“Global Krizden Yeni Fırsatlar Ortaya Çıkıyor”

“Krizde çok sıkı durmak lazım. En doğruyu yapıp en az hasarla, fırsatları değerlendirerek çıkmayı bilmeliyiz.” Doğuş Holding’in patronu Ferit Şahenk’in krize bakışı böyle. Ona göre dünya büyümeye g...

1.10.2008 03:00:000
Paylaş Tweet Paylaş

“Krizde çok sıkı durmak lazım. En doğruyu yapıp en az hasarla, fırsatları değerlendirerek çıkmayı bilmeliyiz.” Doğuş Holding’in patronu Ferit Şahenk’in krize bakışı böyle. Ona göre dünya büyümeye geçtiği zaman Türkiye, parlayan ülkelerden biri olacak. Ferit Şahenk, bölgesel birçok fırsat olduğunu düşünüyor. Avrupalı büyük bankaların evlerindeki riski ve problemi yönetmeye odaklandığını, bunun sonucunda ev dışındaki varlıklarını satabileceklerini söylüyor. “Bu anlamda bölgede çok ilginç değerleri ve varlıkları çok aşağı fiyatlardan alabilme imkanı doğabilir” diyen Şahenk, bu olduğunda gidip fırsatları değerlendireceklerini anlatıyor.

“Hedefimiz Bölgesel Fırsatlar”

Mevcut işlerinde genişleme ve derinleşme stratejisi izleyen Doğuş Holding, 2008 yılını 5 milyar dolar ciro ile kapatmaya hazırlanıyor. Grup, ilk 6 ayda yüzde 20’lik net bir büyüme hızına ulaştı. CEO Hüsnü Akhan, yılı hedefler doğrultusunda başarıyla kapatacaklarını söylüyor. Grubun yönetim kurulu başkanı Ferit Şahenk ise ekibinin yarattığı bu tablodan çok memnun.

Sadece Doğuş Holding değil, birçok Türk şirketi global krize rağmen başarılı bir yıl geçiyor. Ferit Şahenk, bu başarıyı 2001’de alınan gerçekçi kararlara bağlıyor. Türkiye’deki büyük grupların iş yapış şekillerini ve bilançolarının risk yapısını değiştirdiğini anlatıyor, “Daha iyi odaklandığımız, daha iyi bildiğimiz işlere yöneldik” diyor.

Ferit Şahenk, global krizi fırsat olarak görüyor. “Dünyada olumsuz gidiş var. Fakat Türkiye’de bölgesel birçok fırsat görüyorum. Türkiye’ye çok daha fazla yatırım gelebilir. Amerika’daki bu durum tabii ki dünyayı çok etkileyecek. Hep de negatif bakmayın, pozitif yanları da var” diye konuşuyor.

Doğuş Holding’in bulunduğu sektörlerden bankacılıkta ve turizmde bölgesel fırsatlar gördüklerini ve bunları değerlendireceklerini anlatıyor. Dünyadaki belli başlı büyük bankaların, daha çok evlerine yöneleceğini, eskisi gibi agresif olmayacaklarına dikkat çekiyor. “Bizim gibi kurumlara burada fırsat doğuyor” diyen Şahenk, Ukrayna ve Romanya dışında bir iki tane piyasaya baktıklarını açıklıyor.

Doğuş Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ferit Şahenk ile Lehman Brothers’ın iflas ettiği kaotik günde bir araya geldik. Krizi, dünya piyasalarını ve tabii ki en önemlisi Türkiye ekonomisini bir de onun cephesinden dinledik. Vizyoner bir patronun, krizi fırsat olarak değerlendirmeye hazırlandığını gördük. İşte Ferit Şahenk ve anlattıkları:

*Doğuş Grubu 2008 yılının ilk 8 ayını nasıl geçirdi? Hedefler tuttu mu?
2008’e, dünyadaki konjonktüre göre bir senaryoyla başladık. Dünyaya yönelik tahminlerle gerçekleşenler üç aşağı beş yukarı birbirini tuttu. Türkiye’de ise biraz daha fazla bir büyüme olabilir diye düşünüyorduk. Bir de bu parti kapatma davası ister istemez ekonomik gündemi etkiledi. Tüketicinin davranışını da etkiliyor. Bu yavaşlama beklediğimizden erken geldi. Dünyaya baktığımda Türkiye’nin bu rakamlarının aslında alkışlanması gerektiğini düşünüyorum. Dünyanın en büyük yatırım bankalarından biri olan Lehman Brothers iflas etti. Öbürünü Bank of America satın aldı ve sanıyorum dünyanın en büyük bankası doğdu. Dünyada bu olaylar olurken bizim bu performansı tutturmamız bence iyi.

hed

Grup da aslında geçen yıla göre ilk 6 ayda yüzde 20 net büyüme gerçekleştirdi. Beklentimize paralel bir gidiş var. Çok daha iyi olabilir miydi? Bence beklentilerimizi çok gerçekçi olarak ortaya koyduk. Ben açıkçası memnunum.

*Bundan sonra nasıl bir seyir olabilir? Yılın geri kalan kısmı için beklentiniz nedir? 
Türkiye, kendi iç gündeminden çok dünyayla paralel gitmeye başladı. Dünyadaki gidişat Türkiye’yi nasıl etkiler? Bunun yanıtını tam olarak kestirmek zor. Amerika’dan Avrupa’ya, Avrupa’dan belki Uzakdoğu’ya geçecek bir olaylar zinciri yaşanabilir. Ekonomiler daralacak. Bu daralma Türkiye’yi, ihracatını, tüketimini etkiler. Bunu bilmek zor.

Türkiye’de çok sıkı durulması gereken, son 5 yılda başarıyla gerçekleştirilen uygulamalara devam edilmesi gereken bir döneme girdik. Türkiye’nin bundan daha da güçlü çıkması gerekir diye düşünüyorum. Çünkü, Türkiye, büyüme potansiyeli olan ülkelerden biri. Para, başka yere gider sonra yine gelir. Türkiye, bence listenin başındaki ülkelerden biri.

*Olumsuz gidiş var, ama siz olumlu mu bakıyorsunuz?
Dünyada olumsuz gidiş var. Fakat Türkiye’de bölgesel birçok fırsat görüyorum. Türkiye’ye çok daha fazla yatırım gelebilir. Amerika’daki bu durum tabii ki dünyayı çok etkileyecek. Ben buna “deleveraging” (Yeniden kaldıraçlama, değerlendirme) dönemi olarak bakıyorum. Hep de negatif bakmayın, pozitif yanları da var.

Bakıyorsun otoyol özelleştirmesi gibi bir proje önlerine gittiği zaman, doğru projeksiyonla ve projeyle gittiğin zaman para bulabiliyorsun. Yani para bulunamaz diye bir şey yok, ama maliyeti arttı. Halen Türkiye’ye ilgi var.

Yapılan projeksiyonlara baktığınız zaman büyüme yetisini de görüyorsunuz. Yabancı kurumların hepsi de Türkiye’ye takır takır fonlamayı yapıyor. Biz 2-3 tane proje ürettik. İlgi gördük. Beklediğimizden daha fazla sayıda banka, çok önemli tekliflerle ilgilerini gösterdi. Seçimde de zorlandık.

*Bu yeni bir proje mi?
Tabii, bir iki aylık. Otoyol özelleştirmesiyle alakalı olarak bankalarla dirsek temasına girdik. Orada yoğun bir ilgiyle karşılaştık.

*Bölgesel fırsatlar olduğuna inanıyorum dediniz. Nasıl fırsatlardan bahsediyorsunuz?
Herkes kendi bildiği işe bakabiliyor. Ben açıkçası bankacılıkta çok fırsat görüyorum. Sadece Doğuş için değil, Türkiye’de birkaç tane grup var ki bankacılığı çok iyi yapıyor. Şimdi dünyadaki belli başlı büyük banka markaları, daha çok evlerine yönelik çalışmaya başlayacak. Yani o Doğu Avrupa iştahı gibi konuları, biraz daha zamana yayacaklar ve eskisi gibi agresif olmayacaklar. Bizim gibi kurumlara burada fırsat doğuyor.

Bu anlamda Ukrayna, Romanya ve bir iki tane daha ismini veremeyeceğim piyasalara bakıyoruz. Burada grubun, bilhassa Garanti Bankası’nın muhakkak büyümesi lazım. Çünkü altyapı bakımından Türk bankacılığı yükseldi. İnsan kaynağı aynı şekilde. Markaları, hizmet kalitesi, her şeyi var.

Bence hem bankacılıkta hem turizmde böyle fırsatlar var. Mesela grup olarak şu anda Hırvatistan’a marina konusunda turizm yatırımı yapmaya başladık. Çok fırsatlar var. Eminim ki Koç, Sabancı için de kendi iş portföyleri paralelinde fırsatlar vardır. Bölgesel anlamda yapılacak çok şey var diye düşünüyorum.

*Coşkun Ulusoy, Türkiye’de 4-5 banka birleşirse dünya çapında bir dev yaratılabileceğini, ufak tefek bankalarımızın ise uzun vadede başarılı olmasının mümkün olmayacağını söyledi. Bu bahsettiğiniz fırsatlar çıkış noktası olabilir mi?
Coşkun Bey’in söylediği kısmen doğrudur. Ama ben yüzde 100 ona katılmıyorum. Belli bir ekonomik ölçeği yakalamak için durmadan banka birleşmesi yapmanın da anlamı yok. Tabii ki ikinci bir konsolidasyon dönemi Türkiye’ye gelecektir.

Türk bankalarının büyüyebilecek çok imkanı var. Bu yıl biz 150 şube açmış olacağız. İlla bir banka alma mecburiyeti yok.

*İkinci bir konsolidasyon döneminden bahsettiniz. Bu nasıl bir dönem olabilir?
Her türlü olabilir. Şimdi yurtdışında bankalar birbirini almaya başladı. Birleşen iki bankanın Türkiye’de iki ayrı bankası varsa ya birleştirecekler ya satacaklar. Türkler veya yabancılar arasında da olabilir. Dünyada olmayacak şey yok. Sizinle 2 yıl önce konuşsaydık bugünkü dünyayı tahmin etmemiz çok zordu. Her şey olabilir.

Burada tabii önemli olan müşteriye giden hizmetin kalitesi, hızı ve başka markalardan daha fazla öne çıkıp tercih edilen olmaktır. Bunu yaparken de çok efektif proseslerle çok iyi maliyetle rekabet edebilmek önemli. Bankacılığın özünde bu yatıyor. Teknoloji ve insan kaynağı çok önemli. Bunları gerçekleştiren artık öne çıkacak.

Yoksa inanın sermaye bulmak zor değil. Körfez ülkelerine, Rusya’ya, Kafkas ülkelerine bakıyorsunuz, para dünyada bir yerlere park etmiş bekliyor. Bu para piyasaya gelecek. Kimi zaman gidiyor emtiada oturuyor, sonra dolara giriyor, geziyor şu anda. Dünyada para var. Para bulmak önemli değil. İnsan kalitesini ve teknolojiyi halledebiliyorsanız, marka da yaratabiliyorsanız işinizi hallediyorsunuz. Marka oluşturmak kolay değil. Bugün iflasını isteyen Lehman Brothers’ın ismi çok büyüktür. Kapısından içeri girdiğinizde ceketinizi ilikleyeceğiniz gruplar bunlar. Demek ki dünyada olmayacak şey yok.

Onun için bu tarz ortamlarda çok sıkı durmak lazım. En doğruyu yapıp en az hasarla, fırsatları değerlendirerek çıkmayı bilmeliyiz. Çünkü, dünya büyümeye geçtiği zaman Türkiye, parlayan ülkelerden biri olacak. Tabii Türkiye’den de çıkıp bu kurumlara, tek başına veya bir araya gelerek ya da yabancılarla beraber talip olunabilir. Bu, Türkiye için de güzel olur. Duyuyoruz, Japonlar gidiyor Amerika’da yatırım yapıyor. Türkiye’den niye olmasın?

*Büyük bankaların veya grupların ilk dönem rakamlarına baktığımızda iyi bir gidiş görüyoruz. Bunda neler etkili oldu sizce?
Aslında bizim gibi gruplar 2001’de çok gerçekçi kararlar aldı. İş yapış şekillerimizi değiştirdik. Daha iyi odaklandığımız, daha iyi bildiğimiz işlere yöneldik. Bilançomuzun risk yapısını çok değiştirdik. Bence Türkiye’deki belli büyüklükteki kurumların bilançoları ve sermaye yapısı eskiye göre çok daha güçlü.

Maliyetlerimizi daha iyi yönetmeye başladık. Bizler eskiden, her türlü fikir geldiği zaman yatırım yapardık. Şimdi artık öyle değil. Tamamen iyi bildiğimiz, rekabet edebileceğimiz işleri yapıyoruz. Bunun sonucunda oluşan bir yaşam şekli var. Bir de açıkçası Türkiye bu küresel krizden yüzde 100 etkilenmeye başlamadı.

-Bu iyi gidişte ekonominin yönetimi ne kadar etkili oldu?
Hükümetin de son 6-7 aylık rakamlarına bakıyorsunuz, çıkan rakamlar çok iyi. Bu, kırılganlıkta Türkiye’nin daha güçlü olmasını sağlıyor. Dolayısıyla Türkiye’nin bilançosu ve kurumların bilançosu eskiye nazaran çok daha güçlü ve iyi. Eskiden böyle bir olay olduğu zaman döviz, faiz inanılmayacak yerlere giderdi.

Finans kurumların dövizdeki açık pozisyonları da eskisi gibi değil. BDDK’nın 4-5 yıldır yaptığı işler, sektöre, yurtdışında çok güven kazandırdı. Şeffaflık bakımından, güvenilirlilik bakımından çok şey kattı. Bunları bir araya koyduğunuz zaman Türkiye, çok daha şeffaf ve bu tip ortamlardan çok daha az etkilenen bir duruma geldi.

Türkiye’nin yıldızını son 5 yılda ekonomi anlamında nasıl bir yere getirdiysek, parlattıysak aynı şeyin devamını diliyorum. Burada Türkiye’nin şansı, 5 yılda kaydedilen ekonomik büyüme ve Türk bankalarının iç pazara, kredi piyasasına olan konsantrasyonudur. O yüzden türevlere ki ben bunlara toksik madde diyorum, yatırım yapılmadı.     

Bunlar olduğu sürece Türkiye’ye para gelir, ilgi hep olur. Hüsnü Bey ile bir Amerikalı grupla Türkiye’deki bütün sahillerimizde marina zincirleri kurmak üzere anlaşma yaptık. Çok heyecanlılar.

*Adı ne bu zincirin?
Island Global Yachting. Bunlar dünyadaki iki büyük marina şirketinden biri. Mevcut ve ortak olduğumuz marinalarımızın işletmesini ortak olarak kurduğumuz şirket yapacak. Ortak yatırım yapma konusunda bir mutabakatımız var.

*Yaşanan bu kriz daha sürer mi? Sıçrama yapar mı?
Amerika’da hiçbir şekilde ödeme yapamayacak kişilere inanılmaz krediler verilmiş. Şimdi kriz ana piyasalara(prime market) gelmeye başladı. Oradan ticari gayrimenkule geçecek. Ticari gayrimenkulün arkasında verilen birtakım garantiler var. Onları da etkileyecek. Ürünlerin arkasındaki garantiler, ürünlerin paketlenip başka ürünlerin içine girmesi filan, paketler açılacak, de-leveraging dediğimiz şey olacak. Bu durumun tek çıkışı Amerika’da gayrimenkul fiyatlarının yukarı doğru çıkmasıdır.

Dünya bekliyor. Bir yerde arz, talebi bulacak. Ondan sonra oturur. Ama bundan sonrası için benim ilerleyen döneme ilişkin korkum enflasyon. Enflasyon nasıl yönetilecek, o da başka bir soru işareti.

Burada yine Türk kurumlarına bakıyorum; 3-4 yıldır iş alanlarını daha değişik saptamaya başladılar. Bazı kurumları holdingler sattı. 5-10 yıl önce söylenseydi inanamazdık, bunlar onu satar mı diye? Ve artık daha iyi çalışma yolunda gittiler. Bankalar ve büyük gruplar çok daha değişik şekilde bu döneme giriyor.

*Bahsettiğiniz strateji bir süredir uygulanıyor. Holdingler belli başlı işlerde ölçek büyütüyor. Bunun bir sonraki aşaması nedir? Sizin nasıl bir senaryonuz var?
Bana göre bazı işlerde pasif yatırımcı olunacak. Bugün yüzde 60-70’le yönettiğimiz bazı şirketlerde, ileride belki büyümek veya demin bahsettiğim bölgesel büyüklüğe gelmek için yüzde 10-15’lerle hissedar kalınacak. Bazı kurumlarda ailenin değişiminden dolayı belki fertler tamamen pasif ortak olacak. Kurumsallaşma daha fazla olacak. İşte bunlar hep değişik etkiler.

Artık önemli olan işi devam ettirmek, kârlı olmak, hissedarlara, çalışanlara ve topluma katkıda bulunabilmek. Hissedarlar ve yönetimler beraber karar verecek. Burada kritik soru ufak bir şirketin yüzde 70’i mi, bölgesel bir şirketin yüzde 15’i mi? Belki de “Ben öyle bir hayat istemiyorum, şirketimi satayım” diyenler olacak. Dolayısıyla herkesin kendi reçetesidir.

*2003 yılında bize stratejinizi çok net açıklamıştınız, ilk 3’te olmayacağınız işlerden çıkacağız demiştiniz. Bugünkü stratejiniz ne? 5 yıl önceki stratejiniz değişti mi?
Aynen devam. Bence o günkü düşüncemiz bugüne çok daha fazla uyuyor. Kaliteli insan kaynağıyla, teknolojiyle verimli ve kârlı şekilde çalışıyorsanız, marka yaratıyorsanız, müşterinin sevgi ve saygısını kazanıyorsanız, toplumda doğru algılanarak rekabet edebiliyorsanız, para kazanabiliyorsanız ilk 3’te demeksiniz.

*Şu anda ilk 3’te olmadığınız alanlar var mı?
Yeni alanlarımız enerji ve gayrimenkulde değiliz. Ama otomotiv gibi diğer alanlarda gayet başarılıyız. Aslında otomotivde iş yapış şeklimize göre belli bir kategoriye koyarsanız biz belki orada bir numarayız. Ama gerçeği göreceksin, gerçeğe göre hareket edeceksiniz.

*Az önce dediniz ki eskiden çok teklif gelirdi yatırım yapardık. Şimdi daha dikkatliyiz. Bugün size çok öneri geliyor mu?
Grup içinde tartışmayı seven bir ekibimiz olduğu için daha çok şimdi Hüsnü Bey’e gidiyorlar. Yeni bir şeyden çok yaptığımız işi daha iyi nasıl yaparız? Kalıcı ve güçlü olarak tüketiciye yönelik daha iyi neler yaparız ile daha çok vaktimizi geçiriyoruz. Çünkü önümüzdeki yemeği keyifle yemeden yan masada bir şey görüp ısmarlama gibi oluyor. Bence artık Türk kurumları durmadan yeni işler yapacağına, yaptığı işi nasıl daha iyi yapmalı, kalıcı ve küresel rekabete dayanıklı hale nasıl gelmeli, bunlara bakmalı.

*O zaman yeni bir sektör ajandanız da yok?
Yok. Ama bu bizim demin bahsettiğimiz marina işi inşaatla beraber götürdüğümüz güzel bir iş. Bunun yanında Ergun Özen durmadan koşturduğu için bankacılıkta, heyecan hep devam ediyor. İnşaatta yurtdışında iş alıyoruz. Orada da arkadaşlar iyi çalışıyor. Açıkçası son 5 yılda grupta değişim yapmadığımız, organizasyonu oturtmadığımız hiçbir alan kalmadı.

*Medyada yeni ne var? Kral TV’yi almıştınız.
Hiçbir şey yok. Kral TV aynen devam edecek. Çok güçlü bir radyosu var. Kral TV’nin belki özelliğini değiştirirler diye düşünüyorum. Biz kârlı şekilde işleyen bir iş oluşturduk. Bunun devamını istiyoruz. Medya işi kolay değil.

*Enerji için nasıl planlar yapıyorsunuz? Orada çok öne çıkmadınız.
Elimizde birkaç tane proje var. Onları oluşturacağız. Dağıtımla ilgili arkadaşlarımız çalışıyor. Açıkçası oraya biraz geç girdik. Daha erken girebilirdik. Belki bu temiz enerji ile ilgili rüzgar enerjisinde veya bizim GE’nin başarılı olduğu birkaç alanda bir şeyler yapabilirdik ama biraz geç kaldık galiba.

*Enerji hız kazanacağınız alanlardan biri olacak mı? Büyük bir pasta var, herkes pay kapma yarışında…
Keşke olsa. Türkiye’de hep böyledir. Bir iş çıkar, herkes ona konsantre olur. Bir dönem perakendecilikte bu yaşandı, herkes market kurmaya kalktı. Şimdi bu enerjiye geçti.

Biz bu tür olayları portföy yatırımı olarak görüyoruz. Stratejiden çok, grubun atıl fonlarını, orta vadede belli bir nakit akışı sağlayacak şekilde know how’ını ortaklarla paylaştığımız, pasif olarak para yatırdığımız portföy yatırımları olarak görüyoruz. Öbürlerini hem yönetim hem sermaye riskine katlandığımız işler olarak değerlendiriyoruz. Tabii bu, gün geçtikçe çeşitlenebilir de. Çünkü Hüsnü Bey’in yapmış olduğu prezentasyonlarda görüyorum, çok güzel ve ilginç işler var. Bunları ancak bilenlerle yapmak veya yapanların işine ortak olarak girmek lazım. Bu anlamda bölgede ekonomik konjonktür sonucunda çok ilginç değerleri ve varlıkları çok aşağı fiyatlardan alabilme imkanı doğabilir. İşte o zaman Hüsnü Bey ile gidip onlara bakacağız. Dünyanın belli başlı markaları bu problemden dolayı evlerindeki riski, problemi yönetmeye konsantre oldu. Evi kurtarmak için evin dışındaki varlıklarını satabilirler. ¬¬

*Otomotiv ana iş kollarınızdan biri. Orada nasıl fırsatlar ve gerçekler sizi motive ediyor?
Volkswagen Grubu’yla yakın çalışma durumumuz var. Volkswagen, bizi artık Türkiye dışındaki piyasalara da açmaya başladı. Baktığımız Avrupa’nın dışında bir iki yer de var. Orada bayilerin satışlarına bakıldığında belli ülkelerdeki distribütörler kadar büyük. O tip yatırımlara bakıyoruz. Lozan’da Porsche bayiliği kurduk, Mısır’da ticari araçta bir durumumuz var.

Beni şahsen şu anda arkadaşlarımızın yaptığı iki tane yatırım heveslendiriyor: Biri Krone, diğeri Meiller. Bunlar hem Türkiye’nin ihracatına katkıda bulanacağımız hem düne kadar ithal ettiğimiz ürünleri Türkiye’de üreteceğimiz bir tablo ortaya çıkarıyor. Ben zaten Aclan Bey başladığı zaman, vermiş olduğum rica listesinde yer alanlardan biri de bizi otomotivde belirli ölçekte ihracat yapar hale getirecek doğru ortaklıklarla üretim yapısının oluşturulmasıydı. Kendisi bu anlamda iki markayı getirmiş oldu.

Onun dışında bize hep “Volkswagen, Türkiye’de üretim yapacak mı” diye soruluyor. Ben de bilmiyorum. Onlarda müthiş bir değişimden geçiyor. Şimdi Porsche Ailesi, Volkswagen’i satın alıyor. Üst yönetimde değişimler var. Bizim o aileden tanıdığımız, çok da sevdiğimiz birkaç arkadaşımız şu anda Volkswagen’in üst yönetimine girdi. Ben onları orada görünce açıkçası Volkswagen’in geleceği ile ilgili çok daha ümitliyim.

- Peki ne diyorsunuz,Türkiye’ye gelirler mi?
Bence gelmemeleri ayıp. Dünyadaki en büyük otomotiv şirketinin sanıyorum 7’si Türkiye’de. Bu kadar rekabete açık Türkiye’de niye çalışıyorlar? Benim gördüğüm gerçek şu: Artık Türkiye, ucuz işçilik memleketi değil. Türkiye kaliteli üretim yapılan, kaliteli insan kaynağının olduğu bir ülke. Devler, Türkiye’ye bunun için yatırım yapıyorlar. Türkiye sadece tüketim açısından bir pazar değil, bölgeye yakınlığıyla da çok önemli bir dağıtım merkezi. Bu anlamda tabii ki Volkswagen’in de burada olmasını isterim.

*Gelecekte Doğuş denince akla hangi sektör gelecek?
Doğuş dendiği zaman ben hep şunu hayal ediyorum: İnsanların yüzünün güldüğü, çalışanların işe gittiği zaman kendi evi gibi davrandığı, insanların birbirlerine bir aile bireyi gibi davrandığı bir iş ortamı istiyorum. Bu iş ortamında kaliteli işin ve düşüncenin üretildiği, Türkiye’ye hayırlı işlerin yapıldığını hayal ediyorum. Doğru bir şirket, doğru bir sosyal topluluk olmasını ve böyle konuşulmaya devam edilmesini istiyorum.

Dolayısıyla, bugün yaptığımız işlerin dışında da işler yapabiliriz, portföyümüzü de değiştirebiliriz, bunlar hep detay. Önemli olan insanların mutluluğu ve dünya standartlarında iş yapmaktır. Yaptığımız her işte Türkiye’ye bir şey kazandırmış olalım, insanlar kaliteli ve doğru işimizi takdir etsinler. Böyle ortamlarda yetişen çalışanlarımız başka kurumlara, burada almış oldukları tecrübeyi, sevgi ve saygıyı taşısınlar. Yoksa olay sadece Doğuş Holding, Doğuş İnşaat, Garanti Bankası değil.

*Geleceğe ilişkin büyüklükler belirlediniz mi?
Bizim için büyüklükten öte sürdürülebilir kârlılık önemli. Sektörlerde oranlar değişebilir. Örneğin finansta ortalamanın üzerinde büyüme sağlayabilirsiniz. Ancak genel olarak baktığımızda biz enflasyonun üzerinde büyümeyi arzu ediyoruz. Yani bugün baktığımızda bizim önümüzde yüzde 15-20’lik bir büyüme hedefi var. Ama büyümeden öte herhangi bir şirketimizin nakit yaratabilme kapasitesi önemli, biz buna bakıyoruz. Sürdürülebilir kârlılık bizim için büyümeden daha önemli.

“Odağımda İnsan ve Marka Var”

Ceo Sistemi Ajandasını Değiştirdi mi?
 Hüsnü Bey’in CEO olması iş yapış şeklimize biraz daha kurumsallık getirdi. Genellikle bir patronun hayır demesi zordur. Hayır dendiği zaman küsülmesi çok kolaydır. Onun için kurumsallaşmak, prensipleri daha iyi oturmak için profesyonel CEO sisteminin çok büyük faydası var.

2001’de yönetim kurulu başkanı olduğum zaman değiştirmek istediğim bazı prensipler vardı. Her şeye yatırım yapmayalım istiyordum. Yönetim kurullarının aktif olduğu, yöneticilerin ve yönetim kurullarının doğru konumlandığı kurumsal yönetim dediğimiz bu şekillerin, prensiplerin oturduğu bir dünya yaratmak hedefimdi. Şimdi bunu gerçekleştirebiliyoruz.

En Çok Hangi Konulara Odaklanıyor?
Odağımda insan var. Arkadaşlarıma, ekibinizde kimleri yetiştiriyorsunuz, geçen yıl bana söylediğiniz isimlerin geçtiğimiz 6 ayda yetişmesi için neler yaptınız diye soruyorum. Ben de onlarla tanışayım diyorum.
 
Lider doğru insanı seçmesi gereken insandır. O insanları yüreklendirip arkasında bir gücün olduğunu hissederek daha rahat koşmalarını sağlama görevi liderindir.

Marka Yönetimiyle de İlgileniyor
Bunun dışında bir de marka yönetimi ile ilgileniyorum. Zaten benim üniversitedeki aldığım iki temel konu vardı: Tüketici davranışları ve organizasyon davranışları. Rakamları çok sevmeme rağmen artık onları Hüsnü Bey’e bırakarak insan ve markayı aldım. Grubun iş yaptığı markaların, üst seviyeleriyle ilişkileri yürütüyorum. O kadar işsiz değilim yani…

“Şansınız Varsa Her Şey Oluyor”
Kriz Ortamlarında Başarıya Nasıl Ulaşıyor?
Bir kere güveneceğiniz, kendinizden daha üstün özelliklere ve bilgiye sahip, oturduğunuz zaman resmi iyi okumanızı sağlayacak arkadaşlarınızın olması lazım. Bu resmi iyi okuduktan sonra iyi bir plan çıkarmalısınız. Onun da ötesinde bu ekiple birlikte planın uygulanabilmesi için organizasyonu ve örgütü ayağa kaldırabilmeniz lazım. Tabii ki risk yönetimi, bilgileri toplama önemlidir. Ama olayı iyi değerlendirecek, planı yapacak ve organizasyonu harekete geçirecek belli bir ekibiniz varsa başarıyorsunuz. Tabii her şeyin dışında ben şansa da inanıyorum. Şansınız da varsa her şey oluyor.

Türbülanslarda Neyi Farklı Yapıyor?
Aslında bu tip ortamlar, insana daha fazla enerji, daha fazla düşünme gücü veriyor. Neyi doğru, neyi yanlış yaptığınızı tartışma imkanı sağlıyor. Değişim yönetimi yapıyorsunuz. Aslında zor dönemlerde organizasyonlarda değişim yönetimi yapmak çok daha kolaylaşıyor. Belki normal zamanda atmadığınız adımları daha kolay atabiliyorsunuz. Bir de bu ortamlarda siz o güne kadar yaptığınız işlerin kalitesini, beraber çalıştığınız insanların özelliklerini daha iyi tanıma imkanı buluyorsunuz. Bu anlamda güzel. Yoksa bu tarz ortamları yönetmek için herkesin kendine göre reçetesi var.

Hüsnü Akhan/Doğuş Holding Ceo’su

“Bankacılık Sektörü Başarılı Bir 8 Ay Geçirdi”

Nereye Yatırım Yapmadılar?
 Türk bankacılık sistemi subprime mortgage kağıtlarına yatırım yapmadı.  Onun getirdiği bir avantaj vardı. İkincisi kriz yönetiminde esnek pozisyon alabilme, yani aktif ve pasif kompozisyonunu esnek bir şekilde dizayn edip onu değiştirebilme yetisine sahipti. Bunun da etkisiyle çok başarılı bir 8 ay geçti. Yıl da böyle kapanacak diye zannediyorum.

Türbülansın Türkiye’ye Yansıması
 Mali piyasalarda yaşanan türbülans ülkeye yönelik likidite akışında bir sıkıntı yaratır. Nitekim likidite akışındaki sıkıntı faizlerin artması, maliyetlerin artması ve vadelerin kısalmasıyla kendini gösterdi. Uluslararası bankalar ve finans kuruluşları, şirketlere verdikleri kredilerde daha seçici olmaya başladı. Bu eğilimi gördük. İkincisi de daralan dünya ekonomileri Türkiye’ye olan mal ve hizmet talebini de azaltacaktır.

Yurtdışı Talep Daralacak
Nitekim bunu da görmeye başladık. Türkiye’nin ihracatının 3’te 2’si AB ülkelerine yapılıyor. Ama ikinci çeyrekte bir bakıyorsunuz Fransa ve Almanya gibi ülkeler küçülmüş. Bu ülkelerden Türkiye’ye olan mal ve hizmet talebinin daralması Türkiye’nin büyüme hızını aşağı çekmiş. Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin çok büyük boyutlu özelleştirme projelerini hızla devreye sokması gerekir ki şu anda halen iştahı devam eden finansal kuruluşlarının proje finansmanlarını çekebilsin.

Hüsnü Akhan/Doğuş Holding Ceo’su

“2008’de 5 Milyar Dolar Ciro Bekliyoruz”

Rakamlar Nasıl Oluşacak?
 Şu an 20 bini aşkın çalışanımız var. Konsolide bazda baktığımızda grubun toplam aktifleri 30 milyar doların üzerine geldi. Yine konsolide bazda yıl sonunda 5 milyar dolar civarında toplam ciro bekliyoruz. 1 milyar doların üzerinde de EBITDA’yı yakalayacağımızı düşünüyoruz. Dolayısıyla temel rakamlarına baktığımızda yılı, başarılı bir şekilde kapatacağız diye düşünüyorum.
 
Tüvtürk’te Hedefe Az Kaldı
15 Ağustos 2007’de imtiyaz sözleşmesini imzaladık. O tarihten itibaren 18 aylık sürede tüm Türkiye’de 189 sabit, 61 mobil istasyon kurmamız gerekiyordu. Bugün itibarıyla 46 ilde 104 sabit istasyon kurduk. Bizim hedefimiz kasım sonu itibarıyla tüm istasyonları kurmuş ve faaliyete geçirmiş olmaktır. Bu işimiz oldukça iyi gidiyor. Gelen talepler doğrultusunda muayene istasyonlarının yanına kiosk’lar oluşturuyoruz. Umduğumuzdan çok daha iyi bir noktaya gidiyor.

Diğer Sektörlerde Son Durum
 Bayram sonrasında Maçka’da Park Hyatt’ı açacağız. Orada 95 odalı bir otel yaptık. Bu sene Club Alantur’un yıldızını yükselterek 5 yıldızlı yaptık. Önümüzdeki yıl 140 oda ilavesi yapılacak.

Gayrimenkulde ise Doğuş Gayrimenkul, şu anda Gebze’de bir alışveriş merkezi ve otel projesinin inşaatına başladı. Kartal’da bizim Gen Oto dediğimiz Doğuş Oto’nun servis ve showroom’unun bulunduğu arsada 540 konutluk bir proje geliştiriyoruz. Onun da projelendirilmesi bitmek üzere. Holdingin Maslak’ta bulunduğu genel merkez binasını yıkıp oraya büyük bir ofis kulesi yapma projemiz var. Ayazağa’daki binamızı genişletmeyi planlıyoruz. Önceliğimiz kendi portföyümüzde bulunan, üzerinde proje geliştirmeye elverişli arsa ve gayrimenkullerimizi değerlendirmek şeklinde. Bu kapsamda çalışmalarımıza devam ediyoruz.


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz