"Milli Yelkenci Şampiyonaya Nasıl Hazırlanıyor?"

TAB Gıda Genel Müdürü Caner Dikici, çocukluğundan bugüne yelkenle ilgileniyor. Son 5 yıldır da profesyonel olarak yelken yarışlarına katılıyor. Bugüne kadar yelkenle uğraşmanın birçok faydasını gör...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Milli Yelkenci Şampiyonaya Nasıl Hazırlanıyor?

TAB Gıda Genel Müdürü Caner Dikici, çocukluğundan bugüne yelkenle ilgileniyor. Son 5 yıldır da profesyonel olarak yelken yarışlarına katılıyor. Bugüne kadar yelkenle uğraşmanın birçok faydasını gördüğünü belirten Dikici, “Deniz sabırlı olmayı öğretiyor. Yelkende rüzgar duruyor, siz de duruyorsunuz. Hataları karşınızdakini kırmadan söylemeyi öğreniyorsunuz. Yelken beni atik ve çevik tutuyor” diye konuşuyor.  Caner Dikici ile yelkene nasıl başladığını ve şu günlerde M30 Avrupa Şampiyonası’na nasıl hazırlandığını konuştuk.

Caner Dikici’nin yelkene ilgisi çocuk yaşta başladı. 1960’lı yılların Pendik sahillerinde amiral olan dedesinin teknesiyle denizi sevdi. Çocukluğunun tüm yazları teknede geçti. Büyüdüğünde de denize ve tekneye olan sevgisi hiç bitmedi. Eşi ve çocuğuyla çıktıkları yaz tatillerinde kaptansız tekne ve yat kiralamak en büyük keyfi oldu. Bir gün tesadüfen, yelken yarışlarına katılan bir ekip üyesinin yerini almak zorunda kaldı. Böylece ilk kez 43 yaşında yarışma keyfini yaşadı. O gün bugündür yani tam 5 yıldır yarışlar onun en büyük tutkusu.

TAB Gıda Genel Müdürü Caner Dikici, iş dışında neredeyse tüm zamanını yarış teknesine ayırıyor. “Suların Ferrari’si” sayılacak bu teknelerde işin stresini geride bırakırken, sabretmeyi daha iyi öğreniyor, dinçleşiyor ve rekabet duygusunu canlandırıyor.

Yelkene duyduğu ilgi öyle ileri boyutta ki artık Türkiye’yi temsil edecek yarışlara katılıyor. Dikici, şu sıralarda da M30 teknelerinin Avrupa şampiyonasında, Pepsi Max’in sponsorluğunda Türkiye’yi temsil etmeye hazırlanıyor. Eğer bu yarışlarda istediği performansı ortaya koyabilirse, sırada ekim ayında yapılacak dünya şampiyonası var.

TAB Gıda Genel Müdürü Caner Dikici ile yarışlara hazırlandığı günlerde, teknesinde bir araya geldik. Yelkene duyduğu ilgiyi ve bu ilginin hayatındaki yerini konuştuk.

Amiral Dedenin Optimistçi Torunu
Küçüklüğümde biri yazlık diğeri kışlık olmak üzere iki evimiz vardı. Kışlık İstanbul Beyazıt’ta, yazlık da Pendik’teydi. O yıllarda yani 1960’larda ben 8-10 yaşındayken henüz Pendik sahili dolmamıştı, evimiz denize sıfırdı adeta yalı gibiydi. Orada bütün gün suyun içinde olurdum. Dayılarımın peşinden denize gider, dedemin teknesine binerdim. Yelkene ilgim böyle başladı. İlk yelkenim optimist adı verilen olimpik sınıfların en küçük teknesiydi. Optimistin ortasında tek bir yelkeni var. Bu teknelere 40-50 kilo olana kadar biniliyor. Hala dünyada olimpik olarak yapılan optimist yarışları var.

Tesadüfen 43’ünde Yarışçı Oldu
Ben hiçbir zaman doğru düzgün yarışmadım. Optimist sonrasında yaşım ilerledikçe daha büyük yelkenlilere bindim, ama benim zamanımda yani 1960-1970’lerde bu işlere çok fazla ilgi yoktu. Ben de hobimi yelkenliye, yata yönlendirdim. Eşim ve oğlumla birlikte bütün tatillerimizde kaptansız yat kiralardık. Aynı zamanda tekne kiralayıp güneye iner, yelken yapardık. 2003 yılında, o turlardan birini yapmış İstanbul’a dönüyorduk. Bodrum’da arkadaşımızın otelinde dinlenirken, yelken yarışları yapan arkadaşlar kaldığımız otele geldi. Bodrum’daki yarışlarda yarışacak birini arıyorlardı. Otel sahibi olan arkadaşım da benim için, “Caner her ne kadar yarışçı değilse de yelkenci. Al bir dene” deyince, biniş o biniş. 2003 yılında yani 43 yaşındayken yarışlara başladım.

Şimdi Profesyonel Bir Sporcu
İlk start’ta çok heyecanlandım. Teknenin start anı farkların belirgin olmadığı, herkesin eşit olduğu nokta. En çok hoşuma giden o oldu. Bir de kazanma hırsı var. O mikrop bir kez bulaştı, ondan sonra bırakmadı beni. Geldiğim noktada şimdi Türkiye’yi temsil ediyorum.

Şimdiki teknem M30. İlk yarıştığım tekne olan Calista, ciddi bir yarış teknesi değildi. İki yıl onunla yarıştıktan sonra “Artık gerçek anlamda yarışmak istiyorum” dedim ve bu tekneyi buldum. Bu tekneyi sadece Türkiye’de yarışmak için almadım. Türkiye’deki yarışlarda ekiplerden çok teknenin özellikleri ön plana çıkıyor. Tekne iyiyse üstündeki ekibin hatalarını da örtüyor. Yurtdışında ise aynı tip tekneler yarışıyor. Bir yarışta mesela 40 tane M30 kendisiyle yarışıyor. Bu sistemde ekipman değil ekipler yarıştığı için daha adil. Boş durmamak için Türkiye’deki yarışlara da giriyoruz.

M30 Avrupa Şampiyonası Hazırlığı
M30’ların organizasyonuna üyeyiz. Yarışlar yıllık olarak planlanıyor. Bu yıl M30’ların dünya şampiyonası Amerika NewPort’ta, Avrupa şampiyonası da Venedik’te yapılıyor. Biz katılacağımızı bildiriyor, ölçümlemelerimizi yeniliyoruz. Federasyondan izin alıyoruz. Türkiye’de federasyon bizi destekledi ve sporcu pasaportu verdi. Vize derdimiz olmadan sporcu pasaportu ile gidiyoruz.

Tüm bu süreçler kolay ve keyifli. En zorlayıcı olan, tekneyi standart tekne olarak burada tutmak. Kurallar katı… Kimse keyfine göre “Teknenin şurasını büyüteyim” diyemiyor. Rekabeti korumak için her şeyi standart yapmışlar. Zihin olarak buna alışmamız en zor tarafı. Teknede ipi değiştirirken bile o işin bir standardı var. Modifikasyonların hiçbirine izin verilmiyor. İkinci büyük zorlanmayı da kiloda yaşadık. Kilo sınırı var. Tekne üzerindeki insanların toplam ağırlığı 525 kilo olacak. Biz 7 kişiyiz ve ortalama 75 kilo olmamız gerekiyor. Şimdilik 10 kilo fazlamız var ve herkes rejimde. Yoksa bir kişi eksik yarışacağız, o zaman da hiç şansımız olmaz.

Beğenmediği Ekibin Üyesi Olan Hoca
Yelkenlerimizin ve ekibimizin durumunu görmek için yurtdışından hoca gelsin dedik. M30 teknelerde dünya şampiyonu Greg Koski geldi. Onunla bir hafta boyunca yoğun antrenman yaptık. “İlk geldiğimde felakettiniz. ‘Ben niye buraya geldim?’ diye saçımı başımı yoldum. Ancak o kadar iyi ilerlediniz ve farklı bir noktaya geldiniz ki, Avrupa şampiyonasına çağırırsanız sizinle birlikte aynı teknede olurum” dedi. Ekipte olimpik seviyede iki kardeş sporcu Efe ve Hakan Karakaptan, milli sporcu Tarkan Kara, yıllarca milli olmuş İzmir Karşıyaka’dan Özgür İnan, kaptanımız ve benim çok yakın arkadaşım Murat Suntay var. Murat ve ben 40’larımızdayız, geri kalanlar ise 20’lerindeki çocuklar, canavar gibiler. Takımdaki en ağır kişiler de ben ve Amerikalı Greg. Toplam 7 kişiyiz, 6 kişi Türkiye’den gidiyor, 7’nci Greg.

“İplerin Organizasyonunu Yapıyorum”
Ben teknedeki iplerin organizasyonunu yapıyorum. Greg Koski ana yelkenci, Murat Suntay ise dümenci, Hakan Karakaptan taktisyenimiz, yarışı okuyan o. Efe Karakaplan ile Özgür trimci olacak. Tarkan baş üstü, en önde ipleri ayarlayan en zor işi yapan o. Ana yelkencinin güçlü kuvvetli olması lazım. Dümenci çok sakin olmalı. Çünkü iki tüy var, onlara bakarak dış dünyaya kapalı bir şekilde ne deniyorsa onu yapması gerekiyor. Taktisyen denizi ve rüzgarı çok iyi okuyabilmeli. Ama bu yarış teknelerinde üç aşağı beş yukarı herkes her işi yapabilecek kapasitede. Çünkü öyle üst seviyede yarışçı hale geliniyor ki, herhangi birimiz dümen tutabiliyor, taktisyenlik yapabiliyor.

“Yarış İçin Hepimiz Diyete Girdik”
Yarışa 15 gün kaldı. Her hafta sonu tekneyle çıkıp şamandıra antrenmanları yapıyoruz. Bol bol şamandıra dönüyoruz. Ayrıca kondisyon hareketleriyle, kilo vermeye çalışıyoruz.

Son 2 aydır yoğun şekilde çalışıyoruz. Haftasonları cumartesi ve pazar 6 saatten haftada toplam 12 saat sadece denizde geçiriyoruz. Yarış olmadığı zamanlarda Efe ile Hakan bütün günü teknede geçiriyorlar. Özgür İzmir’de yelken antrenörlüğü yapıyor. İş hayatında olan Tarkan, ben ve Murat. Biz maalesef denizde bir iş yapmıyoruz ama mümkün olduğu kadar spor salonunda kondisyon yapıyor, kendimizi sağlam tutmaya çalışıyoruz. Haftasonları onlar buraya geldiğinde hep birlikte antrenmana çıkıyoruz.

Greg’in koyduğu hedefler yüksek tabii. Toplam 12 yarış var. Orada ekipten ziyade kondisyonu, sinirleri iyi olan kazanacak diyor. Çünkü üçüncü yarışta insanların vinci çevirecek güçleri kalmıyor. 12 yarışın birkaç tanesinden iyi dereceler alırsak bize yeter

Eskiden Dinlendiriyordu, Şimdi Yoruluyorum
Eskiden keyif için yelken yaparken dinleniyordum. Zihinsel olarak çalışan insanlara bu şekilde kafa boşaltmak çok iyi geliyor. Ama belli bir noktaya kadar. Son zamanlarda haftasonları antrenmanlardan sonra çok yoruluyorum. Benim gibi milli seviyede yapınca kafa da yoruluyor.

Eşim ve oğlum da yelkenci. Oğlum Uluç yedeğimiz, sekizinci elemanımız. Şu an Amerika’da üniversite okuyor, yarışlar için Amerika’dan gelecek. Eşim avukat kendisi de en büyük destekçimiz. Şu anlamda destekçi, yani en azından kızmıyor, haftasonunda ben bütün gün yelkende olduğum için birbirimizi hiç görmüyoruz. Anlayışla karşılıyor.

Unutulmaz Yarış Anıları

Denize Düştüm Vazgeçmedim
Geçtiğimiz kış Moda’da yarışırken en önde gidiyorduk. Ama düğümleri doğru düzgün atmadığımız için benim ayağım kurtuldu denize düştüm. Ama diskalifiye olmamak için tekneden kopup gitmedim.

O hırsla buz gibi havada o hıza karşın tutundum, süründüm tekneye bindim. Sırılsıklam bir şekilde yarışı tamamladım. Üçüncü olduk. Sonra zatürre başlangıcı… Eve zor gittim.

Kazanınca Neden Ağladım?
 Bir de geçen yıl Gölcük’te başlayıp Moda’da biten geleneksel donanma kupasına katıldım. Bu yarış Kuzey Deniz Saha Komutanlığı’nın yarışı. Benim rahmetli dedem Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk amirallerinden, Kuzey Deniz Saha komutanıydı. Biz o yarışı kazandık. En iddialı sınıfta birinci olduk. Dedemin yamağı olarak denize ve yelkene ilgi duymuş biri olarak bitiş noktasına geldiğimde hüngür hüngür ağladım.

Yelkenin Kişiye Ve İş Yaşamına Ne Katkısı Var?

Sabırlı Olmayı Öğretiyor
 Deniz sabırlı olmayı öğreniyor. Yelkende rüzgar duruyor, siz de duruyorsunuz. Hataları karşınızdakini kırmadan söylemeyi öğreniyorsunuz.

Hatayı görüp bağırıp çağırır, fevri davranırsanız, yelken onu kaldırmaz, takım arkadaşınızın moralinizi bozarsanız, o durum yarışa yansır. Onun için yumuşak bir şekilde söylemeniz gerekiyor. Hizmet sektöründeyiz ve bütün işimiz insanlarla. Hatayı hepimiz yapıyoruz.

“Takımın Bir Parçasıyım”
 Bir hatayı tatlı tatlı söyleyip takımın bir parçası olmak var, bir de dışardan kontrolcü olmak… İkincisi çok kötü. Ben bir hata ya da yanlışlık gördüğümde, “Arkadaşlar böyle olmuş, bizim böyle olmamamız lazım” derim. Hep “biz” kelimesini kullanırım. O nedenle takımın bir parçasıyım. Yelkenin bunda etkisi var.

Rehavete Kapılmayı Önlüyor
Yelken ve yarışların bir diğer katkısı da rekabet duygusunu yaşatması. Rekabet insanı canlı tuttuğu için iyi bir şey. İş hayatı vahşi bir dünya. Rehavete kapılıp durmamak lazım, yelkende de aynı şey geçerli. Sürekli rakibinize göre kendinizi ayarlamanız gerekiyor. O anlamda yelken beni atik ve çevik tutuyor.

 “Hedefim Yarışların Bir Ayağını Türkiye’ye Taşımak”

Sırada Dünya Şampiyonası Var
  Ekimde Amerika Newport’ta dünya şampiyonası var. Avrupa şampiyonasında bir şey yaparsak herhalde dünya şampiyonasına da gideriz. Bu çok farklı seyircisi olan bir iş. America’s Cup’ı iki yıldır büyük bütçelerle bütün televizyonlar yayınlıyor, hayat duruyor.

Ülkemi Temsil Ediyorum
 Nasıl Türkiye’de sokakta Alex’i Volkan’ı ünlü futbolcuları görsek tanırız, orada da o dümencileri, ekipteki insanları gördüklerinde tanıyorlar. Bu tip yarışlarda da yarışa kimlerin katıldığı çok önemli. Çünkü hepimiz ülke bayraklarıyla yarışıyor, ülkemizi temsil ediyoruz. Benim yelken numaram TUR18302. O anlamda farklı bir heyecan duyuyorum.

Uzun Süren Yarışları Sevmiyorum
 Çok uzun günlerce süren yarışlar var, Atlantik’i geçiyorlar. Ben o yarışları sevmiyorum,  benim tarzım değiller. Benim tarzım benzer teknelerin koy içi yarışları. M30’ların hızından popülerliğinden memnunum. Dünyada belirli sayıda M30 var, Türkiye’de 10-15 M30’u bir sınıf yapabilirsek o zaman belki M30’ların Avrupa şampiyonasını Türkiye’de yaparız. Hedefim dünya şampiyonasını ve M30 yarışlarının bir ayağını Türkiye’de yapmak.

Nilüfer Gözütok
ngozutok@capital.com.tr


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz