2020 yılında dünyayı 30 şirket idare edecek diyorlar. İş o tarafa doğru gidiyor. İlaç şirketleri birleşiyor, medya şirketleri birleşiyor, sanayi şirketleri birbirini satın alıyor. Otomotivde 5 tane şirket ya kalacaktır ya kalmayacaktır dünyada.

Bugün marifet yapmak değil, satmak. Çünkü, teknolojinin bilinmeyen bir tarafı kalmadı. Gelecek pazarlamada. Elektronik mail, elektronik ticaret, elektronik ticarette distribisyona bağlı. Koç Grubu bu üçlü zinciri tamamlamaya çalışıyor.

''UZUN VADEDE THY GİBİ OLACAĞIZ''

Dünya ikibinli yıllarda belki 30 dev şirket tarafından yönetilecek dediniz Koç onların arasında olacak mı?

Nasıl olsun efendim... Koç Grubu daha yeni yeni enternasyonel olmaya çalışıyor. Adımımızı ancak yeni birkaç ülkeye atmaya çalışıyoruz. Sadece Koç Grubu için değil, birçok şirket açısından da bu mümkün değil. Türkiye´de öyle bir şirket yok.

Biz uzun vadede Türk Hava Yolları gibi olacağız. Dünyada, gene dört beş tane global uçan hava yolları kalacak. Satın aldıkları mahalli hava yolları, onların İstanbul´dan Bodrum´a uçmasını sağlayacaklar. Yanlız Türkiye´nin ekonomisinin güçlü olması gerekiyor. Ekonomisi güçlü olan ülkenin lafı dinleniyor. Zayıf olan ülkede ne demokrasi oluyor, ne de milletlerarası camia da bir ağırlığı oluyor. O bakımdan, kimseye el açmayacak hale gelmemiz lazım.

KOÇ´UN MORALİNİ NE BOZAR?

Ocak enflasyonu sizin de moraliniz bozdu mu?

Hayır... Zaten önce bir dalgalı devir geçirecek sonra oturacak. Benim moralimi şu bozar; hükümet işçilere bizlerin verdiğinden fazla verirse... Beyaz yakalılara vermedi, memurlara vermedi. Biz de vermedik. Şimdi biz işçilerimizi tutuyoruz. Yüzde 20-25´lerde tuttuk. Şimdi kalkarda hükümeti zor duruma sokar ve yüzde 40-50 alırlarsa, o zaman çok zor olur. Hem bizim durumumuz zor olur, hem de tedbirlerin oturmasını zorlaştırır ve geciktirir.

Enflasyondaki en önemli nokta inanmadır. Herkes enflasyon düşecek derse, adımlar ona göre atılır. Hesaplar, bütçeler ona göre yapılır, ona göre para harcanır. Fakat tutup hükümet bunun tam tersini yaparsa çok kötü olur. İş dünyasında bir inanç oturdu. Bu enflasyonla Türkiye gidemez. Bunun geri çekilmesi lazım. Dünyada bir biz kaldık.

''ÇOCUKLAR TAMAMEN PROFESYONEL ÇALIŞACAKLAR''

Aile kendine nasıl bir gelecek öngörüyor? Arkadan oğullarınız geliyor, onların konumları ne olacak?

Bizim çocuklar tamamen profesyonel çalışacaklar. Eğer muvaffak olurlarsa, yükselecekler. Eğer olamazlarsa, oldukları yerde kalıp, hissedar olarak devam edecekler. Eğer onu da istemezlerse, ölünceye kadar yaşayacak paraları var. Dolayısıyla kendi hayatlarını sürdüreceklerdir.

Ama hepsi hırslı ve üçüde işin içinde olmak istiyor. Üçü de bu gruba bir katkıda bulunmak istiyor. Üçü de yarış halindeler. Hem kendi kendilerine hem de diğer kilit noktadaki arkadaşlarıyla...

Tabii Koç´da yavaş ve bürokratik bir kültür var. Onu da bir noktada kenara itmemiz lazım. Biz başkaları kadar süratli karar alamıyoruz. Bazı parametrelerden geçmeden, bazı kademelerden geçmeden karar vermiyoruz. Bu da Vehbi Bey´in getirdiği bir sistemdir. Bazı işlerde belki bundan vazgeçmek gerekiyor. Eski iş yapma tarzımızı bu süratli gelişmeler karşısında mümkün olmayabilir. Tabii yine dikkatli olmak gerikiyor, hızlı karar hata marjını da yükseltilebilir.

 

 

 

 


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz