‘Yeşil Mutabakat’a hazır mıyız?

14.03.2021 21:41:000
Paylaş Tweet Paylaş
‘Yeşil Mutabakat’a hazır mıyız?

‘Yeşil Mutabakat’a hazır mıyız?

İklim değişikliği dayatması, ekolojik faktörler ve yaşam, bizleri her alanda “yeşillenme” sürecine soktu. Bu süreç artarak sürecek. Yeşil tarım, yeşil enerji, yeşil teknoloji gibi çeşitli adlarla karşımıza çıkacak. COVID-19’un yarattığı tahribatı tamir, yaraları sarmak için yeşil canlanma paketleri, yeşil büyüme hedefleri gündemimizin en üst sırasında yer alıyor. Kaçınılmaz şekilde yeşil düzen kıstasları yürürlüğe girdiğinde iş hayatımızı, hükümet politikalarını, bireyleri temelden etkileyeceğinden kuşku duymuyorum. Onun için yumurta kapıya dayanmadan küresel düzenin 2050’de karbon nötralizasyon hedefleri tutturulana kadar Amentü’sü olacak yeşil mutabakata, şimdiden uyum için çalışmalıyız. Yoksa ekonomik ve siyasi bakımdan maliyeti ağır olacak.

Yeşil mutabakat deyince sadece Avrupa Birliği anlaşılıyor, ama bu süreç aslında küresel bir dinamik. Yeşil mutabakatın küresel düzende üç temel ayağı var: Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı (A European Green Deal) Aralık 2019’da Avrupa Komisyonu tarafından ortaya atıldı. Joe Biden’ın Beyaz Saray’a oturmasıyla birlikte iklim değişikliği girişimlerinde yeniden küresel liderliği ele geçirmesi ve “Yeni Enerji Mutabakatı”’nı ABD’de yürürlüğe sokması bekleniyor. Sonuncusu da Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in öncülüğünde başlatılan “Yeşil Kalkınma” stratejisi.

Bu üç girişim de hiç kuşkunuz olmasın birkaç yıl içinde ticaretimizi, finansmana erişimimizi, çevre standartlarımızı temelden etkileyecek; bunların dayattığı kıstaslara uymayanlar cezai müeyyidelere tabi tutulacak. Hatta siyasi bir kıstas haline bile gelebilir... Bunlara direnme, koşullarımızı öne sürme gücümüz olmayacak.

Amerika’da COVID-19 sonrası için ekonomiyi canlandırmak ve istikrara kavuşturmak amacıyla ilan edilen yeni yeşil mutabakat, federal bir program olarak düşünülüyor. Ülkenin elektrik ihtiyacının tamamının 10 yıl içinde temiz, yenilenebilir ve sıfır emisyonlu enerji kaynaklarından karşılanması hedefleniyor. 2050’ye kadar sağlanması öngörülen bu dönüşümün nasıl tamamlanacağı, dünyanın sıfır emisyona ulaşması, özellikle de bu çabaların nasıl finanse edileceği konularında yeşil mutabakat liderleri sessiz kalmayı tercih ediyor.

AB’nin yeşil mutabakatı bu konuda daha etkili. En erken yürürlüğe girecek ve bizi doğrudan etkileyecek olan Avrupa Komisyonu’nun Aralık 2019’da benimsenen ‘A European Green Deal’ isimli yeni enerji dönüşümü planı, temel olarak 2030’a kadar karbon salımını yüzde 50 azaltmayı, 2050’de ise sıfır karbon salımı hedefine ulaşmayı amaçlıyor. Bu hedefe ulaşmak için kademeli olarak yeni sektörel kriterler, vergiler ve iş modelleri uygulamaya konulacak. Bu kriterler, ticari ilişkilerde bulunulan ülkelere de yayılmaya çalışarak fosil yakıt temelli ekonomik modeli tümden değiştirmek hedefleniyor.

Diğer ülkeler kriterlere uymasa bile düşük karbon salımını hedefleyen şirketlerin rekabetçiliğini korumasını, çeşitli piyasa enstrümanları kullanarak sağlamak planlanıyor. Bu enstrümanların başında karbon vergisi ve karbon sınırı geliyor. Uluslararası pazarlarda belirli sektörler için karbon sınırları oluşturarak AB ile aynı iklim hedeflerini paylaşmayan ülkelerin rekabet avantajı sağlamasını engelleyecek bir mekanizmanın kurulması öngörülüyor.

Yeşil mutabakata göre, AB’nin yeni iş modelinde de sürdürülebilirlik ve uygun maliyet öne çıkacak, mülki sahiplikten ziyade kiralama ve paylaşım ekonomiyi şekillendirecek. Avrupa Komisyonu’nun tahminlerine göre, sadece 2030 hedeflerine ulaşmak için ek 260 milyar dolar gerekiyor. Bu rakam AB GSYİH’sinin yüzde 1,5’ine tekabül ediyor.

Yeşil mutabakatın en fazla etkileyeceği ülkeler arasındayız ve bu etkiler sadece enerjide değil tüm sektörlerde hissedilecek. Özellikle AB’ye ihracat yapan sektörler, işletmeler ticari kısıtlama ya da yaptırımlarla karşılaşacak, eğer gerekli uyum adımlarını şimdiden atmazlarsa... Çok taraflı ya da ticari finansman kuruluşlarından fon sağlamak imkansız hale gelecek. AB ile Gümrük Birliği’nin modernizasyonu çabası engellemeler yüzünden kesintiye uğrayacak.

Paris’te imzaladığımız ancak Meclis’in onaylamadığı İklim Değişikliği Sözleşmesi’ni vakit geçirmeden onaylamamamız, artık siyasi ve ekonomik bir tercih değil zorunluluk halini alacak.

Soyut bilgilerin ötesinde enerjideki yeşil mutabakat bağlantılı dönüşümün iş dünyamız için yaratacağı risk ve fırsatları birinci elden tespit etmek, hem hükümetin ve şirketlerin, politika ve iş stratejilerine etkisini masaya yatırmak zorundayız.

Dolayısıyla eğer Türkiye hükümeti, yerel yönetimleri, sanayisi, müteahhitlik sektörü, tarımı, hizmetleri ve enerjisiyle bu değişime uyum sağlayacak doğru adımları atamaz, doğru politikaları uygulayamazsa küresel dönüşüm tamamlandığında geç kalabilir. AB’nin yeni yeşil mutabakatı, ülkemizin hem rekabet gücünü hem ticaretini hem de jeopolitik konumunu temelden etkileyecek.


YAZARIN DİĞER YAZILARI TÜMÜNÜ GÖRÜNTÜLE

Yorum Yaz