Musul'un ardındaki enerji dengeleri

2.01.2017 16:43:400
Paylaş Tweet Paylaş
Musul'un ardındaki enerji dengeleri
Ne yazık ki kapı komşumuz Suriye’de olduğu gibi Irak’ta da büyük resmin dışında tutuluyoruz. Bölgenin en büyük askeri ve ekonomik gücü olmamıza rağmen verdiğimiz tepki akılcı, uzlaşmacı olmadığı ve eski husumetleri canlandırdığı için bizi oyunun daha da dışına itiyor. Arap, Kürt, Fars ve Türkmen yüzler ekranda gözükse de nihai analizde, bölgenin geleceğini belirlemede Washington ve Moskova yaşamsal rol oynuyor. IŞİD’in Musul ve Rakka’dan temizlenmesi, İsrail’in güvenliğinin sağlanması, bölgede İran, Irak, Türkiye, Suriye ve Mısır arasındaki yeni güç dengesinin oluşturulması, bunlarla yakından bağlantılı enerji kaynaklarının işletilmesi, yüksek değerli pazarlara taşınması temel amaçlar. Bunlara, Mezopotamya suyunun paylaşılması hesabı da ilave edilebilir.

BİRLEŞİK KÜRT DEVLETİ MÜMKÜN MÜ?
İran, Irak, Suriye ve Türkiye’de yaşayan ve KDP, PUK, PJAK, Goran, PKK, PYD gibi farklı vizyonlara sahip Kürtlerin bölgede birleşik bir devlet yaratma emelleri biliniyor. Irak’ın Kürdistan Bölgesel Hükümeti (KRG) bu oluşumun nüvesi. Sağlam gelir kaynaklarına kavuşmadan, Bağdat, Tahran ve Ankara’nın rızasını almadan, ABD’den yeşil ışık görmeden uzun vadeli hedefi olduğunu saklamadığı bağımsızlığı kazanması da mümkün görünmüyor. Ayakta kalabilmesi ve çarkın dönmesi için aylık asgari 1 milyar dolar gelire ihtiyacı var. Türkiye’ye, petrol üretici ve tacirlerine de yaklaşık 5 milyar dolar ödenmesi gereken borcu bulunuyor. Petrol üretimini SOMO’ya teslim etmediği, petrol sahalarını kendi rızaları alınmaksızın uluslararası şirketlere cazip koşullarda uzun süreli üretim anlaşmalarıyla verildiği, ihracat gelirlerinin paylaşılmadığı gibi gerekçelerle Bağdat, Erbil’in anayasal hakkı olan yüzde 17 bütçe payını uzun süredir ödemiyor.

BAĞDAT İLE ERBİL ARASINDAKİ DENGE
Hem üretimin halihazırdaki günlük 500 bin varilin üzerine çıkamaması hem fiyatların 50 dolar ve (iskontodan dolayı) altında seyretmesi hem yeni yatırımcı bulmakta güçlük çekmeleri hem de IŞİD’in yarattığı güvenlik riskleri nedeniyle Erbil, bölge içinde ciddi ekonomik sıkıntıyla karşı karşıya. Suriye’den kaçan mülteciler de ağır bir yük teşkil ediyor. KRG sınırları dışında kalan ihtilaflı alanlar ve Musul ile Kerkük’ün statüsü er ya da geç bir gündem maddesi olarak karşımıza çıkacak. Kerkük, IŞİD’in bölgeye sızma girişimlerine karşı Kürtler tarafından savunuldu ve zengin petrol yatakları halen büyük ölçüde KRG’nin elinde.

İRAN’IN KRG ÜZERİNDEKİ ETKİSİ ARTIYOR
Musul’a yönelik IŞİD’İ temizlemeyi amaçlayan harekatın başarısı için Washington KRG’nin ödemekte güçlük çektiği Peşmerge maaşlarını da karşılamaya başladı. Ayrıca Kerkük petrolünün KRG üzerinden Ceyhan’a akmasında Mart 2016’da yaşanan kesinti sorununu çözmek için Bağdat nezdinde baskıda bulundu. Bu sayede, eylül ayından bu yana Irak devlet petrol şirketi SOMO ile KRG arasında Haydar al-Abadi ve Necirvan Barzani’nin müdahalesiyle varılan anlaşma uyarınca günlük 150 bin varillik Kerkük petrolü yeniden kuzeye akmaya başladı. Gelir, yüzde 50-50 paylaşılacak. Bağdat’ta etkinliği artan İran, KRG’nin üzerinde de ağırlığını artırmaya çalışıyor. KRG petrol bakan yardımcısının ifadesiyle “Türkiye’ye münhasır bağımlılığı azaltmak” amacıyla günde 250 bin varil petrolün İran’a uzanacak bir boru hattı üzerinden taşınması yönündeki teknik görüşmeler olumlu sonuçlandı. Henüz resmi bir anlaşma imzalanmadı ama Kürtler bu şekilde petrollerinin Türkiye dışındaki güzergahlardan da taşınması yönündeki iradelerini ortaya koydu. Bizim açımızdan daha önemli bir diğer proje, hem Tahran hem Erbil’in, çok uzak bir ihtimal olsa da kendi petrol ve doğal gazlarını Irak ve Suriye’deki Kürt koridoru üzerinden Doğu Akdeniz limanlarına ulaştırması. Şu anda Türkiye’nin sert tepkisi ve “Fırat Kalkanı” müdahalesi nedeniyle rafa kaldırılmış bu iddialı hedefin fırsat yakalandığında yeniden masaya yatırılacağı da kuşku götürmez.

AKILLI BİR SATRANÇ OYUNU OYNAMALIYIZ

Unutmayalım, 1935-1948 arasında Musul ile İsrail’in Hayfa Limanı arasında faal olan, Kerkük petrollerini Ürdün üzerinden taşıyan 942 km’lik bir ham petrol boru hattı vardı. 1948’de Arap-İsrail savaşının çıkması ve Irak’ın İsrail’e petrol pompalamayı durdurması üzerine boru hattı kapatıldı. Hem bu gelişmeleri hem İran, ABD ve Rusya’nın bölgeye ilişkin Ankara çizgisine oldukça uzak düşen yaklaşımlarını dikkate alırsak önümüzdeki dönemde kuru gürültü ya da tehditlerle değil kimseyi dışlamayan çok dikkatli ve akıllıca bir satranç oyunu kurgulamamız, oynamamız gerekiyor. Aksi takdirde bırakın yeni küresel düzeni bölgenin en büyük gücü olarak hemen sınırlarımızın yanı başındaki bizim için yaşamsal önem taşıyan “büyük oyun”un dışında kalacağız.

YAZARIN DİĞER YAZILARI TÜMÜNÜ GÖRÜNTÜLE

Yorum Yaz