"10 Bin Objeyi Nasıl Topladım?"

Nezih Barut, Abdi İbrahim İlaç’ın patronu ve eczacılıkla ilgili her türlü objeyi yıllardır büyük bir tutkuyla topluyor. Tombaktan havana, tablodan pula, ilaç kutularından reçetelere ve şişelere kad...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
10 Bin Objeyi Nasıl Topladım?

Nezih Barut, Abdi İbrahim İlaç’ın patronu ve eczacılıkla ilgili her türlü objeyi yıllardır büyük bir tutkuyla topluyor. Tombaktan havana, tablodan pula, ilaç kutularından reçetelere ve şişelere kadar çeşitli objelerden oluşan koleksiyonu bu yıl açacağı Eczacılık Müzesi’nde gün ışığına çıkacak. Keşfetme, araştırma ve gün ışığına çıkarma güdüleriyle hareket eden Barut, koleksiyonerliğin hayata kattıklarına ilişkin “Koleksiyonculuk keyifli bir hobi olmakla beraber aynı zamanda prestij sağlayan bir uğraş ve iyi bir yatırım aracı. Değerlerine sahip çıkan, geçmişi geleceğe taşımak isteyen, sadece iş dünyasına değil kültür hayatına da katkıda bulunmak isteyen herkes koleksiyonculuğa yönelebilir” diyor.

Ortaokula başladığında pul biriktirmeye başladı. Üniversite yıllarında ise tablo koleksiyonu yapmaya yöneldi. Kendi ifadesiyle “tokat yiye yiye” işi öğrendi. Tombak topladı. Hatta havan koleksiyonu bile yaptı. Ardından İtalyan ressamların gözünden İstanbul tablolarına yöneldi. Ancak, koleksiyon işine yıllarını veren Abdi İbrahim’in patronu Nezih Barut’un asıl gözbebeği ise ilaç ve ilaç malzemeleri oldu. Bu konuda Türkiye’nin en önemli koleksiyonunun kendisinde olduğunu söyleyen Barut’un hedefinde müze kurmak var.

“Tam 96 yıl önce küçük bir eczanede temelleri atılan Abdi İbrahim, yaklaşık 1,5 asırlık eczacılık mesleğinin zaman içindeki değişimine yakından tanıklık etti ve katkıda bulundu” diye konuşan Barut, Abdi İbrahim olarak amaçlarının gelecek nesillere eczacılığın nereden nereye geldiğini gösteren bir miras bırakmak olduğunu söylüyor.

Koleksiyonerliğin araştırma, hırs, takip, sabır ve zaman becerilerine sahip olmayı gerektirdiğini belirtiyor. Koleksiyon oluşturmaktan aldığı en büyük zevki, onları başkalarıyla paylaşırken yaşadığını söyleyen Barut, bu tutkusunun diğer güzel taraflarını ise şöyle anlatıyor: “Koleksiyonculuk ilgi duyulan bir alanı derinlemesine keşfetme, geçmişini araştırma, unutulup gidenleri gün ışığına çıkarma fırsatı veriyor. Belirli bir alana yönelik olduğunda da zaman içindeki gelişimini ortaya koyma şansı yaratıyor tıpkı iş yaşamında olduğu gibi.”

Capital, Türkiye’nin en önemli koleksiyonerlerinden Abdi İbrahim İlaç’ın patronu Nezih Barut’la hobilerini, hayallerini ve hedeflerini konuştu.

Koleksiyon Merakının Öyküsü
Ben aslında koleksiyonculuğa eczacılık objeleri toplayarak başlamadım. Çocukken pul koleksiyonum vardı. O zamanlar Işık Lisesi’nde okuyordum. Ortaokul 1’inci sınıftaydım ve pul koleksiyonculuğu çok popülerdi. Herkes birbiriyle pul değişimi yapardı.

Ortaokul 2 veya 3’üncü sınıfa kadar bu hobime devam ettim. Sonra bir duraklama dönemi yaşadım. Pul benim için cazibesini kaybetti. Üniversite eğitimimin sonlarına doğru tablo toplamaya başladım. Hangi sanatçının, hangi eserini toplayacağımı da bilmiyordum. İnsan zaman içinde tokat yiye yiye öğreniyor. Son zamanlardaki çağdaş ressamların değil, daha çok modern ressamların tablolarını almaya başladım.

“Koleksiyonerlik için para önemli değil, koleksiyonerler her zaman ucuz almaya çalışır” derler. Ama hiçbir zaman ucuza alamazsınız. Çünkü, koleksiyoner, istediği bir şeye muhakkak sahip olmak ister. Sahip olmak istediği zaman da fiyatlar hep yükselir. Alıcıları da bellidir. Siz, o tecrübeyi kazanıncaya kadar, hep canınızın acıdığını hissedersiniz. Daha sonra özellikle oryantalist tablolar üzerinde durmaya başladım. Oryantalist tabloların da temasının mutlaka “İstanbul” olması gerekiyordu. Konusu İstanbul’da geçen, belirli sanatçıların, belirli tablolarını topladım. İlgi alanımda daha çok İtalyan ressamların eserleri vardı. İtalyan sanatçıların, zaman zaman Fransız sanatçıların, Türkiye’de yaşayıp yaptıkları tablolar bugün de ilgi alanımda olmaya devam ediyor.

Sonraları tombak toplamaya merak saldım ve ardından oryantalist tablo koleksiyonu yapmaya başladım. Çağdaş tabloları da topluyorum.

Eczacılık Objeleri Tutkusu
Bu binanın aşağısında göreceğiniz eczanenin aşağı yukarı 100 yıllık geçmişi var. Bizim şirket ise 96 yıllık. Neredeyse şirketin yaşı kadar. Bu eczaneyi aldıktan sonra daha bilinçli olarak eczacılıkla ilgili malzeme toplamaya başladım. İşte tam bu noktada danışmanım Mert Sandalcı ile tanıştık. Bize çok büyük katkıları oldu.

Onunla birlikte çok büyük bir koleksiyon sahibi olduk. Şimdi ise birlikte Eczacılık Müzesi açmak istiyoruz. Bundan 96 yıl önce küçük bir eczane ile temelleri atılan firmamız, yaklaşık 1,5 asırlık eczacılık mesleğinin zaman içindeki değişimine yakından tanıklık etti ve katkıda bulundu. Abdi İbrahim olarak amacımız, gelecek nesillere eczacılığın nereden nereye geldiğini gösteren bir miras bırakmak.

Zengin eczacılık kültürümüzün günümüze yansıması olarak raf dolaplarından tabelaya, ilaç şişelerinden tartılara kadar tüm objeler orijinal halleri ile korunarak müzede sergilenecek. Eski fabrikamızı müze haline getirmek istiyoruz. Amacımız, yaşayan bir müze ortaya çıkarmak.

Dünyada da eczacılık müzesi sayıca çok az. Türkiye’de böyle bir müzenin eczacılık öğrencilerine de faydası olacağını düşünüyoruz. Çok özel bir müze bu benim için. Koleksiyonerlik ve müze hazırlama çalışmalarımı bir anlamda gönül verdiğim eczacılık mesleğine vefa borcumu ödemek gibi düşünüyorum.

Hedefimiz Yaşayan Bir Müze
Bazı ressamların müze içinde çalışabilecekleri atölyeler yapmayı planlıyoruz. Böylece hem eczacılık müzesine ilgi artacak hem bu ressamlar atölye sahibi olacak. Her yıl o ressamları değiştirebiliriz. Gençler ve çocuklar da nasıl resim yapıldığını görür. Bu sene bu planımızı gerçekleştiremedik çünkü yeni bir okul yaptık.

2008’de Abdi İbrahim adına 1.200 öğrenci kapasiteli bu okulu hayata geçirdik. Önümüzdeki sene de Abdi İbrahim Müzesi’nin binasını yapmaya başlayacağız. Umarım orayı başarılı ve yaşayan bir müze haline getirebiliriz

Koleksiyonculuk keyif veren bir hobi olmakla beraber aynı zamanda prestij sağlayan bir uğraş ve iyi bir yatırım aracı. Kişisel koleksiyonculuğun yanı sıra kurumlar da özellikle faaliyet gösterdikleri alana yönelik koleksiyonlar oluşturma eğiliminde.

Ayrıca, kültürümüzün değerlerini gözler önüne serecek koleksiyonların kişiler ya da kurumlar tarafından oluşturulması önem taşıyor. Değerlerine sahip çıkan, geçmişi geleceğe taşımak isteyen, sadece iş dünyasına değil kültür hayatına da katkıda bulunmak isteyen herkes koleksiyonculuğa yönelebilir. Ya da tamamen kişisel ilgi alanları doğrultusunda farklı objelerden oluşan koleksiyonlar oluşturabilir.

10 Bin Parça Nasıl Toplandı?
Elimizde 10 bin parçaya yakın Türk ve Osmanlı eczacılık tarihi birikimi var. Bugün sektördeki her kim olursa olsun kendi tarihi ile ilgili çalışma yapacak bile olsa mutlaka bize başvurma durumuna geldi. Türkiye’de bulduğunuz bir malzemenin ikincisini bulma ihtimaliniz yüzde 15-20'yi geçmez. Dolayısıyla, her bulduğunuz objeyi hayatınız boyunca bir kere bulabileceğinizi hissediyorsunuz. Bu kendi firmamızın tarihi için bile geçerli. Tabii biz her şeyi bulamıyoruz. Zaten Mert bey ile tanışmamız da bu sayede oldu. Bir kişinin gününün 24 saatini bu işe ayırması gerekiyor.

Ayrıca senelerce eczacılık ile ilgili eşyayı toplayın bunları kim satın almak ister ki? Resim gibi değil. Resim değer kazanıyor. Örneğin, bu havan koleksiyonunu kimse almak istemez. Oysa ben bazı parçalara 10 bin dolar verdim. Bunlar çok büyük rakamlar. Çünkü, kimsenin ilgi alanı değil. 50 tane ilaç firması ortaya çıksa ve herkes tarih toplamaya başlasa onları doyuracak tek malzeme yok. Onun için fiyat oluşmuyor.

Dedemden Kalan Şişeyi Buldum
Koleksiyonculuk aslında bir yaşam biçimi. Koleksiyonunu yaptığınız alana dair farklı objeleri edinme isteği yaratıyor. Zamanınızı verirken yeni bir şey bulduğunuzda çok mutlu oluyorsunuz. Cumartesi günlerimin 3-4 saatini mutlaka koleksiyonuma ayırıyorum. Özellikle hafta sonları antikacıları gezmeyi çok seviyorum.

Yüzyıllar öncesinden kalmış bir şişeyi bulmanın ne kadar zor olduğunu düşünün. Dedemden kalan şişeyi bulduk. Dedemden bana kalan hiçbir şey yoktu. Benim için daha büyük bir değer olamaz. O anda dedene dokunuyorsun. Osmanlı-Türk koleksiyonu yapmakla eczacılıkta bir şişeyi veya reçeteyi bulmanın zorluğuna bakın. Aynı şeyi Belçika için düşünün. 100 adet 1.900 öncesi ilaç şişesi poşet içinde 6 Euro’ya satılıyor. Çünkü o tarihlerden itibaren etiket toplayan var. Bizde hiç bir şey yok. Oran çok farklı. İlk başladığımızda çoğu malzemeyi attım. Ne yapacağım diye düşünmüştüm ki pul koleksiyonu ile başlamış bir kişi olarak bunu yaptım. Şimdi her ürettiğimi saklıyorum. Koleksiyonculuğun en önemli özelliği geçmişinize sahip çıkmanız. Yok olmasına ya da parçalanmasına mani oluyorsunuz. Bir koleksiyoncu kendi koleksiyonunun parçalanmasını asla istemez. Yurtdışındaki her ilaç fabrikası aynı zamanda bir koleksiyonerdir. Ya tablo ya da eczacılık ile alakalı mutlaka koleksiyonları var.

 “Koleksiyonerliğin Benim İçin En Cazip Yanı Paylaşmak”

İyi Koleksiyoner Nasıl Olmalı?
İyi bir koleksiyoncu araştırma yapan, yayınları takip eden, konusuna hakim bir kişi olmalı. Koleksiyoncuyu toplayıcıdan farklı kılan nokta da bilgidir. Koleksiyonculuk merak etmektir. Objeleri biriktirirken aynı zamanda onlarla ilgili bilgiye de ulaşmaya çalışıyorum. Sadece zevk için değil, öğreticilik özelliği nedeniyle de koleksiyonculuk özel bir uğraş.

Koleksiyonerlik Kişiye Neler Katıyor?

Koleksiyonculuk ilgi duyulan bir alanı derinlemesine keşfetme, geçmişini araştırma, unutulup gidenleri gün ışığına çıkarma fırsatı veriyor. Belirli bir alana yönelik olduğunda da zaman içindeki gelişimini ortaya koyma şansı yaratıyor. Bir şeyi keşfetmek peşinde uğraş veriyorsunuz. Sadece ona odaklanıyorsunuz. Bana cazip gelen en güzel tarafı paylaşmak. Geçmişteki birtakım şeyleri toparlamak, gelecek nesillere bunu aktarmak keyif verici.


“Koleksiyon İşi Unutturuyor”

İç Dünyayı Zenginleştiriyor
 Koleksiyonla uğraşırken işimi unutuyorum. Pozitif yanı da bu bence. Nasıl kayak ya da yelken yaparken hiçbir şey düşünmüyorsunuz ve sadece mücadele veriyorsunuz, bu da öyle bir şey. İş dışında bir hobi ile ilgilenmek kişinin iç dünyasını zenginleştirdiği gibi iş hayatında da farklı bir bakış açısı yakalamayı sağlıyor. Ortak merakları olan kişilerin bir araya gelmesi, fikir alışverişinde bulunması da hayata artı değer kazandırıyor.

“Lider Olmak İçin Çaba Sarfetmiyorum”
“En iyi koleksiyoncuyum, en iyi havan koleksiyonu bende, en iyi oryantalist tablo bende” demek beni aşıyor. Lider olmak için de çaba sarf etmiyorum. Ama hem zaman hem para harcıyorsunuz hem de sahip olmak istediğinizi elde etme hırsınız oluyor. Örneğin her yıl kayakta kaza geçiririm. Her yıl bir tarafımı kırarım. Neden? En iyi ben kaydığım için değil.

Kimsenin Kaymadığı Pist Beni Cezbediyor
 Doğa ile mücadele ettiğim ve normal pistten kaymayı sevmediğim için. Kimsenin kaymadığı pistte, hızlı kayıyorum. O bana cazip geliyor. Koleksiyonculukta böyle bir şey yok. Koleksiyonerlikte risk ne? “Ben bu koleksiyonu yaptım, nasıl satarım?” diye düşünmüyorsunuz. Öyle düşünürseniz bu zaten riskli bir iş olur.

Tabloyu Duvar Süslesin Diye Almıyorum
Ben sadece ona sahip olmak istiyorum. Bazı insanlar duvar süslemek için evine tablo alıyor. Ben tabloyu duvar süslesin diye almıyorum. Ben ona bakarken bir şeyler hissediyorsam alıyorum. Araştırmalarımın sonucunda “Ben bunu istiyorum” deyip alabilme duygusu. Koleksiyonculukta böyle bir hırstan bahsedebiliyoruz. Belki bu yönüyle iş yaşamıyla bağdaştırabilirim.

Bir Koleksiyonerin Öyküsü

Değişen İlgi Alanları
Pulla başladım ve daha sonra bir ara tombak toplar oldum. İyi bir tombak koleksiyonum var, iyi bir oryantalist koleksiyonum var. Şimdilik hem oryantalist hem de çağdaş tabloları topluyorum.

Genç Ressamları da Topluyorum
Koleksiyonculukta zaman zaman genç ressamlara da önem vermek gerektiğini düşündüm ve genç ressamların da eserlerini toplamaya başladım. Bu konuda itiraf etmek gerekirse biraz zayıfım. Genç ressamların ileride ne kadar başarılı olacağını bilmem biraz zor. Ama araştırıyorum. Araştırmak da bana büyük bir keyif veriyor.

Havan Koleksiyonum Var
Ayrıca bir de havan koleksiyonum var. Havan koleksiyonunu ilk önce ben tek tek toplamaya başladım. Sonra hocam Turhan Baytop’un da zamanında bunları tek tek topladığını öğrendim.

Nasıl Satın Aldım?
Zaman zaman hocamla yemek yerdik. Bir gün “Hocama bana bu koleksiyonu satar mısın?” dedim. O da bana “Satarsam sana satacağım. Kızım bu koleksiyonu istemiyor” dedi. Ben de bana satacağı günü bekledim. Sonunda hocam o koleksiyonu bana sattı. Ama beni çok uğraştırdı.

Teşhir Etmenin Keyfi
Çünkü, koleksiyonu o kadar emekle topluyorsunuz ki, satarken kendinizi sanki çocuğunuzu satıyormuş gibi hissediyorsunuz. Koleksiyonculuk ömürdür. Hocamın sadece bir şartı vardı: “Bunu hiçbir zaman satmayacağını biliyorum. Sen bunu hep teşhir edeceksin. Bunun için sana satıyorum” dedi. Onun için koleksiyonu teşhir etmek çok önemliydi. Ayrıca koleksiyonculukta paylaşmak çok önemli. Bir nevi geçmişi başkaları ile paylaşıyorsunuz.

Hande Yavuz
hyavuz@capital.com.tr


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz