"Sıra Dışı Başarının Sırları"

Malcolm Gladwell ismini çoğu kişi duymuştur. “Blink” ve “Tipping Point” isimli kitaplarıyla en çok satanlar listesinde uzun süre yer almış bir yönetim uzmanı... Son kitabı “Outliers”da yine iş düny...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Sıra Dışı Başarının Sırları

Malcolm Gladwell ismini çoğu kişi duymuştur. “Blink” ve “Tipping Point” isimli kitaplarıyla en çok satanlar listesinde uzun süre yer almış bir yönetim uzmanı... Son kitabı “Outliers”da yine iş dünyasının ilgisini çekmeyi başardı. Kitabında Bill Gates, Bill Joy, Steve Ballmer gibi çizgi dışı isimlerin diğerlerinden nasıl bir adım öne çıktığını ortaya koyuyor, sadece yeteneğin işe yaramadığına dikkat çekiyor. Bu başarılı iş insanlarının, bulundukları düzeye en az 10 bin saat adanmış bir şekilde çalışarak, çıkan fırsatları değerlendirerek geldiklerini söylüyor. Hatta bazılarının doğum tarihinin bile avantaj sağladığını düşünüyor. Gladwell’in dikkat çektiği bu başarı örneklerinin benzerlerini Türkiye’de de görmek mümkün…

Sıradışı Olanların Sırrı Nerede?

Sıradışı Olmanın Sırrı Ne?

“Başarılılar”In Sırrı Nerede?

Uzmanlar, uzun yıllardır başarının sırrını bulmanın peşinde… Kimine göre çok çalışmak, kimine göre yetenek, kimine göre ise fırsatlar, başarıya ulaşmayı kolaylaştırıyor. İlk iki kitabı Blink ve Tipping Point ile en çok satanlar listesinde uzun süre kalan Malcolm Gladwell’e göre ise başarı, çok çalışmayla ve fırsatların bir araya gelmesiyle yakalanabiliyor. Gladwell, bu söylemini desteklemek adına günümüzün önde gelen pek çok liderinin hayatını da incelemiş. Bu kişilerin diğerlerinden nasıl daha fazla başarı kazandığını sorgulayarak işe başlamış. Özetle, başarılı insanları anlamak için “Bu insan nasıl birisidir”in yanı sıra “Nasıl bir geçmişe sahiptir” sorusunu da sormamız gerektiğini düşünüyor. İnsanların ne zaman ve nerede büyüdüklerinin önemli olduğuna değiniyor. Gladwell’in bu anlamda en çarpıcı bulduğu örnek ise Bill Gates…

Bill Gates, 1967 yılında 8’inci sınıfa başladığında okulda bir bilgisayar terminalinin olduğunu keşfediyor. O sırada üniversitelilerin bile erişemediği bu olanağa oldukça genç yaşta erişmesi ona ileriki hayatında büyük avantaj sağlıyor. En önemlisi bu durumu iyi değerlendirdiği ve kendi yeteneği ve merakı da olduğu için tüm gençlik hayatını programlama yapmakla geçiriyor. Gates, “Bu dönemde benim kadar şanslı 50 kişi bile varsa şaşıracağımı da söylemek isterim” diyerek önüne çıkan fırsatın önemine değiniyor.

Olanaklar da Önemli
Gates’in Microsoft’u birlikte kurduğu kişi Paul Allen ise Washington Üniversitesi’nde saat sabah 2 ila 6 arasında kimsenin kullanmadığı bir ana bilgisayar olduğunu keşfetmiş. Bu saatler arasında bir şekilde bu üniversiteye girerek program yazmaya başlamış. Gladwell’e göre bu hikayenin en çırpıcı kısmı ise şu: Bu kişinin deli gibi bir programlama isteği ve bilgisayar kullanma yeteneği var. Ancak bir yandan da 1972 yılında kullanabileceği bir ana bilgisayara 2 mil uzaklıkta oturuyor. Gladwell, günümüzde pek çok kişinin ilk koşula yani deli gibi çalışma isteğine ve yeteneğe sahip olduğunu söylüyor. “Ama çok azı bir ana bilgisayara ulaşma şansına sahip” diyerek de aslında bu kişilerin başarısını sadece yetenekle açıklamanın yanlış olduğuna değiniyor.

10 Bin Saat Kuramı
Doğuştan yeteneğin var olup olmadığı uzun yıllardır tartışılıyor. Bu konuya psikologların ve uzmanların verdiği yanıt ise genellikle “evet”. Ancak başarılı kişilerin hayatlarıyla ilgili derinlemesine yapılan araştırmaların çoğunda, başarıların yetenekten daha çok yapılan hazırlıkla doğru orantılı olduğu ortaya çıkmış durumda. Bu konuda yapılan en çarpıcı çalışmalardan birisi ise 90’lı yıllarda psikolog K.Anders Ericsson tarafından Berlin’in en elit müzik akademilerinden birinde gerçekleştiriliyor. Okuldaki viyolonsel çalan öğrenciler, üç gruba ayrılıyor. İlk grupta dünya çapında solist olma potansiyeline sahip olanlar, ikinci grupta iyi olarak nitelendirilenler, üçüncü grupta ise profesyonel olarak çalacağına inanılmayan ancak bir okulda müzik öğretmeni olabilecek öğrenciler yer alıyor. Her bir gruba, “Viyolonseli ilk elinize aldığınız andan bu yana kaç saat pratik yaptığınız” sorusu soruluyor. Üç grup da hemen hemen 5 yaşlarındayken viyolonsel çalmaya başladığını söylüyor. İlk yıllarında ise herkes, her hafta 2 ya da 3 saat pratik yaptığını belirtiyor. Öğrenciler, 8 yaşına geldiklerinde ise asıl farklılık ortaya çıkıyor. Bu yıldan itibaren üç grubun pratik yaptıkları saat sayısı değişiyor. Okulda en iyiler kategorisinde yer alan öğrenciler 20 yaşlarına geldiğinde toplamda 10 bin saat çalışmış oluyor. Buna karşın iyi olanların haftada maksimum 8 bin saat, az iyi olanların ise haftada 4 bin saat çalıştığı ortaya çıkıyor. Ericsson, aynı araştırmayı piyanistler ve sporcular üzerinde de yapıyor ve aynı sonuç ortaya çıkıyor. Ericsson’a göre bu çalışmadan çıkan sonuç ise hiç pratik yapmadan bir kişinin doğal yetenekleriyle dünya çapında bir sanatçı ya da sporcu olmasının imkansız olduğu gerçeği… 

Müthiş Rakamın Etkisi
Peki pratikte Ericsson’un bu araştırmasına uyan lider örnekleri var mı? Bill Joy, Bill Gates ve Steve Ballmer gibi lider örnekleri, 10 bin saat kuramının kendi hayatlarıyla birebir örtüştüğünü kabul ediyor. Bill Joy, 70’li yıllarda kendisi Michigan Üniversitesi’nde programlama yaparken bir bilgisayarın bir odayı kapladığını ve en az milyon dolarlık bir maliyetle satın alınabildiğini söylüyor. Bilgisayar kullanma şansına erişenlerin ise kullanım paralı olduğu için programlama yapmaya yetecek kadar bilgisayar başında kalamadığından söz ediyor. Joy’un en büyük şansı ise 70’li yıllarda bilgisayar teknolojisine büyük yatırım yapmayı kabul etmiş bir üniversiteye girmiş olması. Üstelik Joy’un arkadaşlarından birisinin bilgisayarda bir bug bularak para ödemeden bilgisayarda çalışmanın bir yolunu bulması da işleri kolaylaştırıyor. Joy, “Bunun sayesinde bilgisayarın karşısında geçirdiğim saatleri ben bile bilmiyorum” diye konuşuyor ve ekliyor: “Sonuçta bilgisayar odası 24 saat açıktı ve ben günde 10 saatimi programlama yaparak geçiriyordum. Berkeley’e başladığımda ise gece gündüz program yazdım. O sıralarda yazdığım programlar, 30 yıl sonra bile kullanılıyor. Bu seviyeye ulaştığım zaman dilimi ise yaklaşık 10 bin saatlik bir çalışmanın sonundadır diyebilirim.”

Türkiye’den de pek çok lider, 10 bin saat kuramının hayatını etkilediğini kabul ediyor. AvivaSa Emeklilik ve Hayat Genel Müdürü Meral Egemen de bu liderlerden biri. Egemen, 10 bin saat kuramının kendi iş hayatıyla oldukça paralel olduğunu söylüyor. Şu anda profesyonel olarak dördüncü işinde çalıştığını belirtiyor ve ekliyor: “En kısa süre çalıştığım yerde minimum 10 bin saat emek verdim. Günümüzde, belirli bir uzmanlığın başarı için olmazsa olmaz şart olduğuna inanıyorum. 1985 yılında profesyonel olarak çalışmaya başladım. 1996 yılında, yani 11’inci yılımda işimle ilgili olarak kendimi iyi hissetmeye başlamıştım.”

hedDahilerin Sorunu Nerede?
Dünyada dahilerin başaramayacağı iş yok gibi diye düşünülür. Oysa yapılan çalışmalar, bu durumun tam da doğru olmadığını gösteriyor. Stanford Üniversitesi psikologlarından Lewis Terman, dünyada bu anlamda yapılan en büyük araştırmayı gerçekleştirerek bu konuya ışık tutmayı amaçlıyor. Terman, California’nın önde gelen ilköğretim okullarındaki en başarılı öğrencilerin IQ’larını ölçüyor. Bu ölçümlemenin sonucunda ise 1.470 tane IQ’su 140 ila 200 arasında değişen çocuk buluyor. Bu dahi gruba ise “termites” ismini takıyor. Hayatının geri kalanında ise Terman, bu çocukları sürekli takip ediyor. O dönemde kendi termite’larının ABD’nin geleceğin en elit kişileri arasında yer alacağından ise hiç kuşku duymuyor. Ancak Terman’ın öğrencilerinin hepsi gençlik yıllarına geldiklerinde beklendiği gibi bir performans sergilemiyor. Çok azı ulusal anlamda tanınır bir düzeye ulaşıyor. Hatta çoğu, normal işlerde kendi giderlerini ancak karşılayacak kadar para kazanıyor. Termites, sorunu anlamak adına termite’ları arasından 730 kişiyi 3 gruba ayırıyor. Terman’ın en başarılı olarak adlandırdığı 150 kişi A grubunu, yeterli seviyede işler başaranlar B grubunu, en alt seviyede kalan 150 kişi ise C grubunu oluşturuyor. Terman, bu kişilerin her yönden inceliyor. Bu kişiler arasındaki tek farklılığı ise aile geçmişinde buluyor. Pek çok A kategorisinde yer alan öğrenci, orta ve üst seviye ailelerden geliyor. Bu grubun çoğu da bir üniversite ya da yüksek lisans mezunu olmalarıyla dikkat çekiyor. C kategorisinde yer alanların neredeyse üçte biri okulu bırakmış ortalama kişilerden oluşuyor. Bu kişilerin her biri başlangıçta dahi statüsünde yer alırken, hayatlarının ilerleyen yıllarında kimisi ailelerinin ağlarını iyi kullanarak, daha fazla üniversiteye gitme şansı elde ederek ve entelektüel kapasitelerini daha fazla geliştirme şansına erişerek bir adım öne geçmeyi başarıyor.

Yaş Önemli mi?
1860 ve 1870 tarihleri arasında ABD ekonomisi deyim yerindeyse büyük çıkışını gerçekleştirdi. Bu dönemde ticarette büyük önemi olan demiryolları inşa edildi. Wall Street ise yine bu dönemde oluşturuldu. Malcolm Gladwell, bu tarihler arasında ABD’nin gelmiş geçmiş en zengin 14 kişisinin doğmuş olmasının ise tesadüf olmadığını söylüyor. John Rockefeller, Andrew Carnegie, Jay Gould gibi isimlerin ekonominin tüm kurallarının değiştiği bu dönemde dünyaya gelmiş olmasının önemli bir fırsat yarattığını belirtiyor.

Yakın geçmişe baktığımızda ise teknoloji devlerinin başlarındaki pek çok ismin doğum tarihlerinin 1953-1956 arasına denk gelmesi dikkat çekici. Bu dönemde doğan kişilerin gençlik yılları bilgisayarın gelişim dönemine denk geliyor. Microsoft’un kurucusu Bill Gates 1955, Microsoft’taki en zengin 3’üncü isim Paul Allen 1953, Steve Ballmer 1956, Apple’ın dahi kurucularından Steve Jobs 1955, Silikon Vadisi’nin önde gelen şirketlerinden Novell’in yöneticisi Eric Schmidt ise 1955 doğumlu.

Türkiye’ye de baktığımızda benzer bir örneklemle karşılaşıyoruz. Capital’in CEO Club üyeleri arasında önde gelen 44 CEO, 1950-1959 yılları arasında doğmuş durumda. Bu kişilerin Türk ekonomisinde büyük kırılma yaşandığı 80’li yıllarda iş hayatına atılmış olmaları ise dikkat çekici.

MCT Genel Müdürü Tanyer Sönmezer, liderlik yolculuğunda bazı dönemlerin haddinden fazla doğurgan olduğunu söylüyor. “Örneğin 80 sonrası liberalleşen Türkiye ekonomisinde yabancı dil bilen, iyi yerlerde okumuş insanlar ön plana çıktı. Bu kişileri bugün 20 yaşında bir yerlere getirseniz belki o günkü kadar parlak olamayacaklardı” diye konuşuyor. O dönemde yetenek açısından talebin fazla arzın az olmasının önemine değiniyor.

1955 doğumlu olan TAV’ın CEO’su Sani Şener ise bu tür fırsatların rastlantı olduğuna inanmadığını söylüyor. “Fırsatlar gerek ve yeter şartların sağlanmasının sonucunda ortaya çıkar” diye konuşuyor ve ekliyor: “Ancak bu fırsatların değerlendirilmesi, işin yetenek kısmıdır.”

“Ekol”Ler Fırsat Yaratır mı?
Güler Sabancı, Aclan Acar, Ergun Özen ve daha niceleri… İş dünyasında kilit noktada olan birçok ismin ortak noktası, TED Ankara Koleji mezunu olmaları... Rahmi Koç, Feyyaz Berker, Hüsnü Özyeğin, İbrahim Bodur gibi iş adamlarının Robert Koleji mezunu olmaları da dikkat çekici. Denizli ekonomisinin lokomotif gücü olarak görülen Babadağ’da yetişen Ahmet Nazif Zorlu, Hasan Yalınkaya, Zeki Değirmenci, Zafer Katrancı gibi isimleri de unutmamak gerek. Bu bölgede ilk tekstil tezgahının yaklaşık 700 yıl önce kurulmuş olması Babadağ’ı günümüzde tam bir patron fabrikasına dönüştürmüş durumda.

Bunun yanında P&G, Unilever ve Shell gibi uluslararası arenada yönetici yetiştirmesiyle meşhur şirketlerde iş hayatına başlayıp, CEO’luk koltuğuna oturmayı başaran pek çok örnek de mevcut. Bu başarılı örneklerden biri olan Shell’in CEO’su Canan Ediboğlu, Shell’de kariyer gelişiminin konjonktürel gelişimlerle paralel ilerlemediğini söylüyor. Kendisinin Shell’de çalışmayı en büyük fırsat olarak değerlendirdiğini belirtiyor. “Bu yıllar içinde dışarıdan çok iş teklifi aldım ve hepsini geri çevirerek Shell’de kaldım” diye konuşuyor ve ekliyor:

“Shell’e ilk girdiğim günden başlayarak işime, müthiş bir merakla, gözlemek ve anlamak çabasıyla, her şeyi nasıl daha iyi yapabilirim diye kendimi sürekli sorgulayarak çok emek verdim. İlk yıllarımda da en az 10 yıl, benden talep edilenden çok daha fazlasını vermek için çok yoğun çalıştım. Ben fırsatı, şans eseri önümüze çıkan bir olanak olarak değil de yaptığımız işe değer katmamızı mümkün kılan her türlü deneyim olarak algılamak istiyorum. Böyle algıladığımız zaman, önüme çıkan her sorunu, çözüm üretmek ve değer katmak için bir fırsat olarak gördüm ve bunun için çalıştım diyebilirim.” 

“Fırsatlarla Kariyerimi Hızlı Yönlendirdim”

Avivasa Hayat Ve Emeklilik Ceo/ Meral Egemen

Boğaziçi Mezunu Olmam İşe Yaradı
Benim üniversite eğitimim başlı başına bir artıydı. Boğaziçi Üniversitesi, eleman bulmak isteyen seçkin şirketlerin özellikle ziyaret ettiği okulların başında geliyordu. İlk işimi bu sayede buldum ve bugüne kadarki kariyer yolculuğumda bu ilk seçimin çok büyük belirleyiciliği oldu.

Şehir Değiştirmeyi Kabul Ettim
Kariyerimi etkileyen en önemli olaylardan biri, henüz iş hayatımın başlarındayken, şehir değişikliğiyle gelen terfi fırsatlarını başkaları reddederken, benim kabul etmiş olmamdır. Bu sayede kariyerimi daha hızlı yönlendirdim.

Kişinin Çabası da Önemli
Kariyer yolunda öne çıkan fırsatları değerlendirmek çok önemlidir. Ancak bununla beraber, fırsatların yaratılmasında kişinin çabasının da çok önemli olduğunu düşünüyorum. Özünde fırsatlar da yaratılan çevreyle ve yaratılan ağla birlikte gelir.

STK’lar Büyük Fırsat Sundu
Sonuçta çevre yaratmak da belli bir yatırım gerektirir. Örneğin benim GYİAD ve TÜGİAD gibi belli başlı STK’lara üye olmam benim kariyerimi şekillendiren etkenler arasında yer alır. Bu kuruluşlarda aktif rol alarak emek vermem, farklı bir kariyer yolculuğumun oluşmasına ve karşıma değişik fırsatların çıkmasına da olanak tanımıştır.

Başarının Yeter Şartları Neler?

Tav Ceo/ Sani Şener

Fırsatlar Rastlantı Değildir
Rastlantı teoremini bilirsiniz: ”Hiçbir rastlantı, rastlantı değildir…” Bunu şöyle tercüme edebiliriz: Hiçbir fırsat rastlantı değildir.. 10 bin veya 20 bin saat çalışmak demek, verileri elde etmek, bunları bilgiye çevirmek ve bu bilgiyi ileterek buradan bir hizmet, bir ürün üretimi sağlamak demektir.

Pek Çok Farklı Özellik Gerek
Bu başarılı olmak için tabii ki bir gereklilik. Ama tek başına 10 bin saat çalışmak yeter mi diye bakacak olarsak cevabım kesinlikle hayır. İyi ilişkiler, ağ oluşturma, esnek olmak, yenilikçi olmak, risk almak, ekip yaratmak, ekiple çalışma becerisi, başarı denkleminin yeter şartlarıdır

Liderlik Şartları Dikkate Alınmalı
Tek başına önünüze çıkan fırsatlar, başarının garantili formülü değildir. Bu tür fırsatları değerlendirenlerin başarılı olma şansları çok yüksek ama garanti değil. Fakat bahsettiğim liderlik şartlarını yerine getirmeyenlerin yüzde 100 başarısız olacağı kesin.

“Ekoller Büyük Fırsat Sunuyor”

Mct Genel Müdür/ Tanyer Sönmezer

Kurum Kültürü Lider Yetiştiriyor
Belirli ekollerin çok önemli fırsatlar yarattığını düşünüyorum. Zamanında mesela Interbank önemli bir ekoldü. Bu bankada çalışanlar, bugün bankacılık sektörünün önde gelen isimleri arasında yer alıyor. Son dönemde Yapı Kredi ve Garanti Bankası için de bu yorumu yapmak mümkün. Genellikle şirketlerin ekol olması durumunu organizasyonun liderleri başlatıyor diyebiliriz. Ya da kurum kültürü de lider yetiştirmeye müsait olabiliyor.

Şirket Ekolleri de Önemli
Böyle bakıldığında Robert Kolej de ülkemizde önemli bir ekoldür. Sonuçta Türkiye’de sınava giren çocuklar arasında en üst düzeyde olanlar, bu okula kabul ediliyor. Robert Kolej’den mezun olmuş bir kişiden bu tür bir başarıyı zaten bekliyorsunuz. Ancak benim ilgimi başka bir konu çekiyor: Bu tür okullardan mezun olmamalarına rağmen iş hayatında ekol iş yerlerinde çalışarak başarıya ulaşanlar da var. Türkiye’de bu anlamda baktığımız zaman Coca Cola, P&G, Unilever, DHL gibi örnekler dikkat çekiyor.

Fırsat ve Hazırlık Bir Arada Olmalı
Ayrıca büyük krizler ve sonrasındaki dönemlerde lider oluşumunda önemli fırsatlar sunar. Bu tür fırsatlarda şans faktörünün etkisinin önemli olduğu varsayılır ancak ben şuna kesinlikle inanıyorum ki; şans fırsatla hazırlığın karşılaştığı andır. Yani bu başarılı insanların belli bir hazırlığı vardı. Bir fırsat çıktığında da hazırlıkla bir araya geldi. Sonuçta bu kişilerin hazırlıkları olmasaydı önlerinden tren geçip gidecekti ve onlar treni görmeyeceklerdi.

50’lilerde Doğanların Özellikleri

Egon Zehnder Yönetici Ortağı/ Murat Yeşildere

Kendi Kurallarını Koyan Nesil
Türkiye’de 1950-1960 yılları arasında doğan kişiler, liberal ekonominin geliştirdiği iş dünyasında kariyerlerini başlatan ve geliştiren bir nesli tanımlıyor. Bu yüzden de kendi yollarını kendileri bulup, kuralları kendileri koyarak gelişen bir nesil olarak öne çıkıyorlar.

En Fazla Onlar Öne Çıktı
Bunu sadece iş dünyası olarak değil de yaşamın her alanı olarak tanımlamak daha doğru da olabilir. Örneğin sosyal hayat, yurtdışında eğitim almak da önemli bir fırsattır… Yine de günümüzde 80’li yıllardan sonra rekabetin artmasıyla 50’li yıllarda doğan grup kadar öne çıkan bir başka grubun olmaması da dikkat çekici.

Yetkinlik Tecrübeyle Gelişir
Şirket değerine bireyin lider olarak etkisinin çok önemli olduğunu söylemek mümkün. Benim inancıma göre, bireyin yetkinliklerinin gelişmesi gerçek anlamda liderlik etkisi yaratıyor. Ancak yetkinlikler, doğru tecrübelerle gelişiyor.

Doğru Fırsatları Elde Etmek Önemli
Doğru tecrübeleri elde etmek için de doğru fırsatları elde etmek gerekir. Yani 80’lı yıllarda iş hayatına atılan gruptaki iş adamları,  dönemlerinde Türkiye’nin yapılanmasında önemli fırsatlar bularak, kendilerini geliştirdikleri için bugünkü yetkinliklerini geliştirmişlerdir.

Şeyma Öncel Bayıksel
soncel@capital.com.tr


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz