Enerji, din ve para denklemi

5.09.2017 16:23:000
Paylaş Tweet Paylaş
Enerji, din ve para denklemi

Seçim kampanyası sırasında İslam aleyhtarı söylemiyle dikkat çeken Donald Trump, ilk yurtdışı gezisini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdi. Burada İslam üzerine de önemli bir konuşma yaptı. Beyaz Saray, Trump’ın ziyareti sırasında 10 yıl süreli 350 milyar dolarlık bir askeri anlaşma paketi imzaladığını, bunun 110 milyar dolarlık bölümünün hemen kullanılacağını açıkladı. Savunma-din-para bağlantısının bir benzeri enerji alanında da var. Bazen karşımıza etnik ya da dini çatışmalar olarak çıkan jeopolitik gerilimlerin çoğunun altında aslında ya petrol, doğal kaynak, su ya da toprak paylaşımı yatıyor. Din, genellikle enerji menfaatleri üzerinde bir örtü işlevi görüyor. Suudi Arabistan ile İran arasındaki Şii-Sünni çatışmasının, mezhep ayrılığından kaynaklanan nedenleri var. Ancak bu çatışmalar Bağdat ve Tahran’ın üretimlerini artırarak ve OPEC içinde iş birliği yaparak Riyad’a meydan okumalarından bağımsız görülemez. Dünya petrolünün neredeyse yüzde 40’ının uluslararası pazarlara aktığı Hürmüz Boğazı’nın kontrolüyle ilgili güç mücadelesinden de ayrı düşünülemez. 

VARLIĞIMIZIN TEMEL TAŞI

Daha felsefi, astronomik bakış açısıyla değerlendirdiğimizde ise enerji, tüm materyal ve uzay mevcudiyetimizin “inşa bloğu” olarak nitelenebilir. Evrendeki en büyük formasyondan bir atom çekirdeği içindeki en küçük parçacığa kadar algılayabildiğimiz her şeyde var enerji. Yüzyıllar boyunca insanlar daha rahat yaşamak için enerjiyi farklı formlarda nasıl üretip kullanacaklarını öğrendi. Bundan 4,5 milyar yıl önce gezegenimizin formasyonundan bu yana enerji de sürekli değişim içinde. Farklı astrofizik, jeolojik, termo-fizik, elektrokimyasal, biyolojik ve entelektüel süreçlerde enerji akışları yaşanıyor. 

İSLAM COĞRAFYASI ENERJİ ZENGİNİ

Tanrı, gerçekten de petrol ve doğal gaz kaynakları bakımından İslam dünyasına çok cömert davranmış görünüyor. Enerji zenginliği sadece Suudi Arabistan, Endonezya, Cezayir, İran, Katar, Irak gibi nüfusunun ezici çoğunluğu Müslüman olan ülkelerle sınırlı da değil. Çin sınırları içindeki Müslüman Uygur Özerk Bölgesi de bu ülkenin 21’inci yüzyıldaki enerji gereksinimini sağlayacak olan en büyük kaynak olarak görülüyor. Rusya sınırları içinde kalan Çeçenistan, Tataristan, Başkurdistan, Yakutistan da zengin hidrokarbon kaynaklarına sahip. 182 milyonluk, Afrika’nın en büyük petrol üreticisi Nijerya’nın Biafra bölgesi de öyle. Eskisi kadar olmasa da petrol ve doğal gaz ithalatı bakımından Orta Doğu’nun Batı için önemi son derece açık. Norveç ve İngiltere hariç (ki onlar da önümüzdeki 20 yılda net petrol ithalatçısı olabilir) tüm Avrupa petrol ve doğal gaz ithalatına göbeğinden bağımlı. AB ülkeleri, dünya petrol tüketiminin yüzde 18’inden sorumluyken birliğin petrol üretimi dünya toplamının yüzde 1’i bile değil. Batı’ya karşı nispeten zayıf konumdaki İslam ülkelerinin jeostratejik ağırlık için kitle imha ve uzun menzilli silahlar edinmeleri ihtimali uykuları kaçırıyor. Müslüman dünyası içindeki istikrarsızlık ve çekişmeler de uluslararası düzene bir tehdit teşkil ediyor. Ekonomik güvenlik alanında Batı’nın petrol ve gaz silahının 1970’lerde olduğu gibi muhtemel kullanımını, önemli boru hatları ve denizyollarının kapatılmasını tamamen göz ardı etmesi düşünülemez. 

İŞ BİRLİĞİ VE BARIŞ İÇİN NELER GEREK?

Yeni ve daha radikal “Arap Baharı” hareketiyle Batı aleyhtarı İslamcıların iktidara gelmesi halinde Suudi Arabistan’ın petrol sevkiyatını aynen sürdürmesi, Orta Asya petrol ve gazının Çin’in beslemesi ve Mısır’ın Süveyş Kanalı’nı açık tutması tartışmalı hale gelebilir. Devlet destekli terörizmin de şiddetini azaltmayacağı anlaşılıyor. Batı ekonomilerinin belkemiği olan petrolün kesintisiz ve makul fiyatlarla uluslararası piyasalara akması, bu Müslüman ülkelerde istikrarlı ve Batı’ya husumet beslemeyen yönetimlerin işbaşında olmasını gerektiriyor. Enerjinin ülkeler arasında çatışma değil iş birliği ve barışı sağlayacak bir meta olması ne yazık ki uzak bir hedef gibi görünüyor. İş birliğinden çok gerilimlere yol açıyor. Doğu Akdeniz’de Yahudi İsrail, Ortodoks Kıbrıs, Müslüman Türkiye gaz kaynaklarının işletilmesi ve taşınmasında iş birliği yapmak zorunda. Aynı şekilde Kuzey Afrika ile Avrupa, Rusya ve Çin ile Orta Asya, Endonezya ve Japonya Avustralya ile çalışmak durumunda. Türkiye gibi enerjide hem büyük tüketici, transit, yatırımcı, tüccar ve bölgesel güvenlik gücü konumundaki bir ülkenin din, para, siyaset, silah, ticaretin istesek de istemesek de enerjinin göbeğinde olmaya devam edeceğini unutmadan, kendisine en fazla yararı sağlayacak şekilde akıllı bir strateji izlemesi gerekiyor.


YAZARIN DİĞER YAZILARI TÜMÜNÜ GÖRÜNTÜLE

Yorum Yaz