Yeni dünyada konumumuz ne olacak?

10.06.2020 12:31:000
Paylaş Tweet Paylaş
Yeni dünyada konumumuz ne olacak?

Herkesin beklediği yeni bir doğa dostu, sağlıklı, çatışmasız, hakkaniyete uygun küresel finans, enerji, ticaret, jeo-politik düzeni kurmak harika bir şey ama öyle sanıldığı kadar kolay değil.

Halihazırda en büyük sıkıntı, böylesi devasa bir girişimi başlatacak, icra edecek etkin, uzak görüşlü ve sözü dinlenecek dünya liderlerinin olmaması.

Trump, hiç umut vermiyor. AB kendi derdine düşmüş vaziyette, uzun zamandır liderlik sıkıntısı yaşıyor. Xi Jinping, en vizyoner, donanımlı ve karizmatik lider gibi gözüküyor ama Çin’in küresel liderliği için henüz erken. Böyle bir anlayışın yakında oluşacağına dair umut verici işaretlerin de ufukta görünmediğini söyleyebiliriz

Yeni düzen çağrıları, tabii ki korona kriziyle birlikte ortaya çıkmadı;  taa 1991’de Sovyetler Birliği’nin çökmesiyle birlikte yüksek sesle dillendiriliyordu. Soğuk Savaş sonrasında neredeyse 30 yıl geçmesine rağmen bir türlü tekleyen küresel düzeni yeni dengelere oturtacak, değişen güçlü yeni oyuncuları da sisteme güçleri oranında katacak sağlam, kalıcı bir oyun denklemi yaratılamadı. Geleneksel güç merkezleri olan ABD ile Avrupa arasındaki çatlak büyüyor, iç dayanışma zayıflıyor.

“Derin devlet”in sahneye çıkardığı eski KGB subayı Putin, Rusya’nın tepetaklak gidişini tersine çevirdi; yeni süper güç olmasa da dünya sisteminde doğal kaynakları, askeri gücü ve jeo-politik ihtiraslarıyla önemli bir oyuncu olmasını sağladı. Kendisine karşı hasmane davrandığını düşündüğü Batı’yı dengelemek için Çin ile “mantık evliliği” geliştiriyor.

Çin, 1978’den bu yana tahminlerimizin ötesinde bir ilerlemeyle nüfusunun hatırı sayılır bir bölümünü sefalet çizgisi üzerine çıkarmakla kalmadı aynı zamanda ekonomik, teknolojik ve jeo-politik bir “ejderha” olarak sivrilmeyi başardı. Şimdi ABD ile birlikte muhtemel iki kutuplu dünyanın liderlerinden birisi olarak anılıyor.

Batı önderliğinde kurulan siyasi ve ekonomik liberal düzenin tarihsel ritmi yavaşlıyor. İnsanlar artık yeni düzenin, toplumun, ekonominin, teknolojinin şekillendirilmesini sadece devletlere, görünmez güçlere bırakmak istemiyor, kendileri de aktif rol üstlenmek istiyorlar.

Artan ölçüde vatandaş, özellikle de yeni kuşak gençler, demokrasinin fazileti ve etkinliğini sorguluyor; demokratik sistem, yapı ve prensiplere inançlarını kaybediyorlar.  Otoriter yönetim anlayışı güç kazanıyor. Bu yüzden çok geç olmadan demokratik sistemlerin ıslahı, yeni beklenti ve meydan okumalara karşılık vermesi gerekiyor.

Başarılı olup olmayacağımız, daha etkin, kabul edilebilir bir alternatif yönetişim sistemi ve “ortak gelecek” yaratıp yaratamayacağımız hala belirsiz.

Elbette ki dünyanın en değerli ve münhasır bir gayrimenkulünün üzerinde yaşıyoruz.

Elbette ki zengin bir tarih, kültür ve insan sermayesi birikimine sahibiz.

Elbette ki geleceğimiz sadece ne Batı’da ne de Doğu’da.

Elbette ki Kuzey-Güney ekseninin de tam ortasında yer alıyoruz.

Elbette ki tırpanlanmış da olsa dünyanın en güçlü sekizinci silahlı kuvvetleri bizde.

Ama unutmayalım, 193 ülkenin yer aldığı küresel sistemde sadece orta sıklet bir ekonomik gücüz biz. Dünya ekonomisinin yüzde 1’inden daha az bir büyüklüğe sahibiz.

“2066’da nerede olacağız?” sorusuna cevaben Economist Dergisi, GSMH açısından dünyanın en büyük 20’nci ekonomisi olacağımızı öngörüyor. Yani, halihazırdaki 17’nci büyük ekonomi konumumuzdan daha geride.

Şayet diğer göstergelere bakarsak dünya nüfusu, yatırımları, ticaret hacmi, teknoloji üretimi ve benzeri alanlarda da yüzde 1 civarında seyrediyoruz. BM İnsanı Gelişme Endeksi’ndeki yerimiz ise 72’nci sıradayız. Bu göstergelerden bağımsız olarak iyi bir insan sermayeniz, becerikli diplomasiniz, elverişli coğrafi konumunuz, güçlü tarihi bağlarınız, eski bir bakışla yüzde 3’lük, ülkesi gibi hareket edebiliriz.

Gerçeklerden uzak bir yaklaşımla “küresel güç” iddiasında bulunursak, yıkılırken üç kıtada 64 ülkeye hayat vermiş imparatorluğun “rüya”sını takip etmeye ya da dünyadaki her biri farklı coğrafya, siyasi sistem, ekonomik, etnik koşullar altındaki, çoğunluğu yoksul ve eğitimsiz 1,6 milyar Müslümanın hamiliğine soyunursak, hem dış dünyada tebessüm hem gücümüzle orantısız niyetlerimize ilişkin kaygı yaratırız. Lütfen kendimizi ne abartalım ne de küçümseyelim. Çin ile Almanya, Rusya ile Suudi Arabistan’daki geniş coğrafi mekanın en büyük bölgesel gücüyüz, ama dünyanın da sadece yüzde 1’lik bir ülkesiyiz.

Hiçbir aşağılık kompleksine kapılmaya ya da üstünlük taslamaya gerek yok. Aynaya bakınca kim olduğumuzu görüyoruz. Bundan onur, gurur duymalıyız, zira çok az ülkeye nasip olacak imkanlarımız, konumumuz var.


YAZARIN DİĞER YAZILARI TÜMÜNÜ GÖRÜNTÜLE

Yorum Yaz