Arzum birinci lige nasıl çıktı?

10 NİSAN, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Arzum birinci lige nasıl çıktı?

Murat Kolbaşı, pek çok dev uluslararası oyuncunun bulunduğu küçük ev aletleri sektöründe, Arzum markasıyla önemli başarılara imza atmayı başarmış bir isim. Aslında ailenin ikinci kuşak temsilcisi… Ancak kendisinin işe başladığı 1988 yılından sonra Arzum’un ilerlemesi hız kazanmış durumda.

Arzum, Murat Kolbaşı liderliğinde farklı iş modeliyle dikkat çekiyor. Ürünlerini yurtdışı ve yurtiçinden farklı fabrikalarda üretmesi, mağazalaşmaması ve dış kaynak kullanımına odaklanarak asıl işi olduğunu düşündüğü pazarlama ve ürün geliştirmeye zaman ayırmış olması onun en büyük farkı… Murat Kolbaşı’nın gözünden Arzum’un bu farklı modeli ve başarısının arkasındaki sırlar ise şöyle:   

BAŞARIDA AİLE ÖNEMLİ

Biz ikinci kuşakta 7 kişiyiz. Nasıl başardınız sorusunun yanıtında ailemizin uyumunun önemi büyük. Sonuçta aileniz sizin gelişmenize izin vermezse ilerlemeniz mümkün değil.

Arzum’un kuruluş yılıyla benim doğum yılım aynı. Bu nedenle bizim ikimizin arasında bir tutku var.

Ben Arzum’da babamın vefat ettiği yıl olan 1988’de çalışmaya başladım.

Ailenin okumuş ve yurtdışı görmüş çocuğu olarak ihracatla ilgilenmemi istediler. O sırada dünyadaki markaların iş modellerini anlamak için çok çalıştım. O modelleri buraya nasıl adapte edebilirim diye düşündüm. Gördüm ki yabancı markaların çoğu üretimlerini Romanya, Polonya,  Türkiye gibi yerlerde yaptırıyor. Bir de o dönemde herkes Çin’den bahsediyordu. Bende kafaya koydum ve 1992 yılında Çin’i ziyaret ettim. O günden itibaren de Çin’i hiç bırakmadım. Hatta 2008 yılında orada da bir ofis kurduk.

GÜÇ ÜRETİMDEN GELMİYOR

Bizim sektörümüzde gördüm ki dünyada marka olan şirketlerin gücü üretimden gelmiyor. Bu şirketler, AR-GE ve pazarlamalarıyla fark yaratmış durumda. Ürünlerini yaratıyor, onu anlatıyor, daha sonra da satıyorlar. Bu sayede de dünyada marka oluyorlar. Tüm bunlardan yola çıkarak ortak fabrikalarda üretim yapma modelinin bizim için daha iyi olacağını anladım. Sonuçta sizin kendi fabrikanız olduğunda herhangi bir malı büyük adetli yapıp kendi markanızla mütemadiyen satıyor olmanız gerekiyor. Bu da önemli bir baskı yaratıyor. Biz üretimde farklılaşmayı bu sayede yakaladık. Ayrıca ürün çeşidimizi artırmaya da odaklanabildik. 1996 yılında aşağı yukarı 15-16 kalem Arzum ürünü varken, bugün Arzum 8 kategoride 250’nin üzerinde ürün çeşidine sahip. Ayrıca Arzum, Felix ve Arzum Okka olarak da 3 farklı markayı yönetiyoruz. Tüm bunlar odağımızı üretimden, pazarlama ve tasarıma kaydırabildiğimiz için mümkün oldu.

ÇOKLU FABRİKA MODELİ

Bu üretim modelinde başından beri yumurtaları aynı sepete koymamaya da dikkat ettik. Türkiye’de halen 20’ye yakın fabrikayla çalışıyoruz. Her ürün kategorisinden minimum bir adet yerli üreticimiz mevcut. Sonuçta yerli üretimin de bazı avantajları var. Bunlardan ilki lojistik mesela… Tüm bunları gerçekleştirerek üretim konusunda en iyilerle çalışmaya başladık. Bu, sadece üretim anlamında da olmadı, reklamda da konusunun en iyi ajansıyla lojistikte de en iyilerle çalıştık. Sonuçta o yıllarda dış kaynak kullanımı yeni yeni kullanılırken biz bu sistemi çok doğru yönettik. Bu sayede şirketin odak işi olan ürün geliştirme, yeni ürün bulma ve marka yatırımına kendisini konsantre edebildik. Çoklu fabrika modeli bu anlamda bizim için bir dönüm noktası oldu.

12 RAKİPTEN TRANSFER

O dönemde uluslararası pazarda marka olmuş 12 markayı bizzat inceledim. Bunun sonucunda Arzum’a adapte olabilecek 12 şirketten 12 yöneticiyi Arzum’a etik kurallar çerçevesinde transfer ettim. Bu şekilde know-how da transfer etmiş oluyorsunuz. Sonuçta ben insanı doğru yöneten liderin, şirketi bir yere getirebileceğine inanıyorum. İnsan ve lider çok önemli…

Yine 1996 yılında Gümrük Birliği anlaşmasından sonra yabancı markaların pek çoğu Türkiye’ye girdi. Biz, bu sırada bir yeniden yapılanmaya gittik. Arman Kırım’la çalıştık. Bize büyük faydası oldu. Bu dönemde Felix markamızı çıkardık. Ayrıca geminin başında oturan kişinin liderlik konusunda kafasını değiştirmesinin önemini de yine bu dönemde anladım. Biz de bakış açımızı değiştirdik.

ADETTE PAZAR LİDERLİĞİ

2004 yılında Arzum bir pazarlama atağına gitti. Farklı pek çok reklam ajansıyla çalıştık. Bu pazarlama atağının ardından da büyüme geldi. Bu büyüme GFK raporlarında Arzum’u adette pazar lideri yapmaya yetti. Bunun üzerine de yabancı markalardan bize satın alma teklifleri geldi. Biz de 3U şirketinden Ediz Urhan’la birlikte çalışmaya başladık. Ailece Arzum’un hepsini satmamaya karar verdik. Borçlu bir şirket de olmadığımız için kendi kurallarımızı koyabildik. 2008 yılında Ashmore Grup’la anlaştık. 5,5 yıl birlikte çok iyi bir ortaklık yaptık. Onların network’ünden çok fazla fayda gördük. Bu ortaklığın ardından uluslararası arenadaki açılımımız da hız kazandı. 2013 yılında Ashmore’la ayrıldık ve yüzde 49’luk hissemizi Mediterra aldı. Fonların içimize girmesiyle birlikte daha ölçülebilir ve anlaşılabilir bir şirket haline geldik. Yine 2008 yılında aile üyeleri yönetimden çıktı, hissedar olarak işin içinde kaldılar. Bu da bizim için önemli bir adımdı. Ashmore Grup’la anlaşmamız sırasında ciromuz 90 milyon TL civarındaydı. 5,5 yılın sonunda 200 milyon TL ciroya çıktık. Şu anda da 210 milyon TL bandında ilerliyoruz.

ARZUM’UN EN BÜYÜK FARKI

Biz satış sonrası hizmetlerde çok kuvvetliyiz. 2001 yılında 3 yıl garanti verdik. Ürün alırken zor para harcanıyor sonuçta. Ekonomik fiyata 3 yıl garanti vermemiz bizi farklılaştırdı. Ürünlerimizde bir de 90 gün içinde para iadesi uygulaması yaptık. “Ürünün arkasında duran marka” imajını tüketiciye verebildik. Bu bizi rakiplerimizden ayırdı. Uluslararası markalara saygım sonsuz. Ancak ben bir Türk markası olarak Türk kültürüne odaklanmayı daha iyi başardığımızı düşünüyorum. Mutfak robotunu Türkiye’de en fazla satan markayız. Mutfak grubu ürünlerimizle pek çok ilke imza attık. Türkiye’nin kültüründen de uzak kalmadık. Elektrikli çay makinesi ve elektrikli cezveyi çıkardık. Daha sonra Türk kahvesinin yapımını mutfak dışına çıkaran Okka ürünümüzü piyasaya sürdük. Okka’yla kahve makinesini mutfaktan ayırdık. Okka sayesinde artık herkes kendi odasında, yıkama derdi olmadan Türk kahvesi içebiliyor.

 GELECEK&ARZUM

Arzum’un şu anki cirosu 210 milyon TL civarında. Biz bu rakamı 2018 yılında iki katına çıkarmayı hedefliyoruz. Türkiye’de adette pazar lideriyiz. Bunu ciroda da yakalamak ikinci hedefimiz. Tabii ki bu çok kolay bir iş değil. Arzum bir dönem ikinci ligin şampiyonuydu. Şimdi birinci ligdeyiz, burada tutunmak ve devam etmek daha zor. Ligin asıl oyuncuları var sonuçta. Burada Arzum olarak bizim fark yaratan bir iş modelleri ortaya koymamız gerekli. Okka’nın böyle bir iş olduğunu düşünüyorum. İlk defa bir ürünümüzün yurtdışı satışları yurtiçi satışlarından daha fazla. Bu da bize önemli bir gösterge aslında… Arzum’un yolculuğunda beni zorlayan noktalar oldu. Krizden hemen önceki yıl 1999 yılında en büyük amcam vefat etti. Bu sırada aile içinde bir karar verme aşamasına geldik. Bu dönem de bizim için zorlu oldu açıkçası. Ancak daha sonra tekrardan hepimiz aynı noktaya geldik. Parçalanmanın birey olarak hiçbirimize yaramadığını hep birlikte keşfettik.

 OKKA FARKI

Geçtiğimiz 100 yıla baktığımızda Nescafe’nin en fazla içilen kahve olduğunu görüyoruz. Ancak bunda Kettle’ın icadının payı büyük. 1908 yılında Alman bir ev kadını olan Melitta Bentz, kağıt filtreyi buldu. Bunun ardından da filtre kahve ortaya çıktı. Derken İtalya 1940’larda kahvelerdeki basınçla espresso yapan makineleri küçültüp evin içine soktu. Nespresso kapsülle başka bir devrim yarattı. Yani konjonktüre baktığınızda içilen ürünlerin her birinin yanında bir makine var. Ben bunun farkındayım. Bu nedenle de 500 yıllık kültürü olan Türk kahvesinin Okka’yla hak ettiği yere döneceğini düşünüyorum. Bu kahve, telvesiyle beraber ve şekerle pişebilen tek örnek. Dolayısıyla bunu içtiğinizde daha farklı bir tat yakalamanız mümkün. Okka bu özelliklere sahip dünyanın ilk makinesi… 


YAZARIN DİĞER YAZILARI TÜMÜNÜ GÖRÜNTÜLE

Yorum Yaz




Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.