Bana sosyal ağını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim

20 ŞUBAT, 20200
Paylaş Tweet Paylaş
Bana sosyal ağını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim

Bilim insanları, insanlığın hayvanlara göre üstün olduğu ve binlerce yılda gelişip bugün uzaya dahi gitmesinde en önemli özelliğin aklı değil, iletişim kabiliyeti olduğunu söylüyor. Dere kenarına inen bir kaplan, çevresinde bulunan bütün yaratıklar için önemli bir tehdit oluştururken bir tek insan tehlikeyi fark ettikten sonra gidip bunu kabilesine, arkadaşlarına ya da ailesine anlatarak, “Dere kenarına sakın inmeyin, kaplan var” diyerek, hangi tehlikenin nerede olduğunu detayıyla verebiliyor. Ayrıca bilgiyi bir kabileden başka bir kabileye taşımak, diğer kabilenin de güvenlik içinde yaşamasını sağlıyor. İletişim kurabilen sosyal bir varlık olan insanların deneyimlerini birbirine aktarması, diğer yaratıklara göre önemli bir avantaj sağladı ve doğaya karşı üstün bir hale getirdi. Nesilden nesle aktarılan pek çok bilgi sayesinde insanlık bugün olduğu konuma gelirken sosyal ağlarımız sayesinde bu bilgileri başkalarına aktarmaya devam ediyoruz. Sosyal ağlar insanlığın gelişimindeki en önemli kavramlardan. Burada kastım direkt olarak sosyal medya değil. Hepimizin ailesi, arkadaşları, arkadaşlarımızın arkadaşları ve onların arkadaşları gibi etkileşim içinde olduğumuz geniş bir ağ var. Bilim insanları Nicholas A. Christakis ile James H. Fowler’ın “Sosyal Ağların Şaşırtıcı Gücü” üzerine yaptıkları araştırmalara göre kendimizi nasıl hissettiğimiz, kiminle evlendiğimiz, hastalanıp hastalanmadığımız, ne kadar para kazandığımız ve oy verip vermediğimiz, çevremizdekilerin yaptıklarına, düşündüklerine ve hissettiklerine bağlı. Bu iki bilim insanının bulgularına göre bizden üçüncü derece uzaklıktaki kişileri etkiliyor ve etkileniyoruz. Bu etkileme ve etkileşim olurken, bu kişilerin çoğunu tanımazken, yaptığımız pek çok şeyin temelinde sosyal ağlarımız olduğunu söylüyorlar ve diyorlar ki “İnsanlar aynı anda hareket ederek yön değiştiren balık sürüleri gibi bilinçsiz bir şekilde çevremizdeki insanlar tarafından yönlendiriliyoruz.” 

VİRÜS GİBİ YAYILIYOR

Bu durum insanlık tarihi boyunca böyle oldu ve olmaya devam edecek. Kayınbiraderimizin kuzeninin arkadaşı bir olaya şahit olmuştur ve biz bu olayı gerçekten var olduğuna inanarak çevremizdekilere aktarırız. Bir komşumuzun tanımadığımız yeğeni, arkadaşımızla aynı hastalıktan mustarip olmuştur ve kullandığı ilacı, gittiği doktoru tavsiye ederiz. Bugün insanoğlu internet ve sosyal medya sayesinde hiç olmadığı kadar birbiriyle iletişim ve etkileşim halinde. Facebook listemizdeki arkadaşımızın arkadaşının arkadaşı tarafından paylaşılan bir bilgiyi, kendi ekranlarımızda görüyor, bilginin işe yarayacağını düşünüyorsak, ona güldüysek ya da bir tehlikeyi bildiriyorsa biz de hemen paylaşıyoruz. Milyarlarca insan artık o kadar etkileşim halinde ki asla tanışma fırsatımız dahi olmayacak bir Çinlinin yediği ilginç bir yiyecekten haberdar olabiliyoruz mesela. Bu ağlarla ilgili önemli noktalardan biri, geleneksel ya da dijital sosyal ağlarımızı birbirine bağlayan temel kişilerin olması. Örneğin benim 3 arkadaşım varsa, her bir arkadaşımın 3 arkadaşı ile direkt ya da dolaylı etkileşim içerisine girebiliyorum. Bir bilgi paylaştığımda direkt olarak 3 kişiyi, 9 kişiyi ise dolaylı olarak bilgilendirebiliyorum. Medya bu konuda önemli yayılım araçlarından biri. Bir bilgi paylaşarak binlerce kişiyle etkileşim içerisine girebiliyor. İnternet ve sosyal medya sayesinde bu etkileşim bir anda yüzbinleri, milyonları buluyor. Virüs gibi yayılabiliyor. “Buzlu Kova Meydan Okuması”nı hepimiz hatırlıyoruz. ALS hastalığına dikkat çekmek için başlayan bu olay, bir anda bütün dünyaya yayıldı ve hepimizin haberi oldu. Bu tür fikir ve bilgi yayılımları eskiden geleneksel iletişim yöntemleriyle gerçekleşirken, internet ve sosyal medya sayesinde giderek daha hızlı ve daha güçlü hale geldi. Hele ki Z kuşağı olarak adlandırdığımız ve internetin içine doğan nesil için daha da hayati bir halde. Yapılan araştırmalara göre dünyada Z kuşağı olarak adlandırılan kesimin yüzde 96’sının akıllı telefonları var ve yüzde 60’ı neredeyse durmaksızın sosyal medya kullanıyor. Önemli istatistiklerden biri ise bu neslin yüzde 55’inin insanlarla online olarak bağlantı kurmayı, yüz yüze bağlantı kurmaktan daha rahat bulması. Yani kişisel olarak tanışmak yerine online arkadaşlıkları tercih ediyorlar. Günde 9 saatini internet ve sosyal medyada geçiren bir nesil için çok da şaşırtıcı bir şey değil aslında.

SOSYAL MEDYA KEŞFİ 

Peki sosyal ağlar, özellikle de dijital sosyal ağlar markalar için neler getiriyor? Eskiden, markalar kendilerini yayabilmek için ağızdan ağza pazarlamadan geleneksel medyaya kadar pek çok araçla kendilerini, ürünlerini veya hizmetlerini anlatma yoluna gidiyordu, gidiyorduk. Bugün geldiğimiz noktada artık interneti ve sosyal medyayı kullanmayan marka kaldı mı bilemiyorum. Kaldıysa da muhtemelen çok niş bir gruba yönelik aşırı lüks markalardır. Artık markalar kendilerini dijital ağlar üzerinden tanıtıyor, anlatıyor ve hatta satıyorlar. Z kuşağının geldiği nokta, markaların sosyal ağları neden daha fazla ve etkin kullanması gerektiğini net olarak söylüyor. ABD’de yapılan bir araştırma, Z kuşağının yüzde 56’sının bir markayı, sosyal medya hesaplarının bulması durumunda marka olarak algıladığını ortaya koyarken, Pew Research’ün 2018 Sosyal Medya Kullanımı araştırması ise yüzde 76’sının markaları Instagram üzerinde keşfettiğini belirttiğini gösteriyor. Markaların dijital sosyal ağları giderek daha fazla kullandığını hepimiz biliyoruz. Ancak yeni trendlerden biri, insanları markaları ile paylaşım yapmaya teşvik etmek. Millennial kuşağının üçte biri, markalar ve şirketlerle etkileşime geçmek için birinci sırada sosyal medyayı kullanıyor ve Retail Dive’ın araştırmasına göre Z kuşağının yüzde 80’inden fazlası ve millennial kuşağının yüzde 74’ü satın alma kararlarında sosyal medyanın etkili olduğunu söylüyor. Bununla birlikte tüketiciler, sadece sosyal medya değil, gerçek hayatlarında da kullanıcıların ürün tavsiyelerine reklamlardan daha fazla güveniyor. Bu yüzden, bir süredir markalar ünlüleri ve yüksek takipçili sosyal medya fenomenlerini ürün/hizmet tanıtımları için kullanıyor. Evet, influencer’ların markalar için kullanımı hala etkili, ancak insanlar için gerçek kişilerin bir ürünü tavsiyesi giderek daha fazla önem kazanmaya başladı. İşte başta bahsettiğim sosyal ağlar kuramı burada devreye giriyor. Evet, influencer’ların markalarla ilgili paylaşımları markaların görünürlüğünü ve insanlar tarafından fark edilmesini sağlıyor. Ancak satın almaya yönlendirme konusunda insanlar kendi sosyal ağlarından gelen tavsiyelere daha fazla güveniyor ve arkadaşının arkadaşının satın alarak memnun kaldığı ürünü satın almaya daha fazla meyilli. Bu durumda matematiksel bir hesapla her ikisini birden kullanmak, yani bir influencer’ın yer aldığı ve insanların organik olarak paylaşım yaptığı kampanyalar daha fazla etkili olacaktır. 

EN ELVERİŞLİ AĞ

Yemeksepeti, bu durumu pratik olarak hayata geçirmiş markalardan biri. Yazın hayata geçirdiği “#AcıktırBeni” kampanyasında genç nesil tarafından tanınan ve sevilen Büşra Develi ve Edis Görgülü’yü kurye olarak kullanırken, kullanıcılarını yedikleri yemeğin videosunu ya da fotoğrafını çekip, kimi acıktırmak istediğini belirtmeye teşvik etti. Yani ben yediğim yemeği çekiyorum, sonra arkadaşlarımı etiketliyorum ve #AcıktırBeni hashtag’iyle paylaşıyorum. Bunu bir yarışma haline getirdik ve 1 aydan kısa bir sürede 10 binin üzerinde katılımcıya ulaştı. Elbette bu 10 bin kişinin etiketlediği arkadaşlarını da hesaba katarsak, kampanya organik olarak on binlerce kişiyi kapsayan bir hale dönüştü. Yarışmaya katılan kişiler arasından seçilen kişilere Edis ve Büşra, Yemeksepeti kuryesi olarak yemeklerini götürürken en sonunda ise 2 kişi 1 yıllık yemek kazandı. Sosyal ağlar, insanoğlunun binlerce yıldır hayatta kalabilmesi ve gelişimi için temel öge. Hepimiz birileriyle etkileşim içindeyiz ve bu etkileşim sayesinde birbirimizi bilgilendiriyoruz ve yönlendiriyoruz. Sosyal ağımıza dahil olan kişilerin inançlarından, dinlediği müziğe, verdiği oydan yediği yemeğe kadar etkiliyoruz. İnsan, diğer insanlarla var olabilen bir varlık. Sonuçta, yalnızlık Allah’a mahsus. The New York Times yazarı, gazeteci David Brooks ise “Sosyal Hayvan” kitabında konuyu şu şekilde özetliyor: “Bizler düşünen ya da çalışan hayvanlar değiliz; bizler sosyal hayvanlarız. İlişkilerimiz sayesinde var oluruz; birbirimize ve daha geniş ufuklu düşüncelere bağlanmak için yaşarız.” Dünyada hala en çok satanlar listesinde yer alan Keith Ferrazzi, “Asla Yalnız Yeme” adlı kitabında, “Bir ilişki ağı, karşılıklı ihtiyaçların mevcudiyeti ve bunun farkında olunması sayesinde işlevini görür” diyor ve birlikte yemek yemenin ilişkiler kurmak ve sürdürmek için öneminden bahsediyor. Hepimizin ihtiyaçları var ve bunun da karşılıklı olduğunu net olarak biliyoruz. Bu nedenle tüm şirketler ve markaların sosyal ağların gücünü kullandığı kadar var olacağını söylemek mümkün. Sosyal medya da bu ilişki ağını genişletmek için çok elverişli. Sonucu bu ağları ne kadar büyüttüğünüz ve nasıl yönettiğiniz belirliyor.


YAZARIN DİĞER YAZILARI TÜMÜNÜ GÖRÜNTÜLE

Yorum Yaz




Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.