"Krize Rağmen"

Serhan Boztilki / Ak Portföy Yönetimi Grup Müdürü Aslında borsa yükselirken, favori hisse bulmak kolaydır. Önemli olan, düşüşte yatırımcıya kazandırmak... Akbank B Tipi Değişken Fon, kriz dönemin...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Krize Rağmen

Serhan Boztilki / Ak Portföy Yönetimi Grup Müdürü

Aslında borsa yükselirken, favori hisse bulmak kolaydır. Önemli olan, düşüşte yatırımcıya kazandırmak... Akbank B Tipi Değişken Fon, kriz döneminde bu başarıyı yakaladı, yüksek getiriye ulaştı. Bu başarıda, Ak Portföy Yönetimi Grup Müdürü Serhan Boztilki'nin rolü büyüktü. Serhan, 2001 yılının ilk çeyreğinin, 2000’in son aylarından daha iyi olacağını söylüyor. İyi hisse seçeceklerin, borsada kazanmaya devam edeceklerine dikkat çekiyor ve bazı şirketlere dikkat çekiyor...

Kasım ayının başlarından hiç kimse böyle bir krizin olmasını beklemiyordu. Yıl sonu nedeniyle piyasadaki likidite sıkışıklığının artacağı kesindi. Ancak, bankacılık operasyonuyla başlayan ve 22 Kasım'da patlak veren likidite krizi piyasalar üzerinde derin yaralar açtı. Repo faizleri yüzde 2000'lere yükselirken, bono faizleri yüzde 100'lerin üzerine çıktı. Borsa endeksi ise 7 binlere kadar geriledi. Yabancı yatırımcılar da ellerindeki bono ve hisse senetlerini satıp, döviz alarak hızla Türkiye'yi terk etme yolunu seçti. Böyle olunca da hem bireysel yatırımcılar hem de profesyonel oyuncular önemli oranda zarar etti.

Ancak, bu ortamda bile yüzü gülenler oldu. Akbank B tipi Değişken Fon son bir ayda, yani likidite krizinin en yoğun olarak yaşandığı dönemde yatırımcısına yüzde 16.31 getiri sağladı.  Aynı dönemde B tipi fon endeksinin getirisi ise yüzde 1,91'de kalırken, A tipi fon endeksi yüzde 10,97, İMKB-100 endeksi ise yüzde 27,94 değer kaybetti.

Akbank B Tipi Değişken Fon'un bu başarısında Ak Portföy Yönetimi Grup Müdürü Serhan Boztilki'nin payı oldukça büyük. Yılın son aylarında likidite de ciddi bir sıkışma bekledikleri için eylül ayından itibaren fonun içindeki tahvil-bono miktarını sıfırladıklarını söyleyen Boztilki, "Bu büyüklükte bir likidite krizini öngörmemiştik. Ancak, fonumuzun eylülden itibaren portföyümüzde yüzde 100 repo bulundurmamız krizi karlı atlatmamızı sağladı" diyor.

Serhan Boztilki, kriz döneminde kazanmanın sırlarını, 2001 yılının favori sektör ve hisse senetlerini Capital'e anlattı.

22 Kasım'da patlak veren kriz piyasalar üzerinde derin yaralar açtı. Türkiye neden böyle bir kriz yaşadı?

Aslında bizim piyasalarımız değişik volatilitelere alışıktır. Ancak, son bir ayda olanlar, gerçekten sadece yaşandığı dönem itibariyle değil, sonraki dönemlere de damgasını vurabilecek nitelikte. Başta hükümet olmak üzere, herkes, 2001 yılı bütçe hedeflerini yeniden gözden geçirmek zorunda kalacak. Kurumlar, sanayi şirketleri, finansal şirketler ve kurumsal yatırımcılar da hem vizyon, hem bütçe, hem de hedef olarak bir takım değişiklikler yapmak zorunda kalacak. Bu da çok doğal.

Krizin nedenlerine gelince... Mali sistemde yılların getirdiği bir takım sıkıntılar, sistem oyuncularının istemese de mecbur olduğu bir takım kümülasyonlar var. Örneğin Hazine bonosuna piyasa ister istemez çok fazla kümüle oldu. Tüm sistemin riski bu enstrümana bağlı oldu. Bankacılık sektörü son 7-8 yıldan beri açık pozisyonla çalışıyor ve bunun karşılığı Hazine bonosu kullanıyordu.

Bunlar, herkes tarafından bilinen bir gerçek. Bütün bunlar birike birike bugünlere taşındı. Çok kötü günler yaşadık. Bu 20 gün süren likidite krizi ekonomiyi belki yakmayan ama daha az sıcak şekilde uzun süre etkisi altına alacağı kanaatindeyim.

Diğer taraftan ,böyle bir krizin yaşanması belki de gerekiyordu. Çünkü, bunların bir şekilde yaşanması, sorunlara el atılması gerekiyordu. Çünkü, hükümetin uyguladığı IMF destekli program, üç yıllık bir program. Biz ilk etapta birinci yılın sonunda, yıllardan beri enflasyondan çok ıstırap çektiğimiz için, enflasyondaki ve dolayısıyla faizlerdeki hızlı düşüşü, “Bu program başarılı oldu ve bitti. Hedefler de burasıydı" gibi algılamıştık. Bu krizle birlikte öyle olmadığını gördük. Bu üç yıllık bir program. Her yılın birer aşaması var. Bu üç yılı istikbalimizi, geleceğimizi kazanmak adına çekmek zorundayız. 2001 yılı bu üç yılın önemli bir kilometre taşı olacak diye düşünüyoruz.

Bu kapsamda kurum olarak 2001 yılı hedefleriniz neler?

2001 yılında ekonominin biraz yavaşlamasını öngörüyoruz. Biz tahmin olarak ortalarda bir yerlerdeyiz. Karamsarlar, büyümenin eksi 4'ler civarında, iyimserler 0 veya 1'ler düzeyinde olacağını tahmin ediyor. Biz eksi 2'leri aşağı doğru geçmeyen bir büyüme hızı bekliyoruz.
Bütçe hedeflerinde açıklanan faiz oranları hedeflerine,  olağanüstü bir şey olmazsa, yaklaşılmasının zor, faizlerin dip seviyelerinin yüzde 30'lar olacağını tahmin ediyoruz. Enflasyon hedeflerini de 5-6 puan yukarı doğru artırma gerektiğini düşünüyoruz. 

Bu krizden en az yarayla, hatta karlı çıkan fonları yönetiyorsunuz. Böyle bir kriz ortamında kazandırmanın sırları neler?

İlginç bir şey, ama biz krizden bir miktar karlı çıktık. Biz ocak ayından itibaren yeni dengelerin, yeni koşullarla oluşacağını öngördüğümüz için, zaten eylül ayından itibaren aldığımız pozisyonlarda riski en aza indirmiştik. Hala da aynı şeyi düşünüyoruz. Bireysel yatırımcı ile portföy yöneticisi arasındaki en önemli fark, bireysel yatırımcı öngörüleri ölçüsünde yatırımını yapar ve bunun sonucunu almayı bekler ve burada riski taşır.

Portföy yöneticileri ise, artı riskleri belki taşır, ama eksi riskleri, “olsun göreyim, ondan sonra pozisyon alayım” mantığında hareket eder. En azından biz öyleyiz. Piyasanın iyi olacağını tahmin edip, buna yatırım yapmaktansa, piyasanın ne olacağı konusundaki senaryomuzu, olma yoluna girince devreye sokarız. Bizim genelde yönetim stratejimiz bunlar üzerine kurulu. Son krizde de bunun yararını gördük.

Faizlerdeki hızlı yükseliş nedeniyle B tipi fonlara çok büyük talep geldi. Bizim buradaki avantajımız, mali piyasaların aralık ayında sıkışacağını görerek, pozisyonlarımızı eylül-ekim aylarından itibaren likit olmaya ve riskten kaçmaya göre ayarlamış olmamızdan kaynaklandı.

Sizin tahmin ettiğiniz bu çapta bir likidite krizi değildi herhalde...

Kesinlikle bu boyutta bir kriz olmasını beklemiyorduk. Zaten krizler önceden öngörülemez. Öngörülseydi adı kriz olmazdı. Bizim ki tamamen yıl sonu nedeniyle artacak olan likidite sıkışıklığına yönelikti. Bu beklenti nedeniyle de, özellikle ekim ve kasım aylarını yüzde 100 repo ile geçirdik. Ve faizlerin yükselmesi B tipi fonlara olağanüstü bir büyüme getirdi.

Bunun yanı sıra, repo faizlerindeki aşırı yükseliş, tamamen repoda olduğumuz için bize inanılmaz ölçüde yaradı. A tipi fonlarımızda da, yine likidite sıkışıklığı beklentimize bağlı olarak, iyimser havalarda yasal limitlerin biraz üzerine çıkarak, en ufak şüpheli bir durumda tekrar yasal limitlerimize inerek temkinli bir yönetim stratejisi izledik. Böylece bu zor dönem bizim için bir nebze daha kolay geçmiş oldu.

Önümüzdeki dönemde faiz cephesinde nasıl bir hareket bekliyorsunuz?

Ocak ayından itibaren gerek IMF kaynaklı desteklerin girişi, gerekse IMF'nin yeşil ışık yakmasıyla bir anda kaosa dönen ve güven bunalımı haline gelen uluslararası piyasalarda Türk kurumlarının borçlanabilme zorluğu biraz daha aşılmış olacak. Ve ocak ayının 15'inden itibaren faizlerde ve nakit akışlarda tedrici olarak yavaş yavaş iyileşme bekliyoruz. Buna bağlı olarak da bono faizlerinde bir düşüş yaşanacak.

Ancak, en azından yılın ilk yarısında bono faizlerinin, basit bazda yüzde 40-55 bandı arasında seyredeceğini tahmin ediyoruz. Çünkü, yüzde 40'ların altına inmek, önemli bir takım yapısal gelişmeleri gerektiriyor.

Ne gibi yapısal gelişmeler bunlar?

Özelleştirmenin kararlılık ve iradeyle gitmesi şart. Özelleştirmeler hakkında somut bir takım adımların atılması, bunlardan sağlanacak nakitlerin piyasaya ve kamu bütçesine aksetmiş olması bizim için en önemli yapısal gelişmelerden biri olacak. Bunun yanı sıra, bankacılık sektöründe yıllardan beri olması beklenen reformların artık yapılması gerekiyor. Bu gelişmeler ne kadar fazla ve sürekli olursa, bono faizlerinde yüzde 40'ların altına düşme ihtimali de artmış olacak.

Peki hisse senedi piyasası 2001'de nasıl bir trend izleyecek?

Hisse senedi ve faiz cephesi birbirini her zaman etkilemiştir. Ancak, öyle dönemler olur ki, bu piyasaların birbirlerine olan duyarlılıkları giderek azalmaya başlar. Şu anda öyle bir dönemdeyiz. Yani hisse senedi fiyatlarının çok düştüğü yerlerde, faizle olan hassasiyetinin giderek azalmaya, zaman zaman kaybolmaya başladığını görürüz. Hisse senetlerinin piyasa değeri, defter değeri 1'lere yaklaştıysa, fiyat/kazanç oranı 5-6'lara kadar düştüyse, en azından kısa vadedeki dalgalanmalarda borsada çok hızlı bir düşüş beklenmez. Bu aralar bahsettiğim yerlere çok yaklaştık gibi görünüyor.

Tabii bu kavramları 12 aylık bilançolarda biraz daha irdelemek gerekiyor. Ancak, Türkiye'deki sanayi şirketleri iyi bir yıl geçirdi ve ekonominin genel performansının üzerinde performans gösterdi. Bunlar bilanço değerleri itibariyle hayli ucuz ve güzel karlar vaat ediyor.
2001 yılının değişen hedefleri ve ekonominin küçülme beklentileri var. Buna bağlı olarak bazı sektörlerin yıldızı sönerken, bazı sektörler ön palana çıkacak. O yüzden biz 2001 yılında, 2000 yılının son çeyreğinde geçirdiğimizden daha iyi olacağını tahmin ediyoruz. Tabii kendi içinde bir takım dalgalanmalar da yaşanacaktır.

Son çeyreğin pek parlak geçtiği söylenemez. Bu durumda 2001'den de fazla ümitli değilsiniz...

Ancak, son çeyrekten daha iyi geçeceğine kesin gözüyle bakabiliriz.

2001'de bazı sektörlerin yıldızı sönerken bazıları ön plana çıkacak dediniz. Hangi sektörlerin ön plana çıkmasını bekliyorsunuz?

Örneğin 2000 yılında out olan perakendecilik sektörü, 2001'de tekrar Türkiye'nin gündemine gelecek. Çünkü, faizlerdeki yükselişten en çok yararlanacakların başında bu sektöre ait şirketler yer alacak. Perakende sektörü şirketleri borç yapsa bile, onlar daha çok ticari borçlardır ve ellerindeki nakdi de repo gibi sabit getirili araçlarda kullanırlar.

Aynı zamanda ekonominin daralması üretici şirketleri biraz zor durumda bırakacak. Bu da piyasaya satıcı hakimiyeti getirir. Dolayısıyla perakende sektörü şirketleri daha uygun koşullarla mal alıp, daha rahat mal satarlar. Bu nedenle ilk etapta ön plana çıkacak sektörler arasında perakendeyi verebiliriz.

Bunun dışında hangi sektörler var?

Yılın şu son günlerinde yaşadığımız gelişmeler sanırım 2001 yılına da sarkacak. Özellikle Euro'da ciddi kuvvetlenmeler görüyoruz. Türkiye ihracatının özellikle OECD ülkelerine ve Euro bölgesine yapıldığını düşünürsek, 2001'de ihracata dayalı üretim yapan, orayı vizyon edinen şirketlerin ön plana çıktığını göreceğiz.

Bunun yanı sıra, yine son dönemlerde petrol fiyatlarında yaşanan düşüş de, petrol girdisi olan şirketler için önemli bir avantaj teşkil ediyor. Petrol fiyatlarının 2001 yılında ortalama olarak 25 dolar seviyesinde olacağı tahmin ediliyor. Bu, 2000'e göre oldukça düşük bir rakam. Bu nedenle de petrol girdisi olan şirketler göreceli olarak girdilerini biraz daha düzeltecektir.

Bunun yanı sıra, sektör olarak değil, ama bazı şirketleri ya da grupları etkileyecek gerek enerji yatırımları ve enerji ihaleleri, gerekse telekomünikasyon ve özelleştirmeye ilişkin bir takım ihaleler -eğer hükümetin kararlılığı devam ederse- bu alanlara yatırım yapacak şirketleri olumlu etkileyecektir.

Hangi şirketler bunlar?

Bu alanlara yatırım yapmak isteyen şirketlerin daha çok holdingler olduğunu biliyoruz. Bu nedenle Koç Holding, Sabancı Holding, Alarko Holding ve Enka Holding oldukça avantajlı görünüyor. Bu şirketler enerji ve telekomünikasyona büyük yatırım yapmayı planlıyorlar. Bu nedenle biz de bu holdingleri sürekli gözetim altında tutuyoruz. İki yıl öncesine baktığımızda özel sektörün enerji üretmesi düşünülemezdi. Ancak enerji darboğazı nedeniyle şimdilerde bu kaçınılmaz hale geldi. Bu nedenle bu şirketler oldukça şanslı görünüyor.

Bu dört holding dışında size göre önümüzdeki dönemin favori hisseleri hangileri olacak?

Biz genellikle vizyonumuzu belirli bir işlem hacmi ve belirli bir büyüklüğe endekslemek zorunda olduğumuz için, daha çok İMKB-50 hisse senetleriyle ilgilenmek, oraya odaklanmak zorunda kalıyoruz. Zaten piyasa teamüllerini de bunlar belirliyor.

Ancak, bunların dışında büyüme potansiyeli çok yüksek olan şirketler de var. Bana göre, bunların başında da Kipa geliyor. Ancak, genel olarak baktığımızda önümüzdeki dönemin favori hisse senetleri yukarıda saydıklarımın dışında Migros, Tüpraş, Erdemir, Zorlu Enerji, Aygaz, Netaş, Arçelik, Hürriyet Gazetecilik, Aksigorta ve Garanti Bankası yer alıyor.

Neden Migros?

Migros perakende sektörü içinde her zaman en şanslı görünen şirket. Bu gerek sermaye büyüklüğü, gerekse kullanılabilir nakdinden kaynaklanıyor. Ve tabii yukarıda bahsettiğim sektörle ilgili beklentiler de şirkete olumlu yansıyacak.

Bu arada perakende sektöründe Kipa biraz daha sermaye küçüklüğü ve piyasadaki pazar payı açısından en dikkat çeken şirketlerden bir tanesi, Örneğin 12 aylık bilançolar geldiğinde, piyasa Kipa'yı çok daha farklı yerlere koyacaktır. Kipa, ekim ayında yaptığı sermaye artırımında, bin liralık hisse senedini 4 bin liradan primli olarak kullandırdı. Bu da yaklaşık 19 trilyon liralık bir nakdi içeriyor. Bu 12 aylık bilançosunda daha net olarak görülecek. Sadece bu nedenle bile bu hisse senedinde yükseliş potansiyeli var.

Aksigorta, 2000'de de fonların vazgeçemediği hisse senetleri arasında yer alıyordu...

Bu doğru. 2001'de de beklentisi devam ediyor. Sigorta sektörü, bir takım soru işaretleriyle birlikte, 2000 yılındaki büyümesini, 2001 yılında da sürdürecek gibi gözüküyor.

Tabii burada özel emeklilik sigortalarıyla ilgili nasıl bir karar çıkacağı da sektör için bayağı belirleyici olacak. Ancak, öyle bir gelişme olmasa da, gerek elindeki nakit büyüklüğü, gerekse yaygın acente ağı nedeniyle Aksigorta'nın 2001'de de ön plana çıkacağını tahmin ediyoruz.

Erdemir'deki beklenti, dünya çelik sektöründe yaşanan gelişmeden mi kaynaklanıyor?

Dünya çelik sektöründe yaşanan gelişmenin de etkisi var. Bilindiği gibi, dünyada 6 yılda bir çelikten yana bir trend izlenir ve bu iki yıl sürer. 2000-2002 yılları da, bu iki yıllık büyüme trendinin yaşanacağı yıllar olarak bakılıyor. Dolayısıyla bu Erdemir için önemli bir avantaj.

Bunun yanı sıra, Erdemir'in KAM yatırımlarını tamamlamış olması ve uzun bir süre önünde çok büyük bir yatırım projesi olmaması da şirketin ön plana çıkmasında etkili. Ayrıca, şu sıralarda fiyatı da oldukça ucuz olduğu için, bizim sürekli olarak izlediğimiz hisse senetleri arasında yer alıyor.

Arçelik'i de favori hisse senetleriniz arasında gösterdiniz. Ancak, 2001 yılında dayanıklı tüketim mallarına olan talebin düşmesi bekleniyor. Bu Arçelik'i nasıl etkileyecek?

2001 yılında dayanıklı tüketim mallarına olan talebin düşeceği sinyalleri gelse de Arçelik çok yaygın ürün gamı, çok yaygın dağıtım, satış ve servis ağına sahip.

Bunun yanı sıra, üretimde de riskini minimize etmek için dünyanın değişik bölgelerinde üretim tesisi kurdu. Bu nedenle ekonomideki daralmalardan minimum etkilenen bir şirket olarak karşımıza çıkıyor. Ve fiyatı oldukça düşük seviyelerde.

Bankacılık sektöründe bir tek Garanti Bankası'nı saydınız. Bu neden kaynaklanıyor?

Garanti Bankası'nın fiyatı çok ucuz kaldı. Bunun yanı sıra, yapısı ve bilançosu itibariyle gelecek vaat eden bir şirket.

Bu arada, Akbank'taki beklentilerimiz de oldukça iyi. Ancak, fonlar kendi kurucularının hisse senetlerini alamadığı için, Akbank'ın adını zikretmedim. Bilanço yapısına baktığınızda, Akbank'ın oldukça likit olduğunu görüyorsunuz. Bunun yanı sıra güçlü iştirak yapısı vasıtasıyla bir çok holdingden daha büyük bir holding. Bu açıdan yükseliş potansiyeli oldukça yüksek.

Tüpraş herhalde artık deprem yaralarını sardı...

Tüpraş, çok güzel bir bilanço performansı göstermeye başladı. Deprem ve deprem sonrası aldığı yaralardan dolayı 2000'e çok düşük rakamlarla girmişti. Yani dibe gelmişti. Ancak, şimdi hızla eski günlerine doğru geliyor. Dikkat ederseniz her bilançosu bir öncekini katlayarak gidiyor.

Ancak, fiyatı hala çok diplerde. Bir hisse senedi en çok fiyatıyla performansı arasında bir çelişki oluştuğu zaman portföy yöneticilerinin dikkatini çeker. Çünkü, o performans maksimuma geldiğinde ve fiyatı da bunu yansıttığında sizin o hisse senedinden kazanacağınız kalmamış demektir. Portföy yöneticileri genelde oradaki potansiyeli değerlendirir.

Aygaz'daki beklentiniz nedir?

Aygaz, “blue chip”lerin içinde, gerek bilanço büyüklüğü gerekse 2001 yılı içinde yapmayı planladığı veya yapmaya başladığı projelerin nemasını alabilecek ve şu günler itibariyle fiyatları da son derece uygun olan bir şirket. Aygaz'ın enerji ve LPG konusunda çok ciddi çalışmaları ve yatırımları var. Bunların bir kısmının sonucunu almak üzere. Bu nedenle izlemekte fayda olduğunu düşünüyoruz.

Peki B tipi fonlarda önümüzdeki dönemde nasıl bir strateji izleyeceksiniz? 

B tipi fonlarda da olabildiğince likit gitmeye çalışacağız. Amacımız, piyasanın yerleşik dengelerinin kalıcı olarak oturmasını beklemek. Bu süre içinde kısa vadeli fırsatlardan yararlanıp portföyümüzdeki tahvil-bono miktarını artırma ya da eksiltme yoluna gidebiliriz.

Şu sıralarda en revaçtaki tahvil-bono hangisi? Bu önümüzdeki dönemde sürecek mi?

Tahvil-bono piyasasının kendine has bir takım özellikleri var. Yatırım tercihini yaparken getiriyle beraber, likiditasyon  tercihini yapma gerekliliği de ortaya çıkıyor. Şubat vadeli kağıtlar çok küçük farkla daha avantajlı olarak gözükse bile likiditasyon zorunluluğundan dolayı çok tercih edilmiyor. O yüzden de hemen hemen bütün piyasa haziran kağıtları üzerine yoğunlaşmış durumda. En azından likiditasyon kabiliyeti açısından şu anda bu kağıtlar rakipsiz gözüküyor. Bu kağıtların itfası yaklaştığında ise piyasa kendine yeni bir benchmark bulacaktır. Bunu zamanla göreceğiz. 

"YATIRIMCININ PİYASAYLA YARIŞMASI ÇOK ZOR"

Kriz döneminde en büyük yarayı yine yatırımcılar aldı? Size göre yatırımcılar nasıl bir trend izlemeli?

Çok klasik olacak, ama yatırımcılar orta ve uzun vadeli düşünmeli ve fon ağırlıklı yatırım yapmalı. Çünkü, piyasayla yarışmak çok zor ve yatırımcılar genelde bunu yapmaya çalışıyor. Bundan dolayı yatırım fonları, tasarrufçunun gidebileceği en iyi adres. Kendi kişisel bilgilerini de tek tek hisse senedinde değerlendirmek yerine fon seçiminde kullanmaları onlar için daha iyi bir seçim olacaktır.

Örneğin, bir yatırımcı piyasanın yükseleceğini tahmin ediyorsa, endeks fonlarından tutun da, büyük oranda hisse senedi tutan fonlara kadar, alabildiği risk ölçüsünde istediği her fona yatırım yapabilir. Ya da tersi durumda yani düşüş beklentisi içindeyse, değişken fonlara veya B tipi fonlara geçip buradaki getiriden yararlanabilir. Çünkü, bireysel yatırımcının fonlardaki gibi riskini yayması mümkün değil. Ama fon satın aldığında riskini en aza indirgeyebiliyor. Ayrıca fonlar ölçek ekonomisinden de faydalanıyor.

Bir yatırımcının aldığı repo oranıyla, bir fon yöneticisinin aldığı oran arasında ciddi fark oluyor. Piyasayla yarışmaya çalışmak yatırımcı için çok yorucu bir uğraş. Bunu uzmanlara bırakmaları gerekiyor.

"TÜRKİYE YABANCILAR İÇİN İYİ BİR PAZAR"

Krizde bir darbede yabancı yatırımcılardan geldi. Yabancılardan gelen döviz talebi piyasadaki likidite sıkışıklığını iyice artırdı. Yani hızlı bir yabancı çıkışı oldu. Size göre yabancı yatırımcılar yeniden Türkiye'ye gelecek mi?

Bana göre yabancı yatırımcılar yeniden Türkiye'ye gelecek. Türkiye diğer gelişmekte olan ülke piyasalarına göre oldukça farklı. Türkiye, teknoloji ve finans sektörü anlamında diğer ülkelere göre alt yapısını önemli ölçüde tamamlamış durumda. İMKB'nin teknolojik alt yapısına baktığınızda, diğer gelişmekte olan piyasalara göre oldukça ileride olduğunu görüyorsunuz.

Bunun yanı sıra, genç bir nüfusa sahibiz. Tüketim eğilimli bir nüfusumuz var. Ayrıca, yabancı yatırımcılara kendi ülkelerinde göremeyecekleri çok yüksek kar olanaklarıyla sunabiliyoruz. Bu nedenle, Türkiye'de para kazanma potansiyeli olduğu sürece yabancı yatırımcıların gelip gitmeleri devam edecektir. Bir kısmı çok kısa süreli giriş yapacak, bir kısmı uzun, diğer bir kısmı ise, Mobius gibi potansiyeli gördüğü için hiç çıkmayacaktır.

Biz 1994 ve 1998'de de çok ciddi krizler yaşadık. Ama bu krizlerin ardından yabancı yatırımcılar hep geldi. Bütün bunları yaşayan bir insan olarak yabancı yatırımcıların yeniden Türkiye'ye geleceklerini tahmin ediyorum. Bunun için gerekli koşulların oluşması gerekiyor.

Bu koşullar ne zaman oluşacak?

Tabii burada Ankara faktörü önemli. IMF desteğinin önemli bir kısmının ocak ayında geleceği tahmin ediliyor. Bunun yanı sıra, hükümetin bir takım şeyleri kararlılıkla gözden geçirip uygulamaya koyması gerekiyor. Ayrıca, siyasi kavgaların azalması da yabancı yatırımcıların yeniden piyasalara gelmesi için önemli bir destek olacaktır. Türkiye potansiyel vaat eden bir ülke, bu şartlar oluştuğunda da yabancı yatırımcılar yeniden Türkiye'ye gelecektir.


 

 


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz