Dünyada ilk 10'dayız

Canovate Grup Yönetim Kurulu Başkanı Can Gür ile kariyerini, imza attığı öncü teknolojileri, grubunu büyütme hikayesini ve gelecek hedeflerini konuştuk...

8.04.2020 11:14:000
Paylaş Tweet Paylaş
Dünyada ilk 10'dayız

Nilüfer Gözütok Ünal

ngozutok@capital.com.tr

CAN GÜR, Türkiye’de inovasyona öncülük etmiş bir iş insanı. Bundan 40 yıl önce Canovate Şirketler Grubu’nu kuran Gür, zaman içinde veri merkezleri, fiber optikler, savunma sanayi için geliştirilen termal radar ve çelik yelekler gibi ileri teknoloji ürünlerle dünyada alanında en büyükler arasında yer almayı başardı. Bugün üretiminin yüzde 80’ini 78 ülkeye satan Canovate şirketleri, uçtan uca veri merkezi yapan dünyadaki 6, adyabatik sistem üretiminde de 4 şirketten biri konumunda.

Can Gür, Türkiye’nin inovasyonda öncü isimlerinden biri. 1974 yılında ODTÜ’den fizik ve elektronik mühendisi olarak mezun olduktan sonra İngiltere’de master yaptı. Eğitimi sonrasında da kendisine Ar- Ge odaklı bir kariyer çizdi. 1981 yılında dünyada ilk kez reaktif güç oranını ölçen bir sistem geliştirdi. Böylelikle elektronik sahada Türkiye’den dünyaya ihraç edilen ilk inovatif ürünü üreten kişi oldu. 1996 yılında Teletaş’ı satın alarak telekomünikasyon sektöründe faaliyet göstermeye başladı. Burada da ihracat odaklı çalışmalar yürüttü. 2001 krizi sonrasında ise rotayı tamamen ileri teknolojiye çevirdi. Veri merkezleri, fiber optikler, savunma sanayi alanında yenilikçi teknolojilerle büyüdü. Bugün Canovate çatısı altında toplam 10 şirketle faaliyetlerini sürdüren Gür, 1 milyar TL’nin üzerinde ciro yaratıyor ve 112’ si Ar-Ge mühendisi olmak üzere 1.000 kişilik istihdam sağlıyor. Üretiminin yüzde 80’ini 78 ülkeye ihraç ettiğini belirten Canovate Grup Yönetim Kurulu Başkanı Can Gür, “Yaptığımız her işte dünyada alanında ilk 10’da yer alıyoruz. Örneğin teknoloji ve portföy olarak uçtan uca veri merkezi yapan dünyadaki 6 şirketten biri haline geldik. Adyabatik sistemlerin üretiminde de dünyada 4 şirketten biriyiz” diye konuşuyor. Canovate Grup Yönetim Kurulu Başkanı Can Gür ile kariyerini, imza attığı öncü teknolojileri, grubunu büyütme hikayesini ve gelecek hedeflerini konuştuk: 

 Can Bey öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? 

 Ben 1974 yılında ilk olarak ODTÜ Fizik Bölümü’nü bitirdim. Ardından yine ODTÜ’de 1975 yılında fark derslerini tamamlayarak elektronik mühendisliğinden mezun oldum. Üniversite eğitimim sonrasında İngiltere’de Wales-Cardiff Üniversitesi’nde elektronik mühendisliği alanında master yaptım. Türkiye’ye döndükten sonra bir yıl bir televizyon fabrikasında Ar-Ge mühendisi olarak çalıştım. 1979 yılında da aynı okullarda benimle aynı bölümlerde okuyan kardeşim Özcan Gür ile birlikte bir Ar-Ge şirketi kurduk. 1980’de dünyada ilk kez reaktif güç oranını ölçen “Dijital Cos Fi Metre”yi geliştirdik. Bu elektronik sahada Türkiye’den dünyaya ihraç edilen ilk inovatif ürün oldu, bu ürünü Siemens başta olmak üzere Türkiye ve dünyada 65 ülkeye satmaya başladık. 

 Ar-Ge yaparken 1996 yılında Teletaş’ı aldınız. Telekomünikasyon alanına girme kararını nasıl verdiniz? 

 1994 yılında Türkiye’de telekomünikasyon çok güçlüydü. Netaş ve Teletaş yan yanaydı. Netaş’ta 2 bin, Teletaş’ta 2 bin 200 Ar- Ge mühendisi çalışıyordu. Telekomünikasyon sektörünün toplam çalışan sayısı 10 bindi. Ama 1996’da Teletaş’ın çoğunluk hisseleri yabancılara satıldı ve onlar hemen 2 bin Ar-Ge mühendisini işten çıkardı. Türkiye’de ‘al sat’ işi yapmaya başladılar. Netaş’ın çoğunluk hisseleri de Kanadalı bir şirkete satıldı. Her iki şirkette de böylelikle Ar-Ge sıfırlandı. Biz de 1996 yılında Teletaş kapanmak üzereyken, “Kapatmayın, biz burayı devralalım” dedik. Bir ihale açtılar ve ihaleyi kazandık, şirketi çalışanlarıyla birlikte devraldık. Kısa süre içinde Teletaş’la ihracata başladık. İran’dan Avrupa’nın çeşitli ülkelerine telekomünikasyon ürünleri ihraç ettik. Türk Telekom’a dijital santraller, radyo-linkleri, ankesörlü telefonlar, Turkcell ve Telsim’e baz istasyonları ürettik. 2001’de ekonomik kriz çıkınca telekomünikasyon üretimleri durdu. Türk Telekom sabit hazlı telefon santrallerinin alımını durdurdu, bu da pazarımızın büyük bölümünü kaybetmemize neden oldu, biz birden sıfıra indik. 

Sonra kendinize nasıl bir çıkış buldunuz?

Telekomünikasyonda yaşanan bu krizde “Ne yapalım” dedik ve kendimize özgün ürünler geliştirme kararı aldık. Bu ürünlerden bir tanesi veri merkezi oldu. 2001 yılında Türkiye’de olmayan veri merkezlerini oluşturduk. Teknoloji ve portföy olarak uçtan uca veri merkezi yapan dünyadaki 6 şirketten biri haline geldik. Bizim bu alandaki rakiplerimiz Huawei, Schneider, Vertu, Emerson ve Rittal. Bunların ciro olarak en küçüğü biziz ama teknoloji ve portföy olarak eşdeğeriz. Vodafone’un Türkiye’deki tek sağlayıcısıyız, dünyada 22 ülkede de üç sağlayıcıdan biriyiz. Nokia Systems’tan Gazproma’a kadar dünyada birçok dev şirkete hizmet veriyoruz, en son müşteri portföyümüze Amerikan Verizone’u ekledik. Yurt içinde de insansız hava uçaklarının veri merkezini biz yaptık. Türkiye’nin en büyük Avrupa’nın da en büyük veri merkezlerinden biri olan Turkcell’in Ankara’daki veri merkezi yine bizim tarafımızdan yapıldı. Fiberoptik teknolojisi de bizim geliştirdiğimiz teknolojilerden. Turkcell’in ve Vodafone’un fiberoptik altyapısını biz verdik. Şili Telekom, Endonezya Telekom ve Filipinler Telekom’un fiberoptik sağlayıcısı biziz. Bu kapsamda 78 ülkeye Türk bayrağını taşıyan tek şirketiz. 

 Veri merkezleri ve telekomünikasyonda ağırlıklı yurt dışına mı çalışıyorsunuz? 

 Evet, örneğin veri merkezinde üretimimizin yüzde 80’ini ihraç ediyoruz. Şu an acıdır ki Türkiye’nin verilerinin yüzde 96’sı yurt dışında depolanıyor. 

 Peki neden? 

 Bu konuya Türkiye’de önem verilmiyor, bizim gibi şirketler de çok fazla yaşayamıyor. Maalesef bizden başka yerli ileri teknoloji şirketi yok. Türkiye Elektronik Sanayicileri Derneği’nin yıllardır yönetim kurulu üyesiyim. Dernek olarak 2001’de Türkiye’de 10 milyon TL’nin üzerinde ciro yapan kaç telekomünikasyon ve bilişim şirketi var diye araştırma yaptık. O dönem bu ölçekte 72 yerli şirket çıktı. Şimdi 1 tane var, diğerlerinin hepsi maalesef kayboldu. Ya iflas ettiler ya yabancı şirketler tarafından satın alındılar. 

 Siz bunu nasıl başardınız? 

 Hep Ar-Ge’ye yatırım yaptık, yurt dışına odaklandık, gelen satın alma tekliflerini kabul etmedik. Finansman konusunda yaptığımız işe katkıda bulunması için Ümraniye’deki arazimize kat karşılığı Canpark AVM ve Hilton oteli yaptırdık. Oradan gelen kiralarla işimize destek oluyoruz. Yabancı şirketler son 10 yıldır sürekli bizi satın almaya çalışıyor, teklifleri geri çeviriyoruz. En son Amerika, İsviçre ve Almanya menşeili 9 şirket bize milyar doların üzerinde satın alma teklifiyle geldi. Biz Türkiye’nin şirketi olarak kalmak istiyoruz. Bugüne kadar mücadelemizi verdik, bundan sonra da vereceğiz. 

 Savunma sektörüne de üretim yapıyorsunuz. 

 Savunma sanayinin arkasında da bilişim var aslında. Savunma sektöründe Ar-Ge yapan Canovate Balistik Sistemler ile üretim gerçekleştiriyoruz. Orada termal radar geliştirdik. İngiltere Manchester’daki Armourshield, Amerikan ve İngiliz ordularına 42 yıldır çelik yelek sağlayan bir fabrikaydı. Fabrikayı know-how ve ekipmanları ile satın aldık. Üretim bandını Çekmeköy’deki fabrikamıza kurduk. Orada şimdi NATO’ya çelik yelekler yapıyoruz. Termal radar üretiyor, ihraç ediyoruz. Termal radar üretimi yapan dünyada üç ülke var. Bunlar Amerika, Fransa ve Türkiye. Türkiye’de bunun üretimini sadece biz yapıyoruz. 

Neredeyse her alanda dünya devleriyle rekabet içindesiniz. Bu kapsamda yeni müşteri kazanmak yeni bir pazara girmek sizin için zor olmuyor mu?

 Biz şu anda grup şirketlerimizle 78 ülkeye satış yapıyoruz. Amerika’dan Afrika’ya, Filipinler’den Endonezya’ya çok geniş bir coğrafyada operasyonlarımız var. Tabii ki bu kolay bir iş değil. Bir tekstil ürünü yaparsanız fuarda gider bağlantı kurarsınız. Alıcı ürüne dokunur, hisseder, kalitesini anlar ve sipariş eder. Bunlar ileri teknoloji ürünleri olduğu için süreçler çok daha zor ve karmaşık. Son olarak 350 milyonluk nüfusa hitap eden Amerikan Verizonu’u müşteri portföyümüze kattık. Verizone’un kapısını çaldıktan sonra içeri girmek en az 3 yıl aldı. Çünkü bu şirketler tedarikçilerini seçerken önce geçmişine bakıyor. Defalarca fabrikaya gelip denetim yaptılar, her şeyi test ettikten sonra kararlarını verdiler. 

 En büyük rakibiniz kim? 

 Biz dünyada Çinliler dışında herkesle çok rahat rekabet edebiliyoruz. Çinliler fiyatta öne geçemediğinde gidiyor “Al sana beş yıllık kredi” diyerek finansman sağlıyor ve kazanıyor. Dünyada kapitalizmi en iyi uygulayan ülke Çin, çok zekiler. 

 Enerjide hangi şirketle ne tür çalışmalar yapıyorsunuz? 

 Canovate Enerji Sistemleri’ni 4 yıl önce kurduk. Burada ısı pompaları üretiyoruz. Avrupa’da kombi satışı yasak, ısı pompası kullanılıyor. Isı pompaları, doğal gaz bağımlılığından kurtulmak ve cari açığın azaltılması için en verimli ve etkili, alternatif ısıtma ve soğutma teknolojisi. Yenilenebilir enerji kaynağı olan toprak, su veya havadaki mevcut ısıyı değerlendirerek çalışan ısı pompaları, standart iklimlendirme cihazlarından çok daha verimli bir şekilde ısıtma-soğutma ve sıcak su ihtiyacını karşılıyor. Türkiye’de Ford ve Bosch bize geldi, “Bizim için ısı pompası yapar mısınız” dediler. Bu iki şirket zaten Amerika ve Avrupa’da tesislerinde ısı pompası kullanıyor. Fırınlarda nano teknoloji boyama yaparken doğal gaz kullanılıyor, doğal gaz yerine ısı pompası kullanıldığında ise yüzde 60 enerji tasarrufu elde ediliyor. Avrupa Yatırım Bankası da iki ay önce Türkiye’ye 200 milyon Euro’luk bir kredi açtı. Bu yatırımları yapan sanayicilere yüzde 25 oranında hibe veriyor. Isı pompası kullanımı karbon salımını azalttığı için teşvik veriyorlar. Isı pompalarının yanında havayı nemlendirerek soğutma anlamına gelen Adyabatik sistemlerin de üretimini yapıyoruz. Bu alandaki üretimde dünyada 4 şirketten biriyiz. 

 Toplamda kaç alanda faaliyet gösteriyorsunuz? 

 Grubumuz bünyesinde 10 şirketimiz var. Bu şirketler, Canovate Elektronik, Canovate Balistik Sistemler, Canovate İleri Teknoloji, CanAero, Canovate Enerji Sistemleri, Canesis Sistem Entegrasyon’un yanısıra, inşaat, hızlı tüketim ve gıda alanında Canpark AVM, CanPark Sinema, CanPark Gıda ve Hilton Canpark Ümraniye. 2019 yıl sonu itibarıyla ciromuz 1 milyar TL’yi geçti. Toplam çalışan sayımız da 1.000. Bu bin kişinin 120’si Ar-Ge mühendisi. 

 Nasıl bir büyüme hızınız var? Bu yıl nasıl bir büyüme planlıyorsunuz? 

 2019 yılında yüzde 28 büyüdük. 2020 yılında da yüzde 22-25 arası büyümeyi planlıyoruz. Mevcut iş kollarımızda yenilikçi teknolojilerle büyümemizi sürdüreceğiz. Ciromuzu 5 yıl içinde en az 7-8 milyar TL’ye ulaştırmak istiyoruz. Bunu da gerçekleştireceğimize inanıyoruz.


YÜKSELİŞTEKİ PAZARLAR

“AFRİKA’DA BÜYÜYORUZ” 
Bizim için bundan 7-8 yıl önce Suriye, Irak ve Mısır en yüksek ihracatı gerçekleştirdiğimiz pazarlardı. Yaşananlarla birlikte buradaki gelirlerimiz de sıfırlandı. Şu anda Afrika yükselen pazar olarak öne çıkıyor. Batı Afrika özellikle Senegal büyüdüğümüz pazarlar.
AKILLI ŞEHİRLER Biz akıllı şehir çözümleri de üretiyoruz. Havelsan ve Aselsan ile birlikte şehir güvenlik yönetim sistemleri yaptık. MOBESE’leri biz üretiyoruz. 23 ilde MOBESE uygulaması yaptık. Bu işi de dışarıya taşıdık. Geçtiğimiz yıl Kuzey Irak’ta güvenli şehir uygulamaları gerçekleştirdik. Musul ve Kerkük ile de anlaştık. Batı Afrika’da Gana’nın başkenti Akra’da 4,5 milyon nüfus yaşıyor. Orada da benzer uygulamaları yapacağız.
“ORTA AMERİKA’DA İŞ HACMİ ARTACAK” Dünyada akıllı ve güvenli şehirler yükselen bir trend. Orta Amerika ülkeleri, Küba, Honduras, Guatamela, Costa Rica, Panama ve Peru’da da çok aktif bir şekilde çalışıyoruz. Oralarda önümüzdeki dönemde iş hacmimiz daha da artacak.



“YABANCI ORTAKLIK İÇİN BİR ŞARTIMIZ VAR”

“SATIŞ PLANLAMIYORUM”
Satış planlamıyorum ama ortaklık düşünüyorum. Bunun için de bir şartım var. Fabrikayı en az 15 yıl Türkiye’den taşımama sözü verirse bir yabancı şirketle ortak olmayı düşünebiliriz. Bu kararımda yaşımın ilerlemesinin bir rolü var. Ben bugüne kadar işe hep “Her şey para değil” diyerek baktım. Türkiye’de en azından 10 konuda önemli teknolojinin öncülüğünü yaptım ve Türk bayrağını Şili’den Avustralya’ya taşıdım.
GERÇEK KALKINMANIN FORMÜLÜ Dünya artık sadece Amerika ve Batı değil. Steve Jobs, Suriyeli göçmen bir ailenin çocuğu olarak Apple’ı yarattı. Bugün Apple’ın piyasa değeri 870 milyar dolar, Türkiye’nin milli hasılası 750 milyar dolar. Türkiye’nin gerçek kalkınması için bilişime ve iletişime ağırlık vermek lazım.
 “ÖNYARGILARI İŞİMİZLE KIRIYORUZ” Bizi ülke olarak yurt dışında yanlış tanıyorlar. Önyargıları, yaptığımız işle kırıyoruz. Teknolojiyle çok önemli bir dönemden geçiyoruz. Tarihte Türkiye birçok treni kaçırdı. Ancak şimdi durum farklı. Türkiye’nin bireysel zekasının girişimci zekasıyla birleşmesi sayesinde buradan da bir Apple ve Microsoft çıkabilir. Aynı zamanda Senagal’den de çıkabilir.



YERLİ İŞLETİM SİSTEMİ GELİŞTİRDİK

ITERRA ÇÖZÜMLERİ
ITerra isimli tümleşik veri merkezi şirketimiz var. Biliyorsunuz biz iletişim veri sistemi olarak Microsoft’un Windows’unu kullanıyoruz. Bir de orada güvenlik duvarları (firewall) var. Mail gönderdiğinizde bu güvenlik duvarları devreye giriyor ve tehlike karşısında uyarıyor. Bizim bütün maillerimiz bu sistemler üzerinden Amerika’da okunabiliyor.
ANKARA’DAKİ BEYİN TAKIMI Biz TÜBİTAK’a yerli işletim sistemi geliştirdik. Özellikle savunma sanayi şirketleri için bugün tek yerli ve milli sistem bu. Burada sunucu ve depolama da yerli. Bunu aynı zamanda Amerika’ya Latin Amerika’ya sağlamaya başladık. Burada özel yazılımlar geliştirdik. Ankara’da 25 kişilik ayrı bir beyin takımımız var. Bu takım Ankara’da Emniyet Genel Müdürlüğü ile yakın çalışmalar yapıyor.



İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz