İlk olmak her zaman en iyi olmak değildir

3.02.2016 11:56:170
Paylaş Tweet Paylaş
İlk olmak her zaman en iyi olmak değildir
Arabamda ilk defa GPS kullanırken bana varacağım yere en kısa yoldan mı yoksa en hızlı şekilde mi gitmeyi istediğim sorulduğunda birden kafam karışmıştı: “Her ikisi de aynı şey değil mi” diye düşünmüştüm. Aslında burada kastedilen bazen dolambaçlı bir otobanda 10 kilometrelik yolu 10 dakikada alabilmek mümkünken, alternatifi 5 kilometrelik arka yollardan aynı yere gitmenizin üç kat daha uzun sürebilmesiydi. Maalesef ki iş hayatında gideceğiniz yolun net bir şekilde haritasını çıkaran GPS cihazları yok. Ancak ben yıllar içinde en hızlı yolun nadiren en iyisi olduğunu öğrendim. Yeni bir şirket kurmak veya ürün piyasaya çıkarmak üstünde çalıştığınız sırada o ürünü bir an önce pazarda görmek duygusu kışkırtıcı olabilir. Ancak genellikle yavaş gitmek ve onun yerine ürünü test etmek, üzerinde başka yenilikler yapmak ve tekrar test etmek çok daha akıllıcadır. Dünyada en başarılı şirketler bile bu hataya ara sıra düşer. Örneğin 2008 yılında bulut depolama hizmeti sunma yarışının kızıştığı sıralarda Apple, abonelerine ait tüm Apple cihazlarında kendilerine ait verileri senkronize halde saklamalarına olanak sağlayan bir abonelik modeli olan MobileMe’yi sunmayı aceleye getirmişti. Oysa bu servis felaket defoluydu ve sıklıkla çalışmıyordu. Steve Jobs’un 2011 yılında büyük bir gururla lansmanını yaptığı ücretsiz bir servis olan iCloud’un yaratılması Apple’ın üç yıl boyunca çok sıkı bir şekilde çalışmasını gerektirmişti. İşin iyi tarafı Apple’ın rakiplerini yeniden yakalamasıydı. Başta Amazon ve Google olmak üzere bulut alanında Apple’ın rakiplerinin bu üç yıl boyunca ana yoldan hiç sapmayarak aylak aylak dolaşmaları sayesinde Apple geçmişteki kötü deneyiminden dersler çıkarabilmiş ve kendini toparlayabilmişti. Bunu şu şekilde düşünün: Bir şehre ilk defa iş seyahati yaptığınızda hava alanı ve şehir merkezinden başka yerleri nadiren görürsünüz. Örneğin insanlar bana Çin hakkında ne düşündüğümü sorduklarında, bu devasa ülkenin sadece küçücük bir kısmını bildiğimi itiraf etmeye mecbur kalırım. Verdiğim cevaba genellikle “Şeyy aslında tek gördüğüm Pekin ve Şangay ama …” gibi kaçamak ifadeler eşlik eder. Sadece Londra’yı ziyaret etmiş bir turist Britanya hakkında çok az şey bilir, tıpkı sadece New York ve
Los Angeles’a gitmiş birinin Birleşik Devletler’i asla anlayamayacağı gibi.
RAKİBİN ISKALADIKLARI
Burada söylemek istediğim kendi pazarınız hakkında sağlam bir bilgi çerçevesi geliştirmeniz, sunacağınız ürün için pazardaki olasılıkları keşfetmeye zaman ayırmanız, onu potansiyel müşterilerde test etmeniz ve onlardan geri besleme istemenizin sizin içinde bulunduğunuz araziyi çok daha iyi anlamanızı sağlayacağıdır. Eğer yan yollara saparak yolunuzu uzatırsanız ve bir anda ortaya çıkan alışılmadık fikirler keşfederseniz, rakiplerinizin geçmişte ıskaladıkları fırsatları yakalama şansınız bir hayli artar. Biz de Virgin Atlantic’te bir keresinde ezeli rakibimiz British Airways ile savaşımız sırasında benzer bir hata yaptık. Popüler birinci sınıf yolcu mevkiimizde düz yatar koltuğu ilk sunan biz olmak için fazla acele ettik. Şimdi, “düz” çok enteresan bir terim. Ben bir kapının düz olduğunu söylediğimde, siz muhtemelen onun dikey olduğunu düşünürken, şayet bir yatağın düz olduğunu söylersem hemen onun yatay olduğunu varsayarsınız. Burada sorun bizim görkemli yeni “düz yatar koltuğumuzun” düz olması ama yatay olmamasından kaynaklıydı. İlk olmakta aşırı acele ettiğimizden en hızlı yola sapmış ve sadece 30 derecelik açıyla eğimli bir düz yatağa çevrilebilen bir koltuk üretmiştik. Yolcular (ben de dahil) kendilerinden geçip uykuya daldıklarında kayıp yataktan aşağıya düşebileceklerinden korktu. Biz yeni fikrimizi bir an önce hayata geçirmekle uğraşırken, British Airways bizim yeni koltuk sırrımızın kokusunu almış ve gerçekten yatay bir düz yatar koltuk geliştirmek için hiç acele etmemiş ama bizden baskın çıkmıştı. Çizim masasının başına tekrar geri dönmüştük. İkinci denememizde ortaya yepyeni yatay bir düz koltuk ve devrim yaratan çaprazlamasına kabin düzeniyle çıktık ve Virgin yine onların üstünden zıplayarak öne geçti. Ancak ilk olmak için bu kadar acele etmemiz bize çok pahalıya patladı.
Ne zaman vazgeçmek gerek?
Bir girişimci olarak kendinizi bilmeniz gerekir. Burada öz farkındalıktan bahsetmiyorum, girişimcilerin üzerlerindeki baskıları silkelemeye istekli olması şarttır. Yeni bir şirket kurmak isteyen herkesin hangi işlerde iyi olduğu ve nelere tutkulu olduğu konusunda sağlam bir kavrayışı olması gerekir. Girişimciler hakkında yaygın kanı, onların birer sanatçı oldukları ve yalnız çalıştıkları yönündedir. Çoğu kişi başarılı iş insanlarının her türlü meydan okumanın üstesinden geldiğini ve fikirlerini pazaryerine sadece kendi karakterlerinin gücüyle ulaştırdıklarını düşünür. Oysa bu düpedüz bir palavradır! Her ne kadar tek başına gitmek son derece romantikmiş gibi görünse de gerçekte tek başına yola çıkan girişimci sayısı parmakla gösterilecek kadar azdır, hatta sanatçılar bile sık sık yardım alır. Bir şirketin başarısı açısından iyi yapmayı beceremediği işleri başkalarına havale edebilmeyi öğrenmek yaşamsal bir öneme sahiptir. Burada girişimcilerin yeni bir beceri kazanmak için şansını asla denememeleri gerektiğini söylemiyorum, zira girişimciler oldum olası çok meraklı tiplerdir. Yani uygulama geliştirmeyi girişimciler önce kendileri yapmayı denemeli. Belki kod yazma işi girişimciyi acayip cezbeder. Eğer öyle değilse girişimci yine de bir şey kaybetmez ve hemen uygulamasını yaratabilecek çapta birisini bulur. Ben yeni bir işi yapmayı denediğimde ve onun hiç de bana göre bir iş olmadığını anladığımda ya da kumaşımın ona uygun olmadığını gördüğümde, hemen onu söz konusu konuda müthiş tutkulu ve muazzam bir iş çıkarabileceğine güvendiğim birilerine havale ederim. Bizim Virgin’deki felsefemizin bir parçası da budur: Biz ekibimizdeki insanların becerileriyle sınırlı değiliz, ancak birlikte yüzlerce ajans, taşeron ve serbest iş yapanla çalışırız. Web sitesi geliştiricileriyle, uçak imalatçılarıyla, çağrı merkezi operatörleriyle, hizmet tedarikçileriyle ve daha çok sayıda başka muhteşem üçüncü parti tedarikçilerle iş yaparız. Onlar son 40 yıl boyunca bizim markamızı şu anda olduğu yere getirme konusunda bize hep destek oldu ve biz onlar olmadan asla işlevsel olamazdık.
DELEGASYONUN ZORLUKLARI
Hayatımda ilk defa bir işi başkasına delege ettiğimde nasıl ürperdiğimi halen hatırlarım. Arkadaşlarım ve ben Virgin’i kurduğumuzda bazı konularda ama bilhassa da sayılarla aram hiç iyi olmadığı için muhasebede gerekli bilgi ve beceriden yoksun olduğumun farkındaydım. Daha önceki köşe yazılarımda da bahsettiğim üzere defter tutmak ve finansmanla uğraşmakla bir süre cebelleştikten sonra bir muhasebeci işe almıştım, Jack Clayden. Arkadaşlarım ve ben Jack olmadan kendi şirketimizi asla ayağa kaldıramazdık. O, bizim vizyonumuzu paylaştı ve bazı alanlarda bir rüyayı gerçeğe dönüştürmekte bizden çok daha fazlasını biliyordu. Onunla birlikte çalışmakla kazandığımız deneyimden biz şirketimizi gerçekten büyütmek istiyorsak o zaman belirli işleri uzmanına devretmemiz gerektiğini öğrenmiştik. Bu sizin kendi yaptığınız işinizi ekibinize devretmeniz gerektiği anlamına gelmiyor. Şirketiniz büyüdükçe fikirlerinizi anlayan, onlar üzerine bir şeyler inşa etmek isteyen ve şirketinizde ilerlemeler kaydetmenin hayalini kurmaya hevesli insanları aramaya başlayın. Üzerinize yığılmış işleri başkalarına devretmek kendinize gelecek hakkında plan yapmak ve şirketinizi geliştirmenin yeni yollarını bulmak için size bol zaman kazandıracaktır. Ancak her ne kadar çalışanlarınıza ve sizinle işbirliği yapanlara güvenmek çok önemli olsa da işinizle bağınızı koparmamak da çok önemlidir, yoksa bir şeyler kötüye gitmeye başladığında ortaya çıkan uyarı sinyallerinin farkına varamayabilirsiniz.
İŞLERİ DOĞRU DEVRETMENİN YOLLARI
Bir girişimci olarak eninde sonunda şirketinizi büyütmeye zaman ayırmak için birtakım günlük sorumlulukları başkalarına devretme ihtiyacını hissedersiniz. Aşağıda size birkaç ipucu:
* Kurum hakkında sizin fikirleriniz ve vizyonunuz üzerine bir şeyler inşa etmek isteyen insanlara işleri devredin.
* İşleri devretmeye başladığınızda çalışanlarınıza bir parça özgürlük vermeyi de ihmal etmeyin.
* Belirli becerilerden yoksun olabileceğiniz alanları tanımlayın ve bu sorumluluklarla başa çıkabilecek insanları işe alın.

YAZARIN DİĞER YAZILARI TÜMÜNÜ GÖRÜNTÜLE

Yorum Yaz