Ağsal, ekolojik ve iş birlikçi bir dünyaya geçiş

16.02.2022 10:26:000
Paylaş Tweet Paylaş
Ağsal, ekolojik ve iş birlikçi bir dünyaya geçiş


Dünya dinamikleri kökten değişti, daha da değişecek. Ekonomik düzen, dünyanın doğal sistemleriyle çatışma halinde. Ormanlar azalıyor, balık yatakları yok oluyor, meralar bozuluyor, topraklar tahrip oluyor, ozon tabakası deliniyor, doğa kirleniyor. Fosil yakıtlardan yeşil enerjiye sancılı bir geçiş dönemi yaşanıyor.

Bütün bunlar, büyük ölçüde aşırı, özensiz ekonomik kullanımlardan doğuyor. Şu gerçeği de hatırlamamıza yardımcı oluyor: Gezegenimizde artık parçalar yok, bütün var. Çizgi, dikey hiyerarşi yok, “ağ” var; her şey birbirine sıkı sıkıya bağlı ve hiçbir sonucun tek bir sebebi yok. Bu evrenin geometrisi uzaysal, temel değerleri ise (kartezyen düşünceye kıyasla) rekabet yerine iş birliği, nicelik yerine nitelik, hiyerarşik egemenlik yerine ağsal ortaklık… Yarınki ekolojik ekonominin ve yeni dünyanın düşünce yapısı bu şekilde evriliyor.

Gelecek; yaşam döngüsünün içinde, yaşama ilişkin bir tahmin. Yaşamın ve yaşamın içinde geleceğin evrimi ise sonsuz değişkene bağlı. Holistik sistemin kaosu dinamiktir, rasgele gözüken olayların birbirine bağlılığını gözetir.

Eğer biz yeni holistik-ekolojik düşünce düzeyine sıçrayıp yeni bir dünya ve Türkiye düzeni tasarlayamazsak beklenen daha güzel bir gelecek kendiliğinden oluşmayacaktır.

Çünkü özlenen gelecek, geçmişin düşünce düzeyiyle ve paradigma yanlışlarıyla gelemez.

Yeni ve güzel bir dünya düzeni oluşturmak zor ve uzun bir süreç. Bugün dünyanın zengin ülkelerinde yaşayan insanlar, dünya nüfusunun yüzde 20’sini oluşturuyor ve dünya gelirinin yüzde 85’ini alıyor. Nüfusunun yüzde 80’i ise gelirin geri kalan yüzde 15’ini paylaşıyor. Bu haksızlık, bir doğal hak edilmişlik değil, yetenekle yeteneksizlik, çalışkanlıkla tembellik arasındaki fark değil, tamamen küresel spekülasyonların ve meşru kılıflar giydirilmiş soygunların doğurduğu bir farktır.

Özel mülkiyetli ekonomiler, mülkiyeti toplumsallaştırmaya, piyasa ekonomisini sosyalleştirmeye, insanlarına teknolojik nitelikli ve verimli bir boyut kazandırmaya, dünya ticaretini kolaylaştırmaya ve çoğaltmaya çalışıyor. Kolektivist mülkiyetli ekonomiler ise piyasa ekonomisi tekniklerini kullanmaya, insanlara üretim ve kazanç zevki aşılamaya, dünya ticaretine daha dayanıklı, yüksek kaliteli ve estetik mallar üretmeye yöneliyor.

Geçmişin, üretim mülkiyeti esaslı kapitalist-kolektivist ülke ayrımı yerini, teknolojik düzeyine ve dünya ticareti içindeki payına bağlı olarak “verimli-az verimli” ülke ayrımına bırakacağa benziyor. Yine öyle görünüyor ki dünya ekonomi ailesinin üyelerinin geleceğini, piyasalarını geliştirme ve düzenleme becerileri, teknoloji ve verimlilik düzeyleri, üretim ve pazarlama yapılarının dünya ticaretine uyum gücü belirleyecek.

Ne olduğu muammalı, geniş kesimlerce tam paylaşılmayan ”Yeni Türkiye”yi inşa etmeye, içerideki gelişmelere öylesine kapandık ki küresel sisteme göbeğimizden bağlı olduğumuz için kendi iç dinamiklerimizi de derinden etkileyen ya da yakında etkileyecek olan dış dünyadaki yeni oyunu okumada ve uygun yanıtlar geliştirmede yetersiz kalıyoruz.

Küresel sistem, ekonomide, jeopolitikada ve finans düzeninde alarm sinyalleri vermeye başladı. Geleneksel demokrasiye inanç azalıyor, radikal çözümler getiren otoriter, popülist liderler çoğunluğun oylarıyla iktidara yürüyor. Sadece ülkemizde değil dünyanın hemen her köşesinde geleceğe dönük beklentiler ciddi kaygı, korku ve umutsuzluk yaratıyor.

Güç kayması, dağılması, yeni devlet dışı aktörlerin kontrol edilemez boyutlarda büyümesi, teknolojinin sevap ve günahları yeni küresel “büyük oyun”u tetikliyor. Böyle bir ortamda, biz ya eski düzenin önemsiz oyuncusu olarak kalacağız ya da yenisinin yaratılmasına katkı sağlayıp en azından bölgemizde “esas” oyuncu olacağız.


YAZARIN DİĞER YAZILARI TÜMÜNÜ GÖRÜNTÜLE

Yorum Yaz