Beyazlar avantajlarının farkında mı?

19.08.2020 14:40:000
Paylaş Tweet Paylaş
Beyazlar avantajlarının farkında mı?

George Floyd’un Minneapolis’te acımasız bir şekilde öldürülmesinden sonra ABD ve dünyada milyonlar, ırkçılığın ve siyahilere karşı ırksal adaletsizliğin sonlandırılmasını talep etmek için sokaklara dökülürken, 50 yıldan uzun bir süre önce kendisinden pek çok ders aldığım bir karşılaşmayı hatırladım.

1967’de 17 yaşındaydım ve Vietnam Savaşı’na ve gençlerin sesinin duyulmadığını hissettiğim diğer meselelere karşı protestoda bulunmak için Öğrenci Dergisi'ni daha yeni kurmuştum. Afrika kökenli Amerikalı muhteşem yazar ve toplumun önde gelen entelektüellerinden James Baldwin’i dinleme konusunda bir fırsat yakalayacak kadar şanslıydım. Birkaç günlüğüne Londra’da kalacağını duymuştum. Bu yüzden oteline gittim ve odasında bir röportaj yapmayı başardım. Onunla yaptığımız bu sohbet, bu protesto günlerinde her zamankinden daha güncelmiş gibi geliyor.

DİNLESELERDİ NE OLURDU?

Baldwin bir noktada, siyahilerin bastırılmaya devam etmesine olan kızgınlığını dile getirerek “Beyazlar dinlemiyor ve umursamıyorlar” dedi. “Dinleselerdi ne olurdu?” diye sordum. “Dinlemeleri gereken ben değilim” diye cevap verdi. “Dinlemeleri gereken herhangi siyahi biri değil. Kendi kalpleri ve vicdanları.” Bu sözler beni etkilemişti. Baldwin o zaman da haklıydı, şimdi de haklı. Irkçılık çoğu insanın inandığı her şeye karşı geliyor; insanlık onuruna dair ortak anlayışımız, kardeşçe sevgi anlayışı ve tüm insanların eşit yaratıldığı inancı. Buna rağmen, beyazlar sadece derilerinin rengi nedeniyle siyahlara karşı ayrımcılık yapmaya, hak ihlalinde bulunmaya ve onları öldürmeye devam ediyorlar. Düzenli olarak, umarsızca. ABD’de ve dünyanın diğer ülkelerinde…

Irkçılığın büyük acılar vermek için çok aşırı uçlara gitmesine gerek yok. Beyazlar her gün pek çok şekilde bu sorunun bir parçası oluyor. Bilinçsizce ikinci kez bakmak, yersiz güvensizlik anları, önyargıyla verilmiş saniyelik kararlar. Bunları fark etmiyor bile olabiliriz fakat siyahiler bunları her gün yaşıyor ve sonuçlarından dolayı ıstırap çekiyor. Zamanla bu sonuçlar birikiyor ve insanların hayatına mâl olan aşırılıklara yol açıyor.

NE YAPILMALI?

Şu anki soru beyazların ne yapması gerektiği. Pek çoğu aktivizm çabalarına katkıda bulunuyor. Siyahilerin öfkesini ve kızgınlığını haklı bir şekilde paylaşıyorlar; milyonlarcası haklı bir şekilde protesto yürüyüşleri yapıyor. Fakat en önemli olan şeyi nasıl değiştirebiliriz?

Daha önce hayata iç içe geçmiş değer verme ve şefkat gösterme çemberleri kümesi gibi bakmak hakkında yazmıştım. İlk çember bana en yakın olanları, yani ailemi ve sevdiklerimi kapsıyor. Onların sağlıklı, mutlu ve güvende olduklarından emin olmak istiyorum. Fakat onların aynı zamanda benim için önemli olan sorunları da bilmelerini istiyorum. Irkçılığa karşı çıkmak için neler yapabiliriz? İşe konuşarak başlayabiliriz. Irkçılık hakkında çocuklarımız, torunlarımız, anne babalarımız, büyük anne ve büyük babalarımız, arkadaşlarımız ve ailelerimiz, iş arkadaşlarımız ve sosyal medyadaki takipçilerimizle konuşabiliriz. Tarih hakkında okuyarak siyahileri dinleyebilir ve onların deneyimlerinden dersler çıkarabiliriz. Ayrıcalıklarımızı gözden geçirebiliriz. Biz beyazların büyük bir çoğunluğu siyahilere kıyasla sahip olduğumuz avantajların genelde farkında olmuyoruz. 17 yaşındaki siyahi bir çocuk bugün James Baldwin’in otelinin lobisinden geçemezdi. Elli yıl önce bir iş kurmak için bana verilen fırsatlar ve kaynaklardan ise bahsetmeye bile gerek yok. Bir sermayeye, desteğe ve akranlarımın güvenine erişimim vardı. Bunların hiçbiri aynı tutkuya sahip siyahi biri için mevcut olmazdı. Evet, çok şey değişti ve gelişti. Fakat bunlar yeterli değil.

ÇEŞİTLİLİK VE KAPSAYICILIK ÖNEMLİ

İkinci çember iş yerlerimiz ve vaktimizin çoğunu birlikte geçirdiğimiz insanlar. Virgin her zaman çeşitliliği ve kapsayıcılığı işimizin kalbine yerleştirmekle övünmüştür. Bu, Öğrenci Dergisi günlerinden, Öğrenci Danışma Merkezi günlerinden ve ayrımcılığa karşı olan, HIV/AIDS’le başa çıkmaya çalışan ve tüm dünyada cezai adalet ve ırksal eşitlik için yapılan kampanyalara destek verdiğimiz günlerden beri Virgin’in merkezi bir parçası olmuştur.

Virgin Unite derneğimizle birlikte ve grup çapında, son 15 yıldır bu amaçlar için çalışan bazı müthiş kuruluşlarla ortaklık kuruyor, onları dinliyor ve onlardan dersler alıyoruz. ABD’de bu ortakların çoğuyla Cezai Adalet Reform Kolektifi aracılığıyla birlikte çalışıp, onları ve diğerlerini, kendini bozuk sistemleri değiştirmeye ve insanların hayatında gerçek bir fark yaratmaya adamış olan bağışçılarla, girişimcilerle ve fenomenlerle birbirine bağladık. Bu iş daha yeni başlıyor ve biz her gün bu inanılmaz grupların getirdiği tutku, adanmışlık ve bilgiden ilham almaya devam ediyoruz. Gelecekte de bu kuruluşları desteklemeye ve onların muhteşem çabalarına ışık tutmaya devam edeceğiz.

Gidecek çok yolumuz var. Şu anda, yönetim kurullarımızda yeteri kadar ırksal çeşitlilik yok ve tüm iş gücümüz için de aynı durumun geçerli olduğunu düşünüyorum. Bundan daha iyisini yapıp müşteri hizmetlerinden üst yönetime kadar kuruluşlarımızda çalışmak için daha fazla siyahi insanı bulup işe almak için her düzeyde ırksal katılım konusunda gerçek bir taahhütte bulunmalıyız. O noktaya ulaşmamıza yardımcı olacak eğitim fırsatlarına yatırım yapmalıyız. Kızım Holly’nin bu konularda fazlasıyla tutkulu olduğunu görmekten gurur duyuyorum. Kendisi Virgin’deki liderlik rolü ve Virgin Unite’daki yöneticiliğiyle değişimi hızlandırmayı görev edindi. Virgin Yönetimi, beş adet şirket sözünden oluşan Business in the Community Race at Work Charter’ı (Toplulukta İş, İşyerinde Irk Sözleşmesi) imzaladı. Fakat daha fazlasını yapmamız lazım ve yapacağız da. Yakında bununla ilgili daha fazla şey paylaşacağız.

TARAFSIZLIK YETERLİ DEĞİL

Üçüncü çember, esimizi etkili bir şekilde kullanmak ve şu anda gerçekleşmekte olan değişim için daha geniş taleplere ulaşabilmek. Angela Davis’in dediği gibi: “Irkçı bir toplumda ırkçı olmamak yetmez, ırkçılığa karşı olmamız gerekir.” Tarafsız olmak yeteri kadar iyi değil. Eşit Adalet Girişimi’nin olağanüstü kurucusu Bryan Stevenson, “Diğerleri otururken birinin ayağa kalkması gerekir. Diğerleri susarken birinin konuşması gerekir.” diyor. Beyazların siyahileri dinleyip onlardan ders alması gerekirken, bizim de bizi bölmeye çalışan kötü güçlere karşı sesimizi çıkarmamız gerekiyor. Ayrıca yıllardır siyahileri dezavantajlı konumda bırakan, onları haklarından mahrum eden, ötekileştiren ve onlara suçlu muamelesi yapan uygulamaların da sonlandırılmasını savunmamız gerekiyor. Buna, toplulukları hapseden cezai adalette reformlar yapmak, ölüm cezasını kaldırmak, uyuşturucular konusunda yürütülen başarısız savaşı bitirmek ve kesinlikle her yerde toplulukların denetlenme şekillerini değiştirmek de dahil. Her zaman işletmelerin ve onların liderlerinin kamu yararının savunucuları olması gerektiğine inandım. Bu şimdi her zamankinden daha doğru.

Bunlar cesur istekler ve ben de değişimin bir gecede olmayacağını biliyorum. Fakat tam ortamızda oturan ırkçılık belasıyla başa çıkmak için pek az şey yaptık. Beyazların etrafımızdaki ırkçılık gerçeğine uyanması için George Floyd’un hayatından olması gerekmiyordu.


YAZARIN DİĞER YAZILARI TÜMÜNÜ GÖRÜNTÜLE

Yorum Yaz