Christine Lagarde’ın Çağrısı Üzerine

5.05.2016 11:03:450
Paylaş Tweet Paylaş
Christine Lagarde’ın Çağrısı Üzerine
Geçtiğimiz günlerde IMF Başkanı Christine Lagarde, dünya ekonomisinin içinde bulunduğu sorunların yetersiz talepten kaynaklandığını ifade ederek, tüm ülkelerin bu talebe katkı sağlayacak harcama politikalarına yönelmeleri gerektiğini söyledi. ,

Aslında Başkan bu açıklamasıyla, bu risk dolu günlerde ülkelerin kemer sıkmak yerine, genişleyici maliye politikalarını tercih etmeleri gerektiğine dikkat çekmek istemişti.

IMF Başkanı Lagarde’nin bu önerisini duymak birçokları için sürpriz olmadı. Zira daha önce de FED’in faiz arttırma kararına, benzer sebeplerden dolayı karşı olduğunu ifade etmekten çekinmemişti. Fakat dünya ölçeğinde bakıldığında Lagarde’nin bu önerisinin doğru olup olmadığı bir yana, bizim gibi ülkelerde bu açıklamaların nasıl anlaşılması gerektiği konusu hala belirsizliğini korumakta.

Dahası böyle bir öneri uyarınca, genişleyici maliye politikası izlemeye karar veren gelişmekte olan ülkelerin karşı karşıya kalacakları yeni risklere karşı nasıl korunacakları ise çok net değil. Hatta böyle bir öneri, bugün içinde bulunduğumuz krizi yaratan sebepler konusunda da herhangi bir ipucu vermiyor. Maalesef belli açılardan alışılagelmiş iktisadi ezberlere dayanan, teknokrat mantığıyla yapılmış bir öneriden öteye gitmiyor.

Bugün dünya ekonomisinde bir talep eksikliğinin olduğu doğrudur. Zaten Japonya gibi birçok gelişmiş piyasa ekonomilerinde negatif değerlere varan faizler de, eksikliği duyulan bu talebi oluşturmak içindir. Ancak Japonya çok uzun zamandır böyle gevşek bir para politikası izlemesine rağmen, iç talebini bir türlü arzu edilen seviyelere getiremedi.

Dahası 2008-2009 sonrasında dünyada düşük seyreden faizler yeterince likidite bolluğuna neden olmuş, Türkiye gibi birçok ülkenin kolay ve ucuza mali kaynağa erişimini sağlamıştır. Hatta tam da Lagarde’ın önerdiği gibi, bu ülkeler uzun süre yüksek cari açık verebilmişlerdir. Oysa bugünlerde Türkiye gibi ülkelerin yüksek cari açık vermelerine yarayacak dış kaynağa erişebilme imkanları azalmıştır. Olsa bile, elde edebilecekleri ek kaynakların dünya ekonomisi için talep yaratacak alanlarda kullanılacağı da son derecede şüphelidir. Zira çok uzun zamandır globalleşmenin nimetlerinden yararlanan Türkiye gibi ülkeler, kolayca elde edebildikleri uluslararası likiditeyi genellikle yerel düzeyde, daha çok ticarete-konu-olmayan iktisadi faaliyetlerin finansmanında kullanmayı tercih ettiler.

Bu şekilde kullanılan likiditenin dünya ekonomisi için talep yaratabilme kabiliyeti doğal olarak düştü. Ulusal düzeyde makroiktisadi politika uygulamalarında karşılaştığımız “sızıntılara” (leakage) benzer bir durum oluştu.

Öte yandan Dani Rodrik gibi iktisatçıların dikkat çektiği, globalleşmenin bir sonucu olarak gelişmekte olan ülkelerde ortaya çıktığı iddia edilen, “paramatüre sanayileşme” gibi durumlar ticarete-konu-olmayan iktisadi faaliyetlerin yükselişini doğurmuş ve giderek artan oranlarda uluslararası likidite bu tarz faaliyetlerin finansmanı için kullanılmıştır.*

Lagarde’nin önerisini görünce, ister istemez uluslararası düzeyde Türkiye ve benzeri ülkelerin kalkınma pratiklerinde gözlemleyebildiğimiz bu eğilimin kaybolup kaybolmadığını ve bir kırılmanın yaşanıp yaşanmadığını merak etmemek mümkün değil.

Eğer böyle bir kırılma yaşanmamışsa, özellikle gelişmekte olan ülkelerin dünya talebine katkı yapıp, onların cari açık vermesine yol açacak politika uygulamalarının, bu ülkelerin dış borç stoklarını arttırması ve/veya enflasyonist bir süreç doğurması beklenebilir.

İşte böyle bir durumda, yüksek bir ihtimalle bu ülkelerin içine düşecekleri dış borç krizleri de IMF uzmanlarının fazla mesai yapmalarına neden olacaktır.

*Dani Rodrik (2015). “Premature Deindustrialization”. John F. Kennedy School of Government, Harvard University.

YAZARIN DİĞER YAZILARI TÜMÜNÜ GÖRÜNTÜLE

Yorum Yaz