COVID-19 AŞISI HERKESE LAZIM

1.02.2021 04:45:000
Paylaş Tweet Paylaş
COVID-19 AŞISI  HERKESE LAZIM

İlginç bir yılı geride bırakıyoruz. Önce dünyanın farkı köşelerinde çıkan büyük çapta yangınlar çıktı. Daha sonra yılın ilk aylarında ortaya çıkan salgın ve buna bağlı büyük ekonomik dalgalanmalar, sokağa çıkma yasakları derken yılın son ayına aşı tartışmalarıyla girdik. Aşının her ülkeye ve toplumun her kesimine adilce ve zamanında ulaşması çok kritik. Üstelik bu sadece insani açıdan değil, ülkelerin ticaret yoluyla birbirlerine göbeklerinden bağlı olduğu bir dünya düzeninde, ekonomik açıdan da çok önemli. 

 


Merhaba sevgili okurlar… Sonbaharla birlikte salgının 2. dalgası, bütün ülkeleri vururken aşı gelişmelerinin damgasını vurduğu yılın son ayını geride bırakıyoruz. Gerçekten de salgının 2. dalgası yılın son günlerinde ülkemizde ve diğer birçok ülkede zirve yaptı. Neyse ki birçok aşının da piyasaya çıkmaya başladığını görüyoruz. Gelişmiş ülkelerin birçoğunda aşılama işlemleri ya başladı ya da başlamak üzere... Ülkemizin de içinde olduğu gelişmekte olan ülkelerin hemen hepsinde bütün vatandaşlara yetecek kadar aşı tedarik edilemedi. Bu durumun insani boyutları bir yana önemli ekonomik boyutları da olacak. Öte yandan gerçekten uzun yıllar unutulmayacak hem çevresel hem de ekonomik açıdan büyük kırılmaların yaşandığı bir yılı geride bırakıyoruz. Gelenektendir; bu yazımıza öncelikle 2020 yılının bir resmini çizerek başlamak istiyorum. Gelin analizimize başlayalım.

2020 RÜZGAR GİBİ GEÇTİ 

1939 yılı ABD yapımı “Rüzgar Gibi Geçti” filmi, sinema tarihinin kilometre taşlarından biridir. Bu film sinema tarihin en yüksek gişe hasılatı sağlayan (günümüz fiyatlarıyla göz önüne alındığında) filmi olmuştur. Film aslında 4 kişi arasındaki karmaşık bir aşk ilişkisini anlatsa da arka planda Amerikan iç savaşı, yerle bir olmuş şehirler ve birçok felaketle gerçekten de destansı bir şekilde rüzgar gibi geçen bir dönemi yansıtmaktadır. Kanımca 2020 de böyle bir yıl oldu. Önce Avustralya’da son dönemim en büyük yangınlarından biri yaşandı. Bu yangınlar o kadar büyüktü ki milyarlarca canlı zarar gördü. Sonrasında Çin’in Wuhan şehrinde ortaya çıkan yeni bir virüs haberi gündemde yerini aldı. Bu yeni korona virüsü öyle hızla yayıldı ki mart ayı itibariyle dünya çapında bir salgına, COVID-19 salgınına dönüştü. Bu salgını durdurmak isteyen ülkeler, hem sokağa çıkma yasakları uyguladı hem de ekonomide kısa süreli kapatmalar uyguladı. Bu durum küresel çapta büyük bir ekonomik daralmaya neden oldu. Yılın ikinci yarısında ise uygulanan teşvikler ve birçok ülkede yaşanan ilave parasal genişlemeler sonucunda ekonomiler büyük bir toparlanma yaşadı. Bu daralma ve ardından gelen toparlanmayla ekonomiler o kadar büyük dalgalanmalar yaşadı ki bu boyutta bir ekonomik hareketlilik modern ekonomi tarihinde de savaş zamanları yaşanan çalkantılar dışında bir ilk. Bu yüzden de IMF dahil birçok önemli kurumun yıl içinde yaptığı 2020’nin bütününe yönelik büyüme tahminleri genelde tutarsız çıktı. Her ne kadar yılın ikinci yarısında ekonomiler toparlanmış görünse de son aylarda yaşanan 2. dalgayla yine benzer bir senaryoyla karşı karşıyayız. Dolayısıyla 2020 yılının son günlerinde bu salgın hala dizginlenememiş ve dünyadaki vaka sayısı 80 milyonu geçmiş durumda. Bu gerçekten de sadece son yıllarda değil yüzyılımızın en ciddi halk sağlığı tehditlerinden biri. Umuyoruz ki geliştirilen aşı ve ilaçlarla birlikte bu salgın önümüzdeki yıllarda ortadan kalkmasa bile grip benzeri öldürücülüğü çok düşük bir hastalığa dönüşecek.

Öte yandan bu salgın bütün insanlığa çok önemli bir uyarı verdi. Artık çevreye karşı saygı ve dışımızdaki dünyaya karşı duyarlılık bizim için sadece bir iyi niyet göstergesi değil aynı zamanda hayati önemde bir olgu. Bu olgu önümüzdeki yıllarda ekonomik olarak da can alıcı önemde olacak. Zaten son yıllarda ülkemize yaşanan sel felaketleri ve bunun yanında birçok bölgede gözlemlenen kuraklık ekonomimizi birçok açıdan etkiliyor. Bu bizlere artan vergiler, tarımda artan dışa bağımlılık ve güvenlik sorunu, altyapı sorunları gibi farklı şekilde tesir ediyor. Aslında birçok gelişmiş ülkede çevre konusu ve buna bağlı olarak ekonomik etkiler gündemin en tepelerinde. Ülkemizde de bu konu zaten birçok farklı şekilde gündemde. Kanımca bu konu, 2021’de ekonomide en az para ve maliye politikaları gibi gündemde hararetle tartışılan konulardan birisi olacak.

SALGININ SEYRİ VE AŞININ ADİL DAĞITIMI

Son 2 aydır özellikle ekonomik etkileri üzerine yoğun bir şekilde analiz ettiğimiz salgının Türkiye’deki seyri, geçtiğimiz ay normal vaka sayılarının yayınlanmaya başlamasıyla birlikte iyice gün yüzüne çıkmaya başladı. Salgının 2. dalgasını o kadar şiddetli hissediyoruz artan ihtiyaçla birlikte hastaneler önemli oranda yoğunluk yaşıyor. Bu durum yeniden kapanma ihtiyacı getirdi ve Avrupa’daki ülkeleri takiben ülkemizde de gece saatlerinde ve hafta sonu özelinde uygulanmaya konan sokağa çıkma yasağı beraberinde geldi. Anlaşılan o ki salgında bu dalga geçse de eğer bir şey yapılmazsa 3. dalga daha da şiddetli olacak. İşte bu yüzden artık çoğu aşı çalışmasında yavaş yavaş sona gelindiğini ve bazı aşıların uygulanmaya başladığına şahit oluyoruz.

Dünyadaki resme baktığımızda ise aşı anlaşmalarının büyük çoğunluğunun gelişmiş ülkeler tarafından yapıldığını görüyoruz. Genelde piyasayı çıkan aşılar için kişi başı 2 doz gerekli olsa da çoğu gelişmiş ülke, her bir vatandaşına 2 dozdan bile fazla denk gelecek kadar aşı sipariş etti. Örneğin Kanada’da bu sayı kişi başı 4 dozu bile geçmekteyken bütün AB ülkeleri kişi başı 2 doz aşıy�� aldı bile. Bizim de içinde bulunduğumuz gelişmekte olan ülkelere bakınca çoğu ülkede bırakın bütün vatandaşlara yetecek aşıyı nüfusun yarısına yetecek kadar aşı bile sipariş edilemedi ya da edemedi. Bu durumun etik olarak ne kadar doğru olduğu önemli bir tartışma konusu.

Bu aşıların cinsi ya da güvenli ve etkin olup olmadıklarını konunun uzmanlarına bırakmakla birlikte benim dikkat çekmek istediğim nokta bu durumun dünya için getirdiği ekonomik yük. Globalleşen dünyada hiçbir ülke birbirinden ekonomik olarak bağımsız değil, hemen her ülke birbiriyle ticaret ortağı. Öyle ki bundan 20 yıl önce ticaretin yüzde 62’si zengin ülkeler arasında yapılırken 2017 yılında bu oran yüzde 47’e düşmüş durumda. Üstelik aradaki bu farkın inmesi sadece Çin’den dolayı da değil. Ülkemizin de içinde olduğu birçok yükselen piyasa son 20 yılda ticaret hacmini çok artırmış durumda. Dünya artık çok karmaşık kocaman bir makine. O makinenin sadece bir tek dişlisinin bile olmaması o makinenin verimli çalışmasını engelliyor. Bütün dişlilerin, çarkların, vidaların her bir aksamın iyi bir şekilde çalışıyor olması lazım ki makine tam olarak çalışabilsin. Bunu bir futbol takımı olarak düşünün. Takımda 11 oyuncu mevcut. Bu 11 oyuncudan bir kişi bile kırmızı kartla oyun dışı kalsa, o takımın sahadan galibiyetle ayrılması çok zorlaşıyor. Takım yenilince sadece oyun dışı kalan oyuncu yenilmiş olmuyor, bütün takım oyuncuları da yenilmiş oluyor. Dünyadaki düzen de aynı bu şekilde işliyor. İşte tam da bu yüzden bu ülkeleri aşı yarışının dışında bırakmak ve bu ekonomilerin salgından büyük yara almasına neden olmak aslında gelişmiş ülkeler için de büyük kayıplara neden olacak.

NORMALE DÖNÜŞ DEVAM EDİYOR

Ülkemizde küresel anlamda yaşanan bu felaketlerden fazlasıyla payını aldı ve geçen ekim kasım aylarından itibaren ekonomi politikasında büyük bir değişimle fabrika ayarlarına dönme sinyalleri verdik. Geçen ayki yazımda ekonomi yönetiminde yaşanan “normale dönüş” diye adlandırabileceğimiz ekonomi politikasında yaşanan köklü dönüşümü ele almıştım. Yazımı sonlandırırken özellikle iki göstergeden bahsetmiştim. Bunlardan ilki “aktif rasyosunun değişimi ve hatta kaldırılması” idi. Gerçekten de alınan kararla bu rasyo yeni yıldan itibaren yürürlüğe girecek şekilde tamamen kaldırıldı. Diğer önemli bir gösterge ise Merkez Bankası rezervleriydi. Aralığın üçüncü haftası itibariyle rezervlerde az da olsa bir miktar artış göze çarpıyor. Fakat rezervler hala tarihi düşük seviyelerini koruyor. Aralık ayının ikinci haftasında Merkez Bankası’nın yeni başkanı Naci Ağbal, son 4 yıldır yapılmayan özellikle bankacılık sektörü için teknik bilgilerin sunulduğu “2021 Yılı Para ve Kur Politikası” toplantısını gerçekleştirdi. Kanımca çok başarılı geçen bir toplantı oldu ve Merkez Bankası’nın yeni dönemde taahhüt ettiği şeffaflık ve belirsizliklerin azaltılması konusunda önemli bir adım teşkil etti. Bu toplantıda yeni dönemde rezervlerin nasıl biriktirileceğine dair kapsamlı bir planın yakın zamanda kamuoyuyla paylaşılacağı söylendi. Ayrıca kasım ayında yüzde 14 seviyesine çıkan tüketici enflasyonun enflasyon hedeflemesine uygun bir şekilde indirmek için para politikası araçlarının etkin olarak kullanılacağı taahhüdü verildi.

Enflasyonun düşürülmesi ve finansal piyasaların istikrarı için olmazsa olmaz iki koşul güçlü rezervler ve bağımsız Merkez Bankası. Rezervlerin biriktirilmesi piyasa istikrarı için belki de en kritik araçlardan birisi. Rezervler düştükçe dövizin artışına yönelik bir baskı oluşuyor. Bu da beraberinde ithal girdiler yoluyla maliyeti artırarak enflasyonu körüklüyor. O halde güçlü bir rezev yapısı güçlü bir Merkez Bankası için önemli bir faktör. Diğer önemli faktör ise Merkez Bankası’nın araç bağımsızlığı. Yani gerekli gördüğü zaman Merkez Bankası’nın ana politika aracı olan faizin değişim kararının rahatlıkla alınabilmesi. Tabii ki bütün bu faktörler birbirleriyle bağlantılı, biri olmadan diğerini uygulamak zor. Halihazırda faiz yüzde 15 seviyesine çıkarıldı. Fakat görünen o ki yüzde 14 seviyesine çıkan bir enflasyonu dizginlemek için daha yüksek bir faize ihtiyaç var.

EKONOMİDE ZOR KARARLAR  

Ekonomi politikaları konusunda karar almak hele ki salgınla boğuşulan bu dönemde gerçekten de ince işçilik istiyor. İp cambazının ipte yürümesi gibi ne sağa ne de sola fazla ağırlık vermeden hassas bir dengede ipin üzerinde yürümek gerekiyor. Yılın son günlerine girerken ekonomide halihazırda bir soğuma süreci var. Üstelik salgının ikinci dalgasını dizginlemek ve halk sağlığını korumak için yürürlüğe konmak zorunda kalınan sokağa çıkma yasakları özelikle hizmet sektörünü zor durumda bıraktı. Hizmet sektörü istihdamın ana lokomotiflerinden birisi olduğu için bu durumun aynı zamanda işsizlik üzerine etkisi de büyük. Böyle bir zamanda gerçekleştirilecek faiz artırımları ekonomiyi belki de normal bir zamanda yaşanacak yavaşlamadan daha da fazla yavaşlatacak. Öte yandan fiyat istikrarı ve düşük enflasyon bir sağlandı mı bunun uzun vadede getirileri çok yüksek olacak. İşte bu yüzden ekonomi üzerine karar alırken ince eleyip sık dokumak gerekiyor. Çünkü bu kararların yapısında işin doğası gereği kısa ve uzun vadeli hedeflerin çakışması var. Yani ip cambazının ne sağa ne de sola fazla ağırlık vermemesi gerekiyor. Görünen o ki zaten durgunluğa girmek üzere olan ekonomide bir de faizlerin daha fazla yükselmesi bu durgunluğu artıracak, fakat zaten büyük yaralar almış fiyat ve finansal istikrar bu haliyle ekonomiye özellikle uzun vadede çok büyük zararlar vermiş durumda. Bunun bir an önce düzeltilmesi gerekiyor. Bizim ip cambazımızın zaten bir tarafında ağırlık var, o yüzden ipin üzerinde yürümeye devam edebilmesi için ister istemez diğer tarafa ağırlık vermesi lazım. Yani etkin para politikası bizim için artık bir opsiyon değil ama zorunluluk. Burada yapılması gereken para politikası için gereken yapılırken bir yandan da maliye politikası ile toplumun bu politikadan zarar görecek en hassas kesimlerinin desteklenmesi. Bunun için maliye politikasının elinde doğrudan gelir desteğinden tutun da toplumun belirli kesimleri için vergi muafiyeti dahil gerekli birçok araç var. Dolayısıyla kısa ve uzun vadeli amaçlar arasındaki bu dengesizliği belki bütünüyle ortadan kaldırmak mümkün değil ama özellikle toplumun en hassas kesimlerinin zararının en aza indirecek şekilde yapmak pekala mümkün. Unutulmamalı ki uzun vadede bunun getirileri toplumun her kesimi için çok daha fazla.

Önümüzdeki yıl gerçekten de hem para hem de maliye politikaları için büyük bir test şeklinde geçecek. Kısa vadede ekonominin kısa süreli de olması tekrar bir daralmaya girmesi bu durumdan dolayı oldukça olası. Fakat sadece kredi tabanlı değil sürdürebilir ve kaliteli bir büyüme sağlanmak isteniyorsa fiyat ve finansal istikrar ön koşul. Maalesef bu kısa vadede yaşanabilecek gelişmeler açısından acı bir gerçek. Biraz dişimizi sıkarsak önümüzde daha güzel günlerin olduğunu düşünüyorum. Sizlere sağlıklı ve mutlu bir 2021 yılı diliyorum.

   2020’DE EKONOMİLERİNDE HANGİ DALGALANMALAR YAŞANDI?

Grafikte son 1 yıl içinde yani 2019’un son çeyreğinden itibaren ABD, Euro Bölgesi ve Türkiye için bir önceki çeyreğe göre reel GSYH değişimlerini gösterdim. Grafikte 2020 yılında yaşanan küresel salgının etkileri çok net görülüyor. Salgının ilk dalgasının vurduğu mart ve nisan aylarında ekonomide yaşanan kapatmaların da etkisiyle 2020 yılının ikinci çeyreğinde ilk çeyreğe göre yüzde 10’lar düzeyinde oldukça şiddetli daralmalar yaşandı. Yaz aylarıyla birlikte hem salgının ilk dalgasının geçmesi hem de ekonomilere verilen destekler ve parasal genişlemelerle üçünü çeyrekte ikinci çeyreğe göre çok yüksek bir geri dönüş gerçekleşti. Bunun sonucunda tekrar yüzde 7-15 arasında değişen büyüme oranları gözlendi. Bu yüzden de IMF ve Dünya Bankası gibi birçok önemli kurumun bu yıl ortasında gerçekleştirdikleri tahminler genelde tutmuyor. Bu tahminlerin ne kadar yanıldığını ise 2020 yılının son çeyreğinde yaşanan gerçekleşmeler belli olduktan sonra anlayacağız.    


AŞI SİPARİŞ REKORU GELİŞMİŞ ÜLKELERDE

Grafikte kasım ayı sonu itibariyle ülkeler tarafından sipariş edilen nüfusu göre kişi başı aşı dozu sayısı gösterilmiştir. Hemen bütün aşılar için gerekli olan kişi başı doz sayısı 2 olduğu düşünülürse birçok ülkenin aşı siparişi vermiş olsa bile bu gerekli doz sayısının çok daha gerisinde olduğu anlaşılıyor. Görüldüğü gibi bu yeterli doz sayısını geçen ülkeler sadece Kanada, ABD, Birleşik Krallık, Avustralya,  Japonya ve Avrupa Birliği ülkeleri, yani sadece gelişmiş ekonomiler. Öte yandan Mısır ve Brezilya gibi birçok ülkede bu sayı 1 dozun bile gerisinde.

Türkiye ve dünya ekonomisine yön veren gelişmeleri yorulmadan takip edebilmek için her yeni güne haber bültenimiz “Sabah Kahvesi” ile başlamak ister misiniz?


YAZARIN DİĞER YAZILARI TÜMÜNÜ GÖRÜNTÜLE

Yorum Yaz