Büyük stratejilerin çarpışması ve Türkiye

27.01.2022 14:52:000
Paylaş Tweet Paylaş
Büyük stratejilerin çarpışması ve Türkiye


Büyük strateji, en geniş kavramsal anlamıyla devletin iç ve dış meselelerine yön verme, uzun vadeli yaşamsal çıkarlarını koruma ve güçlendirme amacıyla ulusal ve küresel kaynakları yönetme kapasitesi olarak tanımlanabilir. Bu süreçte askerî, ekonomik, diplomatik, kültürel ve bilgi yetenekleri de dâhil olmak üzere ulusal gücün tüm araçları, insan sermayesi ve küresel imkanlar kullanılıyor.

Büyük stratejinin alt stratejilerin karar ve eylemlerini etkilemesi ne kadar doğruysa, alt stratejilerin büyük stratejiyi yönlendirmesi de o kadar yanlış. Yetişmiş kadroların,  organizasyonun ve ona ruh veren kültürün yetersiz ve eksik olduğu devletlerin, “büyük stratejisi”  olamaz. Stratejik “derinlik” diyerek stratejik boşluğa düşme riskini hep birlikte yaşadık.

Günümüzde uluslararası sistemin başat oyuncularına baktığımızda geçmişin o büyük stratejilerinin benzerine rastlamak kolay değil. Birinci ve ikinci dünya savaşları sonrası büyük güçlerce şekillendirilmiş, çok taraflı askeri, siyasi ve ekonomik kurumlar yaratılmıştı.

Ama Soğuk Savaş sonrası dönem hala muallakta. ABD’nin artık tek başına hegemon güç olmaması, Çin’in yeniden yükselişi, AB’nin iç sorunlarına odaklanması, Rusya’nın bilinçli ve saldırgan bir yaklaşımla yeni nüfuz alanları yaratması, bölgesel güçlerin palazlanması, küresel düzende güçler dengesini ve istikrarı yeniden tanımlanmaya zorluyor.

Lakin bu dinamikler ve çağımızın belirleyicisi COVID-19, ticaret-teknoloji-kur-enerji savaşları, yeşil devrim, yapay zeka, uzay ve okyanus mücadelesi, iklim değişikliği, gıda-su ikmal güvenliği, yeni neslin bilinmezleri ve tercihleri ışığında yeni bir küresel “grand” strateji hala yazılamıyor ne yazık ki.

Büyük bir değişime gebe olan küresel sistemde Türkiye'yi yeniden konumlandırmak için kapsamlı ve bütünleyici bir stratejik vizyona ve gerçekçi bir yol haritasına ihtiyaç var. Bu strateji, dünya güçlerinin büyük stratejilerini de hazmetmiş ve dikkate almış olmalı.

“Yeni Dünyanın Gizli Şifreleri: Türkiye İçin Gerçekçi Bir 2030 Vizyonu” kitabımda bunun ipuçlarını vermeye çalıştım. Bunlardan birkaçını sıralamak isterim:

*Gücümüzün zayıf bulduğumuz siyasi, askeri, teknolojik, diplomatik ve insan boyutlarını iyi tanımlayıp onları takviye etmek için takvime bağlanmış bir eylem programını hemen yürürlüğe koymamız gerekiyor. Ayağı yere basan bir ekip seçilerek sinerji ve geniş temelli danışmalarla bu büyük stratejiyi hazırlama görevi verilmeli.

*Ülke içinde yaşanmış zayıf, kırılgan koalisyon ve sinir tanımaz cumhurbaşkanlığı sistemlerinden dersler almış, güçlü, adil, hukuka dayalı ve özgür yeni bir siyasi tesis yapılmalı.

*Dış politika ve güvenlikte “kazan-kazan”, güvene dayalı, sözden icraya dönüşebilen 25 yıllık stratejik müttefikler, ortaklar ve komşular stratejinin çıkarılması ve onlarla da yoğun danışmalar neticesinde gözden geçirilerek uygulamaya konulması.

*Bu çerçevede, ABD, Çin, Rusya, AB, İsrail, Mısır, Özbekistan, Hindistan, Japonya, Kore, İran, Güney Afrika bizim için en öncelikli 12 stratejik ortak arasında yer almalı. Her biri önümüzdeki 25 yılın ittifak, ekonomik ve teknolojik, kültür ve sanat, enerji ve iklim değişikliği stratejik çerçevesi çıkarılmalı, ilişkilerin güçlü ve kararlı şekilde icrası için şampiyon liderlerin belirlenmesi sağlanmalı.

*Tüm bu ülkelerin genç liderleriyle Türkiye’nin yükselen, gelecek vaat eden parlak genç liderlerini buluşturacak, birlikte çalıştıracak iş birliği platformları, girişimleri yaratılmalıdır ki 2030-2050 dönemindeki küresel liderler arasında yer alalım, birlikte çalışma kültürünü şimdiden oluşturmalı.


YAZARIN DİĞER YAZILARI TÜMÜNÜ GÖRÜNTÜLE

Yorum Yaz