Demokrasi mükemmel bir model mi?

30.01.2020 15:35:000
Paylaş Tweet Paylaş
Demokrasi mükemmel bir model mi?


Maalesef bu dünyada adalet yok. Ancak bu yeni bir şey değil; yeni olan ise dünyadaki adaletsizliğe karşı galeyana gelen insanlarda oluşan öfkenin, şiddetin toplumsal protestolarla kendini göstermesi. Bu tarz protestolar, son birkaç ayda zengin, fakir veya demokratik ya da baskıcı rejimler demeden hemen her ülkeyi pençesine aldı.

Kızgınlığın merkezinde, politikacıların halkın yerine elitlerin çıkarını koruduğuna dair yaygın algı yatıyor. Protestolar, genellikle gelişmekte olan ülkelerde yayılıyor ve çok da haklı nedenleri var: Oradaki insanlar, hükümetleri temel hizmetleri sunmakta yetersiz kaldığında muazzam ıstırap çekiyor ve gelişmiş siyasi kurumların olmayışı yüzünden sıklıkla protestocular arasından çıkan ve hiç de alışılmadık türden aşırı uçlarda yer alan politik aktörlere yöneliyor.

Son birkaç hafta içinde Arap Baharı’ndan bu yana Mısır, Başkan Abdel Fattah el-Sisi ile ordudaki yolsuzluk iddialarıyla tetiklenen gösterilere sahne oldu. Ardından yoksullara getirilen yüksek vergiler ve azaltılan yardımları da içeren ekonomik reformlarla şiddetini daha da artırdı. Lübnan’da “WhatsApp vergisi” getirilmesi, ülkeyi bir anda ekonomik ve politik endişeler girdabına sokan protestolara neden oldu. Nihayetinde protestolar, Lübnan Başbakanı Saad Hariri’yi istifa etmeye zorladı. Irak başkanı Adel Abdul Mahdi’nin ülkesi de yetersiz kamu hizmetleri ve yüksek işsizlikle çileden çıkmış insanların protestolarıyla kaynıyor. Ekvator’da ise Başkan Lenin Moreno’nun benzin teşviklerini kaldırması, başka sosyal meseleleri de merkezine alan şiddetli protestoları ateşleyerek sonuçta Moreno’nun geri adım atmasını sağlayarak ülkedeki protestocular adına bir zafer ama ülkenin mali disiplini adına bir yenilgiyle sonuçlandı.

Tarihsel olarak bu tarz protestolar, daha zengin ülkelerde bu derece etkili olmuyor; çünkü politikacılar hem çok daha güvenilir ve toplumsal çıkarlarla çok daha ilgili hem de varlıklı insanların bir sonraki seçimde politik hoşnutsuzluklarını önceden ifade edebildiği anketlere katılma lüksü var.

Gerçi oy kullanma kabinlerinin de artık siyasi gaz alma işlevi gördüğü pek söylenemez.

Şili’de Sebastian Pinera’nın metro biletlerinin fiyatlarını yüzde 3 artırmasıyla birlikte Latin Amerika’nın en zengin ülkelerinden biri olan Şili’de, şiddetli protestoların önü açıldı ve zaten düşük emekli maaşları ve altyapı hizmetleriyle ilaç gibi temel hizmetlerin aşırı yüksek fiyatlarıyla canından bezmiş kitlelerin bu protestoları ancak askeri diktatörlük geleneğine sahip bu ülkede askerlerin sokağa çıkmasıyla zapt edilebildi. Fransa’daki Sarı Yelekliler (Gilets Jaunes) Paris’i yaklaşık bir yıl önce neredeyse allak bullak etti ve her ne kadar bu gösteriler büyük ölçüde hızını yitirmiş olsa da yapılması beklenen emeklilik reformu ve yıldönümü etkisi bu akımı yeniden ateşleme riskini içeriyor. İspanya’da Temyiz Mahkemesi’nin geçenlerde 2017’deki bağımsızlık referandumunun ve ayrılıkçılığın başını çeken Katalonyalı liderlere verdiği hapis cezası, şiddetli gösterilere yol açarak zaten net bir kazananın çıkmayacağı belli olan hafta sonunda yapılacak seçimleri de iyice içinden çıkılmaz hale getirdi.

Bu arada Hong Kong’daki protestolar, 22’nci haftasını devirirken dünyanın en önemli ekonomik güç merkezlerinden birinde hayatı felç ediyor. Ancak tüm gösterilere rağmen Beijing’de protestocuların sakinleşmesini bekleme lüksüne sahip hükümet, onları zararsız tehdit unsurları olarak görüyormuş gibi davranıyor.

Tüm bunlar şu kritik sorunun sorulmasına yol açıyor: Yaygın kızgınlığın ve siyasi hayal kırıklığının hakim olduğu bugünlerde acaba demokrasi halen en mükemmel yönetim modeli mi? Kendi ülkelerinin ekonomik üretkenliğine her geçen gün daha fazla sayıda insanın katkıda bulunup (ki küreselleşmenin en önemli yan etkilerinden biridir) siyasette daha fazla söz sahibi olması kolaylaştıkça demokrasi iyice pekişmişti. Ancak şimdi küreselleşme geri çekilme sürecinde. Emeğin yerini teknoloji alıyor ve bu süreç önümüzdeki yıllarda da sürecek.

Bu aslında yakından takip edilmesi gereken bir soru… Her ne kadar demokrasinin en güzel günlerinin geride kaldığını söylemek için çok erken olsa da küreselleşmenin de onun üstünü çizecek kadar başarılı olduğunu söylemek çok zor. Ancak tüm bu yapısal sorunları, halen yavaşlamakta olan global bir ekonomiyle harmanladığınızda hükümetlerin meşruiyetlerini sorgulayan halkların endişesine çare bulmasının daha da zorlaşacağı apaçık. 2019’da dünyada herkesin üzerinde uzlaştığı tek bir konu varsa o da hükümetlere karşı duyulan kızgınlık ki bundan hükümetlerin ve de öfkeli halkın kaygılanması gerekir.


YAZARIN DİĞER YAZILARI TÜMÜNÜ GÖRÜNTÜLE

Yorum Yaz