Sermaye piyasalarında dijital dönem

Dijitalleşme, artık sektör bağımsız tüm şirketlerin ajandasında ilk sırada. Mobil cihazların hayatın her alanına girdiği, makinalararası iletişimin kurulduğu, “akıllı sistemler”den “karar veren sistemlere” geçişin başladığı bir döneme geçildi. Sermaye piyasaları da bu baş döndürücü gelişmelerden nasibini alıyor. Aracı kurumlar tüm alt yapılarını dönüştürürken, Borsa İstanbul dijitalleşme dönemine çoktan start vermiş durumda. Üniversiteler, şirketler ve SPK ise yatırımcının bilinçlenmesi için çeşitli eğitimlere imza atıyor. Geniş Açı’da bu ay, sermaye piyasaları için de son derece kritik olan dijitalleşme dönemini masaya yatırdık. “Dijitalleşmenin Sermaye Piyasalarına Etkileri” başlıklı toplantının moderatörlüğünü, İş Yatırım Genel Müdür Yardımcısı Yiğit Arıkök yaptı. SPK Aracılık Faaliyetleri Dairesi Grup Başkanı Ergun Türeoğlu, Borsa İstanbul Genel Müdür Yardımcısı Adnan Metin, Accenture Türkiye Strateji Kıdemli Müdürü Burak Zatitürk, İmona Yönetici Ortağı Bahadır Ödevci ve İş Yatırım Genel Müdür Yardımcısı Melih Murat Ertem ise konuşmacı olarak katıldı. Uzmanlar, piyasaların dijitalleşmeden nasıl etkilendiğini, kurumların dijital dönüşüme hazırlıklarını ve geleceğe dönük beklentilerini paylaştılar.

9.09.2015 17:13:260
Paylaş Tweet Paylaş
Sermaye piyasalarında dijital dönem

Yiğit Arıkök: Teşekkürler. Bahadır Bey, size sorum da aynı. Teknoloji tarafında neler yapılabilir? Türkiye finans teknoloji pazarı inovasyona açık mı? Bu alanda girişimciliği destekleyen bir ekosistem var mı?

 

Bahadır Ödevci: Ben, kendim bir girişimciyim. Hollanda’da IBM’de çalışırken 2011’de Türkiye’ye dönerek bir firma kurdum ve 2014’te de geliştirdiğimiz teknolojiyi finans sektörüne uyarladık. Bu sektörde bir fark yaratmaya çalışıyoruz. Burada birtakım gözlemlerimiz oldu. Ben 2000-2004 yılları arasında Türkiye’de Finansbank’ın temel bankacılık dönüşüm projesinde (3-4 yıllık bir projedir)  mimari ekibinde yer aldım. Yaklaşık 200 kişilik bir ekiple 3,5 yıldan biraz fazla üzerinde çalışarak temel bankacılık sistemiyle ilgili her şeyi yapmaya çalıştığımız bir proje geliştirme süreciydi. Yıl 2000. O zamanlar Türkiye’de de ve dünyada da genel olarak baktığımız zaman girişimci olmak da bir teknolojiyi tüm küresel olarak kullanılır hale getirmek de o kadar kolay değildi. Yıllar geçtikçe neyi görüyoruz? Az önce de ilk turda söylemeye çalıştığım gibi uzmanlaşma gerçeği var. Biz projenin tümünü, ekip olarak her şeyini yapmaya çalışırken zaman içerisinde yaptığımız her şeyin uzmanlığı ortaya çıkmaya başladı.

Burak Bey de az önce söyledi. Kendi “core” işiniz değilse, temel fark yaratacağınız alan değilse, o kısmı başka bir yerden alarak siz kendi fark yarattığınız şeyle birleştirerek bunu ürünleştirebilirsiniz. Tabii burada önemli olan noktalardan biri de açık teknolojiler. Amazon teknoloji alt yapısını bugün siz rahatlıkla sistemlerinizi birkaç klikle oluşturabiliyorsunuz. Ölçekliyor da. Diyelim ki iyi bir fikriniz var. Nepal’de bir öğrencisiniz. Fikrinizi kodluyorsunuz. Fikrinizi hayata geçirip milyonlarca insanı ayağa kaldırabilecek bir sistemi kurabiliyorsunuz. Bu, uzmanlaşmanın bir sonucudur.

Biz o temel bankacılık alt yapısını kurarken sistem alt yapısını da, sistemdeki uygulama katmanını da, otomasyon dahil kendimiz yapmıştık. Bunların her biri bir uzmanlık alanı. Bunlardan istifade edebiliyorsunuz. Burada vurgulayacağım birkaç şey var:

1) Ekosistem kavramı,

2) Entegre edilebilir açık teknolojiler,

3) Sistem arayüzü, API dediğimiz konu.

Bunların ardından, aradan geçen 10-12 yıldan sonra aracı kurumlardaki trading işlem platformlarını analiz ettik. Sonuçta biz bu yönde bir teknoloji geliştiriyoruz. Ne durumdalar diye baktık. Ben Hollanda’da da, Rusya’da da, Türkiye’de de IBM danışmanı olarak hep bankalarla çalıştım. Türkiye’de finans sektörü gerçekten finansal dijitalleşme bakımından ileride. Ama aracı kurumlar çok zor durumda. Yani biz onlara teknolojiyi getirdiğimiz vakit, “Bakın bizim odaklandığımız alanlar bunlardır. Mesela hızlı ürün geliştirme, lego parçaları gibi… Müşterinizi tanıyabilme. Onları skorlayabilme. Onları tanıyıp onlara uygun çözüm üretebilme. Ya da güvenlik tarafında biyogüvenlik gibi”… Tüm bunları verdiğimiz zaman harika beğeniyorlar. Sonra kilit! Girişimcilik anlamında da Türkiye’de bu piyasada yeni bir ürünü sunmak çok zor. Bunun birkaç sebebi var. Türkiye’de işlem platformlarında genelde 4 ülke tedarikçidir. Rusya, Ukrayna, Polonya tedarikçileri de Türkiye’de. Onlar entegrasyona her alanda kapalılar. Hem yasal regülasyon anlamında, hem teknolojik anlamda kapalılar. Ortalama teknoloji yaşı 15-20 yıl olanlar var. Var olan teknolojilerden bahsediyorum.

“Onları nasıl aşacağız” diye bizden rica ediyorlar. Zaten müşteri sizsiniz. Siz onların ürünlerini kullanıyorsunuz.

Şimdi diğer taraftan bakıyoruz. Veri sağlayıcılar var. Onlar şu anda teknoloji üretenler. Onların uzmanlık alanına bakıyorsunuz, veri sağlayıcı. İşlem platformu olsun, finansal sistemler olsun, bunlar ayrı uzmanlık gerektiren işler. Girişim olarak oraya girebilmek yüksek maliyetler gerektiriyor. Biz BİST ile de görüşüyoruz. Data tedarikçisi olmanız gerekiyor ki yaptığımız teknoloji, işleyen bir şey olsun. Entegrasyon noktaları var. Bir aracı kurumun sistemine entegre olacaksınız, BİST’den menüyü alacaksınız ve emri üreteceksiniz. Burada düzenleyici (regulatory) konular var.  Bir girişimci olarak bunu nasıl yapacaksınız? Kolay değil. Yapılan araştırma sonuçları gösteriyor. 10 bin girişimci üzerinde yapılmıy bir araştırmanın sonuçları var. Gerçek anlamda başarılı bir girişime ulaşabilmeniz için 30-34 yaş arasında olmak gerekiyor. Biz hep yeni üniversite mezunlarını sosyal medya uygulamaları yapan girişimci olarak görüyoruz ama öyle değil. 


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz




Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.