"Stresi sporla yeniyorum"

Doğan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Begüm Doğan Faralyalı, CEOLife’a evinin kapılarını açtı ve iş dışı yaşamına dair sorularımızı içtenlikle yanıtladı...

14 ŞUBAT, 20180
Paylaş Tweet Paylaş
"Stresi sporla yeniyorum"

Özlem Aydın Ayvacı

oaydin@capital.com.tr

Doğan Holding Yönetim Kurulu Başkanı BEGÜM DOĞAN FARALYALI, iş-yaşam dengesini kurarken en büyük desteği ailesinden ve derin sohbetlerini sevdiği arkadaşlarından alıyor. İş dışında çocuklarıyla oynayan, seyahat eden, spor yapan, dans eden, doğa yürüyüşlerine çıkıp meditasyon yapan Faralyalı, bu uğraşlara her zaman yeterli vakit ayıramadığını söylüyor. Faralyalı, “Dönem dönem çok stres altında çalışıyorum. Dönem dönemse dengeyi buluyorum. Strese kapılmamak çok kolay değil ama spor çok iyi geliyor” diye konuşuyor.

Doğan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Begüm Doğan Faralyalı, iş hayatını çok yoğun yaşayan bir iş insanı. Zaman zaman aşırı stres altında çalıştığını da söyleyen Faralyalı, bu zamanlarında çalışma arkadaşlarıyla ofisin bahçesinde yürüyerek toplantı yapmayı tercih ediyor. Sporun stresi yenmedeki etkisine çok inanıyor. Faralyalı, eve döndüğünde ise çocukları yatana kadar telefonu bir yere bırakıp dijital dünyadan tamamen uzaklaşıyor. Kızları Melisa (9,5) ve Ayşenaz (7,5) ile bu süreyi saklambaç, monopol, yakalamaca gibi çeşitli oyunlar oynayarak geçiriyor. Faralyalı’nın iş dışı yaşamında öne çıkan diğer yönleri arasında spor, müzik ve dans tutkusu, ailesiyle sıra dışı coğrafyalara yaptıkları keyifli seyahatler ve tasavvufa olan ilgisi yer alıyor. Faralyalı, “Merak ve her şeyi anlamlandırmaya çalışmak çok küçük yaşlardan itibaren bende vardı. Üniversitede de felsefeyi seçmiştim. Son 10 yıldır daha da meraklıyım. Meditasyona, yogaya başladım. Bir de derin sohbetleri seviyorum. Bu sohbetlerde kalpten kalbe bağlantı kurabiliyoruz ve bana çok iyi geliyor. Tasavvuf, kalben gittiğim bir yol” diyor. Doğan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Begüm Doğan Faralyalı, CEOLife’a evinin kapılarını açtı ve iş dışı yaşamına dair sorularımızı içtenlikle yanıtladı. 

  • Bir gününüz nasıl geçiyor? 

Günlerim çok yoğun geçiyor. Sabahları 7.15’te kalkıyorum. Çocukları okula gönderiyorum. Toplantılarımın durumuna göre 8.00 ya da 8.30 gibi evden çıkıp ofise geçiyorum. Ne yazık ki arka arkaya toplantı planlıyoruz. Bunu yanlış yaptığımızı düşünüyorum. Gelecek yıl toplantıların arasında daha fazla boşluk bırakmak istiyorum. Akşam eve gelince iki saat dijital hayattan tamamen kopuyorum. Telefonumu bir yere bırakıyorum ve çocuklar yatana kadar telefonuma bakmıyorum. Bu sürede çocuklarımla beraber oluyorum. 23.30-00.00 gibi de yatıyorum. Biraz da kitap okuyorum. Sonra uyuyorum. Günde 7 saatten az uyku bana yetmiyor. Geç yatmamaya özen gösteriyorum. 

  • Bu evin hikayesi nedir? Kaç yıldır burada yaşıyorsunuz? 

Daha önce Londra’daydım. 2009’da Türkiye’ye taşındım. Taşınmamız biraz apar topar oldu. Çünkü eşimin babası hastaydı. Evi almıştık ama tadilatı 2 yıl sürdü. 2011’den beri burada yaşıyoruz. Bu evin bende gerçekten bir hikayesi de var. Çocukken evimizin arka penceresinden bakıp bu evin çatısını görürdük ve hep bu evde kimin oturduğunu merak ederdik. Sonra öğrendik ki bu ev, Milliyet’in eski sahibi Ercüment Karacan’a aitmiş. 1979’da Aydın Bey, Milliyet’i almak için pazarlığa bu eve gelmiş. O zaman evi de satmak istemişler. Ama annem arabayla buraya çıkarken yokuşta araba bozulduğu için istememiş. Sonra 2007-2008 yılında bu evi almak bize nasip oldu. 

  • Evinizde en sevdiğiniz köşeler neresi? 

En sevdiğim köşe üst kattaki oturma odamız ve kütüphanemiz. Bahçemizi de çok seviyorum. 

  • Sanata ilginiz nasıl? Evinizin duvarlarında Fikret Mualla’ları, Fahrelnisa Zeid, Hikmet Onat’ları görüyorum. 

Resim, Ahmet’in ilgi alanı, resme çok meraklı. Müzayedelere gider, araştırır. Resim benim daha yeni yeni ilgi alanıma giriyor. Ben duvarlarımızda görmeyi, onlara bakmayı çok seviyorum. 

  • Dört kız kardeşsiniz. Çocukluğunuz, genç kızlığınız nasıl geçti? 

Çok eğlenceliydi. Bizde cuma akşamları evde 10 kızdan aşağı olmazdı. Herkesin en az bir arkadaşı gelirdi. İnanılmaz güzel mutfak sohbetlerimiz olurdu. Gecenin ilerleyen saatlerinde çok eğlenirdik. Oyun oynardık, dans ederdik. Babam eve geç gelirdi ama yemeği hep beraber yerdik. O nedenle babamı beklerdik. Babam gelene kadar evde 4 kız dans ederdik. O zamanlardan beri dansı çok severim. 

  • Sizin de iki kızınız var değil mi? 

Evet, Melisa 9,5, Ayşenaz 7,5 yaşında. İlkokula gidiyorlar. 

  • Çocuklarınızla nasıl vakit geçiriyorsunuz?

Birlikte saklambaç, monopol ve çeşitli oyunlar oynuyoruz, film seyrediyoruz. Şu sıralar hepimizin hoşlanacağı filmlere ilgimiz büyük. Köpeğimiz Bonny geldiğinden beri 45 dakikalık yürüyüşlere çıkıyoruz. Bu aktiviteleri biraz eğlenelim diye planlıyoruz. Benim için de çok iyi oluyor, stres atıyorum. Kızlarımla ve köpeğimiz Bonny ile geçirdiğim zamanlarda içimdeki neşeyi, coşkuyu buluyorum. Eğlenmeyi hatırlıyorum. Yakalamaca bile oynuyoruz. Çok hastaysam, yatıyorsam ve hiç halim yoksa bir basketbol topu alıp yanıma geliyorlar. Çünkü basket topuna dayanamıyorum, bir dakika sonra top oynamaya başlıyoruz. Çok sevdiğimiz bir de eğlencemiz var. Şöminenin önünde çocuklarla yer sofrası yapıyoruz. 

  • İş yaşamınızda stres düzeyiniz nasıl? 

Dönem dönem çok stres altında çalışıyorum. Dönem dönemse dengeyi buluyorum. Strese kapılmamak çok kolay değil ama spor çok iyi geliyor. Daha çok hafta sonları spor yapabiliyorum ama sporun strese en iyi gelen uğraşlardan biri olduğunu hissediyorum. 

  • Hangi sporu yapıyorsunuz? 

Kardio ve egzersiz yapıyorum. İş saatlerimi grupla çalışmaya uyduramıyorum. Bire bir spor eğitmeniyle çalışıyorum. İki yıl önce dans etmenin çok iyi geldiğini keşfettim. Bir müzik listem var, fırsat buldukça onu dinleyerek dans ediyorum. Amerika’da Tracy Anderson’un başlattığı bir akım var. Tüm spor hareketlerini dans eşliğinde yapıyorsunuz. Bir süre böyle bir hocayla çalıştım. Şimdi ondan öğrendiklerimi kendim uyguluyorum. Sporu akşam 21.00 gibi yapıyorum. 


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz