Hızlı bir hayatım var

Fark Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahu Büyükkuşoğlu Serter ile iş dışı yaşamını konuştuk...

13 EYLÜL, 20180
Paylaş Tweet Paylaş
Hızlı bir hayatım var

Nilüfer Gözütok Ünal

ngozutok@capital.com.tr

Fark Holding Yönetim Kurulu Başkanı AHU BÜYÜKKUŞOĞLU SERTER’in üç ülkeli bir yaşamı var. Amerika, Türkiye ve Portekiz’i kapsayan bu yaşam yoğun bir koşuşturmaca içeriyor. Neredeyse her ay kıtalar arası yolculuk yapıyor. Bu yoğun tempoya rağmen Serter, üç kız annesi olarak aile ve sosyal hayatına zaman ayırma konusunda hiç sorun yaşamıyor. Motosikletle dünyayı dolaşıyor, kayak yapıyor, sanatla ilgileniyor, kendi ifadesiyle yoga ile de sınırlarını zorluyor.

ark Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahu Büyükkuşoğlu Serter, çok yönlü bir iş insanı. Grubunu yönetirken, aynı zamanda kurucusu olduğu Arya Kadın Platformu ile kadın girişimciliğinin yol almasında kritik bir rol üstleniyor. Sanatın da yakın takipçisi ve destekçisi. Serter, sadece çok yönlü değil aynı zamanda çok ülkeli bir yaşama sahip. Yılın bir bölümünü Amerika, bir bölümünü Türkiye ve bir bölümünü de Portekiz’de geçiriyor. Neredeyse her ay kıtalar arası yolculuk yapıyor. Bu yoğun tempoya rağmen üç kız annesi olarak aile ve sosyal hayatına zaman ayırma konusunda hiç sorun yaşamıyor. Motosikletle dünyayı dolaşıyor, kayak yapıyor, kendi ifadesiyle yogayla da sınırlarını zorluyor. 

Teferruatsız bir hayatı olduğunu dile getiren Serter, “Çünkü ne kadar detay eklerseniz hayatınız o kadar zor yönetilir hale geliyor. Teferruatsız yaşam çok güzel” diyor. Fark Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahu Büyükkuşoğlu Serter ile iş dışı yaşamını konuştuk. 

Yaşamınızı Amerika ve Türkiye olmak üzere iki ayrı ülkede sürdürüyorsunuz… Bu iki ülkeli yaşamı nasıl kurdunuz? 

Üniversite eğitimimi Amerika’da tamamladıktan sonra 2002 yılında Türkiye’ye döndüm. 2012 yılında aile şirketimizin global olma zamanı geldiğini düşünerek bir ayağımızı Amerika’ya uzatma kararı aldık. O yıl Amerika’ya yerleştik. Amerika’da da şirketimiz var. Kış aylarında genelde bir ayı Amerika’da bir ayı Türkiye’de geçiriyorum. Son yıllarda bu iki ülkeye Portekiz de eklendi. Türkiye’de sahip olduğumuz Case Del Arte otelinin bir şubesini de Lizbon’da açtık. Türkiye’ye geldiğim zaman mutlaka bir hafta Portekiz’e gidiyorum. Yaz aylarında ise ağırlıklı Türkiye’deyim. Mayıstan eylül sonuna kadar Türkiye’de geçiriyorum. 

Aileniz ve çocuklarınız bu hayata nasıl uyum sağlıyor? 

Üç kızım var. Kızlarımın ikisi Amerika’da eğitimini sürdürüyor. Büyük kızım 18 yaşına gelince Türkiye’de yaşamayı seçti. Eşimin işi de hem Türkiye’de hem Amerika’da… 

Peki hayatınızın nasıl bir rutini var? 

Hayatımda hiç rutin yok. Türkiye’de isem sabah 7 gibi evden çıkarım. Günde 16-17 saat çalışırım. Günlerimi ayırıyorum. Haftanın 2-3 günü Gebze’ye fabrikaya giderim. Çok sık seyahat ederim. Türkiye’de olduğum zamanlar daha yoğun çalışıyorum. Amerika’dayken de daha erken kalkıyorum, Türkiye saatine ve Türkiye’nin işlerine yetişip ondan sonraki zamanda Amerika’nın işlerini yapıyorum. 

Ortalama kaç saat uyuyorsunuz? 

6-7 saat uyuyorum. 

Nasıl besleniyorsunuz? 

Sabahları sadece haşlanmış bir yumurta yiyorum. Öğle yemeğinde fabrikada herkes ne yiyorsa yiyorum. Akşamları da genelde programlarım oluyor ve onlarda da gereksiz şeyler yememeye çalışıyorum. Yiyecek içecekle tatilde aram iyi ama onun dışında çok yiyecek içecek meraklısı değilim. Bu kadar koşuşturmaca içinde bir de onu hayatınıza sokarsanız çok kilo alıyorsunuz. Aslında yemek konusunda çok seçici de değilim. Meksika’da ise Meksika yemeği yerim, her yediğimden keyif alırım. 

Yemek yapar mısınız?

Amerika’dayken zaten yardımcımız falan yok her işimizi kendimiz yapıyoruz, yemekleri de ben yapıyorum, çok da seviyorum. Genelde yaptığım yemekler fazla detayı olmayan ama sağlıklı, hızlı servis edilen yemekler. Çocuklar sebzeyi çok seviyor. Haftada mutlaka bir kere karnabahar ve ıspanak pişiyor. Pilav da olmazsa olmaz. Türk yemekleri hala bizim evin kralı. Ben yokken de eşim yapar. Teferruatsız bir hayatımız var, çünkü ne kadar detay eklerseniz hayatınız o kadar zor yönetilir hale geliyor. Teferruatsız yaşam çok güzel. 

Sporla yakından ilgilisiniz... 

Özellikle eskiden çok daha ilgiliydim. Örneğin 18 yaşından önce kürek ilgi alanımdaydı. Hep dansa meraklı oldum. Üniversitede okurken aerobik hocalığı yaparak bir yandan da çalıştım. 2005’te Berlin Maratonu’nu koştum. 1996 yılında Atlanta’da olimpiyat meşalesini taşıdım. 

O nasıl oldu?

Coca-Cola sponsordu. Türkiye’den üç genç seçip Atlanta’ya götüreceklerdi. Bir yarışma yaptılar, 5 kilometreyi 20 dakikanın altında koşacaksınız, iyi İngilizce konuşmanız lazım. Ülkeyi güzel temsil etmek için tüm bunların yanı sıra genel kültürü de ölçen bir sınav yaptılar. Toplam 2 bin kişinin arasından 1 kız ve 2 erkek öğrenci seçildi, seçilenlerden biri de bendim. Benim için harika bir tecrübeydi. Yenilikçi bir yapım olduğu için aynı şeyi fazla sürdüremiyorum. Maratondan daha sonra sıkıldım. Çünkü antrenman süreçleri zorlu ve çok yalnızsınız, her gün kendinizle bir iki saat koşmanız gerekiyor. Bugün en büyük ilgi alanım motosiklet ve kayak. Motosikletle dünyadaki bütün kıtaları gezdik. 


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz