Geleceğin diplomasisi

29.11.2021 11:15:000
Paylaş Tweet Paylaş
Geleceğin diplomasisi


Diplomaside, 10-15 yıl öncesine kıyasla çok daha karmaşık, hesaba katmadığımız yeni unsurlar, stratejik oyun değiştiriciler var.

Hele hele unutmamamız lazım ki diplomasi, artık 1815 Viyana Kongresi diplomasisi değil. Ne de Harold Nicholson’ın, Henry Kissinger’ın diplomasisi var bugün. Bambaşka bir dünyadayız. Bambaşka menfaatler, enstrümanlar ve öncelikler var.

Televizyon programlarında, öğrencilere hitap ettiğim üniversitelerde, şirket yönetim kurulu odalarında bana çok sorulan sorular arasında gelişmiş yapay zekâ, robotlaşma ve otomasyon teknoloji dünyasında hangi mesleklerin yükseleceği, hangilerinin yavaş ya da hızlı ölüm sürecine gireceği öne çıkıyor.

Hiç kuşkusuz diplomat adayları ve mesleğe yeni intisap etmiş genç diplomatlar da benzeri kaygıyı duyuyordur. “Ne olacak halimiz?” diyorlar.

Aksine ne söylenirse söylensin, içinde yaşadığımız karmaşık, risklerle yüklü dünyada Dışişleri Bakanlığı’nın yeniden ülkemizin stratejik beyni ve icra kurumu olması şart.

Sadece değişik yerlerde çıkan yangınları söndürmeye çalışan değil, zamanında öngören, yeni denklemler oluşturabilen, müttefik ve ortaklarımızı belli bir çizgiye sürükleyebilen modern çağın gereklerine uygun yaratıcı ve dinamik bir diplomasi kurumu olması gerekiyor.

Daha önemlisi, milli menfaatlerimizin ne olduğunun, nasıl savunulacağının yeniden tanımlanmasında da başat bir rol oynaması elzem.

Diplomasinin geleceğine bakanlar, niye artık dünyada hariciyecilere ayrılan yerin daraldığını şu gerekçelerle izah ediyor:

• Diplomatların mevcudiyeti, diplomasi ve uluslararası ilişkilerin aslında birbiriyle ayrılmaz şekilde kenetlenmiş diğer politika alanlarından ayrı olduğunu teyit ediyor.

• Dünyamızı kavrayan ticaretten küresel ısınmaya ve terörizme kadar uzanan konuların karmaşıklığı karşısında diplomatlar “genelci” kalıyor, yeterince odaklı beceriye sahip değiller.

• Bütün bir ülkenin gereksinimlerinin tek bir diplomat, büyükelçilik ya da büyükelçide vücut bulabileceğini düşünmek pek akıl kârı gözükmüyor.

• Diplomatlar, kendi gizemli statülerini korumak için “gizli diplomasi” sürdürmeyi varlık nedeni görüyor. Çoğu zaman yerli yersiz bilgiye “kısıtlı dağıtım”, “mahrem” ya da “çok gizli” gibi damgalar vuruyorlar. Bilgi, istihbarat ve değerlendirmeler ihtiyacı olanlarla paylaşılmak yerine ya sadece birkaç kişinin beyninde ve dosyasında ya da tozlu raflarda kalıyor.

• Her şeyi devlet odaklı gören realist düşünce tarzı, bunu savunan ve uygulayanların kendi ahlaki değerlerini, kimi zaman devletin doğası gereği “ahlak-ötesi” olması gereken değerlerinin yerine koymaları sonucunu doğuruyor. İnsanların acılarını azaltma, yaralarını sarma, uyuşmazlıkları uzatmadan çözüme kavuşturma gibi konularda realist bakış açısı sıklıkla idealist ve daha insani yaklaşımın yeri alıyor. Bunlar da genellikle çok iyi

tanımlanmamış milli menfaatlerin ardına saklanılarak yapılıyor.

Yeni diplomasi üzerine ne söylenirse söylensin devletlerin dış politikaları stratejik düzeyde hâlâ büyük ölçüde ülkenin jeopolitik konumunun dikte ettiği çerçevede, milli menfaatler doğrultusunda belirleniyor. Bu, binlerce yıldır böyle oldu. Öyle görünüyor ki ulus-devlet yaşadığı sürece de böyle kalmaya devam edecek.

Onun için çağımızda diplomatlar, artık basitçe diğer devletlerle geleneksel ilişkileri yürüten kişiler olmaktan tedricen çıkıp gelecek eğilimleri öngören, bunlardan ülke menfaatleri için sonuçlar çıkaran, vatandaşlarını koruyan, ihracatı, teknoloji transferini kolaylaştıran, ülkeye uluslararası camiada prestijli konum kazandıran devlet görevlilerine dönüşmek zorunda.

Diplomatların merkeze ilettikleri telgrafların, kriptoların büyük kısmı şu ya da bu dünya sorununun, dış politika meydan okumasının nasıl çözümleneceğine dair basit ama “büyük” beyanlarla dolu. Kendilerini piramidin tepesinde görmeleri diğer yükselen aktörlerin önünü kesiyor, onları oyun dışına çıkmaya zorluyor.

Oysa “büyük resim” içinde yer alan diğer aktörlere ihtiyaçları her geçen gün daha da artıyor. Ancak onlarla iş birliği yapar, yeni sinerjiler doğurursa ayakta kalacaklarının bilincinde olmalılar.


YAZARIN DİĞER YAZILARI TÜMÜNÜ GÖRÜNTÜLE

Yorum Yaz