Faiz konusu – Yeniden

15.04.2016 16:15:250
Paylaş Tweet Paylaş
Faiz konusu – Yeniden
Yeni Merkez Bankası başkanı, daha ilk günden iktisadi görüşlerinden ziyade, “magazinel” manada özgeçmişindeki bilgilerin doğruluğu ile ilgili tartışmalara konu oldu.

Sayın başkanın özgeçmişindeki bilgilerin neden olduğu bu kafa karışıklığı devam ederken, önceki başkana göre farklı faiz ve para politikası izleyeceği yönünde bir beklenti de kamuoyunda birden oluşuverdi.

Böyle bir beklenti oluşturacak ve yeni atanan başkana atfedilecek herhangi bir açıklama veya dünya ve Türkiye ekonomisindeki gelişmelere yönelik bir ifade bile gündeme düşmeden böyle bir beklentinin doğma nedenleri merak konusu oldu. Zaten sırf bu yüzden, özellikle sayın başkanın iktisat konusunda yazmış olabileceği bir tezin ve/veya makalenin (hatta kamuoyu huzurundan dile getirmiş olduğu bir görüşün) piyasadaki aktörlerin olası beklentileri üzerinde yaratabileceği etkiler bakımından önemi arttı.

Piyasaların beklentilerinin yönetimi, günümüz merkez bankacılığının en önemli fonksiyonlarından biridir. Bu sebeple Merkez Bankası başkanlarının ekonomik gelişmeler hakkındaki görüşlerinden tutun da sağlık durumları ile ilgili herhangi bir bilgi bile piyasalardaki aktörler açısından son derecede değerlidir. Merkez Bankası başkanlarını İstihbarat Daire Başkanlarından farklı kılan da budur. O yüzdendir ki, günümüz ekonomilerinde Merkez Bankalarının başkanlarının atamaları son derecede ciddiye alınan, ayak üstü karara bağlanamayacak konular arasında yer alır.

Ortaya çıkan düşük faiz beklentisi

Özellikle Cumhurbaşkanı’nın faiz konusunda çok uzun zamandır Merkez Bankasından farklı düşündüğü bilinmektedir. Hatta geçmişte kamuoyu önünde, faizleri bir türlü düşürmeyen Merkez Bankasına karşı “vatan hainliği” imasını bile içerecek sertlikte eleştirilerde bulunmuştur. Herkes tarafından bilinen bu gelişmeler ışığında, yeni başkanın atanmasında üçlü kararnamenin en son merci olan Cumhurbaşkanının faiz konusundaki bilinen görüşlerinin dikkate alınmasını istemesi piyasa beklentileri açısından gayet normal karşılanmış oldu.

Yeni Merkez Bankası başkanının bankacılık uygulamaları bakımından geldiği gelenek de dikkate alındığında, böyle bir beklentinin oluşması neredeyse kaçınılmaz oldu.

Merkez Bankaları, siyasilerin emeller doğrultusunda, onlara kısa dönemde siyasi çıkar sağlayacak harcamaların finansmanı için kaynak yaratmazlar. Böyle merkez bankacılığı uygulamalarının istenmeyen sonuçları geçmişte ülkemizde görülmüştür. Bu uygulamalar ülke ekonomisini kronik enflasyonist bir sürece sürüklerken, uzun süreli iktisadi istikrarsızlıkların da kaynağını oluşturmuştur.

Aslında bu tarz uygulamalar geçmişin kurumsal yapılarının ve konjonktürel koşullarının bir sonucudur. Bugün 1990’ların (hatta 1980’lerin) Türkiye ekonomisinden çok uzakta, farklı kurumsal bir yapıya sahip mali piyasalar üzerinde, geçmişte denenip sonuçları tecrübe edilmiş politikaları uygulamaya çalışmak siyasilerin arzu ettiği sonuçları doğurmayabilir.

Kurumsal farklılıkların başında mali ve ticari bakımdan Türkiye ekonomisinin dünya ekonomisi ile geçmişe göre çok daha fazla entegre olmuş olması gelmektedir. Herşey bir yana, sadece bu kurumsal yapı bile ülkemizdeki “politika yapıcılarının” dünyadaki gelişmelerden bağımsız politika yapabilmelerine mani olmaktadır. Merkez Bankamızın para politikasını oluşturması bakımından bu durum çok daha geçerlidir.

Dünya ekonomisinde bugün ortaya çıkan riskler FED’in bile kendi başına, arzu ettiği para politikası uygulamalarına gitmesine mani olmaktadır. Dünya ekonomisinin yavaşlamasından kaynaklanan riskler ile geçtiğimiz yıllarda uygulanan likidite bolluğu politikasının neden olduğu ülkelerin (veya o ülkelerdeki özel kurumların) aşırı borçluluğu FED’in kendi ekonomisinin önceliklerine yönelik izleyeceği politika seçeneklerine sınırlama getirmektedir.

Dünya ekonomisinde bu risklerle baş edilmeye çalışılırken, Merkez Bankamızın Türkiye ekonomisinde de var olan bu riskleri arttırıcı sonuçlar doğmasına neden olacak bir para politikası izlemeye başlaması uluslararası düzeyde ciddi bir koordinasyon sorunu ortaya çıkaracaktır. Bu durum Türkiye’nin dünyadan daha da ayrışmasına, kendi sorunlarıyla baş başa kalmasına yol açacaktır.

Dünyaya ve Türkiye’ye özgü risklerde azalma olmadan, bunlar yokmuşcasına düşük faiz politikasına yönelmek ülke ekonomisinde var olan problemlere yenilerinin eklenmesine yol açacaktır.

Böyle bir ortamda, yeni başkanın siyasilerin beklentilerine mi, yoksa ekonomideki mevcut riskleri berteraf etmeyi gerekli kılan iktisadi realitelerin diretmelerine mi boyun eğeceği merak konusudur.

Aslına daha başlarken kafalarda böyle bir sorunun oluşması bile, yeni başkan ve Merkez Bankası politikaları için ciddi bir kredibilite sorununun varlığına işaret etmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI TÜMÜNÜ GÖRÜNTÜLE

Yorum Yaz